Kurtardığım Mafya ile Evlendim TANITIM
"Ateşle oynuyorsun, Helin."
"Biliyorum. Ve yanmaya dünden hazırım."
Bir tarafta yemini hayat kurtarmak olan, kurallara bağlı bir doktor: Helin.
Diğer tarafta karanlığın tam kalbinden gelen, kuralları kendisi koyan bir adam: Alex.
Ölümün kıyısından çekip aldığı bu tehlikeli adam, Helin’in düzenli hayatını altüst etmekle kalmamış, onu kendi girdabına çekmişti. Şimdi ise o tehlikeli mafya lideriyle evliydi. Aralarındaki bağ sadece tehlikeyle değil, karşı koyamadıkları saf bir tutkuyla örülüydü.
Kurallar çiğnenmek, sınırlar ise aşılmak içindir. Helin, Alex’i çıldırtacak oyunun perdesini araladığında, ikisi için de geri dönüşü olmayan bir gece başlayacaktı. Güvende kalmak mı, yoksa ateşin tam kalbine atlamak mı? Helin çoktan seçimini yapmıştı.
Gece kulübünün bas bariton ritimleri duvarları sarsıyor, kırmızı ve neon mavi ışıklar kalabalığın üzerine bir sis gibi çöküyordu. Mekanın en loş, en göz önünde ama bir o kadar da dokunulmaz köşesinde onlar vardı.
Helin, müziğin her bir ritmini damarlarında hissederek kalçasını Alex’e doğru yavaşça kıvırdı. Üzerindeki kırmızı mini etek, attığı her adımda yukarı doğru sıyrılıyor, kalçalarının sınırını neredeyse tamamen açıkta bırakıyordu. Büstiyer tarzındaki kırmızı üstü, köprücük kemiklerini ve göğüs dekoltesini gözler önüne seriyor; tepeden özensizce, dağınık bir şekilde toplanmış at kuyruğu saçları, boynunun beyazlığını Alex’in tam hizasına sunuyordu.
Elinin arasındaki kadehten büyük bir yudum aldı. Gözleri, karşısındaki adamın lacivert takım elbisesinin asaletinde ve o takımın altına gizlenmiş tehlikede gezindi.
Alex, hafifçe gözlerinin üzerine düşen düz saçlarının altından, o buz mavisi gözlerini karısına dikmişti. Bakışlarında aç bir kurdun gölgesi vardı. Elini Helin’in kadehine doğru uzattı, dudakları susuzlukla kurumuş gibiydi. "Bana da ver," diye fısıldadı sesi, bas seslerin arasından sıyrılarak Helin'in kulağına ulaştı.
Helin kadehi hemen geriye çekti. Dudaklarında muzip ama otoriter bir tebessüm belirdi. "Hayır," dedi, parmağını Alex’in göğsüne, tam kalbinin üzerine bastırarak. "Unuttun mu koca adam? Ben bir doktorum. Ve o yaran henüz tamamen iyileşmedi. Alkol kesinlikle yasak."
Alex derin bir iç çekti, göğsü Helin’in parmağına doğru kabardı. "Beni asıl bu yasaklar öldürecek," diye mırıldandı. Ama itiraz etmedi. Müziğin ritmi hızlanırken, Alex elini Helin’in ince beline yerleştirdi ve onu kendine doğru sertçe çekti. Aralarındaki mesafe sıfıra indiğinde, Helin onun kaslı göğsünün sıcaklığını hissetti. Birlikte, adeta tek bir vücutmuş gibi ateşli bir şekilde dans etmeye başladılar. Helin’in her kıvrılışı, Alex’in kasıklarındaki o tanıdık sızıyı biraz daha körüklüyordu.
Helin, Alex’in kulağına doğru eğildi. Sıcak nefesi adamın boynunu yalayıp geçti. "Benim sana bir sürprizim var," dedi fısıltıyla.
Alex’in mavi gözleri kısıldı, bakışları Helin’in kiraz kırmızısı dudaklarına kaydı. "Nedir ki?" dedi, sesi her zamankinden daha boğuk ve hırıltılı çıkmıştı. "Beni çıldırtıyorsun Helin. Zaten sınırımdasın."
"Benimle gel," dedi Helin. Arkasını döndü ve kalabalığın arasından sıyrılarak çıkışa doğru yürümeye başladı.
Helin önden yürürken, o kırmızı mini eteğin altından her adımda sergilenen kalça kıvrımları, adeta bir hipnoz etkisi yaratıyordu. O kadar seksi, o kadar kendinden emin yürüyordu ki, Alex arkasından gelirken yumruklarını sıkmak zorunda kaldı. Onu o an, orada, herkesin gözü önünde duvarın birine yaslayıp aklını başından alma dürtüsüyle savaşıyordu. Çıldırmak üzereydi ve bu tam olarak Helin'in planıydı.
Gece kulübünün o basık havasından çıkıp otoparkın serin esintisine ulaştıklarında, sisli hava tenlerini yaladı. Helin, Alex’in o lüks, simsiyah arabasının önüne geldiğinde durdu. Arkasını dönüp sırtını arabanın kaputuna yasladı.
Alex tam ona doğru bir adım atacaktı ki, Helin elini eteğinin altına doğru uzattı. Alex’in gözleri o noktaya kilitlendi, nefesi boğazında tıkandı. Helin elini geri çektiğinde, işaret parmağında sallanan incecik, kırmızı, ip gibi bir iç çamaşırı vardı.
Helin, parmağını yavaşça döndürerek o kırmızı danteli Alex’in gözlerinin önünde salladı. Dudaklarında altüst edici bir gülümseme vardı. Altında hiçbir şey yoktu. Az önce tüm o kalabalığın içinde, onun kollarında bu şekilde dans etmişti.
Alex’in göz bebekleri büyüdü, çene kasları kasıldı. "Ateşle oynuyorsun Helin," dedi, sesi bir tehdit kadar tehlikeli ama bir o kadar da arzulu yayıldı aralarındaki boşluğa.
"Biliyorum," dedi Helin, meydan okuyan bir tavırla.
Alex daha fazla dayanamadı. Büyük bir adımla aralarındaki mesafeyi kapattı, Helin’in üzerine yürüyerek onu arabaya sabitledi. Eliyle hemen arabanın kapı açma düğmesine bastı ve kapıyı sonuna kadar açtı. Helin, arkaya doğru esneyerek arabanın geniş arka koltuğuna doğru süzüldü. Sırtüstü koltuğa uzanırken, kırmızı eteği tamamen yukarı sıyrılmıştı.
Alex de hemen arkasından içeri girdi ve arabanın kapısını arkalarından büyük bir gürültüyle kapattı. İçerisi bir anda dış dünyadan soyutlanmış, sadece ikisinin nefes sesleriyle dolmuş bir mabede dönüştü.
Helin koltukta hafifçe doğruldu, sırtını diğer kapıya yaslayarak bacaklarını Alex’e doğru uzattı. Gözlerini adamın mavi gözlerinden ayırmadan, ellerini kendi pürüzsüz bacaklarına yerleştirdi. Yavaşça, tenini ovalayarak yukarı doğru tırmandı elleri. Bu hareket, arabanın içindeki dikiz aynasından sızan zayıf ışıkta o kadar kışkırtıcı duruyordu ki, Alex sadece izlemekle yetindi.
Helin, dizlerini iki yana doğru yavaşça açtı. Hiçbir engel kalmamıştı. Mahremiyeti, tüm çıplaklığı ve davetkarlığıyla Alex’in gözlerinin önündeydi. Tam anlamıyla göz göze gelmişlerdi.
Alex’in boğazından erkeksi, hırıltılı bir inilti koptu. "Helin... çok büyük bir oyun oynuyorsun," dedi, ellerini onun dizlerine yerleştirip tenini sıkarak. "Ama bu oyundan geri dönemezsin. Seni uyardım."
Helin başını hafifçe geriye attı, dağınık at kuyruğundan birkaç tutam yüzüne düştü. "Dönmek isteyen kim?" diye fısıldadı, sesi tutkunun en yalın haliydi. "Sadece... durmanı istemiyorum, Alex."
Bu cümle, Alex’in içindeki son kontrol kırıntısını da yok etti. Alex, üzerindeki lacivert ceketi tek bir hamlede çıkarıp ön koltuğa fırlattı. Gömleğinin üst düğmelerini koparırcasına açarken, Helin’in üzerine doğru eğildi ve onun kırmızı dudaklarına adeta açlıkla yapıştı. Bu sakin bir öpücük değildi; yılların açlığı, tehlikenin getirdiği o yoğun adrenalin ve birbirlerine duydukları saf aidiyetin patlamasıydı.
Helin, ellerini Alex’in ensesine kenetledi, parmaklarını onun düz, yumuşak saçlarının arasına geçirdi. Dudakları birbirine çarparken, iniltileri arabanın tavanında yankılanıyordu. Alex, öpüşmeye devam ederken ellerini Helin’in beline indirdi, onu kalçalarından kavrayıp kucağına, tam kendi üzerine çekti.
"Altımda olmanı istiyorum," diye mırıldandı Alex, dudaklarını Helin’in boynuna indirirken. O iyileşmekte olan yarasının sızısını bile hissetmiyordu artık; tek hissettiği, karısının teninin sıcaklığıydı. Boynundaki o hassas noktayı dişleriyle hafifçe ısırdığında, Helin acı ve hazzın karışımıyla inledi, tırnaklarını Alex’in omuzlarına geçirdi.
Alex, Helin'in kırmızı büstiyerini tek bir hareketle yukarı doğru sıyırdı. Helin’in göğüsleri arabanın loş ışığında parıldarken, Alex eğilip o pembelikleri ağzının içine aldı. Diliyle yaptığı her dokunuş, Helin’in kalçasını havaya kaldıracak bir elektrik dalgası yaratıyordu. Helin, arabanın tavanına doğru bakarken nefes almayı unutmuş gibiydi. "Alex... lütfen..." diye fısıldadı. neyi istediğini kendi de bilmiyordu ama her şeyi istiyordu.
Alex, pantolonunun kemerini hızla çözdü. Kendini tamamen serbest bıraktığında, ikisinin arasındaki o son ten duvarı da yıkılmıştı. Helin’in bacaklarını kendi beline doladı, onu tamamen kendine sabitledi. Tam o birleşme anından önce, Alex durdu. Alınlarını birbirine yasladı. İkisinin de nefesi kesik kesikti.
"Benimsin," dedi Alex, sesi bir yemin gibiydi. "Bu geceden sonra, bu ten sadece bana yanacak."
"Zaten seninim," dedi Helin ve kendini ona doğru itti.
Alex, sert ve Derin bir hamleyle ikisini birleştirdiğinde, Helin’in ağzından dökülen yüksek sesli inilti arabanın camlarında buğu bıraktı. İç içe geçmişlerdi. Alex, yavaş ama her seferinde daha derine giden ritimlerle hareket etmeye başladı. Helin, adamın altındaki hareketleriyle ona uyum sağlıyor, her darbede Alex’in adını sayıklıyordu.
Arabanın süspansiyonları her hareketlerinde hafifçe sallanıyor, içerideki sıcaklık gitgide artıyordu. Alex, Helin’in kalçalarını daha sıkı kavrayarak ritmini hızlandırdı. Tempo arttıkça, aralarındaki o vahşi arzu zirveye doğru tırmanıyordu. Helin, gözlerini sıkıca kapatmış, kendini tamamen kocasının yönlendirmesine bırakmıştı. Alex’in göğsündeki ter damlaları Helin’in tenine akıyor, ikisinin kokusu birbirine karışıyordu.
"Alex... daha hızlı..." diye inledi Helin, tırnaklarını onun sırtına, etine gömerek.
Alex, karısının bu teslimiyetiyle daha da hırslanarak son darbelerini vurmaya başladı. Her bir birleşme, aralarındaki o tehlikeli evliliğin en büyük mührüydü. Helin, vücudunun kasıldığını, içindeki o sıcak dalganın patlamak üzere olduğunu hissetti. Birkaç hızlı hamlenin ardından, Helin büyük bir çığlıkla zirveye ulaştı, tüm vücudu titreyerek Alex’in etrafında kasıldı.
Bu kasılma, Alex’i de sınırın ötesine itti. Alex, derin bir iniltiyle kendini Helin’in içine tamamen bıraktı, sıcaklığı onun derinliklerine akarken başını Helin’in boynuna gömdü.
Arabanın içinde sadece ikisinin yorgun, kesik kesik nefesleri ve birbirine vuran kalplerinin sesi kalmıştı. Dışarıdaki dünya akıp gidiyordu ama o lüks arabanın arka koltuğunda, zaman tamamen durmuştu. Helin, başını Alex’in göğsüne yaslarken, kurtardığı o tehlikeli adamın artık tamamen kendisine ait olduğunu biliyordu.