BÖLÜM 3: Çek Elini

1877 Words
Annem hiçbir zaman beni, o parıltılı iş dünyasını sevdiği gibi sevmemiştir. Onun için öncelikler listesinin en tepesinde, büyük bir tutkuyla kurduğu imparatorluk, hastaneleri, başarısı vardı. Ben, o listenin çok altlarında, neredeyse bir dipnot gibiydim. Beni büyüten, her düştüğümde yerden kaldıran, karnemdeki zayıf notlara üzülen, hasta olduğumda başucumdan ayrılmayan hep dadımdı. O bana, kan bağından çok daha güçlü bir bağla bağlanmış, gerçek bir anne olmuştu. Onu da birkaç yıl önce kaybedince, gerçekten kimsesiz kaldığımı hissetmiştim. Annemi, yalnızca Tıp Fakültesi'nden mezun olduğum gün memnun edebilmiştim. O an, belki de gözündeki onay ışıltısını görmek için o kadar çabalamıştım ki. Ama ondan önce ve sonraki tüm başarılarım, kırılganlıklarım, sevinçlerim onun için hiçti. Duygularım, hislerim... Sanki bunlara sahip değilmişim gibi davranırdı. Hayatımla ilgili her kararı o verirdi: "Buraya gel Helin, şunu giy Helin, şu davete katıl Helin." Hep onun istediği olsun isterdi. Uzun süre, belki de bir kırıntı sevgi görebilmek umuduyla, onun isteklerini yerine getirmeye çalıştım. Ama karşılığında hep aynı soğuk duvarı, aynı mesafeli onayı buldum. Artık onun istekleri benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Buraya gelerek, o lüks hayatın getirdiği her şeyi -parayı, itibarı, sosyal çevreyi- geride bırakmıştım. Her şeyin üzerine kalın bir çizgi çekmiştim. Annemin zorla götürdüğü o sonu gelmez davetlerde kendimi hep bir vitrin mankeni gibi hissederdim. Oysa şimdi... Şimdi kendim gibi hissediyordum. İşte buydu. Olmak istediğim kişi, olmak istediğim yer burasıydı. Burada, bu topraklarda, bu insanların arasında kök salacak, gerçekten var olacaktım. Buna tüm kalbimle inanıyordum. Sabah erkenden uyanıp otelde ufak bir kahvaltı yaptıktan sonra hastaneye geldim. Deniz'den nöbeti devraldım. Önlüğümü giyip saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaparken, günün getireceklerine dair bir huzur vardı içimde. Deniz, yatan hastalarla ilgili kısa bir brifing verip ayrıldı. Ben de sırayla vizitelere başlayacaktım. Öğrendiğime göre, dün getirilen asker Cem'in durumu kritik ama stabildi. Aldığı yara basit değildi; bir süre daha burada kalması gerekecekti. Adımlarımı onun odasına doğru yönelttim. Kapıyı açtığımda ilk gördüğüm, yatakta uzanmış, yüzü solgun ama gözleri açık olan Cem oldu. Hemen ardından, yatağın yanındaki sandalyede, dimdik oturan Yusuf'u fark ettim. İçeri girmemle birlikte hızla ayağa kalktı. Bakışlarımı ondan çekip hastama çevirdim, yüzümü aydınlatan içten bir gülümsemeyle. "Günaydın Cem Bey, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" Sesimde enerji ve güven vardı. Hastaların morali, iyileşmelerinin en önemli parçasıydı. Onlara her zaman umut aşılamaya çalışırdım. "Sağ olun doktor hanım, şükürler olsun, iyiyim," dedi zayıf bir sesle. Onaylayarak başımı salladım. Yatağın ayakucundaki dosyasını aldım,yapılan son tetkikleri gözden geçirdim. "Sonuçlarınız gerçekten çok iyi, beklediğimden hızlı toparlıyorsunuz. Bu çok sevindirici." Odada sessizlik hâkimken dosyayı yerine astım. Eldiven kutusundan bir çift aldım, taktım. Önlüğümün düğmelerini çözüp, nazikçe, canını acıtmamaya özen göstererek karnındaki sargıyı açtım. Yara temiz ve enfeksiyonsuz görünüyordu, dikişler düzgündü. "Yaranız da gayet iyi durumda,"dedim, sargıyı yeniden kapatırken. "Ama lütfen ani hareketlerden kaçının. Size sabah akşam pansuman yapacak bir hemşire yönlendireceğim." Serumuna da bir göz attıktan sonra, "Ağrınız var mı?" diye sordum. "Çok hafif, kendini hissettiriyor ama dayanılmaz değil," diye cevapladı. Gülümsedim. Dayanırdı elbet; askerler, her şeye, buna da hazırlıklı yetiştirilirdi. "Ağrınız artarsa,arkanızdaki kırmızı tuşa basın, hemşireler size yardımcı olur," dedim, tuşu işaret ederek. Eldivenlerimi çıkarıp tıbbi atık kutusuna attım. "Merak etmeyin, bir sorun olursa ben ilgilenirim," diyen Yusuf'un sesi odada yankılandı. Ona yandan bir bakış attım ve "Tabii," anlamında başımı salladım. Sonra tekrar Cem'e döndüm: "Geçmiş olsun, tekrar uğrayacağım." "Allah razı olsun doktor hanım,"dedi Cem, samimiyetle. "Ne demek,görevimiz," diyerek gülümsedim ve kapıya yöneldim. Tam kapı koluna uzanmıştım ki, arkamdan seslendi: "Doktor Hanım?" Sesi tanıdım.Yavaşça döndüm. Yusuf, koridorda, beni durdurmuştu. Dünkü soğukluğundan sonra onunla muhatap olmak istemezdim, ama mecburdum. "Buyurun Üsteğmen,"dedim, sesimde istemeden bir sertlik vardı. "Cem ne zaman taburcu olabilir?" diye sordu, yüzünde acil bir ihtiyaç ifadesi vardı. "Önemli bir operasyonda ona ihtiyacımız var." Sorusu karşısında kaşlarım hafifçe kalktı."Maalesef bir süre daha istirahat etmesi gerekecek. Yarası öyle basit değil. Hastaneden çıksa bile evde dinlenmesi şart." Açıklamam onu memnun etmemiş gibiydi, yüzünde bir hayal kırıklığı belirdi. Ben devam ettim:"Başka bir şey yoksa, iyi günler." Yürümek üzere adım attığım an, kolumda aniden bir temas hissettim. Şaşkınlıkla bakışlarımı aşağı, koluma, oradan da Yusuf'un yüzüne çevirdim. Eli, ateşe değmişçesine hızla çekildi. Neden böyle bir şey yaptığını sorgular bir ifadeyle yüzüne bakıyordum. O, elini ensesine götürdü, hafifçe sıvazladı ve göz ucuyla bana baktı. "Dün için..." diye söze başladı. Ne söyleyeceğini anladım ve sustum. "Size karşı saygısızdım.Normalde... önyargılı biri değilimdir. Haklısınız, sizi hiç tanımadan başkalarıyla bir tutamam. Kusura bakmayın." Sesinde dünkü o keskin ton yoktu;samimi, hatta biraz da mahcup bir tını vardı. "Önemli değil Üsteğmenim," dedim, sesim yumuşayarak. "Benden de size karşı sert çıkmış olabilirim, mazur görün." Hiçbir şey söylemedi,sadece dinledi. Bu sessizliği değerlendirerek konuştum: "Bir ihtiyacınız olursa, buralardayım." Başını hafifçe sallayarak onayladı.Ben de yanından ayrılıp koridorda ilerlemeye başladım. Demek ki isteyince gayet kibar ve erdemli olabiliyordu. Hatasını kabul edip özür dilemek, bu zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir incelikti. İçimde ona karşı bir parça yumuşama hissettim. Diğer hastalarımla da aynı özen ve içtenlikle ilgilendim. Her birinin yüzündeki minnettar ifade, içimdeki o boşluğu dolduruyor, bana burada olduğum için yeniden minnettar hissettiriyordu. Viziteleri bitirip acile doğru ilerlerken, hastane girişinden içeri giren üç kişiyi gördüm: Can, annesi Aslı ve dün Cem'in ameliyatı sırasında tanıştığım Güneş. Can beni görür görmez yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi ve annesinin elini çekiştirip bana işaret etti. Ben de ona doğru gülümseyerek baktım. Göz göze geldiğimiz Aslı Hanım, yanımdakilerle birlikte bana doğru yürümeye başladı, ben de onlara doğru ilerledim. "Merhaba Helin Hanım,"dedi Aslı Hanım. "Merhaba.Umuyorum önemli bir şey yoktur," diye cevap verdim, Can'ın başındaki temiz pansumanı görerek. "Yok,yok. Cem'i ziyarete geldik, bir de Güneş'i yalnız bırakmayalım dedik." Başımı salladım.Bakışlarım hemen yanlarındaki Güneş'e kaydı. Güneş, hâlâ solgun ama dünkünden daha sakin görünüyordu. Elini bana uzattı. "Ben Güneş.Cem'in nişanlısıyım. Dün... zor bir gündü. Ama sizin yaptığınız o küçük açıklama bile içimi çok rahatlattı. Tekrar teşekkür ederim." Elini sımsıkı tuttum."Ben Helin. Memnun oldum. Bu benim görevim. Her zaman yardıma hazırım." "Ben de Aslı. Kocam, Cem'le aynı timde. Dün tanışamamıştık," diye ekledi Aslı Hanım. Gülümsedim. "Memnun oldum Aslı Hanım." "Hanım'ı bırak canım,"dedi, kaşlarını çatarak samimiyetle. "Abla de bana. Aramızda bir samimiyet oluştu bence. Bak, iki gündür bizim peşimizdesin." Söylediğine güldüm."Peki, sen nasıl istersen Aslı Abla." Yüzü aydınlandı.Sonra, elini tuttuğu oğluna baktı. "Dün seni bulamadık, tomografi sonucuna başka biri baktı. Bir şey yokmuş, çok şükür. Ama pansuman için gelin demişti." Hemen atıldım:"Ben yaparım Can'ın pansumanını. Zaten biz anlaşmıştık, değil mi Can?" diyerek çocuğa baktım. Can,heyecanla başını salladı. "Ama çikolatadan tekrar verirsen!" "Ayıp oğlum,öyle istekte bulunulur mu?" diye onu kibarca uyardı Aslı Abla. Ben ise Can'a doğru eğildim. "Seve seve veririm," dedim neşeyle. Sonra Aslı Abla'ya döndüm: "Siz geçin Cem'in yanına. Ben Can'ı getiririm size sonra." "Zahmet olmasın,işin varsa..." "Ne zahmeti,"diyerek koluna hafifçe dokundum. Anlaşmıştık. Ben ve Can pansuman odasına doğru yürürken, Aslı Abla ve Güneş tam tersi yöne, Cem'in odasına ilerliyorlardı. Odaya girip Can'ı kucaklayarak muayene sedyesine oturttum. Eldivenlerimi giyerken sorum:"Dün başın ağrıdı mı?" "Hayır,"dedi, kocaman gözlerle bana bakarak. Sargısını dikkatle açtım,yarayı kontrol ettim. Tentürdiyotla temizlerken, Can'ın sesini duydum: "Cem Abi'yi sen mi ameliyat ettin?" Başımı kaldırıp ona baktım."Hayır, onu başka bir doktor ameliyat etti. Ama ben de ameliyat edebilirim." Gözlerinde bir merak pırıltısı belirdi."Öyle mi?" "Evet,"dedim gülümseyerek. O sırada, onun yanağını sıkasım gelmişti. Merhemi sürerken, konuşmaya devam etti: "Benim babam da asker.Sonra Cem Abi, Yusuf Dayım, Barış Amcam, Caner Amcam, Fırat Amcam... Onlar da asker, babamın arkadaşları." Onu dinlerken,sargı bezini yeniden sarıp sabitledim. Can anlatmaya devam etti, sesi biraz daha küçülerek: "Babam hiç evde olmuyor.Onu çok özlüyorum." Sözleri,içimi burktu. Bakışlarımı onun masum, ama taşıdığı yükün ağırlığını bilen gözlerine çevirdim. Uzaktan 'asker çocuğu' olmak romantik gelebilirdi, ama gerçeği bu küçük omuzlarda böyle ağırlaşıyordu. Bu ülkenin bekası için, arkalarında kaç Can'ı, kaç Güneş'i bırakıyorlardı... Eldivenlerimi çıkarıp, yüzünü nazikçe avuçlarımın arasına aldım. "Baban gerçek bir kahraman, Can'cığım. Senin gibi çocukları, bizim gibi büyükleri koruyor." Anlamamış gibi baktı.Zamanla anlayacaktı. Kasvetli havayı dağıtmak için elimi uzattım. "Peki, şimdi sıra neydi?" "Çikolata!"diye sevinçle bağırdı, sedyeden atlayıp elimi tuttu. Kafeteryaya gidip çikolatayı aldıktan sonra, Cem'in odasına doğru ilerliyorduk. Koridorda, sırtı bize dönük, hızlı adımlarla yürüyen birini gördük. Yusuf'du. "Dayı!"diye seslendi Can, heyecanla. Yusuf dönüp baktı.İlk önce benimle göz göze geldi, ifadesiz bir anda. Sonra bakışları Can'a kaydı ve yüzünde, daha önce hiç görmediğim sıcak, yumuşak bir gülümseme belirdi. Gamzeleri ortaya çıkmıştı. İçimde garip bir sıcaklık hissettim. Çocukları seviyordu. Yere çöküp kollarını açtı. Can elimi bırakıp ona doğru koştu, kucaklaştılar. Yusuf onu havaya kaldırdı. "Aslanım benim, sen ne arıyorsun burada?" "Annem ve Güneş Abla'yla Cem Abi'yi ziyarete geldik!"Sonra, eliyle önce kendi başındaki pansumanı, sonra beni işaret etti. "Bak, dün başımı iyileştiren, sana anlattığım abla işte bu!" Yusuf'un bakışları tekrar bana döndü.Yanlarına yaklaşırken, "Öyle mi? Tekrar teşekkür ederiz doktor hanım," dedi. "Rica ederim,"dedim, küçük bir tebessümle. Tam o sırada, bir hemşire yanımıza yaklaştı. "Doktor Hanım, acile silahla yaralanmış hasta geliyor!" "Hemen geliyorum."Hemşire uzaklaşırken, Yusuf'a döndüm. "Madem Can'ı emin ellere teslim ettim. İşimin başına dönmeliyim. Aslı Abla'ya ve Güneş'e selam söylersiniz." Başıyla onayladı."Söylerim." Can'a eğildim,yanağını okşadım. "Görüşürüz küçük kahraman. Kendine dikkat et, tamam mı?" "Tamam!Görüşürüz Helin Abla!" dedi neşeyle. Birkaç adım geri geri gidip onlara el salladım.Can coşkuyla karşılık verdi. Yusuf ise başıyla sessiz bir selam verdi. Aynı şekilde karşılık verip, acil servise doğru koşmaya başladım. Acile girdiğimde kaos hâkimdi. Sedye üzerinde, göğsünden vurulmuş, kanlar içinde bir genç vardı. Solunumu durmuş, entübe edilmişti. Hemen müdahaleye başladık. Ancak kalbi ventriküler fibrilasyondaydı. "Defibrilatör!" diye bağırdım. Cihazı getirdiler.Birkaç kez şok uyguladık, ama kalp ritmi bir türlü düzelmedi. Dakikalarca, ter içinde, umutla çabaladık. Son bir şoktan sonra, monitördeki düz çizgiyi izledim. Kolumdaki saate baktım. Sesim titreyerek, "Ölüm saati... 14.50," dedim. Kanlı eldivenlerimi çıkarıp attım. Gözlerimi kapattım, bir an nefes almaya çalıştım. Sonra kapıya yöneldim. Dışarıda, feryatları duyulan iki kadın ve asık suratlı üç erkek bekliyordu. Beni görünce üzerime yürüdüler. "Abimin durumu ne doktor?Konuş!" diye genç biri haykırdı. Yutkundum.Doktorluğun en karanlık, en ağır yanı buydu. "Çok kan kaybetmişti... Elimizden gelen her şeyi yaptık... Kurtaramadık. Başınız sağ olsun." Bir kadın çığlık atarak yere yığıldı.Diğeri hıçkırıklara boğuldu. Uzaklaşmak, bu acının ortasında durmamak istedim. Ama kolumdan acımasız bir kuvvetle çekildim. "NASIL KAYBETTİK LAN SENİN YÜZÜNDEN!"Yüzüme, öfkeden kızarmış, sakallı bir adam (Ferhat) bağırıyordu. "Beyefendi,lütfen kolumu bırakın!" dedim, sakin kalmaya çalışarak. Acıları vardı, biliyordum. İnkâr ve öfke... "BURAYA GETİRDİĞİMİZDE YAŞIYORDU,NE YAPTINIZ SİZ?!" Dişlerinin arasından tükürerek konuşuyor, yüzüme iyice yaklaşıyordu. Artık dayanamadım. "BİR ŞEY YAPMADIK, GELDİĞİNDE ZATEN DURUMU AĞIRDI!" diye bağırdım. "NE OLUYOR BURADA?!" Yusuf'un gürleyen sesi koridorda yankılandı. Öfkeli bakışlarımı Ferhat'tan çekip ona çevirdim. Büyük adımlarla yanımıza geliyordu, üniforması içinde bir dağ gibiydi. "Bu kadın kardeşimi öldürdü komutanım!"diye sızlandı Ferhat. Yusuf,önce ona değil, koluma kenetlenmiş eline baktı. Sesi buz gibi keskin ve emrediciydi: "Önce, çek elini doktor hanımın kolundan." Ferhat,o otoriter ses karşısında irkildi ve elini çekti. Ben de kolumu ovuşturdum. "Ne yapıyorsun Ferhat?Derdin ne senin? Bir doktora, hem de bir kadına bu ne biçim davranış?" Yusuf'un sesi, normal sertliğinin de ötesinde, tehditkâr bir tondaydı. Ferhat,onun karşısında küçülmüş, el pençe divan durmuştu. İçimden derin bir oh çektim. Bu tür insanların gücü, genellikle sadece kendilerinden güçsüz gördüklerine yeterdi. "Gözüm döndü komutanım,kardeşim öldü dediler!" diye mırıldandı. Yusuf,bakışlarını bana çevirdi. Kaşlarını hafifçe kaldırarak, sakin olmamı işaret etti. Anladım. "Kardeşiniz geldiğinde durumu çok kritikti.Çok uğraştık, elimizden geleni yaptık," dedim, daha kontrollü bir sesle. Yusuf tekrar Ferhat'a döndü."Duydun. Başın sağ olsun. Yapılacak bir şey olsa, neden yapmasınlar?" Ferhat,mahcup bir ifadeyle bana baktı. "Kusura bakmayın doktor hanım... Gözüm döndü." Hiçbir şey söylemeden,sadece başımı iki yana salladım ve oradan uzaklaştım. Bir özür, yaşananları siler miydi? Asla. Ama en azından, Yusuf'un müdahalesi olmasaydı daha kötü olabilirdi. Ona bir teşekkür borçluydum ve bunu en kısa zamanda ödemeliydim. Koridorda ilerlerken, hem kaybedilen bir hayatın ağırlığı, hem de Yusuf'un beklenmedik şekilde ortaya çıkan koruyucu tavrıyla baş etmeye çalışıyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD