13.BÖLÜM

1199 Words
Bu beklenmedik temas Kürşat’ın üzerine buz gibi çöktü . Selvi'nin teması, dudaklarında hâlâ sıcaklığını koruyordu. Adamın içinde tiksintiyle karışık bir öfke kabarıyordu. "Defol buradan," dedi Kürşat, sesi buz gibiydi. Selvi'nin yüzü allak bullak oldu. “Ne? Ne dedin sen?” "Oyunun bitti. Aşağı in, bir daha da odama gelmeye kalkma.” Selvi gözlerini kısıp, bir anlık şoktan sonra toparlandı. “Sen kaybettin Kürşat, ben değil. Baban benim arkamda. Karın olunca koynuma bile gireceksin bunlara alışsan iyi edersin ‘’deyip ayağını yere vurup hızlıca odadan çıktı. Kürşat, artık kelimelere gerek duymuyordu. Gözleri kıpkırmızıydı ama ağzından tek bir kelime çıkmadı. Selvi’nin çarpan ayak sesleri, taş merdivenlerde yankılanırken, Kürşat başını ellerinin arasına aldı. “Nasıl çıkıcam bu işin içinden bu kızın bana dokunmasına tahammülüm yok” diye fısıldadı kendi kendine. Aşağıda kahvaltı sofrasında ortam hâlâ kontrollüydü. Mehmet Ağa geleneksel sohbetini sürdürüyor, Hüseyin Ağa’yla ticaret, toprak ve seçimler hakkında konuşuyordu. Hasan usulca yerine oturdu. Yüzünde bir zafer gülümsemesi vardı. Ama içten içe o da huzursuzdu. Kürşat hep bir adım öndeydi, hep Mehmet Ağa’nın göz bebeğiydi. Şimdi dengeyi bozmak için elinde büyük bir koz vardı.. Selvi yerine oturduğunda annesinin bakışlarıyla karşılaştı. Dudaklarını sıkıp başını öne eğdi. Mehmet Ağa bir süre sonra Kürşat’ın yokluğunu fark etti. “Bu çocuk nerede kaldı hâlâ?” dedi, siniri hafif kabararak. Hasan hemen atıldı: “Baba, iş telefonu uzadı sanırım. Çok önemli bir mevzuymuş.” Mehmet Ağa başını salladı ama gözleri dalgınlaştı. Zeynep, yanındaki çekyatta, başı sargılı halde yatan küçük kardeşinin yüzüne baktı. Nefesi sakin, ama teni solgundu. Onun bu hâlini her görüşünde kalbi biraz daha burkuluyordu. Öte yandan annesi… Onu evde bir başına bırakmıştı . Bazen kendi kendine mırıldanıyor, bazen de gözleri boşluğa takılıp kalıyordu. Aklı, yaşadığı acıya yenik düşmüştü. Zeynep, artık bu evin içinde boğuluyordu. Bu yüzden Emine'nin teklifi adeta bir can simidi gibi geldi. “Hadi,” demişti Emine, “Çeşmeye gidelim, hem su doldururuz hem de biraz kafamızı dağıtırız.” Zeynep hiç düşünmeden kabul etti. Bu kız onun olmayan kız kardeşiydi. Öğlen güneşi yavaş yavaş yükselirken iki genç kız tozlu köy yolunda yan yana yürüyordu. Toprak ayaklarının altında yumuşak bir şekilde eziliyor, esen hafif rüzgâr, tarlalardan gelen buğday kokusunu taşıyordu. Yol boyunca ikisi de pek konuşmadı. Aralarındaki sessizlik huzurluydu, ama biraz da yaralıydı. Her biri kendi düşüncelerine gömülmüş, sessizliği paylaşıyordu. Bir süre sonra Emine başını kaldırıp konuştu. “Yakup çeşmenin ilerisinde bekliyor olacak. İki laf edelim, sonra dönerim. Sen de biraz otur, dinlen. Zaten yüzün solmuş Zeynep.” Zeynep başıyla onayladı. “Git tabii,” dedi. “Ben burada oyalanırım.” Çeşmenin kenarına geldiğinde, Emine uzaklaştı. Zeynep soğuk taşa oturdu. Elini taşın pürüzlü yüzeyine sürdü. Serinlik, içindeki yangını biraz bastırır mı diye umut etti. Gökyüzüne baktı. Rüzgâr, tarlalardaki ekinleri hafifçe eğiyor, gökyüzünde birkaç kuş süzülüyordu. “Keşke her şey böyle geçip gitseydi,” diye geçirdi içinden. “Keşke kalbimizde birikenler de bulutlar gibi dağılabilseydi.” Başını yana çevirdiği anda, arkasından gelen ayak seslerini duydu. Önce umursamadı. Fakat o tanıdık sesle irkildi. “Zeynep...” Hasan’dı bu. Üstünde açık mavi gömleği, saçları rüzgârda hafifçe dağılmıştı. Yorgun görünüyordu. Ama gözleri ciddiyetle doluydu. Zeynep hızla ayağa kalktı. “Ne işin var burada?” diye sordu, sesi biraz titrekti. Hasan ellerini cebine soktu. “Yürüyordum. Seni yalnız gördüm. Kötü bir niyetim yok. İki laf edelim, sonra gideceğim.” Zeynep gerildi. Köy yerinde bir erkekle yalnız görülmek ne demekti, iyi bilirdi. Üstelik bu kişi Hasan’dı, Kürşat’ın kardeşi, adının çıktığı Kürşat’ın kardeşi, Sevdalı olduğu adamın kardeşi…. “Seninle adım anılsın istemem,” dedi sertçe. Ama Hasan geri adım atmadı. “Biliyorum. Senin namusun, duruşun… herşeyin sağlamdır. Herkesin konuştuğu gibi değilsin sen, ben de biliyorum Zeynep. Ama ben bunları konuşmayacağım. Sadece bir şey söyleyeceğim, sonra gideceğim.” Gözleri Zeynep’in gözlerine kilitlenmişti. Sesi kararlıydı. “Ben seni seviyorum Zeynep.” Zeynep’in kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Boğazı düğümlendi. Öylece bakakaldı. Hasan devam etti: “Belki seni hak eden biri değilim. Ben abimin gölgesinde büyüdüm. Ama seni içimden geldiği gibi sevdim. Bu dağ gibi duruşunu, kardeşine kol kanat oluşunu, çamura bata çıka çalışmanı… Hepsini. Seni güçlü olduğun için sevdim. Kendin gibi olduğun için. O güzel gözlerine ilk baktığımda tutuldum kaldım.” Zeynep’in gözleri doldu. Ama güçlü durmaya çalıştı. Birkaç adım geri çekildi. “Ben kendimin acısıyken, başka birinin umudu olamam Hasan. Lütfen, git buradan…” Hasan başını eğdi. “Tamam,” dedi kısık sesle. “Gidiyorum. Ama bil ki, seni ağlatan biri yerine... seni seven biri olmak isterdim. Ben kararın değişirse her zaman bir adım yakınında olacağım. ” Son bir bakış attı. Sonra ağır adımlarla arkasını döndü ve geldiği gibi sessizce uzaklaştı. Zeynep ise hâlâ aynı yerde, taşın kenarında donup kalmış gibiydi. Kalbinde çarpan o kelime, kulaklarında yankılanıyordu: “Ben seni seviyorum Zeynep…” Kız ne yapacağını bilemedi bir süre daha çeşme başında oturdu ve nihayet Emine gelmişti . Arkadaşında bir gariplik vardı. ‘’Zeynep? Bu ne hal kız? Suratın bembeyaz olmuş iyi misin? " Zeynep hiçbir tepki vermedi "Korkuttun beni... Gel hele şu ağacın altına oturalım, anlat bana n’olur..." Bahçenin kenarındaki yaşlı ceviz ağacının gölgesine çöktüler. Zeynep başını Emine'nin omzuna yasladı. Birkaç saniye sessiz kaldı, sonra yutkundu. "Hasan geldi… beni sevdiğini söyledi" Emine'nin gözleri irileşti. "Ne dedi,ne dedi?" Zeynep bir iç çekti. Dudakları titreyerek devam etti: "Dedi ki… sen köylünün anlattığı gibi değilsin güçlü duruşuna hayranım seni seviyorum." Emine'nin yüzü gerildi. Elindeki toprağı yere attı. "Ne?! Ne diyor bu? Sen onun abisinin sevdasından yanarken başına bunca olay gelmişken? Şimdi de seni kendine mi istiyor? Allah’ım aklımı oynatıcam!" Zeynep gözlerini kapadı. Sesi kısık ama netti: "Kürşat beni sildi. Emine benim onunla hiçbir zaman gönül bağım olmadı ,ben tek taraflı sevdim onu. Bana bakışları hareketleri yakınlaştı, değişti evet ama bence bana acıyor sonuçta onun ihmali yüzünden köyde adım çıktı. Başıma gelmeyen kalmadı …" Emine arkadaşını uyardı ‘’Bunlar abi kardeş iki ağa oğlu seni oyuncak edecekler aman arkadaşım uzak dur bunlardan bak kardeşinden oluyordun.’’ Zeynep usulca başını salladı. İki genç kız evin yolunu tuttular.     KARADAĞLAR KONAĞI Ay, bulutların arasından usulca süzülüyordu. Rüzgâr yapraklara usul usul dokunurken, bahçede ince bir ezgi yankılandı. Hasan sazını dizine dayamış, tellere usulca vuruyordu. Ezgi; hem hüzünlü, hem umutluydu. Gözleri kapalıydı. Her bir nota, içinden geçirdiği sözlerin yerine geçiyordu. “Zeynep bu güzellik var mı soyunda? Elvan elvan güller biter bağında Arife gününde, bayram ayında…” Sesi titriyordu ama kararlıydı. Her kelime, içine attığı duyguların tercümesiydi. “Zeynebim zeynebim allı Zeynebim Beş köyün içinde şanlı Zeynebim...” Hasan, başını kaldırdı. Abisiyle göz göze geldi. Ama kaçmadı. Geri adım atmadı. Son kıtayı, onun gözlerinin içine bakarak söyledi: “Söğüdün yaprağı nârindir nârin İçerim yanıyor dışarım serin Zeynebi bu hafta ettiler gelin…” Kürşat, gözlerini kıstı. Kalbine tanımsız bir rahatsızlık çöktü. Bu sadece bir türkü değildi. Bir itiraftı. Hasan, türküsünü bitirip içeri girecekken Kürşat karşısına dikildi. Hiçbir şey demedi. Sadece gözlerini ona dikti. Ardından kuru bir sesle sordu: Kürşat: "Kim için söyledin o türküyü?" Hasan şaşırmadı, ama sustu. Cevap vermek yerine sazını köşeye bıraktı. Kürşat: "Zeynep için miydi?" Hasan başını kaldırdı. Kardeşinin gözlerindeki kıvılcımı gördü. İçinde bir hesaplaşma vardı ama adı konmamıştı. Kürşat, daha da yaklaşarak: "Sen... Zeynep’e âşık mısın, Hasan?" Söz duvarda yankılandı. Hasan birkaç saniye durdu. Gözlerini kaçırmadı ama cevap da vermedi hemen. Sonra sesi kısık ama net çıktı: Hasan: "Ben ne hissettiğimi bilirim abi... Sen gibi ayran gönüllü değilim ve evet Zeynep’e aşığım onunda bende gönlü var helalim yapacağım onu."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD