Zihnimde yankılanan tehlike çanlarını işitmemle eşyalarımı topladım ve seri adımlarla oradan uzaklaştım.
Eve dönüp uyumuşken gece yarısında kulağımı tırmalayan çığlıklarla yerimden sıçradım.
Binnaz uykusunda çığlıklar atıyordu.
“Baba! Baba!” Hemen onu uyandırdım. “Binnaz uyan, kabus görüyorsun.”
Binnaz gözlerini aralayınca kahkaha atmaya başladı. Karşısında afallamıştım. Ağlarken kahkahalar atıyordu. Zar zor konuşabildi. “Yemek yapalım, gel.”
Garip hareketleri beni korkutuyordu. “İçtin mi sen?”
Gülerek kafasını salladı ama hiç alkol kokmuyordu. Şokun etkisinde olduğunu tahmin ediyordum. Onun yaşadığı şeyleri ben yaşasam belki de delirirdim. Üzerini örttüm. “Hadi uyu sen, yarın yaparız.”
“Güneş beni seviyor musun?” dediğinde gülümsedim ve kafamı salladım. “Seviyorum.”
Kahkahalar atarken bıkkınlıkla odama gittim.
☀️
Sabah çalan alarmın sesiyle uyandığımda sevinçle yataktan çıktım ve hazırlanmaya başladım. Rüzgar'a sürpriz yapacaktım. Yıkanan çamaşırlarımı yatağımın üzerine serdim. Ben dönene kadar kururlardı.
Kızlar gruptan beni aramışlardı. Onlara olanları anlattığımda inanmamışlardı. Benden haz etmiyorlardı. Sürpriz planımı da heyecanla onlara anlatmıştım ve kimseye söylememeleri için tembihlemiştim ama pişman da olmuştum.
Evden çıktığımda duyduğum kuş sesleri ile gülümsedim, harika bir gün olacaktı. Çarşıya indim ve mağazalardan birine girip iki tişört, bileklik ve parfüm aldım. Artık yola çıkabilirdim. Çok heyecanlıydım.
Uçaktan inince başkasının telefonundan onu aradım.
“Yanına geldim de havalimanındayım şu anda. Beni alabilir misin?” dedim tereddütle. Tepkisini hiç kestiremiyordum.
“Neden geldin?” dedi şaşkınlıkla. “Seni özledim.”
“Geliyorum,” dedi ve kapattı. Şu yaptığımı kim yapardı ki? Her zaman bu ilişki için fazlasıyla fedakarlık yapmıştım. Yapmaya da devam ediyordum. Rüzgar'ı saatlerce beklemiştim. O bana hiç hediye almamışken ben sürpriz yapmıştım. Hediyeleri görünce yüzü gülmüştü. "Özür dilerim ama mağdurum aşkım."
“Hayır, değilsin. Bunlar senin suçun. Arkadaşlarınla mekana gidiyorsun. Evine başka bir adam geliyor ve yetmiyormuş gibi sana dokunmasına engel olmuyorsun. Evde olsaydın o adamın girmesine izin vermezdin.”
“Adamlar kapıya dadanırken evde mi olsaydım?” dediğimde gözlerini devirdi. “Bundan sonra dikkat et. Neyse bugün otelde kalalım.”
Kafamı olumsuz anlamda salladım. “Aşkım otele gitmek istemiyorum beni şey sanabilirler."
“İnsanların düşüncelerini neden umursayalım?” dediğinde kaşlarımı çattım. “İnsanların düşünceleri için kıyafetlerimi kısıtlıyorsun ama.”
“Aynı şey mi? Sen düşünmelerini dert ediyorsun ben görmelerini.” Dişlerimi sıktım. “Kapalı giyinsem de hayal edip düşünüyorlar bu kıyafetle alakalı mı bir şey?”
“Tamam sen en iyisi geri dön madem beni istemiyorsun.” Tam gidecekken kolunu tuttum. Tekrardan mahvolmamızı istemiyordum. İstemeyerek de olsa kabul ettim.
Geldiğimizde çok utanmıştım. Ayrı oda tutmak istiyordum ama kabul etmiyordu. O, işlemleri hallederken eşyalarımı yerleştirdim. Mahcup bir şekilde yüzüme baktı. “Aşkım oda biraz pahalıya mal oldu da ailemden istemeye utanıyorum, bana biraz borç verebilir misin?”
Ona para uzattığımda gülümseyerek aldı ve saçımı öptü. “Lunaparka gidelim.”
Makyaja başladığımda bıkkınlıkla baktı. “Off, beklemekten nefret ediyorum biliyorsun,” dediğinde modum düşmüştü.
Çıktığımızda annem arayınca iyi olduğumu söyleyip kapattım.
“Kimdi o?” Ona döndüm. “Önemli değil.”
Birden elimdeki telefonu çektiğinde sinirden yanaklarımın kızardığını hissettim. Aramaya bakıp telefonu geri uzattı.“Ne yapıyorsun?”
“Kimin aradığını niye söylemiyorsun?” dediğinde dişlerimi sıktım. “Boğuyorsun beni. Bak bunu son yapışındı.”
“Neyi?” dediğinde salağa yatmasının verdiği sinirle elimi elinden çektim. “Elimden telefonumu çekip alamazsın!"
Bana üzüntüyle baktı. “Seni ne kadar çok sevdiğimi bildiğin için bana bu kadar kötü davranıyorsun. Güzel kızım sev beni artık lütfen. Köpeğin gibi davranmayı bırak artık biraz sev.”
Gözlerim dolmuştu. “Özür dilerim ama o kadar sinirlendirdin ki çileden çıktım bir an.”
“Hala kendini savunuyorsun.” Kafamı olumsuz anlamda salladım.
“Açıklıyorum-” Sözümü kesti. “Savunuyorsun.”
Sustuğumda yanağımı öptü ve gözlerimin içine baktı. Alt dudağı titriyordu. “Yapacak bir şey yok ben her zaman affederim seni.”
Kendimi yorgun ve hasta gibi hissediyordum. Vücuduma yoğun bir zehir yayılıyordu ama ben farkında değildim çünkü zehri sevgi sanıyordum.
Lunaparka geldiğimizde benden biletlerimizi almamı isteyince kafamı onaylar anlamda sallayıp gidip biletlerimizi aldım. Aletlere bindikten sonra moralim düzelmişti. Yürürken benden tekrardan para alıp poligona geçti. Ayıcıkları çok beğenmiştim.
Atış yapmaya başladığında onu izledim ama hiçbiri isabet etmemişti. O ara yanımızdan geçen çiftlere baktığımda ellerinde ayıcıkla kıkırdayan kızları görmüştüm.
“Hadi aşkım gidelim,” dedi. Bir şey demeden kafamı sallayıp yürümeye başladım. İçimde burukluk vardı. Keşke ben deneseydim, aklım o sarı ayıcıkta kalmazdı, en sevdiğim renkti.
Döndüğümüzde yorgunlukla ona baktım. “Küveti doldurur musun?” dediğimde banyoya gitti. Hızlıca mayomu giydiğimde bana seslendi. “Aşkım bu dolmuyor.”
Yanına gittiğimde küvetin haline şaşkınlıkla baktım. Kapatmayı bilmediği için peçeteyle tıkamaya çalışmıştı. Kapağı elime aldım. “Peçeteleri ayıkla.”
Ayıklamaya başladığında becerememişti. Kalanları ayıklayıp kapağı taktım ve su doldurmaya başladım. O telefonuna bakarken içkileri hazırladım. Getirdiğim led ışığı da etrafa doladım. Çok güzeldi, bunu keşke o yapsaydı.
Küvetin içine girdim ve kokteylimi yudumlamaya başladım. Rüzgar da yanıma geldi. Üstünü çıkardı ve şortuyla küvete girdi. Müzik dinlerken içiyorduk. Çok geçmeden R sarhoş olmuştu. “Dayı sen kimsin?”
Saçmalıyordu ve gülüyordu. Bu canımı sıkmıştı. Sonuçta romantik bir ortam hazırlamıştım.
“Lan dayı ne bakıyorsun?” Gözlerimi devirdim. “Yapma, Rüzgar.”
“Dayı adımı nereden biliyorsun? Sen-” Birden öğürerek ayağa kalktı ve klozete koştu. Yüzümü buruşturdum ve ona bakmamaya çalıştım. Kusması bitince ona seslendim. “İyi misin?”
“İyiyim,” dedi ve elini yüzünü yıkayıp ağzını çalkaladı. Kendine gelince yanıma oturdu ve beni kendisine çekti. Boynuma minik öpücükler kondurduğunda ondan uzaklaştım. “Yapma.”
Umursamadan daha büyük öpücükler kondurdu boynuma. Geri çekilip konuyu değiştirdim.
“Aşkım harika bir haberim var. Ben bir sanat sayfası açmıştım.Tuttu ve seksen dört bin takipçisi var ve sohbet grubu açtım, herkes katılmak istedi. İşbirliği teklifleri bile geldi,” dediğimde sevinmemişti.
“Erkek var mı?” dediğinde kafamı salladım. “İşbirliği yapanların ve gruptakilerin yarısı erkek.” Birden bağırmaya başladı.
“Ben neden yetemiyorum sana? Neden hep farklı şeyler peşindesin?” Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne bu erkekleri toplama çabası. Apaçık söyle beni istemiyorsan.”
“Bu büyük bir başarı farkında mısın? Seninle ne alakası var?” dediğimde daha çok sinirlendi. “Bu mu başarı, Abazaları toplamak mı?”
“Gidiyorum ben,” diye tıslayıp ceketini ve pantolonunu aldığında hızla kapıya koşup anahtarı aldım ve ellerimi arkamda birleştirerek sakladım. Kalp atışlarım korkuyla hızlanmıştı. En korktuğum şey onu kaybetmekti.
“Ver şu anahtarı!” Üzerime doğru yürüdü ve elini uzattı. Olumsuz anlamda kafamı salladım. “Gitme, lütfen.”
“Ver şunu dedim!” Geri geri adımlar atarak ondan uzaklaşmaya çalıştım ama kısa sürede sırtım duvarı bulmuştu. Bana yaklaştı ve kollarımı tuttu.
Direnmeye devam ederken kollarımı sıkmasıyla, hissettiğim yoğun acı anahtarı bırakmama ve gözlerimden yaşların akmasına neden oldu. Kızaran kollarıma bakarken ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Rüzgar, yüzüme bile bakmadan kilitli kapıyı açıp odadan çıkarken ben yere oturup acıyan kolumu tutarak hıçkırarak ağlamaya başladım.