9

496 Words
"Kantinden bir şey istiyor musun Yasemin?" Sınıf kapısından çıkmak üzere olan Nil'e olumsuzca başımı salladım. Diğer dersimiz fizikti ve ben şuanda Nil'in defterinden ödev fizik sorularının cevaplarını kendi defterime geçiriyordum. Bir yandan da onca boş vaktim olmasına rağmen yetiştiremediğim ödevi, arkadaşımın iş ve okul arasında geçen yoğun temposu arasına nasıl sıkıştırabildiğine hayret ediyordum. Tek bir cevap bulabiliyordum. Nil düzenli ve planlı bir kişiliğe sahipken ben bolca üşengeç ve fazlaca pinekleyen bir tiptim. Kafamı fizik sorularına gömmüşken önümdeki sıraya birinin oturduğunu hissettim. Aynı anda omzum da dürtülüyordu. Kafamı böyle dürtüklemeye devam ederse ödevden çakmama sebebiyet verecek olan şahsa doğru sinirle kaldırdığımda karşımda gördüğüm yüz 'ödev de neymiş' dedirtecek cinstendi. Şaşkınlıkla kalakaldım. Ufuk gülen bir surat ile bana bakıyordu. Bana. Bakıyordu! "Merhaba." Ağzımı açabildiğimi hatırlıyorum. "Merhaba." "Sen Yasemin olmalısın, doğru muyum?" Başımı sallayarak onayladım. Karşısında öylece otururken konuşabilmek akıl işi değildi çünkü. "Sormadın ama söyleyeyim. Ben de Ufuk. Hani geçen gün mesajlaşmıştık." Heyecanla konuşurken eliyle de hararetli bir şekilde anlatmaya çalışıyordu. "Hani 'güya' yanlışlıkla mesaj attığın çocuğun arkadaşı." Güya kelimesini vurgularken beklentiyle bakmaya başladı. "Hatırladın mı?" "Seni hatırlamamak mümkün mü?" "Efendim, ne dedin?" Dışımdan düşündüğüm gerçeğiyle korkuyla gözlerimi aralarken duyamadığını anladığımda rahatladım. "H-hiç. 'Tanıdım' dedim." Onun da yüzünde benim gibi bir gevşeme görülürken etrafına bakmaya başladı. "Nil yok mu?" Burada olmadığını söylerken içime bir şüphe girmişti. Neden gelmişti ki? Nil'i sorduğuna göre ona bildiklerini mi anlatacaktı. Aklıma yeni gelen düşüncelerle tekrardan korkuyla kasıldım. "N-neden soruyorsun ki Nil'i?" Onun ifadesi benim aksime rahatken cevap verdi. "Sizinle tanışmaya gelmiştim. Aslında o da olsa daha iyi olurdu ama..." Bir anda gözlerini kısarak yüzünü bana doğru eğdi. Bu çocuğun kalbime kastı olmalıydı. "Yalnız olman daha iyi oldu." "N-neden ki?" Sorum üzerine benden uzaklaştı. "Neden kekeleyip duruyorsun?" Ağzım aralanırken bu sefer verecek bir cevabım yoktu. Bir karış açık ağızla bir ona bir defterime bakıyordum. "Ben...fizik...ödev..." Merakla bana bakarken bir anda anlamış gibi bir mırıltı çıkardı. "Tabii ya! Fizik insanı ne hallere getirir, en yakından yaşamış ve şahit olmuş biriyim. O yüzden Allah yardımcın olsun." Arkadaşımın ödevini geçirip hocayı kandırmaya çalışırken mi? Hiç sanmıyordum fakat bu duası beni güldürürken tekrar rahat bir nefes almama sebep olmuştu. "Amin." Tekrar etrafını kontrol ederken kısık sesle mırıldandı. "Aslında benim buraya gelme amacım farklı." Yakınımızda bizi duyabilecek kimsenin olmadığına kanaat getirince bana döndü. "Nil'le Mete'nin arasını yapmak." Ağzım tekrar ve tekrar 'o' şeklini aldı. "Neden ki?" "Ne kadar da çok 'neden' diye soruyorsun" diye güldüğünde bile şaşkınlığımdan sıyrılamamıştım. "Sen neden onları 'şip'liyorsan ben de onları şipliyorum işte. Ha Mete'nin sevdiğinden değil ama..." Coşkuyla konuştu. "İş birliği yaparsak onu da sevdiririz elbet!" "İş birliği?" Şuan ben yoktum. Karşısında tepki vermekten ve konuşmaktan aciz bir canlı oturuyordu. "Çöpçatanlık işte. Buraya tanışmaya gelme amacım da oydu. Birbirimizle kaynaşıp arkadaş oluruz. Sonrasında devamı da gelir. Onları aynı ortamlara ve bir araya getirmek daha da kolaylaşır." Kısaca soluklandı. "Ne diyorsun? Sence bugünün sonunda iki kanka doğar mı?" Parmağıyla ikimizi gösterirken günün sonunda iki kanka doğacağından emin değildim fakat emin olduğum tek şey hayallerimin çıtırdama sesiyle Nil'e hâlâ söyleyemediğim yalanımın başıma işler açacak olmasıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD