Bölüm 7 - ''YENİ KİTAPÇI''

975 Words
"Şimdi elimi ağzından çekeceğim ve sen uslu uslu duracaksın, tamam mı?" Yüzünü göremesemde ses tonundan sinirli olduğunu anlayabiliyordum. İyi, hoşda ben onu sinirlendirecek ne yapmıştım ki? "Ayrıca bağırmayacaksın. Yoksa olacaklardan ben sorumlu olmam Mi Hi." Ondan ve bana o sözde yapacaklarından korkmuyordum. Ama derdini öğrenmek istiyordum. Bu yüzden kafamı tamam anlamında salladım. Elini ağzımdan çeksede diğer eliyle bedenimi duvara sabitliyordu. Boşta kalan eliyle odanın ışığını açtığında onun yüzünü gördüm ve gözlerindeki bakışlarından gerçekten sinirli olduğunu anladım. "Ne istiyorsun benden?" Ayrıca bana çok yakındı, küçük bir odanın içinde bir bütün olmuştuk resmen. Güldü. Ama bu gülüşü normal bir gülüş kesinlikle değildi. Dilini alt dudağında gezdirdi. "Hani çevremde olmayacaktın?" Arkamdaki duvara yumruk atmasıyla yerimden sıçradım. "JİMİN İLE NE İŞİN VAR SENİN?!" Cidden tek sorun bu muydu? Onu daha çok sinir edecek bir şekilde güldüm. "Ah, ben de daha ciddi bir şey sandım." Ardından hemen ciddileştim ve gözlerimi kıstım. "Bundan sana ne acaba? Ben senin çevrende olmayacaktım, Jimin'in değil!" "JİMİN BENİM ARKADAŞIM! ONUN ÇEVRESİ DEMEK BENİM ÇEVREM DEMEK! BİZDEN UZAK DUR Mİ Hİ!" Sözleri ruhumda derin bir yara oluştururken gözlerimin dolmasına engel olamadım. Böyle olmasından nefret ediyorum. "Hayır." Sesimin güçsüz bir şekilde çıkmasına lanet ettim. "Kimin ile arkadaş olup olmama karışamazsın. Jimin ile arkadaşlığım o bitti diyene kadar sürecek. Buna alışsan iyi edersin Jeon Jungkook." Dediklerim onu affalatmış olacak ki elimi göğsüne koyup ittirdiğimde geriye doğru sendeledi. Ayrıca bakışları da bir hayli şaşkındı. Kanımca benden böyle bir tepki beklemiyordu. Kapının önüne gelip kapı kolunu çevirdiğimde yüzümdeki buruk gülümsemeyle ona seslendim. "Keşke biraz Jimin'den feyz alsan Jungkook." - Tahmin ettiğim gibi Jimin'in kutsal yerime gelmesi yönünde bu öğlen saatinde herkes oraya hücum etmişti ve ben kendimi yemek hanenin bir masasında karşımda Yu Jin'in iştahlı bir şekilde yemek yemesiyle bulmuştum. Ben mi? Ben hiçbir şey yiyemiyordum tabii ki. Yan masamızda ise onlar vardı. Bu aralar Hyun cadısı ne kadar çok Jungkook ile takılıyordu... Aralarında bir şey olma düşüncesi ben de Hyun'ın suratına yumruk atma hissi veriyordu. "Sen bir şey yemeyecek misin?" diye sordu Yu Jin. "Bu kalabalık iştahımı öldürüyor." Tam o sırada okul başkanın masanın üzerine çıkması ile bir duyurunun geleceğini anlamıştık. "Biliyorsunuz yeni dönem birkaç gün önce başladı," dedi ellerindeki tabakları birbirine vururken. "Bu yüzden bu haftasonu bir dönem açılış partisi yapmayı düşünüyoruz. Gelmek isteyenler bize en geç bugün isim yazdırırsa seviniriz." Gitmeyecektim. Geçen sene de gitmemiştim. Zaten gitsem de orada pek istenmeyeceğimi biliyordum. Niye hem oradaki insanları ve kendimi kasıp o günü mahvedeyim? Yu Jin gözünün ucuyla bana bakınca gülümsedim. Bir an partiye gidelim diye bir konu açacağını düşünsem de bunu yapmadı. Zaten beni biraz tanıdıysa alacağı cevabı biliyor olmalıydı. Yemeğini bitirdikten sonra "Ben bir tuvalete gideyim, sonra biraz bahçede dolaşırız." deyip masadan ayrıldı. O gittiği zaman masayı bir sessizlik kaplamıştı. Göz ucuyla yan masaya baktığımda keyiflerinin yerinde olduğunu fark ettim. Derin bir iç çektim ve elimi yanağıma koyarak Yu Jin'in gelmesini bekledim. O an yanımdaki sandalyenin şekilmesiyle birinin yanıma geldiğini anladım ve o kişi