Karanlığın yeryüzüne kök söktürdüğü zamanlardan birinde ben yine ve yeniden antrenmanda çalışmaktaydım. Ne kadar çalışırsam çalışayım, o hazır olma hissi bir türlü beni bulmuyordu. Benden başka kimsenin olmadığı bu koca salonda topların sekme sesiyle benim stresli ayak izlerimin yankısından başka bir seda yoktu.
Su molası için ara verirken gücümün ani bir şekilde çekildiğini hissettim. Garip bir şekilde oyunlarda kendimi daha canlı ve enerjik hissederken molalarda bitmiş bir pilden hallice olup toparlanamıyordum.
Suyumu yudumlayıp kendimi zorlayarak provalara geri dönecekken kapının açılma sesiyle durdum. Arkamı dönmemle kapıda bekleyen Volkan hocayla karşılaştım. Göz göze geldiğimiz anda kaşlarını kaldırdı.
Yanına doğru adımlarken yüzümde ne gördüğünü merak etmekten çok ayaklarımı yere sağlam basabilmek için içten içe bir çaba harcamakla meşguldum. Karşı karşıya geldiğimizde bir an bedenimi ayaklarının önüne bırakacağımı sandım.
"Nil iyi misin?" Endişeyle yüzüme bakınıyordu.
Konuşmakta mecali kendimde zor bulduğundan başımı sallamakla yetindim fakat tatmin olmuşa benzemiyordu.
"Yüzün çok solgun duruyor." Ani bir hareket ile elini alnıma koyduğunda geri çekilme isteğiyle doldum. Aslında kötü bir niyeti yoktu fakat ben şimdiki zamanın çoğunluktan meşrulaşmış bu tür temaslarını uygun bulmuyordum. Bu sadece inançsal bir olay değildi. Hayatınızı bu şekilde yaşamaya adapte ettiğinizde bu tür masum dokunuşlar bile insanı rahatsız edebiliyordu.
Durumumu anlamış gibi elini çektiğinde yüzündeki endişesi hâlâ kaybolmamıştı. "Ateşin de yok." Bir süre düşündükten sonra aklına bir şey düşmüş gibi bana baktı. "Yemeğini yedin mi sen?"
Yeni aklıma gelen bu düşünceyle suçluluk ve mahçubiyet duyguları altında başımı olumsuzca salladım ve böylelikle kendimi yeni bir azara hazırlamış oldum.
"Daha önce kaç kere konuşmuştuk bunu Nil? Sözüm üzerinde etkili değil mi yoksa?"
"Hayır...ben..." Zoraki konuşmaya çalışırken sözümü keserek ısrarcı bir tonla sesimi bastırdı. "Hadi, hazırlan. Yemeğe gidiyoruz."
"Ama daha çalışmamı bitirme--" Sözümü tamamlayamadan gözüm karardı ve dikildiğim yerde sendeledim. Volkan hoca ani bir hareketle düşmemi önlerken anlık yaşadığım bilinç kaybının etkisinden sıyrılarak hızla kendimi toparladım.
"Bu şekilde seni burada bırakacağımı düşünüyor olamazsın. Hadi, gidiyoruz!" Bir yandan sırt çantamı omuzlarken bana söz hakkı bırakmamıştı. Haksız sayılmazdı da. En son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyordum ve bu hırsımla tutkum beni olmadık durumlara sokuyordu.
Kulüpten birlikte çıkarken temiz havanın da etkisiyle iyice kendime gelmiştim. Karanlık sokakta yan yana şakalaşarak yürürken bir yandan da ne yiyeceğimizi tartışıyorduk. Volkan hoca, edindiğimiz samimiyetten dolayı böyle zamanlarda kendisine 'hocam' kelimesini dedirttirmiyordu.
"Bildiğim çok güzel bir pizzacı var. Kanpanyaları da oldukça fazla. Ne dersin?"
"Ben tercihimi tavuk dönerden kullanmak isterdim açıkçası."
"Yakınlarda var mı satan? Ben buralarda hiç dönerci görmedim."
"Siz-" Garip bakışlarıyla kendimi düzelttim "Senin bahsettiğin pizzacı yakınlarda mı?"
Duraksadı. "Yoo."
"Ee?"
Cevap bulamadığımız sorulara gülerken Volkan hocanın sokağın ilerisine park ettiği arabasına ulaşmıştık. Kaldırımın kenarına park edilmiş arabada surücü koltuğunun yanındaki yolcu koltuğunun kapısı kaldırıma dayalıydı ve açılması imkansızdı. Volkan hoca arabayı çekeceğini işaret edip bindiğinde ben de kaldırım durmuş, onun arabasını çekmesini bekliyordum.
Arkamdan bize doğru gittikçe yaklaşan adım seslerini duyduğumda nedensizce bir merak duyarak omzumun üzerinden arkama bakındım. Tam o anda, birkaç metre uzaklıkta bize doğru yürüyen Mete'yle göz göze geldim.
Bakışlarındaki soğukluk, ılık bir akşamın nazenin ruhunu kara kışa çevirecek kadar soğutmuştu. Antrenmandan dönüyor olmalıydı. Elleri cebinde, gözleri gözlerimdeyken sokağın köşesinden dönerek ağırca kayboldu.
Yerinde bıraktığı soğukluk ise hâlâ aynı yerinde duruyordu.