Kolumdaki saate bakarak derin bir iç geçirdim. Nöbetimin bitmesine yalnızca bir saat kalmıştı. İlk nöbetim için, akşam yaşanan o talihsiz olay hariç, her şey yolunda gitmişti sayılırdı. O olayı her düşündüğümde, hâlâ için için kaynıyordum. Ne yazık ki ülkemizde bu tür hoyrat davranışlar çoğu zaman 'erkekliğin' bir parçası gibi görülüyor, bu da insanları benzer şeyleri yapmaya cesaretlendiriyordu.
Yaşadıklarımı paylaşmak, biraz olsun içimi dökmek için Zeynep'i aramış, ama ulaşamamıştım. O benim tek gerçek yakınımdı ve o da ulaşılmaz olunca, düşüncelerimle baş başa kalıyordum. Aslında bu duruma alışıktım, yine de bazı anlarda birinin varlığını, sıcaklığını özlüyordum.
Gece boyunca başka bir olay yaşanmamış, acile gelen birkaç hastaya rutin müdahalelerde bulunmuştum. Günün son vizitini yapıp acilden çıkarken, hastane girişinden içeri giren Deniz'i görüp gülümsedim. Hastaların durumunu değerlendirip görevi ona devrettikten sonra, artık otele gidip uzun bir uyku çekebilirdim.
"Hoş geldin," dedim, yanına yaklaşırken.
Beni görünce yüzü aydınlandı."Hoş buldum. Nasıldı ilk nöbet? Haline bakılırsa zorlu geçmiş gibi."
Dudaklarımı büzdüm,elimi iki yana salladım. "İdare eder. Sen dinlenebildin mi?"
"Hem de nasıl,"dedi rahatlamış bir ifadeyle. "Hadi, işimizi çabucak halledelim de sen de git dinlen."
Onaylayıp hasta dosyalarını alırken, o hazırlanmak için ayrıldı. Kısa süre sonra dönüp birlikte odaları dolaşmaya başladık. En son Cem'in odasına geldiğimizde, kapıyı çalıp içeri girdik.
"Kusura bakmayın,böldük galiba," dedi Deniz, içeride Cem ve Yusuf'un ciddi bir şekilde konuştuğunu görünce.
Yusuf başını iki yana salladı."Bölmediniz. Buyurun."
İçeri girip kapıyı kapattık.Yusuf bu sefer üniforması içindeydi, yani doğrudan bir operasyondan ya da hazırlıktan geliyor olmalıydı.
Dosyayı inceledim. "Değerleri gayet iyi. Dün baktığımda yarası da temizdi," diye Deniz'e bilgi verdim. "Bugün yavaştan ayağa kaldırabiliriz bence."
Deniz de onayladı."Evet Cem Bey, bugün küçük yürüyüşlere başlayalım. Tabii refakatçinizin size yardım etmesi şartıyla," diyerek bakışlarını Yusuf'a çevirdi.
Ben de ona baktım. Gözlerimiz kısacık buluştu. O, bakışlarını hemen Deniz'e kaydırdı.
"Refakatçisi ben değilim.Burada olmayacağım," dedi kesin bir tonla. Ardından, bakışları bana doğru kaydı. "Güneş gelecek."
Başımı salladım."Tamam, o zaman gerekli talimatları ona veririz."
Yusuf hiçbir mimik değiştirmeden,tekrar Cem'e döndü. "Hadi aslanım, kendine dikkat et. Diğerlerinin de selamı var."
"Siz de Allah'a emanet olun komutanım.Allah yardımcınız olsun," dedi Cem, yüzündeki ifadeyle Yusuf'a güven duyduğunu belli ederek.
Yusuf kapıya yöneldi.Tam çıkacaktı ki, seslendim:
"Üsteğmen,bir dakikanızı alabilir miyim?"
Göz ucuyla bana baktı ve dışarı çıktı.Merakla yüzüme bakan Deniz'e hiçbir şey söylemeden Cem'e dönüp "Geçmiş olsun," dedim ve hızla odadan çıktım. Onu fazla bekletmek istemiyordum.
Koridorda, biraz ileride dikilmiş, beni bekliyordu. Yanına yaklaştım. Dün için ona teşekkür borcum vardı.
"Teşekkür ederim,"diye lafa girdim.
Anlamamış gibi baktı.
"Dün,o adamla ilgili müdahaleniz için," diye açıkladım.
"Teşekkür edilecek bir şey yapmadım,"dedi, sesi yine o alışılmış düz, duygusuz tondaydı.
Cevabına içimden hafifçe sızlandım.Daha fazla vaktini almak istemedim.
"Peki.O zaman... dikkatli olun. Ayağınıza taş değmesin," dedim, ona doğru bakarak.
O da aynı şekilde,gözlerimin içine baktı. Başını hafifçe, neredeyse hissedilmeyecek şekilde öne eğip kaldırdı. Sanırım bir nevi 'rica ederim' ya da 'size de' anlamına gelen bir işaretti.
Yanından uzaklaştım. Birkaç adım sonra, dayanamayıp yavaşça arkama döndüm. Hâlâ orada duruyor, ifadesiz bakışlarıyla beni izliyordu. Göz göze gelince utancımdan hemen önüme döndüm ve hızla yoluma devam ettim. Gözlerinin ardında hiçbir şey yokmuş gibiydi. Onu Can'la oynarken ya da Cem'in ameliyatı sırasındaki tedirgin halini görmesem, tamamen duygusuz bir robot olduğuna hükmedebilirdim. Belki de, tanımadığı birine karşı bu mesafeli duruşu korumak, onun için daha kolaydı.
Hastaneden sonra direkt otele dönüp kendimi yatağa attım. Birkaç saatlik derin bir uykunun ardından uyandığımda, izin günümü değerlendirmek için dışarı çıkmaya karar verdim. Bir an önce kendime bir ev bulmam şarttı. Otel, geçici bir çözümdü; insan dinlenmek için kendi evine, kendi köşesine çekilmek isterdi.
Laptopumu alıp hastaneye yakın, mütevazı dairelere bakmaya başladım. Henüz bir arabam olmadığı için mesafe çok önemliydi. Birkaç emlakçıyla görüşüp randevulaştıktan sonra hazırlanıp çıktım.
Baktığım dairelerin hiçbiri içime sinmemişti; ya çok bakımsızdı ya da fiyatları bütçemi aşıyordu. Eve çıkma heyecanım biraz kursağımda kalsa da umutsuzluğa kapılmamaya çalıştım. Zamanla uygun bir şey mutlaka çıkardı.
Biraz dolaştıktan sonra, mahallenin küçük bir parkındaki banka oturdum. Hava kararmak üzereyken bile çocuklar oyun oynamaya devam ediyordu. Onları izlemek, dertlerinden bihaber, sadece o anın tadını çıkaran bu küçük insanları seyretmek, bana her zaman huzur verirdi. Kısa bir süreliğine de olsa, kendi karmaşık dünyamdan uzaklaşıyordum.
Tam çocukların kahkahalarına dalıp gitmişken, telefonumun titremesiyle irkildim. Çantamdan çıkarıp baktığımda, Deniz'den bir mesaj göründü:
Gönderen: Deniz
Yusuf Komutan'ın ablası Aslı Hanım senin numaranı istedi. Tanıdığından emin misin? Vereyim mi?
Düşünmeden cevap yazdım:
Gönderen: Helin
Evet, tanıyorum. Dün hastanede görüştük. Verebilirsin, teşekkürler.
Neden istemiş olabilirdi ki? Belki Cem'le ya da Can'la ilgili bir şey vardı. Aslı Abla ve Güneş, samimiyetlerini hemen hissettirmişlerdi; içime bir korku değil, merak yerleşti.
Telefondan gözümü ayırmadan, ekran yeni bir arayla parladı: Bilinmeyen Numara. Büyük ihtimalle Aslı Abla'ydı. Telefonu açtım.
"Alo,efendim?"
"Helin,merhaba canım benim! Ben Aslı Ablan. Numaranı Deniz Bey'den aldım," dedi, sesindeki sıcaklık telefondan bile belli oluyordu.
"Merhaba Aslı Abla!İyi misiniz?"
"İyiyim şükür,sen nasılsın? Uyandırmadım değil mi seni?" Sesinde samimi bir telaş vardı.
Bu düşünceli haline gülümsedim."Yok yok, çoktan uyanmıştım, merak etme."
"Ay iyi bari,kendime kızdım bir an, 'kızcağızı niye rahatsız ediyorsun' diye." Hafifçe güldü. "Aslında seni yarın akşam yemeğe davet etmek için aradım. Bize o kadar yardımcı oldun, bir teşekkür etmek, biraz da sohbet etmek istedik. Eşim göreve çıktı, birkaç gün yok. Ben, sen ve Güneş otururuz, hem seni daha iyi tanırız."
Teklifi karşısında duraksadım. Çok güzeldi, ama kabul etmem ne kadar doğru olurdu? Onlara yardım etmek benim görevimdi, karşılık beklemiyordum.
"Aslı Abla,rica ederim, yapmam gerekeni yaptım sadece. Çok naziksiniz ama..."
"Aması maması yok canım,"diye tatlı bir sertlikle lafımı kesti. "Lütfen kırma bizi. Güneş de çok istedi."
Sesindeki samimi ısrar dayanılmazdı.Derin bir nefes alıp teslim oldum. "Peki, o zaman. Memnuniyetle kabul ediyorum. Yarın akşam görüşürüz."
"Çok sevindim!Görüşürüz, kolay gelsin!" diyerek telefonu kapattı.
Yarın için doğru mu yapmıştım, emin değildim. Ama kalbim, bu sıcak davete 'hayır' demeye izin vermemişti.
Ertesi Gün...
Sabah erkenden hastaneye gidip vizitelere çıktım. Cem'in odasına uğradığımda Güneş'i gördüm ve onun yemek için duyduğu heyecana tanık oldum. Bu heyecan, yatağındaki Cem'in yüzüne de yansımıştı. Onu kontrol ettikten sonra diğer hastaları da gezdim.
Öğleden sonra, acilde yoğun bir kaza vakasıyla uğraştık. Birden fazla yaralı gelmişti. Durum kontrol altına alınıp görevi başka bir meslektaşıma devrettiğimde, neredeyse akşam olmuştu. Doğruca otele dönüp üzerimi değiştirdim.
Boş gitmek olmazdı. Eve yakın bir çiçekçiden, herkesin seveceğini düşündüğüm şık bir buket papatya aldım. Aslı Abla'nın gönderdiği adrese -askeri lojmanlara- taksiyle giderken, içimde garip bir heyecan vardı; yıllardır katılmadığım samimi bir aile yemeğiydi bu.
Lojmanın girişindeki nöbetçi askerlere kimliğimi gösterip kimin için geldiğimi söyledim. Onay aldıktan sonra binaya girdim, kapı numarasını bulup çaldım.
Kapı hemen, ardındaki Aslı Abla'nın kocaman gülümsemesiyle açıldı. "Helin! Hoş geldin canım!" diyerek içeri davet etti.
"Hoş buldum Aslı Abla,"dedim, içeri adımımı atarken.
Kapıyı kapattıktan sonra,çiçekleri uzattım. "Hangi çiçekleri sevdiğinizi tam bilemedim, umarım beğenirsiniz."
"Beğenmez miyim?Düşünmen yeter, çok teşekkür ederim," dedi, buketi alıp kokladı. Tam o sırada, koridordan Güneş'in neşeli sesi duyuldu:
"Helin!Hoş geldin!"
"Hoş buldum Güneş!"Yanaklarımızı birbirine değdirerek samimi bir şekilde sarıldık. Aynı selamı Aslı Abla'yla da yaptık.
"Siz salona geçin,ben de bu güzel çiçekleri bir vazoya yerleştireyim," dedi Aslı Abla, bana göz kırparak.
Güneş'le salona geçtik. İlk gördüğüm, halının üzerinde oyuncaklarıyla oynayan Can oldu. Bizim sesimizi duyunca başını kaldırdı ve yüzü aydınlandı.
"Helin Abla!"diye sevinçle bağırarak ayağa fırladı ve bana doğru koştu. Ben de eğilip kollarımı açtım. Sıkıca sarıldık.
"Aslı Abla,sevdiceğine kavuştu işte," diye şakayla karışık bir ses duyduk. Aslı Abla, vazoyla salona girmişti. Bu söz üzerine ikimiz de hafifçe kızardık.
"Senin geleceğini öğrendiğinden beri ayrı bir heyecanlı bu,"diye açıkladı Aslı Abla. "Normalde herkese bu kadar çabuk ısınmaz. Demek seni sevmiş."
Can'dan ayrılırken başını okşadım."Ben de onu çok sevdim."
Aslı Abla'nın gösterdiği koltuğa oturdum. Karşımda Güneş ve Aslı Abla yerini aldı. Can oyuncaklarına geri dönmüştü.
"Nasıl gidiyor Helin,alışabildin mi buralara?" diye sordu Güneş.
Elimi iki yana salladım."Açıkçası alışmak için pek vakit bulamadım. Hastane bir yandan, ev arayışı bir yandan..."
"Haklısın,"dedi Aslı Abla anlayışla. "Hele ilk zamanlar zordur. Ben de öyle hissetmiştim. Murat sürekli görevdeydi, kimseyi tanımıyordum. Sağ olsun komşular yardımcı oldu."
Güneş de başını salladı."Ben de öğretmenim burada. Birkaç yıl oldu, ama hâlâ alışamadığım şeyler var. Zamanla her şeye alışılıyor tabii, hele benim gibi bir askerle evlenecek olan için alışmak bir mecburiyet," dedi, sesinde bir hüzün ve gurur karışımı vardı.
Aslı Abla,Güneş'in eline hafifçe dokundu. "Zorlu bir yol, ama yalnız değilsin."
Ortamda bir an sessizlik oldu. Her ikisinin de gözlerinde, asker ailesi olmanın getirdiği ortak bir anlayış, bir tür kader birliği vardı.
"Ay aman,ne kasvetli oldu!" diye atıldı Aslı Abla, havayı dağıtmak istercesine. "Madem öyle, sohbetimize yemek masasında devam edelim. Hadi kalkın!"
Yemek odasındaki masayı görünce şaşkınlıkla Aslı Abla'ya baktım. Masada, özenle hazırlanmış birçok yemek vardı.
"Aslı Abla,beni çok mahcup ettiniz. Bu kadar zahmete hiç gerek yoktu."
"Olur mu öyle şey?Hem kötü mü oldu? Bak ne güzel kaynaşıyoruz. Sana hoş geldin yemeği yapmışız gibi düşün," dedi, göz kırparak.
İçimi büyük bir sıcaklık kapladı.Bu kadar özen gösterilmek... alışık değildim.
"Ben çorbayı getireyim, siz oturun," dedi Aslı Abla mutfağa doğru ilerlerken.
Tam o sırada,kapı zili çaldı.
Güneş'le şaşkınlıkla göz göze geldik. "Kimseyi beklemiyorduk," diye mırıldandı Güneş. "Belki komşudur."
Salondan,Aslı Abla'nın şaşkınlık dolu sesini duyduk: "Siz ne zaman geldiniz? Hiç haber vermediniz!"
"Sürpriz olsun istedik hayatım,"diyen tanıdık bir erkek sesiydi. Murat. Ardından Aslı Abla'nın sesi tekrar duyuldu, bu sefer daha şakacı bir tondaydı:
"Geçsene Yusuf,davet mi bekliyorsun ablacım?"
İçim bir anda çarptı. Yusuf. Operasyon bitmiş ve eve dönmüşlerdi. Kalbim hızla atmaya başladı. Bu, çok talihsiz bir tesadüf mü olmuştu, yoksa...