9

595 Words
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Asel'in evinde perdeler kapatılmış, dışarıdaki bahçeyi aydınlatan lambalar dışında bütün ışıklar söndürülmüştü. Koridorlarda sessizce dolaşan güvenlik görevlileri, evin her köşesini kontrol ediyordu. Yağmur yeniden başlamıştı. Damlalar yüksek pencerelere vuruyor, bahçedeki ağaçların dallarını rüzgârla birlikte savuruyordu. Simay, çalışma odasının kapısına yaslanmış, Ateş'i izliyordu. Ateş masasının başında oturuyordu. Ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Önündeki kâğıtların arasında babasının ölümüne ilişkin eski tarihli birkaç belge vardı. Mert, adamın talimatıyla aile arşivinden bulabildiği kayıtları getirmişti. Bir kısmı okunamayacak kadar eskiydi; bir kısmıysa eksikti. Ateş, eksik olan sayfaları diğerlerinden daha uzun inceliyordu. Sanki kâğıtların arasında yıllar önce kaybettiği bir cevabı bulabilirmiş gibi. Simay kapıyı tıklattı. Ateş başını kaldırmadan konuştu. "İçeri girebilirsin." "Kapıda durmamı tercih ederdin diye düşünmüştüm." "Fikrimi değiştirdim." "Ne kadar sevindirici." Simay içeri girdi. Elinde iki fincan kahve vardı. Birini Ateş'in önüne bıraktı, diğerini alıp pencerenin yanındaki koltuğa oturdu. Ateş fincana baktı. "Şeker koymuşsun." "Evet." "Ben şekersiz içerim." "Biliyorum." Ateş kaşlarını çattı. "O zaman neden şeker koydun?" Simay kahvesinden bir yudum aldı. "Çünkü bu gece hayatında yeterince acı şey var. Bir de kahveni acı içerek kendine eziyet etmeni istemedim." Ateş ona baktı. Simay'ın yüzünde alaycı bir ifade yoktu bu kez. Gözleri yorgundu. Saçlarının birkaç tutamı omzuna düşmüş, parmakları fincanın sıcaklığını hisseder gibi porselenin çevresine dolanmıştı. Ateş'in içinde tanımlayamadığı bir şey kıpırdadı. İnsanların çoğu onun öfkesinden çekinir, yanına yaklaşırken kelimelerini seçerdi. Simay ise karşısına geçip kahvesine şeker koyuyor, ardından da bunu açıklamak zorunda hissetmiyordu. Bu rahatlık sinir bozucuydu. Daha da kötüsü, Ateş'in hoşuna gidiyordu. "Sen herkese böyle misin?" diye sordu. Simay fincanını dizlerinin üzerine bıraktı. "Nasıl?" "İnsanların neye ihtiyacı olduğunu onlara sormadan karar veriyorsun." Simay bir süre düşündü. "Hayır. Genellikle yalnızca önemsediklerime karşı böyleyim." Ateş'in bakışları yüzünde sabitlendi. Simay söylediği sözün farkına vardığında fincanını yeniden kaldırdı. Kahvesinden bir yudum aldı ve sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi pencerenin dışına baktı. Ateş, önündeki dosyaya döndü. Ama aynı satırı üçüncü kez okuduğunu fark etmesi uzun sürmedi. "Simay." "Hı?" "Beni önemsemiyorsun." Simay başını ona çevirdi. "Bu bir soru değil." "Çünkü cevabını biliyorum." "Öyle mi?" "Evet." Simay'ın yüzünde yavaşça bir gülümseme belirdi. "Ne güzel. O zaman ikimiz de rahatlayabiliriz." Ateş gözlerini kıstı. "Seninle konuşmak neden bu kadar zor?" "Çünkü sen konuşmayı emir vermekle karıştırıyorsun." "Ben emir vermiyorum." "Az önce kahveme şeker koyduğum için hesap sordun." "Benim kahvemdi." "Ve benim şekerimdi." Ateş istemeden güldü. Ses, odanın sessizliğinde beklenmedik bir şekilde duyuldu. Kısa, alçak bir gülüştü ama gerçekti. Simay başını kaldırıp ona baktı. Ateş'in gülümsemesi hemen kaybolduğunda bile yüzündeki şaşkınlık silinmemişti. "Ne?" dedi Ateş. "Hiç." "Yine yüzün konuşuyor." "Senin gülebildiğini bilmiyordum." Ateş kahvesinden bir yudum aldı. "Yanlış insanlarla vakit geçiriyorsun." Simay bu kez gerçekten güldü. Ateş, o sesi duyarken kendine ait olmayan bir düşüncenin zihninde yer edindiğini fark etti. Bu kadının gülmesini istiyordu. Hem de yalnızca kendisine laf yetiştirirken değil. Düşünce, onu huzursuz etmeye yetti. Çünkü Ateş'in hayatında istediği şeyler genellikle başkalarının elinden alınmış, elinde tuttuğu şeylerse bir gün mutlaka kaybolmuştu. Birine alışmanın ne demek olduğunu biliyordu. İnsan, alıştığı şeyin yokluğunda kendi içinde ne kadar büyük bir boşluk açılacağını da biliyordu. Bu yüzden yıllar önce bir karar vermişti. Kimseye alışmayacaktı. Şimdi ise karşısında oturan kadın, hiçbir şey yapmadan bu kararı sorgulatıyordu. Ateş dosyayı kapattı. "Biraz dinlen. Sabah uzun bir gün olacak." Simay ayağa kalktı. "Sen de dinlen." "İşim var." "İşin hep var." "Benim hayatım böyle." Simay kapıya doğru yürüdü. Eşiğe geldiğinde durdu. "Belki de hayatının böyle olması, başka türlü olamayacağı anlamına gelmiyordur." Ateş başını kaldırdı. Simay bu kez gülümsemiyordu. "İyi geceler, Ateş." Kapı kapandığında odada yeniden sessizlik kaldı. Ateş uzun süre o kapıya baktı. Sonra önündeki dosyayı açtı. Fakat bu kez aklı babasının ölüm gecesinde değil, Simay'ın son cümlesindeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD