2

709 Words
Kadın sinirlense de hiçbir şey söylemeden çıkarken, Ateş ve Asel başbaşa kalmıştı. "Güvenlik şirketine itimat etmediğinden değil aslında." dediğinde "Biliyorum." diyerek sözünü kesti Asel. "İnsan kardeşinin nasıl olduğunu bilmek istiyor." "Kendinden mi?" "Evet. Ne olmuş. Peşine adam takmadım diye seni önemsemiyor muyum sanıyorsun?" "Hiç öyle düşünmedim." "Düşünme de zaten." "İçer misin?" Kardeşinin uzattığı sigaraya bakıp parmaklarının arasına aldı. "Sen içmiyorsun diye biliyordum." Sigara paketini kapatıp köşeye koydu Asel. "Doğru biliyorsun. Senin için aldım." "İçeri gireceğimden şüphen yoktu yani." "Ricamı geri çevirmeyeceğinden diyelim biz ona daha çok." "Sahi, çok basit girdik içeri. Neden kendini halletmedin?" "Onunla yeni çalışmaya başladık diye bilecek herkes. Kurtaramazdım. Aklıma da ilk sen geldin doğal olarak." Kardeşinin son söylediğini tekrar etti sessizce. Kendi başı belada olsa çağırır mıydı diye düşündü sonra. İlk aklına gelen o olur muydu? Cevabını veremedi bir türlü. Vermek istemedi ya da. "Bitti mi söylemeyeceklerin?" "Neden her an ayaklanacakmış gibi konuşuyorsun?" "Gitmeyeyim mi?" "Kal işte. Yemek yeriz." "Yemek mi yapacaksın bana?" "Neden olmasın?" İkisi de hafifçe gülümsediğinde Asel yemek yapmak için ayağa kalktı. "Hâlâ kremalı mantar seviyor musun?" diye sorduğunda Ateş kafasını sallamakla yetinmişti. "Tamam o zaman. Sen keyfine bak. Şurda giderken almaya tenezzül etmediğin fotoğraf albümü var, bakmak istersen." diyerek orta sehpanın altındaki çekmeceyi işaret etti mutfağa gitmeden önce. Ateş bir süre bekledi. Sonra yavaşça çekmeceyi açıp albümü eline aldı. Tüm bu süre boyunca oldukça huzursuz hissetmesinin sebebi görmek istemediği kişileri görmek mi yoksa hafızasından hiç silinmeyen o yüzlerle karşılaşmak mı o da henüz çözemememişti. Duygularını göstermekten çekinen biri gibi görünüyordu çoğu zaman dışarıdan, ama asıl gerçek öyle değildi. Duygularını henüz o da tam olarak tanımlayamıyordu. Onları göstermek de, tanımak da, anlamak da istemiyordu aslında. İlk sayfayı korkarak çevirdi ve karşılaştığı ilk yüz, gözlerine bakmaktan en çok korktuğu yüz oldu. Nasıl bırakırsın kardeşini diye bakıyordu sanki annesinin gözleri. Evet, kaçmıştı. Annesinden, babasından, kardeşinden. En çok da kendisinden. "Özlemiş misin?" "Hayır." dedi aceleyle albümü kapatarak. "Özlemedim. Merak ediyorsan pişman da değilim." "Olma da zaten." Kısa bir süre sessizlik oldu evde. "Gel hadi. Hazır yemek." Masaya geçtiklerinde çalan telefonunu cevapladı Ateş. Asel'in dikkatini "Sana psikopat gibi beni izlememen gerektiğini daha kaç kere söylemem gerek." Cümlesi çekti. "Hayır. Gerek yok." Telefonu kapatınca "Bir şey mi oldu?" diye sordu. "Yok." "Dışarıda bekleyen bir arkadaşın varsa çağırabilirsin." "Gerek yok. Beklesin." "Dışarısı soğuk." "Ona beni izle diyen olmadı." "Hâlâ vicdansızsın." "Sen de fazla düşünceli." İki kardeş de birbirine baktığında ilk gülümseyen Asel olmuştu. "Sanırım hiç değişmeyeceğiz." "Akıllanmak için fazla yaşlıyım." "Sanırım ben de." Bir süre yemeğini yedi sonra da tekrar ayağa kalkti. "Dışarısı cidden soğuk." "Tamam. Sen bilirsin." Ateş pes etmişçesine yemeğini yemeye devam etti, bir yandan da telefonundan mesaj atarken. "Çağırayım mı yani?" "Sadece ona kadar say." Sırıttı ve kızın içeriye dalmasını seyretti sakince. "İndir o silahı. Kardeşimi öldüremezsin." "Ne? Kimi?" "Yemek yer misin? Güzel yemek yaparım." Asel'in onun yanındaki manyak insanlara alışık olması Ateş'i gülümsetti. "İçeri gir yazmışsınız." "Dışarısı soğuk. Yani, Öyleymiş." dedi Asel'i işaret ederek. "O yüzden otur." "İyiydim dışarıda. Üstelik ortada bir tehdit yoksa, ortalıkta da görünmemem gerekir." "Fazla ciddiye alıyorsun." "Siz de fazla ciddiyetsizsiniz. Peşinizdekiler göz önüne alındığında üstelik." "Kim var peşinde?" Kardeşine dönüp "Önemli kişiler değil." dedi Ateş. "Merak etme." "Önemli değil mi?" Ateş'in bakışından sonra cümlesine devam edemeyen kıza baktı Asel. Sonra da tabağı doldurup önüne koydu. "Gerek yoktu." "Ben yemek ısmarlamam. O yüzden bulduğun an yesen iyi edersin." "Ismarlamanızı beklemiyorum zaten." Tabağı önüne çekip yemeye başladı. Asel de çalışanlarıyla mesafelerdir elbette ama hiç bu kadar soğuk konuştuğunu hatırlamadığını fark etti. Her zaman onları düşünen bir patronları olduğunu düşünüyordu çünkü tüm çalışanları. "Güvenliği o silahla nasıl atlattin sen bu arada?" Ağzındaki lokmayı yutup adama baktı Simay. "Pek zor olduğu söylenemez. Görmediler bile. Gözleri biraz bozuk sanırım adamlarınızın." Ateş gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken, Asel gülümsedi. "Tam olarak senin gibisini görmedikleri içindir. Güzel bir kızın evime girmesi onları tedirgin etmemiş de olabilir." Simay kaşlarını kaldırıp Asel'e baktı. Ateş'in kardeşi olduğuna inanmak gerçekten çok zordu. Benzememeleri bir yana, konuşma tarzlarına varana kadar her şeyleri farklıydı. İki zıt kutuplar gibi duruyorlardı uzaktan bakınca bile. "Yemek için teşekkürler. Ben çıkayım." "Kapıdan." dedi Asel gülerek. "Bekle." Ateş yavaşça ayağa kalktı sonra da "Benim için başkasını bulsunlar." dedi. "İçeri gelmem için mesaj atan sizdiniz. Kovuldum mu şimdi bunun için?" "Ne kovulması?" "Sizin için başkasını bulunca ben ne yapacağım?" "Basit." dedi masaya koyduğu silahı beline takarken. "Kardeşimi koruyacaksin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD