5. Bölüm / Zorlu Geçen Yıllara İnat.
Zaman sanki su misali geçiyordu. Umay’la okula başlamıştık heyecan ve hevesle her sabah derse gidiyordum. Eren ara sıra İstanbul’a geliyordu aslında Umay’ın Samsun’u yazmadığı için ona biraz bozuktu ama kısmet İstanbul’aymış. Eren Umay’a öyle âşıktı ki bunu gözlerinde görebiliyordum. Umay’da Eren’e karşı boş değildi. Ama bir sorunları vardı. İkisi farklı şehirlerde okuyorlardı. Umay’ın İstanbul’dan çıkması imkânsızdı bu yüzden her fırsatta Eren geliyordu.
Mesafeler aşka engel oluyor muydu olmamıştı. Buna bir kez daha emin olmuştum.
Aradan öyle böyle beş buçuk seneyi tabiri caizse, sürüne sürüne, kafamı duvarlara vura vura çalışarak geçirdim. Tıp okumak zordu ama Cerrahpaşa’da tıp okumak olağanüstü bir emek çaba ve zekâ istiyordu.
Ayakta durabilmek, bu tempoyu kaldırabilmek için kendimi sıkıyordum. Sanki yemek yersem ancak ayakta durabileceğime inanmıştım bu yüzden aşırı yemek yiyor ve takviye vitaminler alıyordum. Buda bana tabi ki yol su köprü olarak dönmüyordu. Basenlerim ortaya çıkarak bana el sallıyordu. Halimden asla pişman değildim. Çok şükür alttan ders bırakmadan bunca seneyi geçirdim. Kilodur veririm ama bir tane dersimi alttan alamazdım. Ben tam zamanında okulumdan mezun olacaktım inşallah…
Biz İstanbul’a geldikten iki sene sonra babam terfi ederek emniyet müdürü olmuştu. Hali hazırdaki işleri daha fazla yoğunlaşmıştı. Zaten ben tıp okuyordum babam baş komiserdi. Gün içinde bazen hiç görüşemediğimiz anlar oluyordu. Ama şimdi koskoca Kadıköy Emniyet Müdürüydü. Anlayacağınız İstanbul’un güvenliği artık babama emanetti.
Ablam Gülşen ise bu sürede mezun olmuş orada okurken tanıştığı Mustafa abi ile evlenme kararı almıştı. Tayinin başka bir şehire çıkması ile de bir nikâh kıymışlardı. Doğuda bir sene görev yaptıktan sonra Trabzon’a tayin istemişti. Trabzon’a gelince de sade bir düğün ile aile arasında evlenmişlerdi. Mustafa abinin ailesi aslında geniş bir aileydi. Görkemli bir düğün istiyorlardı ama ablam belki de annemin göremeyeceğini bildiği için bu düğün nişan merasimini çok sade tutmak istemişti. Bu durumu Mustafa abinin ise ailesi anlayış ile karşılamışlardı.
Hayat, yaşam devam ediyordu annemizin acısı yüreğimizde bakiydi ama hayat işte dedim ya devam ediyordu. Ablam mezun olmuş evlenmişti. Zamanı gelen nasibini yaşıyordu. Bende artık yirmi beş yaşıma gelmiştim. Evet, okul hayatı içindeyken çıkma teklifleri alıyordum ama inanın gözümde değildi. Benim tek derdim okulumu bitirmekti bu yüzden kendimi tamamen derslerime vermiştim.
Evet arada bir sahibi bilinmeyen birinden bir adet beyaz gül geliyordu. Bu gizem ve ince düşünce her ne kadar hoşuma gitse de ne ben merak edip araştırdım ne de o gülü yollayan kişi ortaya çıktı. Öyle yorgun ve bitap düştüğüm anlarda bu gül bana teslim ediliyordu. Bu bilmiyorum ama nedensiz bir güç veriyordu omuzlarımı silkip ayağa tekrar kalkmama sebep oluyordu.
Neyse konumuza dönelim son sekiz aydır ise Taksim Hastanesinde bir senelik stajımıza başlamıştık. Çok zorlanıyordum uykusuz kalmak ve beynimizi açık tutmak için resmen büyük bir savaş veriyordum. Umay ile ikimiz resmen ruhumuz çekilmiş gibi koridorlarda ve ameliyathanelerde koşturarak duruyorduk.
Zaten boğazımı hiç durduramıyordum. Bu yüzden 168 boyuma oranla fazla kilo almıştım. Basenlerim artık kendi hâkimiyetini çoktan ilan etmişlerdi. Aramızda kalsın üstümdeki üniforma ile basenlerimi ustaca saklamayı başarıyordum.
Staj yaptığımız bir gece, elimizdeki çağrı cihazına kırmızı kod alarmı gelmişti. Bizden sorumlu hocamız bizi acilde bekliyordu. Umay ile koşar adım acile inmiştik. Zincirleme bir trafik kazası olmuş ve durumu kritik olan hastaları buraya getirmişlerdi. Ve o kazada da Türkiye’nin en ünlü kozmetik firmasının müdürü de ağır yaralanmıştı. Ne olduğunu anlamadık ama hocamız bizi bu operasyonda istemişti. Hastayı gördüğüm an nefesimin kesildiğini hissettim. Göğsünden girmiş bir inşaat demiri ile sedyede bize doğru getiriliyordu.
“Hocam ne olmuş?” diyen Umay’la hocama baktım.
“İnşaat demiri yüklü bir araca arkadan çarpmış ve oradaki demirlerden biri göğsünden girip sırtından çıkmış aşırı kan kaybı var hemen operasyona.” Dedi bariton bir sesle ikimiz hızlıca ameliyathaneye doğru koşmaya başladık. Hızlıca üzerimizi değişerek steril hale geldik.
Osman hocamız diğer hocalarımız ile ameliyata başladılar. Saatler süren ameliyattan sonra çok şükür kanamayı kontrol altına alarak durdurmuştuk ama dalağının yarısı alınmak zorunda kalmıştı. Ameliyattan çıkıp hastayı yoğun bakıma götürmek üzere kapıyı açmıştık ki bir bağırma sesi ile irkildik.
Dev gibi bir adam koridorda bağırıyor sağa sola emirler yağdırıyordu. Bizim çıktığımızı gördüğünde sert ve iri adımlarla yanımıza geldi. Bakışları öyle deliceydi ki açıkçası korkudan bacaklarım titriyordu ama benim aksime Umay gayet sakindi.
“Kardeşim ne durumda doktor!” diye kükreyince bir adım geri attım. Kalbim korkudan sertçe atmaya başlamıştı. Sağlık personeline olan saldırı girişimlerini burada staj yaptığım sekiz ayda birçok kere tanık olmuştum. Allah var bu adam bize bir tane vursa yemin ederim üç gün kendime gelemezdim. Adam bize resmen delirmiş gibi bakıyordu.
“Hastamızın ameliyatı başarılı geçti şimdi yoğun bakıma alacağız.” Dedi hocamız.
“Onu ayağa kaldıracaksın Doktor yoksa…” dediğinde gözlerini kısarak hocamıza baktı. Artık dizlerim korkudan zangırdıyordu. Adam resmen bizi ayaküstü tehdit ediyordu.
“Yoksa o mezara ikinizi birden gömerim!” dediğinde dönüp Umay ve bana baktı.
“Üçünüzü de!!!” dediğinde Umay koluma girdi. Korktuğumu anlamıştı eli ile kolumu okşarken bakışlarını o adama çevirdi.
“Bakın beyefendi biz doktoruz ve elimizden geleni yaptık Serhat Bey kendine elbet gelecektir. Ama bu bizim elimizde değil yüce yaradan ne zaman isterse o zaman gözünü açacaktır! Lütfen kendinize gelin ve hastamızı steril bir odaya almamıza müsaade edin. Yoksa bizim yüzümüzden değil sizin bizi tehditlerinizden dolayı bu alandan mikrop kapacak!” diye sertçe konuşunca Umay’a bir adım attı.
Küçümseyici bir bakışla bakarken Hakan amcanın bizim için görevlendirdiği korumalar ortaya çıktı.
“Sen kimsin ki benimle böyle konuşabiliyorsun kadın!” diye kükreyen adama,
“Ben Hakan Kosavalı’nın yeğeni Umay Kosovalı. Şimdi kim olduğumu öğrendiğine göre geri bas!” diye dişlerinin arasında tıslayınca adam bize şaşırarak baktı. Sonra bizim koruma o adama doğru iyice yaklaştı ve,
“Bu konuşma Hakan Beyin hoşuna gitmeyecektir Demir Bey!” dediğinde adının Demir olduğunu öğrendiğimiz adam geri adım attı. Ah Hakan amcam ismin bile yetiyor.
Demir denilen adam geriye çekilince bizde hızlıca hastayı yoğun bakıma çıkartıp yatağına yatırdık. Gerekli makinalara bağlayıp notlarımızı alıp takibini yaptıktan sonra yoğun bakımdan çıkmıştık ki Osman hoca önümüze geçti.
“Bu adam delirmiş! Başımıza iş açacak önce başhekim sonra rektör bey aradı. Bu adamı acilen ayağa kaldırmamız lazım.” Dediğinde ikimize baktı sonra bakışlarını bana kilitleyip,
“Ahu Serhat Bey senin sorumluluğunda! Bu adamla birebir sen ilgileneceksin. Pansumanını sen yapacak, ilaçlarını sen kontrol edip saat başı bana rapor vereceksin! Yeri gelecek bir doktor olarak başında duracaksın, yeri gelecek hemşiresi olacak ona bir anne bir abla gibi davranacaksın. Tüm sorumluluk sende. Bu odadan asla çıkmayacaksın başka hastalarla ilgilenmeyeceksin. Senin işin sadece Serhat Bey olacak. Anlaşıldı mı?” diye sorduğunda işittiklerimle aşırı derecede şaşırdım.
Bunu Umay’a söyleseydi anlardım Umay çok zekiydi ve ani kararlar alıp durumu kontrol altına alır ve başarılı bir şekilde kontrolü elinde tutardı ama ben ne alaka anlamadım. Hocama cevap vermediğimi biliyordum ama aklımda başka sorular vardı. Ya yapamazsam ya bir komplikasyon olursa ne yapardım.
“Anlaşıldı mı Türkoğlu!” dediğinde korkudan tükürüğümü yutup,
“Anlaşıldı hocam da bu ne demek neden ben?” Dedim. Elini omzuma koyup,
“ Üstümüzde büyük bir baskı var kızım. Senin merhametin çok fazla eminim ki Serhat Beyi toparlayıp onu ayağa kaldıracaksın. Sana güveniyorum Ahu. Sen de benimle gel Umay” diyerek çıkıp gitti.
Umay bana endişe ile baktı.
“Sana güveniyorum Ahu sakın korkma her ne olursa beni ara yanına gelirim.” Dediğinde sıkıca bana sarıldı.
Allah’ım sen bana güç kuvvet ver. Bu Demir denen adam yanlışımda gözümün yaşına bakmazdı. Titrek nefesler alarak yoğun bakıma geri girdim. Telefonumdan babama mesaj atıp durumu bildirdim. Tabi ki tehdit edildiğimi asla söylemedim.
Üç gün koskoca üç gün geçmişti. Ve ben biran olsun hastanın başından ayrılmamıştım benim için hasta yatağının yanına bir koltuk koymuşlardı. Normalde yoğun bakım ünitesinde bunlar olmazdı. Adamı hala uyutuyorduk çok şükür ki bir kanaması olmamıştı.
Üç günün sonunda Osman hocam yanında Umay ile geri geldi. Değerlerini kontrol edip benim halime baktı. Ben perme perişan haldeydim. Üç gündür bu odadan dışarıya sadece yemek ve tuvalet ihtiyaçlarım için çıkmıştım.
“Değerlerim istediğim seviyede artık normal odaya alabiliriz. Hazırlıkları yap bende şu Demir beye haber vereyim. Yemin ederim karım beni bu kadar arayıp sormuyor.” Diye söylenerek cebindeki telefonu alıp yoğun bakımdan çıktı.
“Ahu balım sana mini bir valiz hazırladım. Hasta odaya götürülürken sende gel bir duş al üzerini değiş.” Diyerek bana sarıldı.
“Teşekkür ederim canım ama ben yanından ayrılmasam iyi olur. Odaya girdiğimde duş alırım.” Dedim. Elimi tuttu.
“Korkma kimse sana bir şey yapamaz. Onlarca doktor hemşire varken gel inat etme üç gündür bu odadan dışarıya çıkmadın baksana yüzün gözün çökmüş.” Dediğinde halim gerçekten berbattı ama kabul edemezdim.
“Sağ ol canım dediğim gibi odada duş alırım.” Dedim ve gelen hasta bakıcılarla odadan çıktım.
Tahmin ettiğim gibi hastanenin vip odasına yatışını yapmıştık. Serhat Beyi itina ile odasına yerleştirip durumunu kontrol ettikten sonra uyuması için verilen ilaçları kesmiştik. O esnada bende hemen odadaki duşa girdim. Aynada kendimi görmemle kaşlarımı çattım. Gerçekten rezil bir haldeydim. Hızlıca üzerimi çıkartıp suyu açtım. İki üç kere saçlarımı yıkayıp arındırdım. Hızlıca üstümü giyip çantadaki diş fırçası ile de dişlerimi fırçaladım. Saçlarımı tarayıp kuruttuktan sonra tepemde topuz yaptım ve üniformamı üzerime geçirerek banyodan çıktım. Duş almak ve öz bakımlarımı yapmak bana iyi gelmişti.
O an bakışlarımın odağı Serhat Bey olmuştu. O da günlerdir temizlenmemişti. Hasta bakıcıyı çağırsam Osman hocanın kulağına giderdi. İş başına Ahu diyerek harekete geçtim.
Seri adımlarla banyodaki havluyu ıslatıp yanına geldim yüzünü ellerini ve sargısız olan üst bedenini sildim. Kolonyalı mendil ile ellerini bir kat daha sildim. Üstündeki batikon kokusu gitmişti. Ama tıraşı da gelmişti. Sakalları bayağı uzamıştı. O an yüzüne dikkat kesildim ilk defa adama doktor gözüyle değil de normal biri olarak bakmaya başladım.
Çok uzun boylu değildi ve naif bir yüz ifadesi vardı. Yavaş yavaş kendine geliyordu bunu acısından dolayı kaşlarını çatmasından anlıyordum.
Gün geceye döndü hastam hala uyanmamıştı. Açıkçası korkuyordum şuana kadar uyanması lazımdı. Nabzını kontrol ettiğimde normaldi. Bu sefer odada çekyat vardı oraya oturdum. Ellerimi semaya açıp dua etmeye başladım.
“Allah’ım ol dersin oldurursun. Lütfen bu adama can sağlığı ver dayanma gücü ver sağ salim ayağa kalksın. Onu annesine ailesine eşine varsa çocuğuna bağışla ya rabbim.” Dedim ve bende çekyata uzandım artık cidden bitkin düşmüştüm.
Ertesi gün gözümü hasta bakıcımız ile açtım. Adam bana bakıp,
“Günaydın kızım uyandırmak istemezdim ama hasta bakımı için geldim.” Dediğinde gülümsedim.
“Günaydın Ahmet abi buyur işini yap bende elimi yüzümü yıkayayım.” Diyerek ayaklandım.
İçeri geri girdiğimde Ahmet abi Serhat Beyi tıraş etmiş saçlarını taramıştı. O an şaşırdım. Adam tıraş olunca ortaya yakışıklı yüzü çıkıvermişti. O kadar güzeldi ki hayran olamamak elde değildi. Ahmet abi gidince yavaşça yanına yaklaştım. Yüzünü biraz daha yakından incelemek isterken elimi ürkekçe kaldırıp yüzüne nazikçe parmaklarımı dokundurarak gezdirdim. Yüzüne olan temasım ile hafiften kıpırdanmaya başladı. Hızla elimi çektim.
Gerekli pansumanı yapıp ilaçlarını enjekte ettikten sonra kendimi ona bakmaktan alıkoyamadığımı fark ettim. Biraz daha adama böyle bakarsam aşık olacağım diye kendi kendime kızıp önüme döndüğümde,
“Sesini duyduğumda ben zaten çoktan aşık oldum.” Diyen sesle yerimden sıçradım.
“Haa.. ne? aaaaa siz uyandınız.” Dememle ayağa kalktım. Ben nasıl bir çığlık attıysam adam gözlerini yumdu.
“Şey affedersiniz. İyi misiniz? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” deyip hemen elimi bileğine atıp nabzını kontrol ettim. Bir yandan da cihazlara bakıyordum.
“İyiyim galiba bilemiyorum bana ne oldu?” diye sorduğunda rahat bir nefes aldım.
“Şey efendim aa yani Serhat Bey, bir trafik kazası geçirdiniz ameliyat oldunuz. Durumunuz an itibari ile maşallah çok iyi. Şuan Taksim hastanesindesiniz bende stajyer doktorunuz Ahu Türkoğlu.” Dediğimde gözlerime bakıyordu.
Allah’ım öleceğim bana öyle bakma be adam dedim. Tabi bunu içimden değil dışımdan söylediğimi anlamam bana cevap vermesi ile olmuştu.
“Benim manzaram oldukça güzel.” Dediğinde yer yarılsın içine gireyim istedim. Utancımdan ölecektim.
“Şey ben hemen Osman hocama haber vereyim.” Dediğimde oturur pozisyona gelmeye çalışınca hızlıca atılıp yatağını düzelttim.
“Ben zaten bir yere gidemeyeceğime göre tamam sizi burada bekliyorum.” Dediğinde iyice kızarmaya başladım.
Hızlıca odadan çıkıp Osman hocamın odasına telaşla daldım. Hocam beni görünce korkarak ayağa kalktı.
“Ahu az önce rektör beyle konuşuyordum sakın bana kötü haber verme!” dediğinde
“Hocam Serhat Bey uyandı.” Diyerek şakıdım.
Kendi sesime inanın ben de şaşırdım. Hocam hızlıca odadan çıkarken ben elimi kalbime koydum. Allah’ım o nasıl bir ses tonuydu öyle eridim resmen. Umay bendeki değişimi fark etmişti yanıma gelip gözlerime baktı.
“Ahu balım sen hayırdır yavrum.” Diye sorduğunda gözlerimi kaçırdım.
“Şey adam uyanınca çok sevindim ondandır.” Dediğimde inanmadığını adım gibi biliyordum.
“Bu ses tonunda başka bir şey saklı.” Dediğinde gülümsedi.
“Ya Umay kuşum Serhat beyin sesi çok şairaneydi. İlahi bir ses tonu var sanki.” Dedim. Gülümseyerek bana baktı.
“Şu kalbinin kimseye atmayacağını düşünerek korkuyordum.”
“Umay hemen gelin güvey olma ben adamın sesini duyunca öyle heyecanlandım. Bir bakar mısın şu tipime Allah aşkına rezil haldeyim kaşlarım orman olmuş orman!”
“Off Ahu millet böyle kaşa kavuşmak için ne işkencelere katlanıyor sen kendi güzelliğinin farkında bile değilsin. Hadi yürü şimdi Osman hoca bizi fırçalayacak!” dediğinde aklıma gelen ile hemen odadan fırladım.
Osman hocamızın arkasından koşarak yetiştik ve hastanın odasına girdik. Serhat Bey ise merakla bize bakıyordu. Osman hocam hızlıca Serhat Beyi muayene etti. Fiziki kontrolünü yaptı. Dikişlerine baktı. Bana dönüp,
“Çabuk Demir beyi arayın durumu bildirin. Serhat Bey az daha gözünüzü açmasaydınız patronunuz hastaneyi başımıza yıkacaktı.” Dediğinde hepimiz güldük.
“Hocam ben hemen asistanını arıyorum.” Dediğimde elime telefonu hızlıca almıştım ki,
“Hocam ne zaman çıkacağım ben?” diye soran Serhat Beyin sorusuyla olduğum yerde kaldım.
“Birkaç gün daha buradasınız. Yoksa sizi rahat ettiremedik mi?” dediğinde hocamın öldürücü bakışları bana döndü. Korkarak bir adım geri attım. Bu adam benim stajyerliğimi yakacaktı.
“Hayır gayet iyiyim. Sadece merak ettim.” Diyen Serhat Beyin sesiyle tekrar ona döndü.
Onları odada bırakıp hemen Demir Beyin asistanını arayıp durumu bildirdim odaya geri döndüğümde hocam bana baktı.
“Birazdan çorbası gelecek yediğinden emin ol!” dedi ve odadan çıktı.
“Tamam hocam.” Diyebildim ama hocamın duyduğundan pek emin değildim.
“Serhat Bey önce ellerinizi steril edelim çorbanız birazdan gelir.” Dediğimde,
“Peki Ahu Hanım.” Dedi bende banyoya geçip havluyu ıslatarak geri döndüm. Yanına yaklaştıkça kalbim gümbürdüyordu. Gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Elini elime alarak önce ıslak havlu ile iyice sildim. Sonra kolonyalı mendil ile iyice üstünden geçtim. Sırtındaki yastığı düzeltip üstündeki pikeyi de iyice üzerine çektim. Serumuna bakıp akışını kontrol ettiğimde ateşini ve tansiyonuna bakıp çizelgeye not aldım. Ben bunları yaparken dikkatle ve sessizce beni izliyordu.
İşimi bitirdiğimde Serhat Beyin diyet çorbası geldi. Tepsiyi alarak önüne çektiğim masanın üzerine koydum.
“Tadı yok ama mecburen yemek zorundasınız. Sizin için önemli.” Dediğimde gözlerini gözlerime dikmiş bana bakıyordu.
Göz rengi çok değişikti kahve harelerinin etrafı sarı bir tonla çevrilmişti. Biraz daha bakarsam sanki hipnoz olacağımı hissetmeye başladım. Gözlerimi kapatıp başımı sağa sola sallayarak kendime geldim.
“Siz bir şey yemeyecek misiniz?”
Kolumdaki saatime bakıp elimi mideme bastırdım. Acıkmıştım ama buradan çıkamazdım en iyisi Umay’a söyleyeyim bana bir şeyler getirsin.
“Teşekkür ederim Serhat Bey benim yemek saatim henüz gelmedi. Size afiyet olsun.” Dedim. Beni onaylayarak biraz öne eğildi ve eline kaşığı alıp güçlükle doğrularak tatsız tuzsuz çorbayı ağzına alarak içmeye başladı.
Ağzına aldığı her kaşığa odaklandım. Resmen adamın lokmasını saymıştım ama günlerdir başında beklediğim adam sonunda uyanmıştı ve hemen iyileşmesini istiyordum. Açıkçası demir denen o adamdan da çok korkuyordum. Birde beni hocama şikayet ederse işte o zaman benim stajyerliğimi yanardı bende yanardım.
Çorbası bitince gülümseyerek yanına geldim.
“Kendinizi nasıl hissediyorsunuz mide bulantınız var mı?”
“Hayır iyiyim sadece göz kapaklarım ağırlaşıyor gibi.”
“Çok normal zorlu bir ameliyattan çıktınız. Serhat bey açıkçası sizin ambulanstan indirilişinizi gördüğümde o kadar çok korktum ki o görüntü gözümün önünden asla gitmiyor. Şuan mucize gibisiniz. İyi ki bize geri döndünüz pes etmediniz.” Dediğimde bana çok güzel bakıyordu.
“Size çok zahmet verdim değil mi?”
“Benim görevim bu lütfen bunları düşünmeyin kendinize odaklanın ve yarın ayağa kalkmak için iyice güçlenin.”
“Böyle çorba gelirse ben biraz zor güçlenirim.” Diye sitem edince yanına iyice yaklaştım. Sanki ona bir sır verecekmişim gibi kulağına eğildim.
“Şey size o kadar çok vitamin verdik ki bence yarın hemen ayağa kalkacaksınız.” Dediğimde kahkaha atmaya başladı tabi hemen dikişleri sızlayınca elini yarasına bastırdı.
Bende o an anlık elimi yarasının üstüne koyunca ellerimiz bir birine temas etti. Şey yemin ederim sanki beni elektrik çarptı gibi oldum.
“İyi misiniz ?” diyebildim.
Çünkü gerçekten çok değişik hissediyordum. Ya ben ilk defa bir erkekle bu kadar yakın temastaydım. Tamam muayene ve ameliyat ettiğim hastalar dışında ha birde Umay’ın abileri dışında.
“İyiyim gülünce dikişlerimi hesaba katmamışım. Sizi de telaşlandırdım.” Dediğinde gözlerim ellerimize kaydı. Usulca elimi çekerek geri adım attım.
Önündeki tepsiyi alıp koridordaki yerine bırakıp içeri girdiğimde Serhat Bey ilaçların tesirinden dolayı uykuya dalmıştı. Bende telefonumdan hemen Umay’a mesaj atıp bana yemek getirmesini istedim.
Koltuğa oturup gözlerimi yataktaki adama dikmiş onu izliyordum ki kapı sessizce aralandı. Bakışlarımı kapıya çevirdiğimde Demir Bey ve asistanını gördüm. Ayağa kalkarak karşılarına geldim.
Adam bir bana bir Serhat beye bakıyordu. Onun patronuydu ama sanki öz kardeşi gibi ilgileniyor ve endişeleniyordu.
“Durumu nedir doktor.”
“Geçirdiği ameliyata göre şuan gayet iyiyiz. Az önce ilk kez ağızdan beslenme yaptık ve midesi bulanmadı. Az önce de uykuya daldı.” Dediğimde
“Dikişleri ne durumda?”
“Dış dikişler kaynamaya başladı ama iç dikişler biraz daha geç kaynıyor. Zamana ihtiyacımız var. Demir çubuk dalağını yırtıp geçtiği için kan takviyesi yapmaya devam ediyoruz.”
“Ne zamana taburcu edersiniz?”
“Kısa sürede taburcu olacağına inanıyorum ama kesin zamanı hocalarım daha iyi bilir. Biz önce Serhat beyi bir ayağa kaldıralım biraz yürütelim süreç az çok belli olacaktır.”
“Anladım! Ona iyi bak doktor!” dediğinde ilk defa sesinde tehdit yoktu. Bu beni biraz rahatlatmıştı.
“Doktor hanımı rahat bırak Demir!” diyen sesle ikimizin bakışları Serhat Beye döndü.
“Seni geberteceğim dostum!” dediğinde gözlerini yumması aslında bunu içten söylemediğini belli ediyordu. Demir bey gerçekten korkmuştu.
“Sana gerek kalmıyordu ama doktor hanım beni hayata dönderdi.”
“Evet evet seni ayağa kaldırmasaydı kendisi de seninle o mezara girecekti!” dediğinde korkuyla geriye adım attım. Az önce ondan bu sefer korkmadım demiştim değil mi şuan ölümüne korkuyordum. Ellerim zangır zangır titremeye başlamıştı. Bu adam manyaktı kesinlikle başka açıklaması yoktu.
“Demir kendine gel sen nasıl böyle konuşuyorsun! Ahu hanım lütfen ona bakmayın beni pek severde ondan böyle ağzından çıkanları kulağı duymuyor.” Dediğinde ona baktım.
Benim gerildiğimi fark etmişti. Ama ben gerilmedim korkuyorum hem de ölümüne. Bu adamda ben dediğimi yaparım diyen bir hava vardı.
“Şey sorun değil Serhat Bey.” Dedim ama boğazım kupkuruydu.
“Demir asistanına söyle doktor hanım aç onun için yemek getirsin.” Dediğinde hızlıca önce Demir beye sonra Serhat beye baktım.
“Yok gerek yok ben birazdan yemekhaneye gideceğim.” Dedim ama dinleyen kim.
“Demir hadisene ne bekliyorsun.” Serhat bey resmen Demir beye fırça çekiyordu.
“Asistan hallet şu işi. Serhat gerçekten kendini nasıl hissediyorsun?”
“İyiyim patron merak etme. Hadi işinin başına dön geldiğimde tek bir aksaklık görmek istemiyorum. Haa anneme söylemedin değil mi?”
“Hayır, merak etme seni İtalya’da zannediyor bizzat arayıp söyledim. Sende kendini iyi hissedince ara söyle de yalanım ortaya çıkmasın. Yalnız kız kardeşin bunu yemedi haberin olsun.” Dedi ve asker selamı vererek odadan çıktı.
“Ahu hanım onun kusuruna bakmayın beni pek sefer ve böyle ani patlamaları vardır.”
“Size çok düşkün sizin patronu olduğunuza emin misiniz? Ancak kardeşi olsa bu kadar tepki verebilirdi. Ameliyathaneden çıktığımıza üçümüzü de ölümle tehdit etmişti.”
“Evet, sadece patronum ama abi kardeş bir ilişkimiz var. Tekrar özür dilerim bir daha böyle bir şey olmayacak emin olabilirsiniz.”
“Serhat Bey sağlık çalışanlarına olan şiddet haberlerini görmüş duymuşsunuzdur. İnanın ben nasıl desem.” Dediğimde korkudan geveliyordum.
“Sorun nedir Ahu Hanım lütfen çekinmeyin.” Yumuşacık sesi ile konuşunca gözlerine baktım.
“Ben anneme bir söz verdim. Doktor olup yüce rabbimin izni ile hayatları kurtaracağım diye. Ben nasıl desem bilemiyorum ama Demir beyden çok korkuyorum. Bir yanlışımda gözümün yaşına bakmaz.” Dediğimde gözyaşlarım yanaklarımda süzülüyordu.
“Ahu hanım.. Ahu lütfen ağlama. Ben onunla konuşacağım seninle olan iletişimine dikkat edecektir. Hem sen daha bana bakacaksın öyle değil mi?” diye sorduğunda,
“Evet önce size bakacağım sizi ayağa inşallah kaldıracağım ve taburcu edeceğim.” Deyip gözyaşlarımı sildim.
İkimiz gözlerimizi kenetlemiş bakıyorken kapı açıldı. Başımı çevirip gelene baktım. Birkaç adam hızlıca elleri kolu dolu şekilde içeriye girdi. Masaya hemen getirdiklerini koyarken gelen şeyin yemek olduğunu anladım. Masayı hazırlayıp afiyet olsun diyerek çıkınca masaya baktım ağzı sulandıracak kadar güzel görünüyordu.
“Afiyet olsun Ahu Hanım.” Diyen Serhat beye
“Teşekkür ederim.” Dedim ve hızlıca gelen enfes lezzetleri bir bir mideme indirmeye başladım. Profiterol bile var Allah’ım bu gece sana geliyorum diyerek her şeyi silip süpürdüm.
Başımı çevirip Serhat beye bakınca onun uyuduğunu gördüm hemen ışıkları kapatıp odayı loş hale getirdim. Üzerine pikeyi çekip yan düşen başını düzelttim. Bende çekyata bir nevresim sererek uzandım. Karnım tıka basa doymuştu hastam uyanmıştı e ben daha ne isteyeyim Allahtan.