Mafya Kocam / Buse_lik

4977 Words
Yazar Adı: Buse_lik Kitap Adı: Mafya Kocam Türü: Genç Kurgu TANITIM Evli miydim? Bundan benim niye haberim yoktu. En önemlisi kocam kimdi? Boşanmak için çıktığım yolculuk benim içinde sürprizlerle doluydu. Hiç hoş sürprizler olmasa da. Buz gibi bir adamla evliydim. Ve o da evlendiği kişinin ben olduğumu bilmiyordu. Üstelik hiç anlamadığım bir kelime ile bahsediyorlardı ondan. 'MAFYA' BÖLÜM Emniyet Müdürlüğünden çıkınca yine taksi aramaya başladım. Şehir o kadar kalabalıktı ki boş taksi bulmak için şansa ihtiyaç vardı. Şans ise son zamanlarda bende olmayan bir şeydi. Olsaydı başıma bunlar gelir miydi? Sonunda bir taksi durdu. Şoför daha binmeden nereye gideceğimi sordu. ' En yakın avukata' dediğimde cevap bile vermeden hareket etti. Ne olduğunu anlamadan beklemeye devam ettim. Bir taksi daha durdu. Bu kez adamın sorusuna cevap vermeden önce taksiye bindim. ' Nereye ' dedi sert bir sesle. Yaptığım hareketten hoşlanmadığı belliydi. "En yakın Avukatlık Bürosuna. ' ' İn ablacığım. ' " Ne oldu? ' " Kısa mesafe gitmiyorum. ' 'En yakın demem mi sorun yani? O zaman en uzağına götür. Yeter ki götür. Hatta sen en yakına götür ben sana en uzak parası vereyim. ' Adam kendi kendine söylendi. Ama hareket etti. Yolda konuşmaya çalışıp durdu. Tabi ki ilk soru ' Gurbetçisin galiba? ' olmuştu. Tamam biraz aksanım vardı. Kabul ediyorum baya vardı. Ama bu sorudan hoşlanmıyordum. Zaten sorudan çok bir tespitti ama nedense her zaman cevap bekleniyordu. Adama ilk anlarda kaba davrandığım için sorularına bir süre cevap verdim ama sorular bitmek bilmeyince ve İspanya' ya gitme şartlarına gelince sustum. Bana bunu soran herkes İspanya' ya göç etseydi İstanbul nüfusu azalırdı. İnceden yağmaya başlayan yağmuru izlemeye daldım. Deniz gökyüzünün gri rengine boyanmış alabildiğine güzeldi. En sevdiğim mevsimdi sonbahar. Ne demişti şair; ' İstanbul' u dinliyorum gözlerim kapalı. ' Oysa İstanbul dinlenmez, izlenirdi bence. Bende İstanbul' u izliyordum kulaklarım kapalı. Sonuçta bu kalabalığın ve trafiğin gürültüsü İstanbul' un sevmediğim belki de tek yanıydı. Sonunda şoför durdu. Ve burada avukatlar olduğunu söyledi. Para üstü almadan indim. Hala kaba davranmış olmaktan rahatsızdım. Böyle biri değildim. Ama iyi bir gün geçirmiyordum. Sora sora bir boşanma avukatı buldum. Halimi en iyi bir kadın anlardı. Önceden randevu almadığım için beklemek zorunda kaldım. Sonunda beni görüşmeye aldılar. Kocam aranan bir adam olduğu için ondan boşanma şansım vardı. Ama bu zaman alırdı ve tabi ki evli olduğumu da kabul etmem demek oluyordu. Yani bir suçlu ile evlenip boşanmış bir kadın olacaktım. Oysa ben Barlas’ ın önüne nikahın düştüğünün evraklarını koymak istiyordum. Ve tabi ki bundan daha önemlisi böyle bir adamın ne karısı ne de eski karısı olmak istemiyordum. Polise bile yerini bilmediğimi anlatmakta bu kadar zorluk çekmişken bir de adamın düşmanlarına mı açıklama yapacaktım? Bu benim için sonraki seçenekti. En azından önce bulmayı deneyecektim. Avukat önce kendisi de araştırma yapmak için kocamın adını sordu. Alaz Zorlu ismini duyunca oturuşu ve bakışları değişti. Masadaki kalemi aldı. Önce söylediklerimi not alacağını düşündüm ancak sadece kalemle oynuyordu. Stres altında olduğu her halinden belli olmaya başlamıştı. Sonunda ' Ben size beklemenizi öneririm Beril Hanım. Alaz Bey yakalandığı zaman davayı daha hızlı sonuçlandırabilirsiniz. Şu anda suçu sabit olmadığı için süreç uzun olacaktır. ' dedi. Konuşma bir süre benim sorularım onun geçiştiren cevapları ile geçti. En sonunda ise ' Aslında İspanya' ya dönüp oradan bir avukat ile de çalışabilirsiniz. ' diyerek beni resmen gönderdi. Başka avukatlarla da görüşebilirdim ancak yorulmuştum. Elimde valizle yeterince kapı kapı gezmiştim zaten. Bu kez neyse ki taksi bulmak zor olmamıştı. Babamın evine gittim. Babamı ne kadar karıştırmak istemesem de şu an yapacak başka bir şey yoktu. Eşi Şermin güler yüzle karşıladı beni. Zaten hiçbir zaman sorunumuz olmamıştı. Tabi giyim tarzımı daha doğrusu genel olarak tarzımı eleştirmesi dışında. Seçimlerimin kötü olduğunu söylerdi. Buna Barlas dahildi. Aslında tarzımın ona benzememesi bence iyi bir şeydi ama hiçbir zaman bunu yüzüne söylemedim. Sanki bir davete gidecekmiş gibi uzun yırtmaçlı bir elbise giymişti. Şermin' i en çok gördüğüm kıyafet tarzı buydu sanırım. Her zamanki gibi abartısız ama şık takıları ve kuaförün ziyaret ettiği belli olan saçları ile güzelliğini ve zarafetini belli ediyordu. Yine de kesin olan bir şey varsa benim tarzım değildi. Şermin ne kadar Barlas' tan hoşlanmıyorsa Barlas’ ta ondan aynı derecede hoşlanmazdı. Zengin koca avcısı olduğu yönünde imalarda bulunurdu. Bu konuda bir kaç kez tartışmıştık. Barlas nadiren de olsa ters olabilen biriydi. Üzerine gidince Adanalıyım ben derdi. Sanki bu bir açıklama gibi. Ama alışmıştım bu hallerine. Tabi o da bana alışmıştı. Bir şekilde dengeyi buluyorduk. Sanırım yine o deli damarı tuttuğu için hala aramamıştı. Her şey bittiğinde o da çok utanacaktı bu tavrından. Şermin' le sarılıp öpüştükten sonra bana hazırlanan odaya gittim. Eşofmanlarımı giydim. Odam yine son derece şık bir şekilde dekore edilmişti. Burada geçirdiğim zaman yılda bir kaç günden ibaret olsa da, Şermin hiç bıkmadan ve usanmadan her sene odamın dekorasyonunu yenilerdi. Seçmem için bana fotoğraflar gönderir ama genelde seçtiklerimi beğenmez kendi beğendiklerini alırdı. Odanın en sevdiğim yanı; her yıl çektiğim fotoğraflardan ve ona gönderdiklerim arasından seçip odaya uygun bulduğu çevrelerle duvarlarının süslemesiydi. Odada siyah beyaz arasında göze çarpan kırmızı bir kaç dekorasyon eşyasının yanı sıra gümüş işlemeli perdeler, siyah üzerine gümüş işlemeli halı ile beyaz mobilyalar göze çarpıyordu. Asil göründüğü kesindi ama kendi evim son derece sıradan ve dağınık biri olarak benim tarzım değildi. Ben genelde renk uyumu aramaz hoşuma giden her şeyi alırdım. Salona inip oturduğumda Şermin yine burun kıvırdı. Ona göre genç bir kadın asla eşofmanlar ile gezmemeli sadece spora gitmeliydi. Ne söyleyeceğini bildiğim için babamı sorarak konuyu değiştirdim. Tabi ki işteydi. Her zaman işkolik olmuştu zaten. Annemle boşanmalarının asıl nedeni buydu. Annem ilgisizliğine dayanamamıştı. Sonunda da zaten bütün işi onunla ilgilenmek olan birini almıştı hayatına. Babam her zaman ticari zekası olan bir adamdı. Bu konuda babama benzemiştim sanırım. Bende kendimi bir işe kaptırdım mı dünyayı unuturdum. Kendi yaptığım takıları sattığım bir internet sitem vardı. Ama sanatçı ruhumu annemden almıştım. Gerçi Şermin' den de esinlendiğim oluyordu. Mücevher söz konusu olduğunda ikisi kesinlikle birbiriyle yarışırdı. Benim tek mücevherim ise boynumdaki babamın yıllar önce hediye ettiği kolyeydi. Onu da genelde buraya gelirken takıyordum. ..... Şermin geldiğime ne kadar sevindiğini anlattı bir süre. Sonra sevdiğim Türk yemeklerini hazırlamaları için talimatlar yağdırmaya başladı. Sonunda babam gelmişti. Yemeklerimizi yedik. Servis yapan çalışanlar resmen yorulmuştu. Sevdiğim bütün Türk yemeklerinin yanı Şermin denememi istediği bir sürü yeni yemek yaptırmıştı. Babamın şarap koleksiyonundan en iyilerden birini açtırdığını babamın şişeye içli içli bakmasından anlamıştım. Babam ' Kız sanki bir gün kalacak gibi her şeyi tattırmaya çalışma, bu kez onu kolay kolay geri göndermeye niyetim yok. ' demişti. Ve babamın beni özlemiş olması içimi sıcacık yapmıştı. Şermin gülümsemiş ve ' Tabi ki kolay göndermeyeceğiz. Beril' le gideceğimiz bir sürü yer var. Ve onun için kıyafet siparişleri verdim. Hatta sabah birlikte spora gideceğiz. Her zaman gittiğim spor salonuna haber verdim bile. Bu nedenle istediği kadar yiyebilir. Karışma işime. ' diye cevap vermişti. Şermin' in bana bu kadar iyi davranması dönem dönem sahte gelse de bunu kendime ispat edecek hiçbir kanıtım yoktu. Sanırım bazen babamı kıskanıyordum. Ama Şermin' in güler yüzüyle geçip gidiyordu bu duygu. Annemin erkek arkadaşına karşı hiçbir zaman şüpheci yaklaşmayıp Şermin' den şüphe etmeye çalışmamın nedeni babamı özlemek ve özlediğim için biraz kıskanmak olabilirdi. Bu kısa ziyaretimde Şermin' e daha iyi davranmaya karar verdim ve onunla spora gitmekten memnuniyet duyacağımı söyledim. Yemek bittiğinde kadehlerimizi alıp oturduk. Babama konuşmak istediğim önemli bir şey olduğunu söyledim. Babam tam karşıma oturmuştu. Şermin babamın yanına oturdu. 'O Barlas mıdır nedir onunla evleneceğim diyeceksen hiç söyleme Beril. Hatta vazgeç. Ablan olarak ben onay vermiyorum. ' Gülümsedim. ' Biliyorum. Aslında onun içinde gelmiş olabilirdim ama daha önemli bir sorun var. ' Babamın yüz hatları gerilmişti. ' Bir sorun mu var Beril. Annen İsabella o iyi mi? ' Onca yıldır ayrı olmalarına rağmen annemle arkadaş kalmayı başarmışlardı ve onun için endişelendiğini görmek hoşuma gitmişti. 'Merak etme. Annem gayet iyi. Sorun benimle ilgili. Aslında nasıl benimle ilgili oldu bende anlamadım ama. Şimdi sana bir şey söyleyeceğim. Sakın şok olma. ' Babam daha dik oturdu ve ellerini birbirine birleştirdi. " Daha çok meraklandırdın beni. ' " Baba öncelikle sakin olmaya çalış. Her şeyi anlatacağım. Ben evliyim. Yani evliymişim. Benimde yeni haberim oldu. ' Şermin' in ağzı resmen açık kalmıştı. ' Ne! ' ... Babam çok gerilmişti. Parmakları ile oynuyordu. Hiçbir şey söylemedi. Ağzını bile açamıyordu. Konuşmaya devam ettim. ' Barlas. Bana sürpriz bir nikah planlamış. ' Babamdan hala ses çıkmıyordu. Konuşan Şermin oldu. 'Ayy sakın öylece evlendim deme o züğürt ağa ile düşüp bayılırım şimdi. ' Başını ellerinin arasına aldı. Rengi atmıştı. Barlas' la uğraşırdı laf söylerdi ama bu kadar evlenmemi istemediğinden haberim yoktu. ' Züğürt ağa ne? Bayılma Şermin Abla. Barlas’ la falan evlenmedim. Gerçi sürprizi gerçekleştirebilse ne cevap verirdim bilmiyorum ama. Olmadı işte. Olamadı yani. Ben Türkiye de evlenmiş görünüyorum. ' Yerinden kalkıp yanıma geldi. Ellerimi tuttu. ' Türkiye de mi? Sen burada bile yaşamıyorsun ki. Nasıl yani. Kiminle evlendin sen? Hiçbir şey anlamadım. ' ' İşte bende onu anlamak için atladım uçağa geldim. Konsolosluğa ve Emniyet Müdürlüğü' ne gittim ama… ' Babam sanırım yeni kendine geliyordu. İlk kez konuştu. ' Ne dediler? Niye önce bana gelmedin? Benim neden yeni haberim oluyor? ' ' Kocamın adı Alaz Zorlu. Kocam demekte tuhaf ama elin tanımadığım adamına. Sinirden öyle söylüyorum. Yeraltı dünyasının önde gelen isimlerinden mi ne öyle bir şey dediler. Tehlikeli bir adammış. Poliste onu arıyor. Türkiye' ye geldiğimde iki yıl önce evlenmişim sözde. Kısacası adamı bulup evlenmediğim bir adamdan boşanmak için geldim. Artık nasıl olacaksa... Avukata da gittim ama pek yardımcı olacak gibi davranmadı. ' Şermin hala çok şaşkındı. Bir süre öylece baktı. ' Alaz Zorlu. Alaz Zorlu. Bu isim bana tanıdık geliyor ama. ' "Polis peşinde. Haberlerde duymuşsunuzdur. ' Şermin öyle birini nerden tanıyacaktı ki. Yeraltında ne yaptığını bilmiyordum ama sonuçta katildi. ' Sanki başka bir yerden tanıyorum ama. Hatırlayamadım şu an. ' Babam gelip diğer yanıma oturdu. Hala onunda rengi en az Şermin kadar beyazdı. Diğer elimi de o tuttu. ' Beril. Güzel kızım. Madem böyle bir şey var. Ben adamı bulurum. Araştırırım yani. Ama tehlikeli bir adam. Sen uzak dur. Hatta. Hatta İspanya' ya dön. Ben hallederim bu durumu. ' ' Olmaz baba. Senin başını derde sokmam. Yapamam bunu. Her kimse her nasıl olduysa bu iş ben bulacağım. ' Babam öfkeli bir ses tonuyla konuştu. Kız babası olarak bu durum onu rahatsız etmişti. Bu son derece normaldi. Ama olmazdı. ' Asıl ben seni tehlikeye atamam. ' Şermin birden bağırdı. ' Buldum. ' Bir an korkudan yerimde sıçradım. Sonra ona döndüm. ' Neyi buldun Şermin Abla? ' ' Alaz Zorlu adını nerden hatırladığımı buldum. ' Babam aniden elimi bıraktı. Merakla Şermin' e bakmaya başladı. ' Nerden hatırlıyor olabilirsin ki sen hayatım? Biz öyle birini tanımıyoruz. ' ' Zaten seninle ilgili değil. Şu bağış gecesi düzenlemiştik ya bizim Şule ' lerle birlikte. Hani kimsesiz çocuklar için... Sana anlatmıştım. Çocuklar için biri bir ev bağışladı diye. ' ' Hani koskoca villayı acımadan bağışladı diye iki gün anlatmıştın. ' ' Evet. O. O adam Alaz Zorlu' ydu. Hatta sana selam göndermişti. ' Babam ayağa kalktı. Böyle bir adam babamı nereden tanıyacaktı ki? Babamın ne işi olabilirdi onunla? ' Bilmem. İsim olarak hatırlamıyorum. Ama bizim tırları kiralayanlardan biri olabilir. İsmi hiç çağrışım yapmadı. ' .... Konuşma bir süre daha devam etti. Anladığım kadarıyla yardımsever biriydi. Bir katilin yardımsever olması son derece tuhaftı. Acaba adamı öldürmesinin ardında başka bir mesele mi vardı? Babam gittikçe gerildi. Tabi bir kız babası olarak böyle bir durumu hoş karşılaması beklenemezdi. Türkiye 'de bu tarz konularda biraz daha kuralcı olduklarını annem söylemişti. Ama bende yarı Türktüm. Böyle büyümüştüm zaten. Babam arayıp nasihatler ederdi. Ben büyüdükçe kıskançlığı da artmıştı. Özellikle son yıllarda fazla gezmemi bile istemiyordu. Bahane olarakta devir eskisi gibi değil diye başlayan nasihatler ediyordu. Her genç kız gibi babamla tartıştığım zamanlar olmuştu. Hatta İspanyol babalara benzemediği için şikayet ettiğim günler çok olmuştu. Ama Barlas' tan sonra iyice tanımıştım buradaki hayatı. Barlas' ta bazen kıskançlıklar yapıyordu. Bu nedenle babama daha anlayışlı davranıyordum. Uzun zaman sonra ilk kez babamla gerildik. O İspanya' ya gitmem konusunda ısrarlıydı. Bense kalmak konusunda. Sonunda babamı ikna ettim. Daha doğrusu ondan gizli bir şey yapmamam için ikna olmuş gibi göründüğünün farkındaydım. Yapacak başka bir şey bırakmamıştım ona. O adamı bulacaktım. Eğer bir hata varsa bu hatayı düzeltirdik. Ama eğer bilerek böyle bir şey yaptıysa onu dava edecektim. Gerçi cinayetten aranan biri böyle bir davadan korkar mıydı? Adaletten herkes korkardı. Ama bu adam farklı gibiydi. Şimdiden kafamı karıştırmıştı. Gösteriş olsun diye mi bağış yapıyordu. Yoksa mecbur kaldığı için mi birini öldürmüştü. Aklımda bu sorular dönüp duruyordu. Aslında bunların hiçbiri beni ilgilendirmezdi. Babamla konuyu geçici olarak çözüme kavuşturunca kendimi daha rahat hissetmeye başladım. Meğer gün içinde ne kadar yorulmuştum. Onlardan müsaade isteyip odama çıktım. Şermin' in yine çeşit çeşit gecelikler koyduğunu tahmin ediyordum ama üzerimi değiştirecek halim bile kalmamıştı. Eşofmanlarımla yatağa uzandım. Şermin kesin söylenecekti. Onun söylenmesini hayal ederken gülümseyerek uyudum. .... Sabah kahvaltısından sonra babamın bütün itirazlarına rağmen bir taksiye atlayıp elimdeki ev adresine gittim. Ama kimse yoktu. Defalarca çaldım zili. ' Ben polis değilim biri varsa kapıyı açsın. ' diye bağırdım. Kapıya tekmeler attım. Belki dışarıdan deli gibi görünüyordum. Ama bir kaç kez bağırdım. Sonuçta polis tarafından aranan biri kapıyı her çalana açmazdı. Sonunda oturup bahçeye bekledim. Gözlerimi eve dikmiştim. Ama hiçbir perdede hareket yoktu. Bir kaç saat bekledikten sonra pes ettim. Eve döndüm. Akşam yemeğinden sonra tekrar onu aramaya gideceğimi söylediğimde babamla bir kez daha tartışmak zorunda kaldım. Sonunda Şermin bana hak verdi. Ona sabah sporu için bir gün sonrasına söz vermem şartını koysa da arabasının anahtarını verdi. Taksi ile uğraşmamı istememişti. Gittiğim yerleri ona haber vereceğime söz verdirdi. Üzerimi değiştirdim. Babamın asık suratına bir öpücük kondurdum. Ama babam üzerimdeki kıyafeti görünce daha da surat astı. Tamam bende memnun değildim ama bara da kot pantolon ile gidecek değildim. Yani yapmadığım şey değildi ama bu kez yapmak istemiyordum. Zengin bir adamla karşı karşıyaydım ve büyük ihtimalle takıldığı mekan sıradan bir yer değildi. Sonuçta içeri girebilmem ve ciddiye alınmam gerekiyordu. Oraya bilgi almak için gidiyordum. Bu nedenle siyah mini bir elbise giymiştim. Annem de Şermin 'de siyahın asil renk olduğunu söylerdi . Eteklerimi çekiştire çekiştire arabaya bindim. Bu kıyafetlerin içinde bu kadar yüksek topuklarla nasıl rahat ettiklerine anlam veremiyordum. Şık olmaktansa rahat olmayı tercih ederdim. Navigasyon sayesinde bana verilen adresteki barı buldum. İçeri girdiğimde midem bulanmaya başladı. Aynı zamanda yanıp sönen dönüp duran ışıklar nedeniyle kör olma ihtimalim vardı. Böyle bir mekanda nasıl biri takılıyor olabilirdi? Zengin birinin takıldığı elit bir mekan olmadığı çok açıktı. Gerçi adamın zengin olduğundan neden hemen emin olmuştum ki? Villa bağışladı diye mi? Belki de öldürdüğü birinin villasını üzerine almış polis peşine düşüncede bağışlamıştı. Mekan çok kalabalıktı ve kimin eli kimin cebinde belli değildi. Gerçi bu deyimi de pek anlamazdım ama babamın tekinsiz bulduğu ortamlar için çok kullandığı bir deyimdi. Zorla insanlar arasından geçtim. Geçerken kendimi Afrika' da safaride aslanların önünden kaçmaya çalışıyor gibi hissettim ama sonunda bara ulaşmayı başardım. Barmen soğuk yüzlü yüzünde yara izi olan bir adamdı. ' Ne alırsınız? ' ' Bira. ' Sert bir şeyler içmeye niyetim yoktu. Alkol eşiğim oldukça düşüktü. Böyle bir mekanda sarhoş olmaksa en son istediğim şey bile olamazdı. Biramı önüme koydu. ' Afiyet olsun. ' Ne çerez vardı ne başka bir şey. Diğer müşteriler ile ilgilenmeye giderken durdurdum. 'Ben aslında birini soracaktım. ' ' Orası çok belli zaten. Senin gibisi pek düşmez buraya. Kimi soracaksan bilmiyorum hiç görmedim. Tanımıyorum. ' ' Ama daha sormadım ki. ' ' Fark etmez. ' ' Ben Alaz Zorlu' yu soracaktım. Buraya sık gelirmiş. ' Öyle bir baktı ki , annesine küfür etsem ancak böyle bakabilirdi. ' Ne yapacaksın Alaz Zorlu' yu? ' ' Tanıyorsun yani? ' ' Hayır tanımıyorum. Onu nerden çıkardın? Sen niye soruyorsun ki onu? Hem de burada... Polis falan mısın? ' Anlaşılan bu gerizekalı polis olduğumu düşündüğü için cevap vermeye yanaşmayacaktı. Yapacak tek bir şey vardı. Polis gelse de polisim demeyeceğine göre tek yol doğruyu söylemekti. ' Hayır polis falan değilim. Ben onun karısıyım. Buraya uğrarsa Beril Zorlu seni arıyor dersin. ' Kocanı tanımıyor musun da bana soruyorsun demezdi umarım. " Tanımadığım adam niye buraya uğrasın? Ayrıca sen başına bir şey gelmesini istemiyorsan bir an önce git buradan. Bu kıyafetle seni burada yerler. ' " Niye yiyorlar? Yemek miyim ben? ' Pis pis güldü. Yüzündeki yara izi gülmesiyle daha da derinleşmiş ve ürkütücü bir hal almıştı. ' Sen git, gerisini boş ver. ' Mekandan çıktım. Zaten daha fazla kalmaya dayanamazdım. Arabama doğru yürüyordum. Mekanın önündeki motor trafiğinden ancak ileriye park edebilmiştim. Birden biri kolumdan tutup sürüklemeye başladı. Ne olduğunu anlamadan beni bir ara yola götürdü. Duvara yasladı. Kafama silah dayadı. ' Sen kimsin? Beni neden arıyorsun? Ve neden etrafta karım olduğunu söylüyorsun? Cevapların kısa doğru ve hızlı olsun. ' Bu fotoğraftaki adamdı. Kocamla ilk tanışmam mükemmel olmuştu. ♡♡♡♡♡ Benimle dalga geçiyordu. Benimle gerçekten dalga geçiyordu. Sonunda sinirlerim boşaldı. Şımarık kızlar gibi tepinmek geliyordu içimden. Ama kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. ' Ağlamak hiçbir zaman işe yaramaz. ' Sezen Aksu' nun şarkısından bile haberi yoktu adamın. Ağlamak güzeldi ve kötü zamanlarda insanı rahatlatıyordu. ' Manyak mısın sen? Gerçi niye soruyorsam! Ağlamak çok faydalıdır. Ama insanlar bir işe yarasın diye ağlamaz. Ağlamak… İstedikleri, öyle hissettikleri için ağlar. Sen hissetmek ne biliyor musun? ' ' Ben diyeceğimi dedim. ' İçerde dönüp durmaya başladım. Başımı ellerimin arasına alıyordum. Çığlık atmak istiyordum. Hiç durmadan çığlık atmak. Ama korkuyordum. Asla duramamaktan, aklımı kaçırmaktan korkuyordum. Üst üste yaşadıklarım bütün dengemi bozmuştu. Hiçbir şey mantıklı ilerlemiyordu. Doğal olarak bende. Aklı başında biri böyle bir durumda ne yapardı? Durdum. Yüzümü ona döndüm. " Benden ne istiyorsun? Niye buraya getirdin beni? Benimle derdin ne senin? Niye evli görünüyoruz seninle? Beni nerden tanıyorsun? Ya da tanıyor musun? İlk karşılaşmamızda tanıyor gibi görünmüyordun. Hatta evli olduğundan senin de haberin yok gibiydi. Birden bire ne oldu da çıkıp geldin? Evimi nereden buldun? ' " Bugünlük cevap kotamı doldurdum. ' "Sustu. Gidip onu tekmelemek istiyordum. Suratını dağıtmak. Bu adamın yanında içim şiddet ile doluyordu. Ama ben öyle biri değildim. Konuşmaktan bu kadar rahatsız olan biri mi olurdu? "Aklımda onlarca soru vardı. Yanımda hakkında sadece katil olduğunu ve adını bildiğim bir adam. Leş gibi bir yer. Delirecektim. Yok gerçekten delirecektim. Öyle mecazen falan değil. Hakkını vere vere. O sırada ayak sesleri duyuldu. Alaz belinde bir şeyi kontrol etti. Silah mıydı? Silahı mı vardı? Ne saçma bir soruydu bu. O bir katildi. Tabi ki silahı vardı. Beni kaçırırken görmüştüm de. Belki birden fazla vardı. Belki uyurdu ve ben silahı ele geçirip kaçardım. Ama ben silah kullanmayı bilmiyordum. Olsun o da bilmediğimi bilmiyordu. Sonuçta beni tanımıyordu. En az benim onu tanımadığım kadar... "Alaz ayağa kalktı. Dışarı çıktı. Arkasından bakmaya karar verdim. Belki tamamen dışarı çıkardı. Belki arkada bir kaçış vardı. Sonuçta kocaman ve karanlık bir yerdi. Görmediğim bir çıkışı olabilirdi. Ama o sadece biraz ilerde bir adamla konuşuyordu. Gür sesli, normal görünümlü bir adamdı. Yolda görsen bir katili tanıdığını düşünmezdin. Oldukça şık giyimliydi. Gerçi Alaz' da öyleydi. Kıyafete göre olmuyordu bu işler. " Abi niye buraya geldiniz? ' ' Şimdilik burası iyi. ' ' Kızı korkutacaksın. Anlattın mı ona? ' ' Çok konuşuyor. Başım ağrıdı Hakan. Sende kısa kessen iyi olur. ' ' Anlatmadın değil mi? Ne kadar korkmuştur kim bilir. ' ' Zamanı gelince öğrenir. ' Neyi öğrenecektim zamanı gelince? Madem öğrenecektim, niçin şimdi öğrenmiyordum? Bugün aklımdan bütün soru kalıplarıyla onlarca soru geçirmiştim herhalde. Ama ulaştığım cevap sayısı sıfırdı. Alaz' ın bana arkası dönüktü. Ama diğer adamın yüzü bu tarafa doğruydu. Yine de görüşünü Alaz kapatıyordu. Tabi bende onu göremiyordum. Sadece kıyafetini görüyordum. Ama adam birden Alaz' ın yanından geçti. Bana doğru yürümeye başladı. Hemen geri çekilip oturdum. İçeri girdi. Esmer, yuvarlak çeneli, oldukça düzgün yüz hatları olmasına rağmen burnu oldukça büyük bir adamdı. O içeri girince ayağa kalktım ve geri geri gitmeye başladım. ' Merhaba yenge. Benden korkmana gerek yok. Yabancı değilim. İsmim Hakan. ' Bana elini uzattı. Elleri temiz ve bakımlıydı. Bir erkek için fazla bile bakımlı. Şu an suratımın şeklini kendimde görmek isterdim. Çünkü çok şaşırmıştım. Manyak mıydı bu? Abi falan diyordu. Yoksa kardeş miydiler? Bu manyaklık ancak böyle açıklanabilirdi. Zaten abi demişti. Adam konuşmaya devam etti. ' Tamam, kabul ediyorum. Biraz tuhaf bir yerde tuhaf bir tanışma oldu. Baştan alıyorum. İsmim Hakan Alaz' ın arkadaşıyım. Tanıştığıma memnun oldum yenge. ' Böyle mantıklı hale geldiğini mi sanıyordu durumun? Yenge? Abinin, dayının, amcanın eşine kullanılan bir hitap sözcüğü. Bazı kelimeler gündelik hayatımda karşıma çıkmamıştı. Bu nedenle anlamlarını hatırlamakta zorlanıyor ya da hiç bilmiyordum. Bizde kimseye yenge hala vb. şekilde hitap etmek yoktu. Babamın bütün akrabalarına bey, hanım diye hitap ederdim. Bu nedenle bu kelimede beni zorlamıştı. Ben düşünürken Hakan denen adamın eli hala havadaydı. ' Ben senin nerden yengen oluyorum? ' " Alaz benim abim sayılır. ' Ciddi ciddi cevap veriyordu. Anlaşılan genetik bir problemleri vardı. Biri sorulara cevap vermez. Diğeri soru olmayana bile cevap verir. Normal olamazdı. ' Ama benim hiçbir şeyim sayılmaz. ' O sırada Alaz' da içeri gelmişti. Adam Alaz' a döndü. ' Kızı ne kadar korkutmuşsun. ' Alaz cevap vermedi. Demek ki cevap vermeyi sevmemesi bana özgü değildi. Genel bir manyaklığıydı. Adının Hakan olduğunu söyleyen adam bana döndü tekrar. Gülümsedi. ' Korkma burada güvendesin. Yani Alaz' ın yanında. ' ' Bu adam beni kaçırdı. Ne güvende olması? Sen ne anlatıyorsun? ' ' Bu adam dediğin kişi senin kocan ve dışarıda onun evine girmiş sineği bile avlamaya meraklı bir sürü insan var. Bu nedenle sadece onun yanında güvende olabilirsin yenge. ' Korktuğumu belli etmemeliydim. Korkmam için söylüyordu büyük ihtimalle. Katilin peşinde öldürdüğü kişinin akrabaları olabilirdi. Ama bana neden zarar vereceklerdi ki? Üstelik polisler katillerinde canını koruyordu. Çünkü kimse yasalardan üstün değildi. Kendilerini öyle hissetmelerine de izin verilmezdi. Suçluların cezalarını bireyler değil mahkemeler verirdi. Alaz' ın da peşinde öldürdüğü adamların yakınları varsa yapacağı en akıllıca şey polise sığınmaktı. ' Bana yenge deme. Benim bir adım var. ' ' Biliyorum Beril Zorlu. Ama isminle hitap etmem doğru olmaz. ' ' Benim adım Beril Alice Şen. Ve ben bu adamı hayatımda ilk kez görüyorum. ' ' İkinci kez görüyorsun. Yakında her şeyi anlayacaksın. Senin için en iyisinin bu olduğunu da. Lütfen sakin olmaya çalış. Benim gitmem gerekiyor, yine görüşürüz. ' Manyaktı. Gerçekten manyaktı. İkisi de manyaktı. Birbirinden daha manyaktı. Onları tarif edecek başka hiçbir sözcük yoktu. Zaten sözcük israfına da gerek yoktu. Ya da ben manyaktım. Bütün bunlar benim hayal ürünümdü. Delirmiş olmam gerçek olmasından daha akla yatkındı. Adam Alaz' a 'İstediğin her şey hazır.' dedi ve gitti. Neydi acaba istediği? Umarım iyi bir yemek falandı. Gerçi bu adamlara güvenip yemek yemesem iyi olurdu ama acıkmıştım. Yine bu kocam olduğunu iddia eden kişi ile kalmıştım. Sessizce oturduk. Ondan mümkün olduğunca uzakta oturmaya çalıştım. Ama daha fazla ayakta duracak gücüm kalmamıştı. Sonunda esnemeye başladı. Arkadaşı olan adam kapıda beklemeyi akıl etmemişti. Yani Alaz uyuyunca özgürdüm. Sadece manyak değildi, aynı zamanda aptaldı. Bazen ona bakıyordum. Gözleri küçülmeye başlamıştı. Bu iyiye işaretti. Tam uyuyacak derken birden ayağa kalktı. Yatağa benzeyen pislik yuvasının altına uzandı. Ve bir ip çıkardı. Yanıma geldi. Ellerimi arkada tuttu. ' Ne yapıyorsun sen? ' ' Uykum var. ' ' Uyu o zaman. ' ' İnsanın kocasının zekası ile alay etmesi hiç hoş değil. ' İple ellerimi bağladı. Direndim ama fazla da direnmedim. Şüphe çekmemek için direndim sadece. Sinirlenip fazla sıkı bağlamasını istemiyordum. Uyuyunca çözebileceğim gibi olmalıydı. Bileklerimi birbirinden biraz ayrı tutmaya çalıştım ki fazla sıkı olmasın. Etrafa bakındı. Tavanda bir kanca vardı. İpin diğer ucunu oraya bağladı. Bu adam ne kadar uzundu. Tamam burası bir yazıhaneydi ve normal bir ev yüksekliğinde değildi ama yine de uzundu. Bağladığı yere boyumun yetişmesi mümkün değildi. Ayrıca arkadan bağladığı için dişlerimle de çözemezdim. Ellerimi oynatarak gevşetmek biraz zaman alacaktı ama başarabilirdim. İşi bitince bana döndü. ' Sakın uğraşma. Gemici düğümüdür. Çözemezsin. ' Ters ters baktım. İçimden taklidini yapıyordum. 'Sakın uğraşma gemici düğümüdür, çözemezsin.' Çok bilmiş. Tamam belki de o kadar salak değildi. Bir şey demediğimi görünce konuşmaya devam etti. ' İp uzun. Uykun gelince yatarsın .' ' Nereye? ' ' Yatak var ya. ' Yatak dediğinin üzerindeki tozlardan heykel yapılacak bir nesneydi. Rengi bile değişmiş, kim bilir kimler yatmıştı. İçinden bit, pire, her şey çıkardı. Üzerimde mont falan olsaydı onu serip yatma şansım olurdu belki; ama maalesef sürüklendiğim için o da yoktu. Ceketini verecek zarif bir erkek ise hiç yoktu. ' Sen nerede yatacaksın? ' ' Yatakta. ' ' Burada bir tane yatak var bilmem farkında mısın? ' ' Sende benim resmi nikahlı karımsın bilmem farkında mısın? ' ' Bu konuya geldiğin iyi oldu. Şu işi konuşup çözsek, sonra da sen beni bıraksan başını daha fazla belaya sokmadan. ' Durdum. Onu kızdırmadan çözmem gerekiyordu bu sorunu. Bir katili kızdırmak pek iyi sonuçlara neden olmayabilirdi. Sinirlerime hakim olup olabildiğince sakin konuşmalıydım. Derin bir nefes alıp içimden ona kadar saydım. Bir yerde sinire iyi geldiğini duymuştum. Onunda iyiliğini düşünüyor gibi davranmalıydım. ' Polisler seni arıyor. ' ' O yeni bir durum değil. ' ' Ama şimdi bir de beni kaçırdığın için arıyorlar. ' ' Söylemeyi unuttum. Baban ve Şermin şikayetlerini geri çekip yanlış anlaşılma olduğunu söylemek için bu sabah karakola gideceklermiş. ' Buna inanmamı beklemiyordu değil mi? ' Babam asla. Asla öyle bir şey yapmaz. ' ' Bence baban senin hayatta kalmanı ister. ' ' Ne alaka be! ' ' Türkçen mi yetmedi anlamaya? ' Sinir bozucuydu. Gerçekten çok sinir bozucuydu. Ama anlamıştım. Niye anlamayacaktım ki salak mıydım ben? Sadece her gün evlenip kaçırılmıyordum. ' Anladım bir kere. Ama sende şunu anla. Ben asla. Asla senin yanında yatmam. ' Yine o alaycı bakışlarını attı. Sürekli ikileme yapmaktan ve gerçekten demekten, kendimden sıkılmaya başladım. Niye bu adam hayatıma girdi gireli tuhaflaşmıştım. Ne normal davranıyor ne normal konuşuyor, ne de normal düşünebiliyordum. ' Asla asla deme KARICIĞIM. Şimdi müsaadenle uyumak istiyorum. Sen ister uyu, ister uyuma. Seçim senin. Ayrıca korkma. Gerdek gecemizi böyle bir yerde geçirmek istemem bende. ' Sakinlik buraya kadardı. Kendime dediğim ne varsa geri alıyordum. Üzerine bastıra bastıra söylemek bile bu adamda işe yaramıyordu. Narsist bile olabilirdi. Bu rahat tavırları kesinlikle narsisizm belirtileriydi. Ne sanıyordu kendini? Kral falan mı? Üzerine doğru yürüdüm. Karşısına dikildim. ' Seni öldürürüm. Parçalara ayırıp sokak köpeklerine yem yaparım. Kemiklerinden porselen tabak yaptırırım. Sakın bana dokunmayı aklından geçirme! Ne burada! Ne başka bir yerde! ' Alayla güldü. Sanki ona meydan okumuyor, gözünün içine öfkeyle bakmıyordum. ' Vay vay vay. İşte şimdi doğru kadınla evlendiğimi anladım. Bunlar benim hiç aklıma gelmemişti. Bir dahaki cinayetlere seni de yanımda götüreyim, bana fikir verirsin. ' dedi ve yattı. Yaşadığım şok nedeniyle bir an öylece kalakaldım. Su aygırı iki dakika da ben daha cevap bile veremeden uykuya dalmıştı. Dalga mı geçiyordu, ciddi miydi bazen anlamakta zorluk çekiyordum. İpin izin verdiği ölçüde dolanmaya başladım. Zaman geçmiyordu. Ama bu su aygırı ile yatmaya hiç niyetim yoktu. Etrafta ilgimi çekecek beni oyalayacak bir şey bulsam iyi olurdu. Ellerim bağlı olduğu için fazla seçeneğim yoktu. Küçükken yazın bahçemizdeki çimlere; ilkbahar ya da sonbaharda ise terastaki salıncağa uzanır; bulutlara bakar, onları bir şeylere benzetmeye çalışırdım. Hatta bundan o kadar keyif alırdım ki zaman nasıl geçti anlamazdım. Elimdeki şartlarda sadece doğru düzgün boyanmamış, bir zamanlar su aldığı belli tavan ve duvarlar vardı. Su alan kısımlar grileşmiş, boyayan kişi de düzgün boyamadığı için yer yer iz yapmıştı. Bunları kullanarak şekiller bulabilirdim. Yatağın kenarına yaslanarak yere oturdum. Ve izlemeye başladım. Bunun iyi bir fikir olmadığını anlamam uzun sürmedi. Kana, cesede ve su aygırına benzetince her şeyi bu oyun için bile sağlıklı psikoloji gerektiğini anlamış ve oyunu sonlandırmıştım. ..... Bir süre sonra yerden kalkıp yatağın kenarına oturdum. Yer oldukça soğuktu. Titremeye başlamıştım. Sonbahar sıcak evinde olduğun sürece güzelmiş demek ki. Uykum gelmişti ama uykuya yenik düşmemeye çalışıyordum. Kendimle savaşarak uzun, boğucu, yorgun ve ürkütücü gecenin sonuna gelmiştim. Anladığım kadarıyla gün doğmaya başlamıştı. Yani görebildiğim kadarıyla. Alaz mışıl mışıl uyumuştu. Sonunda uyandı. Hiçbir şey söylemeden kalktı. Ellerimi çözdü. ' Beni takip et. Ve sakın bir arıza çıkarma. ' Çıktı. Ona inat içerde kalabilirdim ama kalmadım. Sonuçta dışarı çıkmak istiyordum. Açtım, uykusuzdum ve en önemlisi insan görme fırsatını kaçıramazdım. Polislerin beni henüz bulamadığını düşünürsek bu gerekliydi. Dışarı çıkınca önden önden yürümeye devam etti. Bense hala acıyan bileklerimi ovuşturuyordum. Tabi ki onun gemici düğümü demesini ciddiye almamış, şansımı denemiştim. Ve sonuç sözde gevşek bağlattığım ellerim nerdeyse kangren olma noktasına gelmişti. Bir süre daha o önden ben arkadan yürüdük. Etrafıma baktım. Bir sürü dar sokak vardı. Bu aradığım fırsatın ta kendisi olmalıydı. Koşmaya başladım. Köşeden dönerken ateş edecek mi diye arkama baktım ama Alaz peşimden koşmuyordu bile. Hızla koşmaya devam ettim. İstese o bacaklarla beni yakalardı ama dar ve karışık sokaklar bana avantaj sağlıyordu. Ardımdan koşmamasına rağmen bir sağa bir sola dönüyordum. Nereye gittiğim konusunda hiçbir fikrim yoktu ama zaten amaç Alaz' dan kurtulmaktı. Yolumu daha sonra bulurdum. ..... Gün daha yeni doğuyordu. Karşıma iki kişi çıktı. Durdum. ' Bana yardım edin. Telefon. Telefonunuz var mı? ' Adamlar beni kollarımdan tuttular. Yürümeye başladılar. Yoksa bu kez kim olduğunu bilmediğim kişiler tarafından mı kaçırılıyordum? Gücüm yettiğince bağırdım. Yardım istiyordum. Ama etrafta kimse yoktu. Evlerdeki insanlarda büyük ihtimalle uyuyorlardı. Gerçi insan doğası böyle durumlarda sorumluluk almak istemezdi. Tek duyan ben değilimdir. Biri mutlaka duymuş, aramıştır zaten benden önce gibi bahanelerle sorumluğu üzerinden atmayı tercih ediyordu. Bu konuda bir belgesel izlemiştim. 1964 yılından Kitty Genovese isimli bir kadının New York şehrinde sokak ortasında öldürülmüştü. Katil dakikalar boyunca sokakta kadını çığlıklar eşliğinde bıçakla kovalamış ve gürültüyü duyan onlarca sokak sakini olaya pencerelerinden ve balkonlarından tanık olmuşlardı. Ama kimse ne polisi aramış ne de yardım etmişti. Tanıklar sorguya çekildiğinde ise herkesin izlediğini, bu nedenle birinin mutlaka aramış olduğunu ya da arayacağını düşündüklerini söylemişlerdi. Bu olay ele alınarak deneyler yapılmış ve bir olaya şahit olan kişi sayısı ne kadar çok olursa sorumluluk hissinin o kadar azaldığı ve herkesin bir başkasından bir şey yapmasını beklediği sonucu ortaya çıkmıştı. Bu nedenle uzmanlar eğer başınıza bir şey gelirse ve kalabalık içindeyseniz, bir kişiyi işaret edin diyordu ve direk olarak o kişiden yardım isteyin diyorlardı. Bu şekilde o kişiyi sorumlu tutmuş olacaksınız ve size yardım edilme ihtimali artmış olacak. Tabi yaşadıklarımdan anladığım üzere panik anında bu insanın aklına gelmiyordu. Beni sürükleyerek süper lüks bir arabanın yanına getirdiler. Kapıyı açıp içeri resmen fırlattılar. Ne olduğunu anlamadan kapıyı kapattılar. Araba çalıştı. Arabayı kullanan kişiye ilk kez baktım. Ve Alaz olduğunu gördüm. ' Ne oluyor burada? ' ' Kaçmayı deneyeceğini tahmin etmiştim. ' ' Anladım. ' Anlamıştım tabi ki. Adamları da ayarlanmıştı. Demek ki adamları vardı. Böyle koşma, yakalama işlerini onlar yapıyorlardı. ' Beni nereye götürüyorsun? Ne yapacaksın bana? '
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD