Karahanlı Malikesi

1732 Words
Karahanlı Malikânesi, akşamın koyu gölgesiyle birlikte daha da ağır görünüyordu. Yüksek demir kapılar açıldığında Eslem’in kalbi, bilmediği bir yere hatırlamadığı bir hayata giriyormuş gibi hızlandı. Araba durduğunda Yaman önce indi. Kapıyı açıp elini uzattı. Eslem siyah, uzun elbisesinin eteğini toparlayıp indi. Başındaki siyah-beyaz desenli başörtüsü, yüzünü daha da ciddi ve mesafeli gösteriyordu. Aynaya baktığında güçlü bir kadın görmüştü ama içindeki his bundan çok daha kırılgandı. Malikânenin kapısını bir hizmetçi açtı. “Hoş geldiniz, Yaman Bey.” Dedi gülümseyerek Eslem içeri adım attığında ilk hissettiği şey sessizlik oldu. Ne sıcak bir karşılama vardı ne de merak dolu bakışlar. Daha çok soğuk bakışlar vardı. Salonun ortasında duran kadın, bakışlarını Eslem’in üzerinde kısa bir an gezdirdi. Ne bir gülümseme ne de gerçek bir hoşnutluk vardı yüzünde. “Hoş geldin,” dedi kısaca. Yaman, Eslem’e dönüp alçak sesle konuştu. “Annem,” dedi. “Zümrüt Karahanlı.” Eslem’in zihni boş kaldı. İsim… hiçbir şey uyandırmadı. Ne bir anı ne de bir duygu. “Memnun oldum,” dedi Eslem nazikçe. Zümrüt Hanım başını hafifçe salladı. Karşılık vermekten çok, konuşmanın bittiğini ilan eder gibiydi. Bir adım ötede duran kadın ise Eslem’e daha sert bakıyordu. Kolları göğsünde çapraz, yüzü ifadesizdi. “Bu da ablam,” dedi Yaman. “Zerda.” Zerda Karahanlı, Eslem’i baştan aşağı süzdü. Gözlerinde açık bir hoşnutsuzluk vardı; gizleme gereği duymuyordu. “Geçmiş olsun,” dedi. Sesi soğuktu. Bir nezaket cümlesinden çok, zorunlu bir formaliteydi. “Teşekkür ederim,” dedi Eslem. Ama içinden geçen şuydu: Beni sevmiyor. Sebebini bilmiyorum ama hissediyorum. Tam o anda genç bir kız, salondaki bu donuk havayı yararcasına öne çıktı. “Yenge” Sesi sıcaktı. Gülümsemesi gerçekti. “Ben Zeynep,” dedi heyecanla. “Abimin kız kardeşi.” Sonra bir an durdu, Eslem’in yüzüne dikkatle baktı. “Yani… seninde görümcenim” diye ekledi gülümseyerek Eslem’in göğsünde hafif bir gevşeme oldu. İlk kez bir bakış, onu itmek yerine çağırıyordu. “Memnun oldum Zeynep,” dedi içtenlikle. Zeynep, Eslem’in koluna hafifçe dokundu. Bu küçük temas, salondaki tüm mesafeli duruşlardan daha anlamlıydı. Yemeğe geçildiğinde Eslem kime ne kadar yakın oturması gerektiğini bilemedi. Herkes yerini biliyordu; sanki yıllardır tekrar eden bir düzen vardı. Sadece o, bu düzenin dışındaydı. Yaman sandalyesini çekti. Eslem’in elini tuttu. “Buraya yanıma otur” dedi. Masaya oturduklarında Yaman elini bırakmadı. Parmakları Eslem’inkilerin etrafında, fark ettirmeden ama kararlı bir şekilde kenetlenmişti. Konuşmalar başladı. Geçmişten bahsediliyordu. Eski günler, aile içi anılar, babanın yokluğu… Hepsi Eslem’in kulağına çarpıyor ama zihninde karşılık bulmuyordu. Zümrüt Hanım bir ara Eslem’e döndü. “Bizi hatırlamıyor musun?” diye sordu. Masada kısa bir sessizlik oldu. Eslem başını kaldırdı. Gözleri sakindi ama içinde hafif bir sızı vardı. “Hayır,” dedi dürüstçe. “Hatırlamıyorum.” Zerda’nın dudaklarında belli belirsiz bir ifade belirdi. Ne üzüntü ne de şaşkınlık… Daha çok beklenen bir sonuç gibi. Zeynep hemen araya girdi. “Zamanla hatırlarsın yenge üzülme ,” dedi. “Önemli olan şimdi burda olman.” Yaman, Eslem’in elini biraz daha sıktı. Eslem o an anladı. Bu evde sevilmediği belliydi Adını, yerini, geçmişini sorgulayan bakışlar vardı. Ama onu bırakmayan bir el de vardı. Eslem sofradan izin isteyip lavaboya yöneldiğinde, kalbinin neden bu kadar sıkıştığını bilmiyordu. Masadaki bakışlar, yarım kalan cümleler, havada asılı duran o soğukluk… Hepsi tek tek omuzlarına binmişti. Lavabonun kapısını kapattı. Aynaya baktı. Yüzü sakindi ama gözlerinin içinde bir şey çatlamıştı. Ellerini yıkarken derin bir nefes almaya çalıştı. Burası benim evim mi gerçekten? Bu sorunun cevabı yoktu. Kapı açıldı. Eslem irkilerek başını kaldırdı. Zerda içeri girmişti. Kapıyı arkasından kapattı. Bu kez nezaket yoktu. Maskesizdi. “Bak,” dedi sert bir sesle. “Ben lafı dolandırmam.” Eslem donup kaldı. “Anlamadım…” diyebildi sadece. Zerda bir adım yaklaştı. Gözleri sertti, kararlıydı. “Sen Yaman’a layık değilsin,” dedi. “Hiçbir zaman olmadın.” Bu cümle, Eslem’in göğsüne sert bir darbe gibi indi. “Sen olmasaydın,” diye devam etti Zerda, “Onu ailemize yakışır bir kızla evlendirecektik. Bizim soyumuza, adımıza uygun biriyle.” Eslem’in dudakları aralandı ama ses çıkmadı. Zerda acımasızdı. Durmadı. “Madem hafızanı kaybettin,” dedi, “Bu evliliğin ne olduğunu da hatırlamıyorsun demektir. Git. Yaman’ı boşa. Ondan ayrıl.” Sözler birer birer Eslem’in üzerine yıkıldı. Git. Boşa. Ayrıl. Eslem’in dizlerinin bağı çözüldü. Lavabonun kenarına tutunmasaydı düşebilirdi. Aynadaki yansımasına baktı; tanımadığı bir kadın ona bakıyordu. Güçlü görünmeye çalışan ama içi paramparça olan biri. “Ben…” dedi kısık bir sesle. Zerda küçümseyici bir nefes verdi. “Varlığın yeterince zarar,” dedi. “Yaman seni acıdığı için tutuyor.” İşte o an… Bir şey koptu. Eslem cevap veremedi. Çünkü söyleyecek hiçbir kelime, hissettiği boşluğu doldurmuyordu. Gözleri doldu ama ağlamadı. Sadece sustu. Ve o sessizlik, Zerda’nın sözlerinden daha ağırdı. Tam o sırada kapı sertçe açıldı. “Ne saçmalıyorsun sen?” Yaman’ın sesi lavabonun duvarlarında yankılandı. Zerda irkildi. Eslem başını kaldırdı. Yaman’ın yüzü sertti. Gözleri kararmıştı. Öfkesini saklamıyordu. “Ne dedin ona?” diye bağırdı. “Ne hakla?” Zerda kendini savunmaya çalıştı. “Ben sadece—” “Sus!” diye kesti Yaman. “Bir kelime daha edersen bu evi terk edersin.” Sonra Eslem’e döndü. Gözleri bir an onun yüzünde durdu. Solgunluğunu, titreyen ellerini gördü. Kolundan tuttu. Sert değil ama sahipleniciydi. “Gel,” dedi. “Burada durmayacağız” Eslem itiraz edemedi. Zaten gücü de yoktu. Salona çıktıklarında herkes sustu. Zümrüt Hanım ayağa kalkmıştı. Yaman Eslem’i yanına aldı. Omzuna kolunu doladı. Sahiplenici, netti. “Burada son kez bir şey söyleyeceğim,” dedi yüksek sesle. Bakışlarını önce Zerda’ya çevirdi. “Bundan sonra karıma saygısızlık edilmeyecek,” dedi. “Onu inciten, bana dokunmuş olur.” Sonra annesine döndü. “Anne,” dedi sertçe, “Bu kadın benim eşim. Senin gelinin.” Zümrüt Hanım şaşkındı. Böyle bir Yaman’a alışık değildi. “Şu an zor bir dönemden geçiyor,” diye devam etti Yaman. “Hafızasını kaybetti. Ama bu onun suç değil.” Eslem nefesini tutmuştu. “Kim bunu kabullenemiyorsa, Benimle arasına mesafe koysun.” Salonda ölüm sessizliği vardı. Zümrüt hanım korkuyla oğluna baktı ondan uzak duramazdı gelinini sevmiyordu ama oğlu için katlanmaya çalışırdı yeterki oğlu ondan uzaklaşmasın onunla arasına mesafe koymasındı. Yaman başını hafifçe Eslem’e eğdi. “İyi misin?” diye sordu alçak sesle. Eslem konuşamadı. Sadece başını salladı. Ama o an şunu hissetti Bu ev onu istemiyordu belki. Ama Yaman… Onu bırakmıyordu. Araba malikanenin demir kapılarından çıkarken gece çoktan çökmüştü. Farların aydınlattığı yol, iki yana uzanan ağaçların gölgeleriyle daralıyordu. İçerideki sessizlik, az önce yaşananların ağırlığını taşıyordu. Eslem camdan dışarı bakıyordu. Şehir ışıkları gözlerinde bulanıklaşıyor, düşünceleri birbirine dolanıyordu. Parmakları çantasının kolunu sıkı sıkı kavramıştı. Sessizliği bozan yine o oldu. “Yaman” Sesi kısık, çekingen. Yaman gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi. “Dinliyorum.” Eslem bir an duraksadı. Sanki sorunun cevabını duymaktan korkuyordu. “Ailen” dedi. “Beni neden sevmiyorlar?” Yaman’ın çenesi gerildi. Direksiyonu biraz daha sıkı kavradı. Bu soru kaçınılmazdı; sadece zamanı gelmişti. “Çünkü,” dedi net bir sesle, “beni başka biriyle evlendirmek istiyorlardı.” Eslem’in başı yavaşça ona döndü. “Onların seçtiği, aileye uygun gördükleri biriyle.” Bir an durdu. “Ben kabul etmedim.” Yaman kısa bir bakış attı ona. Gözleri kararlıydı. “Seni seçtim,” dedi. “Ve bu karar hâlâ geçerli.” Arabanın içi ağır bir sessizliğe gömüldü. Bu kez Eslem konuşmadı. Konuşamadı. Gözleri doldu. Sessizce ağlamaya başladı. Hıçkırık yoktu, ses yoktu. Sadece yanaklarından süzülen yaşlar vardı. Kendini küçük hissetti. Yetersiz. İstenmeyen biri gibi. Yaman bunu fark ettiği an frene bastı. Arabayı yol kenarına çekti. Motoru kapattı. Sonra tüm gövdesiyle Eslem’e döndü. Eslem başını eğmişti. Gözyaşları durmuyordu. Yaman elini uzattı. Başparmağıyla yanağından akan yaşı sildi. Ardından diğerini. Dokunuşu yumuşaktı. “Ağlama,” dedi. “Seni ağlarken görmek hoşuma gitmiyor” Eslem dudaklarını araladı ama cevap veremedi. Yaman bir an daha yüzüne baktı. Islak kirpiklerine, kızarmış yanaklarına, dolgun dudaklarına Sonra düşünmeden eğildi. Dudakları Eslem’in dudaklarına değdi. Kısa değildi derin bir öpücüktü. Ne aceleci ne de çekingen. Bir susturma gibiydi. Ben buradayım deme hâliydi. Eslem dondu. Ağlaması anında kesildi. Gözleri büyüdü. Kalbi göğsünde sertçe çarptı. Yüzüne sıcak bir kızarıklık yayıldı. Yaman geri çekildiğinde dudaklarının kenarında tanıdık, erkeksi bir gülümseme vardı. “Sana ağlamamanı söylemiştim,” dedi hafifçe. “Dinlemedin.” Eslem’in bakışları yere kaçtı. Utangaçtı. Şaşkındı. Ama kaçmadı. Yaman bu hâline kısa bir kahkaha attı. Sessiz, derinden. “Böyle bakma,” dedi. Yaman “Beni zor durumda bırakıyorsun.” Motoru yeniden çalıştırdı. Yola devam ederken elini Eslem’in elinin üzerine koydu. Bu kez çekmedi. Eslem hâlâ kızarıktı. Ama ağlamıyordu artık. Yaman dan Kapıdan çıktığımız anda içimde bir şey koptu. Malikanenin ağır havası arkamızda kaldı ama Eslem’in omuzlarına sinmişti. Bunu yürüyüşünden anladım. Yanımda yürüyordu ama sanki düşecek gibiydi. Ailem… Onu kabul etmediler. Gözleriyle, suskunluklarıyla, yarım kalan cümleleriyle. Ve Eslem bunu fark etti. Fark etmemesi imkânsızdı. Oysa bilmiyorlar. Eslem’in benim hayatımı nasıl avuçlarının arasına aldığını Bir zamanlar beni nasıl kendine bağladığını Hafızası gitmeden önce, benim dünyamın tam merkezinde olduğunu… Arabaya bindiğimizde sessizdi. Fazla sessiz. Son zamanlarda bana daha yakındı. Bazen farkında olmadan elimi tutuyordu. Hatırlamıyordu ama bedeni hâlâ beni tanıyordu. Bu, insanın içini hem ısıtan hem yakan bir şeydi. Şimdi ise ağlıyordu. Sessizce. Gururunu incitmeden. Benim yanımda güçlü durmaya çalışarak. Direksiyon başında kalamadım. Arabayı yol kenarına çektim çünkü onun gözyaşlarıyla yol alamazdım. Ona döndüğümde yüzü bana dönüktü ama bakmıyordu. Kirpikleri ıslaktı. Dudakları titriyordu. İçimde bir şey sertleşti öfke değil, koruma içgüdüsü. Kimse ona bunu yaşatamazdı. Ailem bile. Elimi yanağına götürdüm. Parmaklarım tenine değdiği anda nefesi değişti. Bu… Bu tepkiyi hatırlıyordum. Yanağını okşadım. Yavaşça. Sahiplenerek Gözyaşını sildim. Başparmağımla. Çok yakındım. Fazla yakındım. Ve o an, kendimi zor tuttum. Çünkü Eslem’e deli gibi dokunmak istedim. Sadece yanağına değil. Saçlarına, beline, boynun, vücuduna Onu kendime çekip “buradayım” demek istedim. Sadece sözle değil, tenimle. Dudaklarıma yakındı. Ve ben Öptüm. Kısa değildi. Uzun da değildi. Ama yeterince derindi. O an aklıma geldi. Bu araba. Bu koltuklar. Bir zamanlar burada yaşadıklarımız. Eskiden… Hatırladığı zamanlarda… Bir dakika ayrı kalmazdık. Her fırsatta birbirimize dokunurduk. Bazen eve bile yetişemezdik. Kollarımda olurdu. Tenimde olurdu. Yatağımda olurdu. Şimdi yanımdaydı. Ama hatırlamıyordu. İçimde yükselen isteği bastırdım. Şu an onunla burada olmak istiyordum. Onu bu koltukta kendime çekmek, sesini bastırmak, nefesini boynumda hissetmek istiyordum. Ama yapmadım. Çünkü seviyorsan… Bazen istemek yetmez. Bazen beklemek gerekir. Dudaklarından geri çekildim. Nefesim ağırdı. Kontrolüm ince bir ip gibiydi. O şaşkındı. Yüzü kızarmıştı. Ağlaması durmuştu. İşte bu hâli… Tanrım, bu hâli beni mahvederdi. Erkeksi bir gülümseme yerleşti yüzüme. İstemeden. “Sana ağlamamanı söylemiştim,” dedim. Gülüşümde şaka vardı ama bakışlarımda söz. Bir gün… Bir gün beni tamamen hatırladığında… Benden kaçmayacak. Ben de kendimi tutmak zorunda kalmayacağım. O gün geldiğinde… Onu ne bu arabada, ne evde, ne gecenin bir vaktinde. Rahat bırakmayacaktım. Özlemimi gidermek için onun teninde kaybolacaktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD