bc

MÜPTELA

book_age18+
24
FOLLOW
1K
READ
dark
powerful
heir/heiress
drama
tragedy
bxg
city
mythology
musclebear
like
intro-logo
Blurb

#2026TR-AşkKanunu

Ben kocamın kardeşine âşıktım.

Bundan daha büyük bir günahım yoktu belki de.

Sekiz yıl önce YamanAlp Puslubey’e kalbimi verdim.

O ise bana, beni istemediğini düşündürecek kadar büyük bir yara bıraktı.

Sonra ağabeyi Azad’la evlendim.

Altı yıl boyunca Puslubey Konağı’nın gelini oldum. YamanAlp’i unuttuğumu, o eski defteri çoktan kapattığımı kendime inandırdım.

Ta ki kocam ölünceye kadar.

Azad’ın kırkı çıktığında valizimi topladım. O konaktan, o aileden ve sekiz yıldır kaçtığım adamdan sonsuza dek ayrılacağımı sanıyordum.

Ama Puslubey meclisinin benim için başka bir hükmü vardı.

Ölen kocamın yerine kardeşiyle evlenecektim.

YamanAlp’le.

Karşı çıktım.

Bağırdım.

Gitmek istedim.

O ise gözlerimin içine bakıp yalnızca:

“Evleneceksin.”

dedi.

“Sen de mi karar verdin?”

Cevabı bütün geçmişimi altüst etti.

“Hayır. Ben kararımı sekiz yıl önce verdim.”

Şimdi aynı konağın değil, aynı odanın içindeydik.

Ben hâlâ onun sekiz yıl önce kalbimi nasıl kırdığını unutmamıştım.

O ise her dokunuşuyla bana unutmak istemediğim başka bir şeyi hatırlatıyordu:

Onu hâlâ istiyordum.

Hem de bir kadının kendisine yasak olan bir adamı istememesi gerektiğinden çok daha fazla.

Çünkü bazı aşklar bitmez.

Bazıları insanın içinde sekiz yıl boyunca sessizce bekler.

Ve bazı erkekler…

Sevdiği kadına yeniden kavuştuğunda onu bir daha bırakmaya hiç niyet etmez.

MÜPTELA

Bazı tutkular, töreden bile eskidir.

chap-preview
Free preview
Puslubey Meclisi
İnsan bazen bir kokuya, bazen bir sese, bazen de bir gülüşe müptela olur. Ben de sekiz yıldır, müptela olmamam gereken tek adama müptelaydım. Üstelik o adam sekiz yıl önce bir korkak gibi kaçmış beni kendi kaderime terk etmişti. Kaçtığı ben miydim? Yoksa kendisinden mi kaçmıştı. Ya da abisinin sevgisini öğrendi de ondan mı kaçtı hala bir muamma. Korkaktı oysa ben bana bir açıklama bile yapmayan o adamın peşinden gidebilecek kadar saf. Bide işin ilginç tarafı şuydu ki her sabah onu gördüm karşımda. Her akşam yatmadan iyi geceler dedim ona. Evet ben onun abisinin karısı olmuş artık yengesiydim. Bu sevda yasaktı... Günahtı... Ama gönül bu söküp atmak istedikçe daha çok sokuluyordu yüreğime. Ben Süveyda Lavin Asilzade. Altı yıl önce gelin geldim Puslubey konağına. Sevdiğim adamın abisinin karısı oldum bu konakta. Konağa geldigim ilk gün Azad ile bir anlaşma yaptık. "Bak Süvayda gönlün bende değildir.bilirim" şaşırmıştım tam aciklama yapacaktım ki konuşmaya devam etti "Beklerim. Elimi sürmem eline ama sende bana leke getirmeyesin. Boşanalım dediğin an çok sevsem de boşanırım." Yutkundum gözlerimi kacirdim ondan. "Ama beni belki seversin bu süreçte bu karadeniz toprakları şahittir sana olan sevdama. Sende bana bir şans verir misin?" Başımı sallamıştım o zamanlar. Diyecek ne bir kelimem vardı. Ne de yüzüne bakacak yüzüm. Sevdalı olduğumu bilirdi. Ama kardeşine sevdalı olabileceğim aklının ucundan geçmemişti. Belki de en büyük günahım buydu? Birini sevmek günahsa eğer ben o işin vakkosuydum. Günler Azad ile böyle geldi geçti. Kimi zaman sadece susardı. kimi zaman benimle konuşurdu. Ama elini elime değdirmez bana saygı duyardı. Tam altı yıl... Beni neden sevmedin diye sorduğu zamanlar oldu. Hala unutamadın mı dedi bazen ah etti bazen isyan... Ama ne diyebilirdim ki ona gözümün önündeyken nasıl unutmamı bekliyorsun mu? Ben YamanAlp Puslubey'e aşıktım. Kocam Azad Puslubey'in kardeşi. Yediğim ekmek günah tek bir bakışımın günah olduğu o adama. Taki o geceye kadar... O gece Azad'ın vurulduğu haberi bir ateş gibi düştü konağa. Durumu ağır demişler hastaneye zor yetişmiştik. Azadı camın arkasından görebildik ilk yoğun bakımın önünde eli yüzü şişmiş o kurşun yarası onu tüketmişti. Annesi ... hanım yanına girmiş elini tutmuş son cümlelerini söylemiş ve hayata gözlerini yummuştu. Kocam öleli kırk gün olmuştu kırk günlük yasın sonunda artık bu konaktan ayrılma zamanı gelmişti. Bavulumu hazırlamaya başladım. Hem evimi çok özlemiştim ailemi görsemde insanın evinin yeri başka oluyordu. Ben bir Asilzade kızıydım her şeyden önce. Benim bir onurum bir haysiyetim vardı. Gözüm aynadaki yansımama takıldı. Güzeldim bu laf olsun diye değil kendimin farkında olacak kadar güzeldim. Aynanın karşısına geçip saatlerce kendime bakmazdım elbette ama bilirdim geçtiğim yoldan tekrar dönüp bakanlardan. Arkadaşlarımın beni övmesinden bilirdim güzel bir kadındım. Azad da bu güzelliğime vurulmuştu ilk bilirim. Rızanın Fındık bahçesinde görmüştü ilk beni kızıl saçlarım rüzgardan savruluyor başımdaki siyah yazma bir yere kadar gizleyebiliyordu uzun saçlarimi. Yeşil gözlerim ise Azad ile kesiştiginde ben kaçtım. Yakışıklıydı iyi bir insandı hatta mükemmeldi ama ne yazıkki benim kalbim çoktan doluydu. Bavulun içine katladığım elbiseyi yerleştirirken kapım iki kez tıklandı. Başımı kaldırmadan kimin geldiğini tahmin edebiliyordum. Bu konakta kapıya böyle çekinerek vuran tek kişi Kader ablaydı. “Gir Kader abla.” Kapı ağır ağır açıldı. “Gireyim de kızım...” dedi ama sesi her zamankinden daha düşüktü. “Sen ne edersin böyle?” “Elbise katlıyorum gibi görünüyor muyum, yoksa bu bavul kendi kendine mi doluyor?” Normalde gülerdi. Gülmedi. Elimdeki kıyafeti bırakarak ona döndüm. Kapının önünde her zamanki neşeli hâliyle durmasını bekliyordum fakat yüzündeki ifade hiç alışık olduğum cinsten değildi. “Kader abla?” “Efendim güzel kızım?” “Suratın niye cenaze evi gibi?” Söylediğim anda pişman olup dudaklarımı birbirine bastırdım. Kırk gündür zaten cenaze evindeydik. Kader abla da bunu yüzüme vurmadı. Bakışlarını bavuluma indirdi. “Topladın mı her şeyini?” “Topluyorum. Annem sabah üç kere aradı. Biraz daha oyalanırsam Mahzar Asilzade konağı basacak.” Bu kez dudağının kenarı belli belirsiz kıpırdadı ama o da hemen kayboldu. “Sen aşağı in hele.” Kaşlarımı çattım. “Nereye?” “Avluya.” “Neden?” “Aile toplanmış.” “Elin adamının ailesi toplanınca ben niye çağrılıyorum?” Kader abla derin bir nefes aldı. “Süveyda...” “Bak, böyle adımı uzatarak söyleyince hiç hayırlı bir şey çıkmıyor ardından.” Gözlerini kaçırdı. “Sen aşağı in. Gerisini Mihrişah Hanım söyler.” İşte o zaman içime ilk kurt düştü. “Elimde olmayan bir işe beni karıştırmaya kalkmasınlar da.” Kader abla cevap vermedi. Başucumda duran siyah yazmayı alıp saçlarımın üzerine gelişigüzel örttüm. Yas boyunca evin içinde bile başımı açık bırakmamıştım. Azad’ın ardından yapabileceğim çok şey yoktu belki ama saygısızlık etmek istemiyordum. Kader ablanın ardından odadan çıktım. Merdivenlerden inerken konaktaki tuhaf sessizlik dikkatimi çekti. Normalde bu saatlerde mutfaktan tabak sesleri gelir, çocuklardan biri koridorda koşturur, Belkıs birinin ardından söylenir, Can da mutlaka saçma sapan bir şey anlatıp birilerini güldürürdü. Şimdi çıt çıkmıyordu. Merdivenin başında durdum. “Kader abla.” Önümde yürüyen kadın durdu. “Ne?” “Ben aşağı indiğimde başıma ne gelecek?” “Ben desem de inanmazsın.” “Sen söyle, inanıp inanmamaya ben karar vereyim.” Dudaklarını birbirine bastırdı. “Bana söyletme.” “Allah Allah... Cellat mı bekliyor aşağıda?” “Daha beterini sen söyleyeceksin birazdan zaten.” “Ne?” “Yürü.” İşte bu hiç iyi değildi. Avluya açılan büyük kapıya yaklaştıkça uğultular duymaya başladım. Fakat ben içeri adım attığım anda o uğultu da kesildi. Bakışlarım tek tek yüzlerde gezindi. Puslubey ailesinin neredeyse tamamı oradaydı. Cevher masanın sağında oturuyordu. Yanında Belkıs vardı. Şimal, Arya’nın yanında durmuş, ellerini birbirine kenetlemişti. Devran amca, Hesna yenge, yıllardır bu ailede sözü geçen büyükler... Ve başköşede Mihrişah nine. Bastonunun üzerine iki elini koymuş, dimdik oturuyordu. Beni görünce bakışlarını kaldırdı. “Gel bakayım yanıma, Süveyda gelin.” Olduğum yerde durdum. “Gelinliği bıraksak artık nine? Bavulum yukarıda. Birkaç saate gidiyorum.” Avludaki birkaç bakış birbirine kaydı. Mihrişah ninenin yüzünde tek bir kas bile oynamadı. “Onu konuşacağız zaten.” “Benim gideceğimi konuşmanın nesi var? Altı yıldır buradaydım. Hakkınızı helal edersiniz, ben de ederim. Biter.” Kimse cevap vermedi. Başımı hafifçe yana eğdim. “Niye herkes bana öyle bakıyor?” Tam o sırada gözüm avlunun diğer ucuna kaydı. YamanAlp. Kırk gündür onu elbette görüyordum. Aynı konakta yaşıyorduk. Azad’ın cenazesinde yan yana durmuştuk. Taziyelerde aynı insanların ellerini sıkmıştık. Aynı sofrada bir lokma yiyemeden karşılıklı oturduğumuz bile olmuştu. Ama ilk kez şimdi gerçekten baktım. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Yüzündeki sakallar yas boyunca uzamış, zaten sert olan hatlarını daha da belirginleştirmişti. Kollarını göğsünde birleştirmiş, taş sütuna yaslanmıştı. Ve bana bakıyordu. Sekiz yıldır yaptığı gibi. Bakıyordu. Sadece bakıyordu. Bir insanın gözlerinde bu kadar laf olup ağzından tek kelime çıkmaması da ayrı meziyetti. Bakışımı ondan koparıp Mihrişah nineye çevirdim. “Evet? Dinliyorum.” Mihrişah nine bastonuna dayanarak ayağa kalktı. “Azad’ım gideli kırk gün oldu.” Boğazımdaki düğüm bir anda geri geldi. “Biliyorum.” “Sen altı yıldır bu hanenin gelinisin.” “Azad’ın karısıydım.” “Puslubey geliniydin.” “İkisi aynı şeydi.” “Değildi.” Kaşlarımı çattım. “Ne demek istiyorsun nine?” Mihrişah’ın bakışları üzerimden kayıp masada oturan adamlara gitti. “Bu evlilik yalnız iki insan arasında kurulmadı. Asilzade ile Puslubey arasındaki bağ da o nikâhla kuruldu.” İçimdeki huzursuzluk büyüdü. “Azad öldü.” Bunu söylemek hâlâ canımı yakıyordu. “Bağ da bitti.” Mihrişah nine bastonunu yere bir kez vurdu. “Bitmedi.” Ben sustum. O devam etti. “Puslubey hanesinin hükmü verildi.” O cümleden nefret ettim. “Hangi hüküm?” Bu kez avluda kimsenin nefes aldığını bile duymuyordum. Mihrişah nine doğrudan gözlerimin içine baktı. “Sen, Süveyda Lavin Asilzade...” Bir an durdu. “YamanAlp Puslubey’le evleneceksin.” Duyduğum şeyi beynimin anlaması birkaç saniye sürdü. Sonra başımı ağır ağır YamanAlp’e çevirdim. Hâlâ aynı yerdeydi. Kıpırdamıyordu bile. “Ne?” Kimse cevap vermedi. Kuru bir kahkaha çıktı ağzımdan. “Şaka yapıyorsunuz.” Mihrişah ninenin yüzüne baktım. Şaka yapmıyordu. “Allah aşkına biri gülsün de bunun kötü bir şaka olduğunu anlayayım.” Belkıs gözlerini önüne indirdi. Şimal dudağını ısırdı. YamanAlp ise hâlâ bana bakıyordu. “Kulağınız duyuyor mu sizin söylediğinizi?” dedim. “YamanAlp benim kocamın kardeşi!” Mihrişah nine hiç tereddüt etmedi. “Biliyoruz.” “E ben bilmiyorum sanki!” “Süveyda.” “Hayır! Süveyda falan yok. Bu ne biçim hüküm?” Bastonunun ucunu taş zemine sertçe vurdu. “Sesini indir.” “İndirmiyorum.” Avludaki birkaç kişinin gözleri büyüdü. Altı yıldır Mihrişah nineye böyle karşı gelmemiştim. Bugün başlangıçlara müsait bir gündü demek. “Ben bağ değilim,” dedim. “Aileleriniz dağılmasın diye bir adamdan ötekine devredeceğiniz tarla hiç değilim.” Mihrişah’ın yüzü biraz yumuşadı. “Seni mal yerine koyan yok.” “İyi. O zaman bavulumu alıp gidebilirim.” Arkamı dönecektim ki arkadan bir sandalye sesi geldi. Sonra o ses. “Gidemezsin.” Bütün bedenim gerildi. Döndüm. YamanAlp ağır ağır üzerime doğru geliyordu. “Sen karışma.” “Karışırım.” “Niye? Seni de mi evlendirmeye karar verdiler zavallı çocuk?” Can’ın öksürüğe benzeyen bir ses çıkardığını duydum. YamanAlp’in gözleri bir saniyeliğine ona kaydı, sonra yeniden bana döndü. Yanımda durdu. Lanet adam o kadar uzundu ki kavga ederken bile başımı kaldırmak zorunda kalıyordum. “Ben seninle evlenmeyeceğim.” “Evleneceksin.” Sinirden güldüm. “Sen de mi karar verdin?” Çenesindeki kas bir kez seğirdi. Sonra söylediği cümle sekiz yıldır içimde kapalı duran ne varsa yerinden oynattı. “Hayır.” Kaşlarımı çattım. YamanAlp gözlerini gözlerimden ayırmadı. “Ben kararımı sekiz yıl önce verdim.” Nefesim yarıda kaldı. “Ne demek o?” “Söylediğim demek.” “Sekiz yıl önce karar verdin de sekiz yıl boyunca aklına söylemek gelmedi mi?” Gözlerinde bir gölge geçti. “Gerçekler her zaman senin sandığın gibi değildir, Süveyda Lavin.” Adımı onun ağzından böyle duyunca daha da sinirlendim. “Bana bilmece anlatma Laz uşağı. Sekiz yıl önce arkanı dönüp gittin. Bir açıklama bile yapmadın. Şimdi de karşıma geçmiş ‘kararımı vermiştim’ diyorsun.” Bir adım daha yaklaştım. “Ben de bugün kararımı veriyorum. Seninle evlenmeyeceğim.” Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. O küçücük hareket bile beni çıldırtmaya yetiyordu. “Göreceğiz.” “Ne göreceğiz?” “Laz damarın mı inatçı, benimki mi.” Gözlerimi kıstım. “Benimki.” “Emin olma.” “Benimle evlenirsen sekiz yıl önce bana yaptığını unutacağımı mı sanıyorsun?” Yüzündeki ifade ilk kez değişti. “Unut demedim.” “Affetmem de.” “Onu da istemedim.” “Ee ne istiyorsun?” Cevap vermedi. Elbette. Bay Puslubey yine susuyordu. “Bak işte!” dedim ellerimi iki yana açarak. “Sekiz yıl geçti, hâlâ aynısın. İnsan bir şey sorar, susarsın. Bir şey söyler, bakarsın. Nedir bu? Dilini doğarken Karadeniz’e mi düşürdün?” Can bu kez kahkahayı tutamadı. Mihrişah nine bastonunu yere vurdu. “Yeter ula!” İkimiz de ona döndük. “Kavganızı odanızda edersiniz!” Gözlerim büyüdü. “Hangi oda?” Mihrişah nine kaşını kaldırdı. “Birkaç güne öğreneceğin oda.” Avluda bir iki kişinin başını çevirdiğini gördüm. Ben ise olduğum yerde kala kaldım. “Yok artık.” YamanAlp’in ağzının kenarı yine oynadı. Hemen ona döndüm. “Sen sırıtma!” “Sırıtmıyorum.” “Dişlerini görüyorum.” “Dişim var.” “Allah bana sabır versin.” YamanAlp bana biraz eğildi. “Sekiz yıl verdiyse birkaç gün daha verir.” Bir an yüzüne baktım. Sonra parmağımı göğsüne doğru uzattım. “Ben Süveyda Lavin Asilzade’yim. Beni zorla nikâh masasına oturtacağınızı sanıyorsanız hepiniz büyük hata yapıyorsunuz.” Mihrişah nine arkamdan sakin bir sesle konuştu. “Bir Asilzade olduğunu biliyoruz.” Başımı ona çevirdim. “İyi.” “Biz de Puslubey’iz.” İşte orada anladım. Bu iş sandığımdan çok daha zor olacaktı. Ama onların bilmediği bir şey vardı. Ben kolay kolay boyun eğmezdim. Hele karşımdaki YamanAlp Puslubey ise... Gerekirse o konağı başlarına yıkardım. Yeter ki şu hain kalbim adamı her gördüğünde deli gibi atmayı bıraksın. Çünkü ne kadar inkâr edersem edeyim, sekiz yılın sonunda değişmeyen tek gerçek hâlâ oradaydı. Ben ona kızgındım. Ona kırgındım. Onu affetmeye hiç niyetim yoktu. Ama hâlâ... O lanet olası adama müptelaydım.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
108.1K
bc

SAKLI

read
1K
bc

GÖLGEDEKİ PATRON

read
7.1K
bc

SUSKUN GELİN

read
149.8K
bc

SENİ DUYMADAN SEVDİM

read
45.3K
bc

Naz'lı Sevgilim (Türkçe)

read
4.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
599.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook