Bölüm 23 - ''İTİRAF''

1257 Words
23. BÖLÜM: "İTİRAF" "Jimin artık bana ne olduğunu anlatacak mısın?" Yüzüme öküzün trene baktığı gibi bakmaya devam ediyordu. "Hayır bana mı özendin? Mi Hi'nın suratındaki iz ne kadar güzel, ben de kendimi dövdürüp güzel yüzümün içine edeyim mi dedin?" Derin bir iç çektim ve pamuğa döktüğüm tentürdiyotü dudağının kenarındaki yaraya bastırdım. Ağzından küçük bir inleme döküldü. Bana attığı o anlam veremediğim mesajdan sonra uyku tutmamıştı. Yatağın içinde bir sağa bir sola dönerek sabahı etmiş okula gelmiştim. Ve okula geldiğim an okulda ne Jungkook vardı ne Jimin. Taa ki öğlen yemeği saatinde Jimin dağılmış yüzüyle okula gelene kadar... Onu o halde görünce direk revire getirmiştim ve ne tesadüf ki bugün de doktor izinliydi. Şimdi onun görevini ben üstleniyordum. "Sen bir de karşı tarafı gör," dedi pişkin pişkin sırıtarak. Bu halde bile espiri yapıyordu ya, pes. "Ne olduğunu anlatacak mısın bana?" Küçük bir çocuk gibi dudağını sarkıttı ve omzunu silkti. "Jungkook ile mi kavga ettin? O da yok zaten okulda." Jungkook'un lafını duyunca kaşlarını çattı. "Benimle birlikte o da okula geldi." Demek gelmişti. "Kavga ikinizin arasında mı oldu ya da başka kişiler mi saldırdı size?" Jimin hiçbir cevap vermeden suratıma mal gibi bakarken elimdeki pamuğu bir kenara bıraktım. "Kapıya çarptım falan deme, yemem." "Jungkook ile..." dedi ama devamını getiremedi. Zaten ben anlamıştım anlayacağımı. "Buradaki işimiz bitti. Ama eve gidince gözüne çiğ et falan koy. Çok kötü morarmış." Kafasını sallayıp sedyeden kalktı. Birlikte revirden çıktığımızda Jungkook'u gördüm. Hızlı hızlı yürüyordu ama bizi gördüğünde durmuştu. Jimin'e doğru sert bir bakış attığında Jimin'in de aynı şekilde ona baktığını fark ettim. Jimin hiçbir şey söylemeden yanımdan jet hızıyla ayrıldığında Jungkook bir koşarak uzaklaşan Jimin'e bakıyordu bir de bana. Jimin olduğumuz koridordan tamamiyle uzaklaştığında Jungkook'a doğru yürüdüm. Onun da yüzünün hali Jimin'den pek farklı değildi. "Yüzünüzün hali ne sizin böyle?" dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. "Dün gece ne yaşadınız siz?" "Anlatmadı mı sana?" dedi gülerek. "Neyi?" "Anlatmamış, belli." Ortada bir olay dönüyordu, hemde benim hakkımda ama ben hiçbir şey bilmiyordum. Benden saklanan şeyleri ne zaman öğrenebilecektim acaba? Jungkook'u bileğinden tutup revire doğru sürükledim. Az önce Jimin'in olduğu yere onu oturttum ve söylendim. "Madem kavga etmeye karar verdiniz, kavgadan sonra da kaymış suratlarınıza pansuman falan yaptırsaydınız keşke." "Aahhh, yavaş." Pamuğu yaralara sürerken biraz sert davranıyor olabilirdim. Ama onun da canı çok tatlıydı, ben ne yapayım. "Az önce oturduğun yerde Jimin de oturuyordu ama hiç de 'ah-uh, yavaş' demiyordu. Senin canın da pek tatlıymış." Anında kaşlarını çatıp suratını asmıştı. "Az önce sen Jimin'e de mi pansuman yaptın?" Kafamı aşağı yukarı salladım. Kaşının yanındaki yaraya tam pamuğu bastırdığım an elimi itti. "İstemiyorum, yapma." Ayağa kalktığı an onu ittirip yerine oturtturdum. "Ne bu şimdi, küstüm oynamıyorum mu?" Bir cevap vermeden öylece yüzüme baktı. "Kaç yaşındasınız ya siz? Çocuk musunuz? Eşek kadar adam olmuşsunuz ama hala birbirinizle kavga ediyorsunuz. Şu yüzünün haline bak Jungkook, ölmüşsün ama bir fatiha okuyanın bile yok." Pansuman işine kaldığım yerden devam ederken bir yandan da söylenmeye devam ediyordum. "Hayır anlamıyorum derdiniz neydi? Dün gece Jimin bana mesaj attı, her şey gayet yolundaydı. Senin eve geleceğini söyledi. Ama sonra birden gecenin üçünde tuhaf bir mesaj daha attı ve sabah sizi yüzünüz dağılmış bir halde buldum. Dün gece neler oldu Jungkook?" Tabii ki de cevap vermemişti. Bu konu hakkında konuşmamaya yemin etmiş gibi bir hali vardı. "Sohbetine de doyum olmuyor zaten, pansuman da bitti. Çiğ et koy gözüne. Arı sokmuş gibi şişmiş ikinizin ki de. Hayır neden hep yüzünüze çalıştınız? Yoksa Mi Hi'ya benzeme yarışı mı yapıyordunuz?" Dudaklarında küçük bir kıvrılma olmuştu. Gülümsemişti. Ve bu beni mutlu etmişti. Birlikte revirden çıktığımızda Jimin'e mesaj attım. Mi Hi: Okuldan sonra bir yerlerde buluşup konuşmalıyız. - Hava kararmak üzereydi ve Jiminle birlikte Jungkook ile Hyun'u öpüşürken gördüğüm parka gelmiş, bankların birinde yan yana oturmuş, salıncakta sallanan çocukları seyrediyorduk. Hava gitgide soğurken ellerimi cebime attım. "Bana itiraf edeceğin şey neydi Jimin?" "Tüm cesaretimi toplayabilirsem birazdan edeceğim, o zaman görürsün." Derin bir nefes alıp temiz havayı içime çektim. "Peki o zaman, Jungkook ile kavganızın sebebi neydi?" "İkimiz de birbirimizden bazı gerçekler saklıyorduk Mi Hi. Ve ikimizde gerçekleri o gece öğrendik ve hırsımızı birbirimizden çıkardık. Hepsi bu kadar." "Peki o gerçekleri ben de öğrenebilir miyim?" Gülümsedi. "O gerçeklerden birini zaten birazdan öğreneceksin. Diğeri ise Jungkook ile alakalı. Söyleyip söylememesi ona kalmış artık." Birden ayağa kalktı ve elimden tutup beni de ayağa kaldırdı. Sanırım başlıyorduk. "İnan nereden nasıl başlayacağımı bilemiyorum Mi Hi. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yapıyorum ve bu beni korkutuyor." "Seni korkutan şey tam olarak ne ve korkuyorsan neden yapıyorsun?" "Beni korkutan şey tam olarak vereceğin tepki ve yapmamın sebebi ise seni ellerimden kayıp gitmene seyirci kalamamış olmam." Gülerek, "Benim bir yere gittiğim yok Jimin-sshi, bak buradayım işte." dedim. "Hayır, gidiyorsun." dedi. Bunu o kadar ciddi bir tonda söylemişti konuşacağımız konunun veya itiraf edeceği şeyi normal ve hafif bir şey olmadığını o an anladım. Küçük elleri arasında duran ellerimi sıktı ve gözlerini sımsıkı kapadı. Aha, geliyor valla. "Mi Hi, seni seviyorum, sana aşığım ve seni Jungkook ya da başka birisine kaptırmayı istemiyorum ve kaptırmayacağım da." Kurduğu cümle beynimin içinde bir makine gibi çalışan algılama merkezimi durdururken mantığım ellerimin arasında kayıp yere düşmüş ve paramparça olmuştu. "Ne?" Omuz silkti. "Duydun, seni seviyorum Mi Hi. Senin sahte erkek arkadaşın değil de gerçek erkek arkadaşın olmak istiyorum. Elini tutmak, herkesin içinde seni rahatça öpmek istiyorum." Birden attığım kahkaha yüzünden şoka uğramıştı. Gerçi benim de ondan pek bir farkım yoktu. Kahkaha atmaktan gözümden yaş gelince artık zar zor konuşabilirdim. "Hadi artık gülüp eğlendimize göre gerçek itirafını söyle," dedim ve omzuna vurdum. "Yalnız sen de baya komik bir çocukmuşsun he, iyi güldüm valla." Jimin verdiğim tepkiye sinirlenmişti. Ellerini ellerimden çekti. "Mi Hi, ben ciddiyim." Yüzümdeki gülümseme kandil gibi söndü. "Sen ciddisin." Sertçe yutkundum. Dediklerinde ciddiydi. Bunun ben de farkındaydım ama şakaya vurarak bu durumu kabullenmek istemedim. İşe yaramamıştı. "Aynen öyle," Arkamda duran banka çöktüm. Bacaklarımdaki bağlar çözülmüştü sanki. Ağzım süs balığı gibi açılmıştı. "Ee, bir şey söylemeyecek misin?" "Ne söylemem gerekiyor? Şaşırdım. Bana böyle hisler beslediğini tahmin edemezdim. Bana aşık olacak kadar kafayı yedin mi cidden?" Güldü ve yanıma oturdu. "Hayır kafayı yemedim, sana aşık olmak neden delilik olsun ki? Sana âşık olmak suç değil, günah değil." Dedikleri kalbimi eritirken kafamı eğdim. "Neden bir şey söylemiyorsun Mi Hi? Ben 'ben de seni seviyorum Jimin' deyip boynuma atlarsın diye düşünüyordum." "Seni seviyorum Jimin ama o anlamda değil, biliyorsun..." Kendimi suçlu hissediyordum. Zira bir insana verdiğin sevgiyi onun sana vermemesi çok can yakıcı bir olaydı. Ve Jungkook'u ilk gördüğüm andan beri ben bu olayı yaşıyordum. "Özür dilerim, Jimin." dedim gözyaşlarımı sessizce yere yağmur gibi yere indirirken. "Sana aşık olmadığım için özür dilerim." Başımı göğsüne yaslandırdı. "Sorun değil Mi Hi. Şimdilik kalbin başkası için atabiliyor olabilir ama bu hep sürecek değil ya. Yemin ederim ki bunu değiştiriceğim." Değiştiremezsin Jimin. Bunu değiştirmeyi ben de denedim, istedim. Beni hiçbir zaman sevmeyecek bir insanı sevmek istemedim. Beni hiçbir zaman rüyalarında görmeyecek bir insanı sevmek istemedim ama sevdim. Ve bu gerçeği görmezden gelemedim. Hele de o bana bu kadar yakınken, sonunda yanıp kül olacağımı bilsem bile onu sevmekten vazgeçemedim. "Jeon Jungkook!" diye birden bağırdı Jimin. "Ben sakladığım şeyi söyledim, sence senin de bir şeyleri itiraf etme zamanın gelmedi mi?" Ve o an Jungkook'u başına geçirdiği kapşonla saklandığı ağaçların arasından çıktığını gördüm. Bizi en başından beri izliyor muydu? Ben şaşkınlıkla hem Jungkook'a hem Jimin'e bakarken Jimin bana "Korkma," dedi. "O bizim gerçekten sevgili olmadığımızı biliyordu zaten." Beynim bu olaylara karşı mavi ekran verirken Jungkook ellerini cebine attı, arkasını döndü ve gitmeye başladı. "Bak yine yapıyorsun, yine kaçıyorsun Jeon Jungkook! Bir kere, hayatında bir kere adam ol ve sözünü tut! Ona tüm gerçekleri anlat!" Ve Jungkook Jimin'in dediğine karşı sadece orta parmağını kaldırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD