BÖLÜM 8:İZ SÜRMEK

565 Words
Elis, Metin’in yanından çıktığında kafası karışıktı. Hava değişmişti sanki… Güneş vardı ama içini ısıtmıyordu. Sokaktaki sesler uzak ve boğuktu, kendi iç sesi ise gereğinden fazla gürültülüydü. Ceketinin cebine ellerini soktu, başını hafif eğerek yürümeye başladı. Ada yanında sessizdi; onun sessizliği bile anlayış taşıyordu. Elis’in zihni Metin’in söyledikleriyle doluydu: Sembolün “görenleri” seçmesi… Her rüyanın bir mesaj, bir geçit, bir parça oluşu… Ve en önemlisi — “Bazı kişiler, gerçek sandığın dünyadan daha fazlasını algılayabilir,” demesi. “Peki ama… Neden ben?” Elis’in içindeki bu soru, diğer tüm düşünceleri bastırıyordu. O bir araştırmacı değildi. Bir kâhin de değildi. Sadece sıradan bir öğrenciydi. Ya da öyle mi sanıyordu? Yol kenarındaki banka oturdu. Ada da yanına geçti, gözlerini kısıp ona baktı. “Bir şey söylemeyecek misin?” diye sordu Elis, boğuk bir sesle. Ada omuz silkti. “Ne söyleyebilirim ki? Hayatımda ilk kez bu kadar... bilinmezin içindeyim.” Elis başını geriye yasladı. Gökyüzüne baktı ama cevap orada değildi. Gözlerini kapattı. Metin’in odasındaki o eski kitaplar, duvarda asılı çizimler, onun gözlerine baktığında söylediği o cümle yankılandı tekrar: “Sadece seçilenler görür.” O an bir şey fark etti. Korkmuyordu. Sadece… nereden başlaması gerektiğini bilmiyordu. Ama başlamalıydı. Çünkü rüyalar, artık yalnızca rüya değildi. Elis, sembolün eskizini defterine tekrar çizdi. Titreyen ellerine rağmen çizgiler belirgindi — iç içe geçmiş daireler, kıvrılan bir hat, merkeze doğru bükülen bir iz. "Orası gerçekti," dedi, kararlı bir tonda. Ada gözlerini kısmıştı, dikkatle deftere bakıyordu. “Gitmeliyiz,” dedi. “Rüyamda gördüğüm o yere. Taşlı sokağa.” Ada bir an tereddüt etti ama sonra çantasını omzuna atıp onunla yürümeye başladı. İstanbul’un kalabalığına karıştılar ama Elis’in gözleri tanıdık taşları, kıvrılan yolları, lambaları arıyordu. Tramvay geçti, bir martı sesi havayı yardı. Bir sokak, sonra bir başka ara yol… ve sonunda: Orası. Sessiz, terkedilmiş gibi duran dar bir sokaktı. Zemin taş döşeliydi. Birkaç adım sonra Elis durdu. Tam burası. Tam bu taşın üzeri. Eğildi, parmaklarını taşın üzerine koydu. Üzerinde neredeyse görünmeyen bir iz… tozun altında silikleşmiş bir figür. Ada eğildi, dikkatle baktı. “Bu… bu gerçekten o işaret.” “Elimle dokunduğum an, içim titredi,” dedi Elis. “Bu sadece bir taş değil. Burası, rüyanın başladığı yer. Ya da bittiği.” Sokağın ucundaki lambaya baktılar. Gündüzdü ama lamba… yanıyordu. Tıpkı rüyadaki gibi. “Elis,” dedi Ada, sesi çatallaşmıştı. “Burada biri var.” Elis etrafına baktı ama kimse görünmüyordu. Sadece bir his — soğuk, bilinmez bir izleyici. Ama o da bu hissi tanıyordu. Arkasını döndüğünde, uzak bir duvarın köşesinde bir gölge kıpırdadı. Elis’in içi ürperdi. Ama bu kez kaçmadı. Yavaşça o yöne yürüdü. Her adımı, rüyasına biraz daha yaklaştırıyordu. Elis, gölgenin hareket ettiği duvarın köşesine doğru adımlarını sessizce attı. Kalbi hızla çarpıyordu ama durmak istemiyordu. Gölge, neredeyse duvarla bütünleşmiş gibiydi; usulca kaydı, kaybolacağı yerde durdu. Elis yaklaştığında, duvarda eski, taş bir kitabe fark etti. Kitabenin üzerindeki yazılar, Metin’in anlattığı sembole çok benziyordu. Parmaklarını kitabenin üzerindeki soğuk taşlara koydu. Yazılar, zamanla aşınmış olsa da hâlâ okunabiliyordu: "Geçit, görünenin ardındadır. Cesur olanlar arar, hak edenler bulur." Tam o anda, kitabenin hemen yanındaki taş panel hafifçe titredi. Elis, çekinmeden eliyle taşı itti ve taş, sessizce yana kayarak gizli bir geçidin açılmasını sağladı. Soğuk bir hava yüzüne çarptı, karanlık ve nemli bir tünel uzanıyordu önünde. Ada arkasından yaklaştı, sessizce yanına geçti. “Girmeli miyiz?” diye fısıldadı. Elis derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı ve kararlılıkla başını salladı. “Evet. Cevaplar orada.” İkisi birlikte, bilinmezliğe doğru adım attılar.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD