Kazanacaktım.
Bizim takıma doğru gelen topa smaç attığımda öldürücü sayımızı en sonunda almıştık. Hocanın düdük sesini duyunca hemen maçı bıraktık. Yu Jin'in yanına gittiğimde sırıtarak sırtımı sıvazlıyordu. "İyi iş çıkardın."
Evet, bugün o büyük gündü. Seçmelerin yapılacağını ve de yapıldığı gün. Yu Jin sayesinde gerçekten herkesi şaşırtacak bir şekilde iyi bir performans sergilemiştim.
O anda telefonuma gelen mesaj bildirimi sesiyle ne tür bir mesajın geldiğini hemen anlamıştım.
Bilinmeyen Numara:
Dediklerimi ciddiye almıyorsun.
Sana seçmelere katılma dedim, katıldın.
Bu sana verdiğim son şans.
Şimdi hocaya gidip geri çekildiğini söyleyeceksin.
Yoksa senin doğduğuna pişman ederim Mi Hi!
Yüzünü daha beter hale getiririm!
Dün geceden beri bu tarz mesajlar alıyordum ama açıkçası umrumda bile değildi. Dün ki o görüntüyü gördükten sonra... Artık akıllanmıştım.
Dün Anka Kuşu'nun rolünü çalmıştım. Onları gördükten sonra kendimi bir kez daha yakmış ve küllerimden yeniden doğmuştum.
Asfalta dağılan abur cuburlarımı bile toplamadan o parktan koşarak çıkmış arkama bile bakmamıştım. Yol boyunca insanların bana tuhaf tuhaf bakmasına neden olacak bir şekilde ağlamış eve varınca hiç kimseye bir şey demeden kendimi banyoya atmıştım. Yıkanırken biraz daha ağlamış, ağlama serüvenimi yatağıma aktarmış, yastığıma yağmur yağdırmıştım.
Biliyordum Jungkook'un hayatında elbet birisi olacaktı, oldu da... Ama bu kişi Hyun olmak zorunda değildi.
Ben de isterim sevdiğim çocuğun mutlu olmasını. Her ne kadar o mutluluk benle olmasa da... Ama, Tanrı aşkına sevecek başka bir kız mı bulamamıştı?
Bütün ilişkilerine saygı duydum. Gözümün önünde yiyişip, başka şeyler de yapsalarda hepsine saygı duydum ve gıkımı bile çıkarmadım, içimden kan ağladım. Ama bu sefer olmaz. Ben bu ilişkiye saygı duymam arkadaş!
Sonuç ise, artık gözümü açmış, bir şeylerin farkına varmış ve yeniden doğmuştum.
Hyun'un bakışlarını bende olduğunu biliyordum. Zira geldiğimden beri olduğu her yerde beni süzüyordu. Bakışları ise öfkeliydi. Emindim ki hocalar çevremizde olmasa üstüme atlayacaktı.
Bakışlarımı Hyun'un dağıtmak istediğim yüzünde gezdirdim ve ona en gıcık gülümsememi sunarak -tabii ki o bunu görmedi ama gözlerimin kısalmasından anlamasını ümit ediyordum- telefonuma elime aldım ve mesaj kısmına girdim. Çünkü biliyordum o mesajların bana kimden geldiğini.
KmHİ_:
Avucunu yala ✋
Mesajı atar atmaz telefonuna bildirim gelmişti. Telefonu eline alıp birkaç saniye baktıktan sonra burnundan duman çıktığına şahit olmuştum. Parmak uçlarımla ona öpücük yolladıktan sonra el salladım.
Yu Jin bu hareketimle kıkırdarken "Fenasın," dedi.
"Artık öyle olmaya karar verdim." Ona dün ki akşam yaşadıklarımı birbir anlatmıştım. Tabii anlatır anlatırmaz çıldırmış Jungkook'u öldürme planları yapmaya başlamıştı. Sonra bana Jungkook'tan bir hayır gelmeyeceğini Jimin'e yürümem gerektiğini söyleyip durmuştu.
"Valla sana bakıyor Mi Hi,"
Yu Jin'in dediği şeyle bakışımı etrafta gezdirdim ve onu tam karşımda gördüm. Karşımdaki insanı alakasız yerlerde aramak mallığımın kaçıncı derecesiydi bilmiyordum.
Bana yakın değildi. Ben duvarın bir başında, o duvarın bir başında duruyordu. Ama bakışları yakın ve rahatsız ediciydi. Resmen bakışlarıyla beni yok ediyordu. Kızgın mıydı yoksa başka bir şey mi vardı? Kızgın ise cidden ona uçan tekme atardım. Herifin yanında bile dolaşmıyordum. Sıkıntıyla iç çektim.
"Heyecan var mı heyecan?" Jimin'i görmemle gülümsedim. Bu çocuğu ne zaman görsem otomatik olarak gülümsüyordum. Çok tatlı!
"Cidden iyi iş çıkardın, seninle gurur duyuyorum. Benim eserim!" deyip omzumdan tutup beni kendine yaklaştırdı ve alnıma küçük, masum bir öpücük kondurdu.
Yaptığı hareket elimin ayağıma dolaşmasına sebep olacak bir nedendi. Ve tabii ki cinayete kurban edilmek...
"YAAA! PARK JİMİN!" diye koluna vurdum kızarak. Bakışlarımı benim boynumu koparmayı hayal eden kızlarda gezdirdim. Hepsi öfkeliydi. "Senin yüzünden kim vurduya gideceğim. Yapma, henüz ölmek istemiyorum!"
"Bebeğim ben ne yapayım çok yakışıklıysam." dedi ellerini saçlarına daldırarak. "Kızlar benim hastam. Bu yüzden benle arkadaşlık ederken ölmeyi de düşünecektin."
"Ben nerden bileyim Park Jimin ile arkadaşlık kurunca yanına ekstra olarak ölüm tehlikesinin geldiğini!" Kollarımı birbirine bağladım ve bakışlarımı etrafta dolaştırdım.
Gitmişti.
"Ya aslında bu nefretten kurtulmanın bir yolu var." dedi elini omzuma atarak. "Seni koruyabilirim ama şey olmak lazım... Bir sıfat..."
"Ben seni anlamıyor. Sen konuş Korece." dedim gayet ciddi bir tonda.
"Yav işte ben senin sevgilin sıfatına sahip olsam..." Dediği şeyle gözlerim büyürken beni iyice kendine çekti. "Böyle dolaşsak, herkes bilse... İşte o zaman kimse korkudan bulaşamaz sana."
"Höst lan!" dedim kendimi kollarından kurtarırken.
"Park Jimin resmen arkadaşıma koşmadın, uçtun! Önceki hayatında Hazarfen falan mıydın acaba?" dedi Yu Jin düşünerek.
Jimin gülerken ben korkudan Yu Jin'in arkasına saklanmıştım. "İnşallah ciddi değilsindir Jimin-shi!" Dedim.
"Yoo, ciddiyim."
Dediği şeyle çığlık atarken beni kendine çekti ve sarıldı. "Şaka yaptım," derken saçımı öpmüştü.
"Bu ne biçim şaka?" dedim geri çekilirken. Elimi kalbime koydum ve ağlamaklı sesler çıkardım. "Bana ümit verdim Jimin-sshii! Duygularımla oynadın, bunun bir bedeli var!"
Dediğim şeyle üçümüz gülerken tam arkadan bir ses duydum. Tanıdık bir ses.
Evet, Jungkook.
"Hoca takıma girenleri açıklayacak. Sizi çağırıyor." Sesi cidden duygusuz, bitkin ve yorgundu. Hocaya doğru ilerlerken Jimin'in kulağına fısıldadım. "Senin bu arkadaşının neyi var?"
"Sadece zor günler geçiriyor, Mi Hi."
Kaşlarımı kaldırdım. Zor gün mü? Dün Hyun ile yiyişirken hiç zor gün geçirmiyordu valla.
Aklıma gelen o görüntüyle Hyun'un kafasını Jungkookla çarpıştırıp bir yumurta gibi kırmak istedim.
Hocanın yanına vardığımızda elinde bir liste vardı ve çevresinde bir sürü meraklı öğrenciler vardı.
"Evet, bu sene voleybol takımına katılım geçen seneden çok daha fazlaydı ve bu beni gerçekten çok mutlu etti. Bunun için öncelikle hepinize teşekkür ederim."
Klasik konuşmalar yapılırken gözümü devirmemek için kendimi zor tutuyordum. Sadete gelebilir miydik?
"Bu sene voleybol takımı genellikle aynı kişilerden oluşuyor."
Biliyordum, kazanamadım.
"Sadece takıma 2 yeni kişi girdi."
Tebrikler.
"Onlarda Park Yu Jin ile Kim Mi Hi,"
İsmimizin okunmasıyla çığlığı basıp Yu Jin ile birbirimize sarılmıştık. Jimin ile Taehyung sırtımızı sıvazlarken gözümden birkaç damla yaşın aktığını fark ettim.
Yine ağlıyordum ama bu sefer mutluluktandı.
Çünkü hayatımı yavaş yavaş değiştirmeye başlamıştım.
Ve başarmıştım!
-
Aynanın önünde kendime bakarken yaralarım olmasa cidden güzel bir kız olabileceğimi fark ettim.
Ama herkesin bir kusurları vardır ve benim kusurlarım diğerlerinden daha farklı ve... Çirkindi.
Elim yüzümdeki yaralarda gezinirken geçmiş gözümün önünde sahneye çıkıyordu.
Zor şeyler yaşamıştım.
5. Yaşımın çoğu hastanede, doktarların arasında geçmişti. Ailem, doktorlar, hemşireler, evim hastane olmuştu.
Peki şimdi?
Şimdi 18 yaşındaydım ve okulun açılış dönem partisine hazırlanıyordum.
Evet, parti gecesi bugündü. Cumartesi gecesi...
Üzerimdeki siyah elbise diz kapağımın hemen üstündeydi. Göğüs ve sırt dekoltesi belirli bir şekilde vardı. Askılıkları omzumdan sarkıyordu ve bu da belirgin köprücük kemiklerimi ortaya çıkartıyordu.
Bu elbiseyi çok aramış mıydım? Evet, aramıştım.
Siyah duman tarzı göz makyajı yapmıştım kendime. Fondöten, ruj falan sürmediğimi zaten biliyorsunuz.
Siyah deri eldivenlerimi elime taktıktan sonra gerçekten elbisemin eldivenle güzel bir kombin oluşturduğunu fark ettim. Ama bu güzelliği birazdan takacağım maske çok rahat bir şekilde bozacaktı, biliyorum.
Telefonuma gelen mesaj bildirimi sesiyle siyah deri maskemi yüzüme geçirdim. Telefonuma gelen mesaj ise beklediğim kişidendi.
Biricik yakışıklı kavalyem, Park Jimin...
Jimin:
Geceye hazır mısın?
Kapının önündeyim
Seni bekliyorum bebeğim :)
MiHi:
Geliyorum
Geceye hazırım :)