Yorgun gözlerimi yumarak başımı göğe kaldırdım. Bugün Çukurova'da yağmur yağıyordu. Bu kavrulmuş havadan dökülen damlaların sebebi rahmetli Huriye teyzeydi... Ne büyük acıydı ki, dün yüzünü gördüğüm kadının bugün selasına kulak vermiştim. Şimdiyse başımdaki kara eşarbın göğsüme düşen ucunu kavrayıp, defnedilen cenazeyi uzaktan seyrediyordum. Elimi yüreğime basarak içlendim. Kalabalık bir cenaze değildi bu. Bana... Henüz çok ufakken şahitlik ettiğim annemin cenazesini anımsatmıştı. Elindeki kürekle toprak atan Sinan, başka kimseye ihtiyacı yokmuş gibi yağmurun altında, belki gökyüzünün indirdiği damlalarla kendi gözyaşlarını gizliyordu. Belki de o denli ketumdu ki ağlamıyordu bile. "Güllü, gidelim mi artık? Yağmur da sicimlen iniyor!" Ökkeş abimin sesiyle ona döndüm. Boğazımdaki ateş