tahmin edilmesi zor birisi olmadığını fark ettim. Yeni arkadaşım, Park Jimin. "Partiye gitmeyi düşünmüyorsun sanırım." Güldüm. "Ben öyle bir aptallık yapar mıyım sence?" "Şey, bence o kadar emin olma." Bu ses Jimin'e ait değildi. Yu Jin sırıtarak karşımda dikiliyordu. "Ne?" "Şöyle anlatayım," dedi sandalyeye oturup elimi tutarak. "Az önce tuvalete gidiyorum bahanesiyle ismimizi yazdırmaya gittim, hatta ücretimizi bile verdim. Yani kaçış maçış yok, partiye gidiyoruz." Gözlerim hayretle büyürken Yu Jin'in bu yetkiyi nereden aldığını çok merak ettim. Bu özgüvenin kaynağını bulup yok etmeliydim. Zira hayatlerle anlaşıp inşa ettiğim bu okul hayatım yerle bir olmak üzereydi. "Öyle bir şey olmayacak Yu Jin," dedim elimi ondan çekerken. "Sen git ama beni unut." "Bence partiye gitmeyi bir düşünmelisin," diye atladı Jimin. "Arkadaşın gayet mantıklı bir şey yapmış." Gözlerimi devirdim ve derin bir iç çektim. "Anlamayacaksınız. Ben neden normal bir günü anormal bir güne çevireyiyim? Orada beni istemeyen bir sürü olacak." "Seni burada da istemeyen bir sürü insan var Mi Hi. O zaman okula da gelme? Hem birkaç ders önce sana dediklerimi hatırlamıyor musun?" diye sordu. Tabii ki hatırlıyorum. Dediklerinin de bir sürü şey doğruydu ama korkuyordum. Bu duyguyu üstümden atamıyordum. "Korkmanı da anlıyorum," dedi Jimin elini omzuma atarak. "Geçen sene zor zamanlar da atlattın bunun da farkındayım ama artık yanında biz varız, bunun neden kabullenmiyorsun? O gece Yu Jin de ben de sana bir şey olmasına izin vermeyeceğiz." İçimi ısıtacak bir şekilde gülümsedi. "Çünkü ben senin o gün ki kavalyen olacağım." Nefesim kesilirken Jimin'in boynuna atlayıp neden geçen yıl yanımda olmadın diye sormak istedim. Yu Jin'e de neden geçen sene bu okula gelmedin diye hesap sormak istedim. "Merak etme, o gün eve sağ salim döneceksin." Dedi Yu Jin gülümseyerek. "Valla sana bir şey yapmaya kalkanı sallarım, onlar daha beni tanımıyor." Yu Jin dediğini gülerken kafamı salladım ve başımı Jimin'in omzuna dayadım. İradesizdim, çabuk kabul etmiştim onları ama sanırım suç birazda bendeydi. İçimde bir yerlerde bastırılmış Mi Hi o partiye gitmek istiyordu. "Öyle olsun bakalım." - Sevdiğim kitapçıya yeni test kitapları ve okuma kitapları almak için gittiğimde her zaman yüzünü görmeyi alıştığım ajusshiyi göremedim. Çok farklı bir beyefendi karşılamıştı beni. Almak istediğim kitapları elimde tutarken bu kadar kitapların bu dönem yeteceğini düşündüm. Zaten yetmezse tekrardan alırdım sonuçta. Kasaya doğru gittiğimde yabancı adam beni fark etti. "Şey, ben bunları almak istiyorum." Dedim kitapları masaya koyarken. Adam siyah çerçeveli gözlüklerini parmağın ucuyla yukarıya kaldırıp bana bakıp gülümsedi. "Buranın daimi müşterisine benziyorsun." "Öyle," dedim gülümseyerek. "Bir şey sormak isterim, sizden önceki ajusshiye ne oldu?" Kitaplarımı poşete koyarken. "İşi bana devretti." Dedi. "10. Sınıf olmalısın, ayrıca zeki." Dediklerine güldüm. "Sanırım." "Benim de senden bir yaş büyük kardeşim var, o da 10. Sınıf. Hangi okula gidiyorsun?" diye sordu. "Özel Seul Lisesi." Kaşlarını kaldırdı. "İsmin ne?" "Kim Mi Hi." Kaşları az öncekine nazaran daha çok kalkarken şaşırdığını fark ettim. Oysa bunda şaşıracak pek bir şey yoktu. "A-anladım." Baya bir affalanmıştı ama zorla gülümseyerek bunu hemen toparlanmıştı. Bana elini uzattığında bu sefer ben şaşırmıştım. "Ben de Kim Namjoon, tanıştığıma memnun oldum Mi Hi."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD