2

812 Words
Elvan, sinirlenmesine rağmen bir şey söylemeden evden çıkarken Ateş ve Asel baş başa kaldı. “Güvenlik şirketine güvenmediğinden değil aslında,” dedi Ateş. “Biliyorum.” Asel sözünü kesti. “İnsan kardeşinin nasıl olduğunu bilmek istiyor.” “Kendinden mi?” “Evet. Ne olmuş? Peşine adam takmadım diye seni önemsemiyor muyum sanıyorsun?” “Hiç öyle düşünmedim.” “Düşünme de zaten.” Asel, masanın üzerindeki sigara paketini alıp kardeşine uzattı. Ateş bir sigara çekerek parmaklarının arasına aldı. “Sen içmiyorsun diye biliyordum.” Asel paketi kapatıp kenara bıraktı. “Doğru biliyorsun. Senin için aldım.” “İçeri gireceğimden şüphen yoktu yani.” “Ricamı geri çevirmeyeceğinden diyelim.” “Sahi, neden kendin halletmedin?” “Asistanımla yeni çalışmaya başladık. Herkes onun için birilerini gönderdiğimi bilseydi işler karışırdı. Kurtaramazdım. Aklıma da ilk sen geldin doğal olarak.” Ateş, kardeşinin son sözünü sessizce tekrarladı. Kendi başı belada olsa Asel'i arar mıydı? İlk aklına gelen o olur muydu? Cevabını veremedi. Belki de vermek istemedi. “Bitti mi söylemeyeceklerin?” “Neden her an kalkıp gidecekmiş gibi konuşuyorsun?” “Gitmeyeyim mi?” “Kal işte. Yemek yeriz.” “Yemek mi yapacaksın bana?” “Neden olmasın?” Asel gülümsedi ve mutfağa yöneldi. “Hâlâ kremalı mantar seviyor musun?” Ateş başını sallamakla yetindi. “Tamam o zaman. Sen keyfine bak. Şurada giderken almaya tenezzül etmediğin fotoğraf albümü var. Bakmak istersen.” Orta sehpanın altındaki çekmeceyi işaret edip mutfağa geçti. Ateş bir süre yerinden kıpırdamadı. Sonra yavaşça çekmeceyi açıp albümü eline aldı. Eve geldiğinden beri huzursuzdu. Bunun sebebi görmek istemediği insanlarla karşılaşma ihtimali miydi, yoksa hafızasından hiç silinmeyen yüzleri yeniden görmek mi, bilmiyordu. Duygularını göstermeyen biri gibi görünürdü. Oysa asıl sorun, hissettiklerini kendisinin bile tam olarak tanımlayamamasıydı. Onları göstermek, anlamak ya da kabullenmek istemiyordu. İlk sayfayı çekinerek çevirdi. Karşısına çıkan ilk yüz, gözlerine bakmaktan en çok korktuğu yüz oldu. Annesi. Fotoğraftaki gözleri sanki hâlâ ona aynı soruyu soruyordu. Nasıl bırakırsın kardeşini? Evet, kaçmıştı. Annesinden, babasından, kardeşinden. En çok da kendisinden. “Özlemiş misin?” Ateş, albümü aceleyle kapattı. “Hayır. Özlemedim. Merak ediyorsan pişman da değilim.” “Olma da zaten.” Evde kısa bir sessizlik oldu. “Gel hadi. Yemek hazır.” Masaya geçtiklerinde Ateş'in telefonu çaldı. Cevap verir vermez sesi duyuldu. “Sana psikopat gibi beni izlememen gerektiğini daha kaç kere söylemem gerek?” Kısa bir sessizlikten sonra telefonu kapattı. “Bir şey mi oldu?” diye sordu Asel. “Yok.” “Dışarıda bekleyen bir arkadaşın varsa çağırabilirsin.” “Gerek yok. Beklesin.” “Dışarısı soğuk.” “Ona beni izle diyen olmadı.” “Hâlâ vicdansızsın.” “Sen de fazla düşüncelisin.” İki kardeş birbirine baktı. İlk gülümseyen Asel oldu. “Sanırım hiç değişmeyeceğiz.” “Akıllanmak için fazla yaşlıyım.” “Sanırım ben de.” Bir süre yemeklerini yediler. Sonra Asel yeniden ayağa kalktı. “Dışarısı cidden soğuk.” “Tamam, sen bilirsin.” Ateş yemeğine devam ederken telefonundan bir mesaj gönderdi. “Çağırayım mı yani?” diye sordu Asel. “Sadece ona kadar say.” Ateş sırıtarak arkasına yaslandı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve içeri bir kadın girdi. Simay, elindeki silahı hazır tutarak odayı gözden geçirdi. Bakışları Ateş'e çevrildiğinde kaşları çatıldı. “İçeri gel yazmışsınız.” “Dışarısı soğuk. Yani, öyleymiş.” Ateş, Asel'i işaret etti. “O yüzden otur.” “İyiydim dışarıda. Üstelik ortada bir tehdit yoksa ortalıkta görünmemem gerekir.” “Fazla ciddiye alıyorsun.” “Siz de fazla ciddiyetsizsiniz. Peşinizdekiler göz önüne alındığında üstelik.” Asel merakla kardeşine döndü. “Kim var peşinde?” “Önemli kişiler değil. Merak etme.” Simay, Ateş'in bakışlarıyla karşılaşınca söyleyeceği diğer sözleri yuttu. Asel ise masaya yönelip onun önüne bir tabak koydu. “Yemek yer misin?” “Gerek yoktu.” “Ben yemek ısmarlamam. O yüzden bulduğun an yesen iyi edersin.” “Ismarlamanızı beklemiyorum zaten.” Simay tabağı önüne çekti. Asel, çalışanlarıyla arasına mesafe koysa da hiçbir zaman bu kadar soğuk konuştuğunu hatırlamıyordu. Her zaman onları düşünen bir patron olduğunu sanmıştı. “Güvenliği o silahla nasıl atlattın sen bu arada?” diye sordu Ateş. Simay ağzındaki lokmayı yutup ona baktı. “Pek zor olduğu söylenemez. Görmediler bile. Gözleri biraz bozuk sanırım adamlarınızın.” Ateş gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Asel ise gülümsedi. “Tam olarak senin gibisini görmedikleri içindir. Güzel bir kızın evime girmesi onları tedirgin etmemiş de olabilir.” Simay kaşlarını kaldırıp Asel'e baktı. Ateş'in kardeşi olduğuna inanmak gerçekten zordu. Benzememeleri bir yana, konuşma tarzlarına kadar her şeyleri farklıydı. Uzaktan bakıldığında iki zıt kutup gibiydiler. “Yemek için teşekkürler. Ben çıkayım.” “Kapıdan,” dedi Asel gülerek. “Bekle.” Ateş ayağa kalktı. “Benim için başkasını bulsunlar.” Simay ona döndü. “İçeri gelmem için mesaj atan sizdiniz. Kovuldum mu şimdi bunun için?” “Ne kovulması?” “Sizin için başkasını bulunca ben ne yapacağım?” Ateş, masaya bıraktığı silahı alıp beline yerleştirdi. “Basit. Kardeşimi koruyacaksın.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD