"Hâlâ anlamıyorum. Çocuğun karşısında dizleri titreyen sen, nasıl oluyor da arkadaş olabilirsiniz?"
Teneffüste Yasemin'le birlikte kantine inerken bir yandan hayretle söyleniyordum. Son zamanlarda Yasemin'in takıntı haline getirdiği çocukla ilgili hallerine anlam veremiyordum. Turnuvalar yaklaştığı için birbirimizi daha az görürken zaman zaman iletişim kopukluğumuz da oluyordu fakat onun bu kadar kısa sürede edindiği sakin tavrı karşısında endişenmiyor değildim.
"Anlattım ya. Gitar kursunda eğitmen bizi eşleştirdi. Böylelikle kaynaştık." Omuz silkti.
"Peki senin bu halin ne? Benim bildiğim Yasemin bu bilgiyle yerde gökte duramaz, bu kadar sakin olamazdı. Ne değişti?" Sorgulayıcı bakışımı ona dikmeyi sürdürdüm. "Yoksa hislerin mi değişti?"
"Ne alaka canım? Hem ne var; ben de sakin, sükunet sahibi bir muhterem olamaz mıyım?" Ceketinin kenarlarını ağır ağır silkelerken yürüyüşüne de bir pohpohluk kattı. Ciddiyet sahibi olmaktan bahsederken bile ancak bu kadar ciddi olabiliyordu. İç çektim.
"İşte şimdi rahatladım." Alayla söylediğim kelimelere karşın bana kötü bir bakış atarak büfeye yöneldi.
"İstediğin bir şey var mı?"
Başımı usulca sallarken reddettim. "Ben masaların orada bekliyorum."
"Tamam."
Birbirimizden ayrılırken kafeteryanın içinde cam kenarı boş bir masa bulup oturarak onu beklemeye başladım. İki dakika sonra Yasemin elinde bir kaşarlı tost ve içecek alıp gelmişti.
Elindekileri görünce alaylı tavrımı sürdürdüm. "Hani sen diyete başlamıştın?"
Otururken dudaklarını büzerek çaresizce tostuna baktı. Sonra birden yüzündeki mahzun ifadeyi sildi ve gözleri parlayarak bana baktı. "Arada ben de bir molayı hak ediyorum, değil mi?"
Kendimi tutamayip hafifçe güldüm. "Daha bu sabah başlamışken mi? İki saat oldu mu henüz?" Kol saatime abartılı bir bakış attım ve olumsuzlukla iç çektim. "Düşüncesi bile yoruyor galiba."
Gözlerindeki parıltı sönerken bana boş bir bakış gönderdi ve ardından tostuna yumuldu. Ben de telefonumdaki mesajları kontrol ederken Yasemin'in yanındaki sandalyeyi birinin çektiğini hissettim. Yasemin de benim gibi hissetmiş olacak ki ikimiz de kafamızı kaldırıp masamıza oturan kişiye baktığımızda şokla birbirimize bakındık.
Ufuk, Yasemin'in yanına rahat bir şekilde kurulmuştu.
"Ne yapıyorsunuz gençler?"
Sırıtarak bir Yasemin'e bir bana bakarken ben Yasemin'e bir cevap vermesi için, Yasemin de bana bir cevap vermem için bakınıp duruyordu. Bakışma savaşının kazananı ben olunca Yasemin ağırca Ufuk'a doğru döndü.
"İyiyiz. Sen nasılsın? Havalar da bugün nasıl serinledi, meteoroloji duyuru yapmış sıcaklıklar geliyor diye ama tam tersi oldu galiba, ceketim de yetmiyor ısınmak için, montumu da getirmemiştim halbuki, en iyisi ben gidip revirdeki yatağın üzerindeki battaniyeyi kendime sararak yorganın altina gireyim ve hiç çıkmayayım."
Ufuk ona şokla bakarken arkadaşım kıpkırmızı bir yüzle gitmek icin ayaklansa da ellerinden durdurup çekiştirerek yerine oturttum ve gitmesini önledim. Zavallı arkadaşımın Ufuk'un yanında vereceği tepki belli olmuyordu.
Ufuk Yasemin'e şaşkınlıkla bakarken olayı ben ele alarak devreye girdim. "Yani, iyiyiz, demek istedi. Sen nasılsın?"
Ufuk bana odaklanıp Yasemin'in olayını unuttuğunda tekrar sırıtmaya başladı. "İyiyim. Biz tanışmadık değil mi? Ufuk ben."
Ona, adını biricik arkadaşımdan Allah'ın her günü duyduğuma dair bir şey demedim. "Ben de Nil."
"Tanıştığıma memnun oldum o halde. Yasemin bana senden bahsetmişti." Yasemin'e bakarak sırıtışını genişletti. Gülümsemesinin ardında bir şey aramalı mıydım, bilmiyorum. "Değil mi?"
Yasemin de zoraki bir şekilde ona katılarak gülümsedi. "Evet öyle. Ufuk da bizim gibi çok kafa dengi bir arkadaş. Hep birlikte iyi anlaşacağımıza eminim." Karşımda oturan ikili habire sırıtarak birbirlerine ve bana bakıyorlardı. Bu garip ortamın daha fazla ne kadar garipleşebileceğini düşünmeden edemedim.
Suyumdan yudumlarken karşımda oldukça iyi anlaşan ikilinin koyu sohbetini dinliyor ve ara sıra onlara katılıyordum. Bir yandan da etrafta göz gezdirirken kafeteryaya giren Mete'yi gördüm.
Kantine doğru ilerliyordu. Nedense gözlerimi ondan çekmek istemedim ve onu izledim. Bir yandan da son zamanlarda oldukça fazla karşılaşıyor olduğumuzu hatırlayarak ilk üç yıldan sonra bunun ne kadar garip bir tesadüf olduğunu düşünüyordum.
Okul formasının içinde oldukça uzun duruyordu. Siyah saçları oldukça gür ve biraz da dağınıktı. Dağınıklıktan nefret eden biri olarak bu durumun beni rahatsız edeceğini düşündüm fakat aksine bu ayrıntı rahatsız etmediği gibi gözlerimi ondan çekmeme sebebiyet de vermedi.
Etrafına bir an olsun bakmadan büyük adımlarla kantine ulaşarak bir şişe soğuk su aldı. Önceki gece gibi tek eli cebindeydi. Fakat o geceki gibi soğuk bakışı yerinde yoktu. Onun yerine sabit ve anlaşılmaz bir yüz ifadesi vardı. Biraz da gergindi sanırım.
Geri dönüp kapıya doğru ilerlerken Ufuk da fark etmiş olmalıydı ki ona seslendi. "Mete!"
İsmini duyduğu an bize dönerek benimle göz göze geldi. O an içimi, fark edilmenin hafif bir sızısı sarmıştı fakat o geceki soğuk bakışlarından sonra ne tepki vereceği merakımı daha çok cezbederek bakışlarımı çekmemeye zorladı.
"Buradayım! Sen de gelsene!"
Ufuk sesini duyurmak için bağırırken onu duyduğuna emin olduğum halde benim gibi bakışlarını benden çekmemişti. Ben onun tepkisini merakla izlerken o da sabit bakışlarını bir ton daha karartarak bakışlarıyla ulaşılmazlığını bir kez daha kanıtladı.
Yalnızca biraz daha gerilmiş çenesi ve çatılan kaşlarıyla kızgınlığını anlamıştım fakat bu kızgınlığın bana olması anlam veremediğim bir durumdu. Aklıma gelen tek neden, birkaç kere birlikte görüldüğümüz için bizi konuşan insanlardı. Bunun içinse her ne kadar ben de bu durumdan muzdaripsem de yapabileceğim bir şey yoktu.
"Mete!" Ufuk duymadığını sanıp ona doğru el sallamaya başlayınca Mete sonunda ona dönebildi ve anladığını belirten bir ifadeyle umursamazca omuz silkerek kantinden uzaklaştı.
Yasemin ve Ufuk, aramızda olması gerekenden daha uzun ve gergin bakışmayı fark ederek bana şaşkınlıkla bakarken ben, neden onu umursamam gereken süreden daha fazla düşündüğümü bilmiyordum.
05**: Selam.
05**: Bugün iyi görünmüyordun.
05**: Nasılsın?
Bizimkini tekrar yoklama vakti gelmişti.
Mete: İyiyim.
05**: Evet çok ikna oldum.
05**: Bunca zamana kadar sadece bu kelimeyi yazmanı bekliyormuşum.
05**: Oldu o zaman görüşürüz.
Mete: Görüşürüz.
|Çevrimdışı|
Şekilde de görüldügü gibi kendisi oldukça düz ve imasız bir adamdı.
05**: Oğlum nereye gidiyorsun?
Mete: Oğlum?
05**: Kızım mı demeliydim?
05**: Ne demeliyim?
Mete: ?
05**: Bu muhabbet nereye doğru gidiyor..
Mete: Kafana göre takıl ya sen.
Mete: Bıraktım ben artık bu işleri.
05**: ::::o
05**: Sen iyi değilsin..
05**: Anlat bebeğine;)
Mete ona böyle seslendiğimi görse beni hangi yerlerimden pataklardı acaba?
Mete: Anlatılacak bir şey yok.
05**: Tüm gün yüzün sirke satarken inanmamı bekleme.
Mete: Hem sana niye anlatacakmışım?
05**: Çünkü ben çok iyi bir dert ortağıyım.
05**: Asık suratları güldürür, kızgın çehreleri yumuşatırım.
05**: Ovarlok makinesi gibiyim. Çoklu özelliğe sahibim anlayacağın;)
Mete: Anlayabiliyorum.
Mete: İnsanları güldürdüğünü çok çok güzel görebiliyorum.
05**: Yaa...
Zamanla gelişim kaydediyordu galiba.
05**: Bu bir iltifat mıydı yoksa iğneleme mi?
Mete: Seni neden iğneleyeyim ki?
Mete: Kiminle güldüğün beni zerre ilgilendirmez.
05**: Oo..
05**: Yok yok, ben iğneleme kokusu aldım.
05**: Hatta dur dur,
05**: Bir kıskançlık sezinledim ben.
05**: YOKSA BENİ KISKANDIN MI?
Bu bir Nil'e karşı kıskançlık atağı değilse ben de Ufuk değildim.
Mete: Ne alaka?
Mete: Hem sen kimsin ki seni kıskanayım?
05**: Üzdü bu ama olsundu...
05**: Bu arada beni kıskanmana gerek yok canımın içi;)
05**: Ben her halükarda hep sana bakarım zaten