11.BÖLÜM

1121 Words
Kürşat ellerini kaldırdı, bir adım geri çekildi. Gözlerinde ezilmiş bir bakış vardı. “Ben… sadece bir anlığına da olsa iyi olmanı istedim. Kendini yalnız hissetme istedim.” Zeynep başını iki yana salladı. “Ben zaten hep yalnızdım. Ama en azından kimseye yük değildim. Şimdi herkesin gözü üzerimde. Herkes konuşuyor. Ve sen... senin varlığın bana ne kadar iyi gelse de her şeyi daha kötü hale getiriyor.” Bir süre sessiz kaldılar. Bahçede rüzgârla savrulan birkaç yaprak, geceyi bölen tek hareketti. Kürşat ceketini çıkarıp kıza uzattı. Zeynep almadı. “Senin korumanla değil, kendi ayaklarımın üstünde durmak istiyorum,” dedi, sesi buğuluydu. “Ve sen… seninle yolum aynı değil. Bunu da kabul et.” Kürşat yutkundu. Sonra gözlerini yere dikti. “Peki. Ama unutma… Ne zaman istersen, ne zaman dayanamayacak hale gelirsen… ben buradayım.” Zeynep bir şey demedi. Gözleri dolmuştu yine ama artık ağlamıyordu. Sadece yürüdü, hastane kapısına doğru. Arkasından bakan Kürşat, gözlerini onun ince silüetinden ayıramadı. İçeri girdiğinde Emine ayakta bekliyordu, Hasan ise koltuğa oturmuş, ellerini saçlarına geçirmiş düşünceliydi. “Doktor geldi,” dedi Emine hemen. “Halil’in durumu stabilmiş ama başına dikiş atmışlar. Şimdilik iyiymiş. Sabah çıkabilirmişiz” Zeynep derin bir nefes aldı, dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. Emine hemen koluna girdi. “Gel, gel otur biraz.” Hasan ise Zeynep’in suratına baktı. Gözleri, duygularını ele veriyordu: kıskançlık, endişe, ama en çok da kıza duyduğu hayranlık. “Her şeyi yoluna sokacağım Zeynep,” dedi sessizce. “Köylünün laflarına kalmayacak kaderin.” Ama bu sözleri Zeynep duymadı. Artık duyacak hâli yoktu. Gözlerini Halil’in odasına çevirmişti. Orası şimdi onun dünyasıydı. Kardeşini birazcık görmek için doktordan izin aldı. Zeynep Halil’in başucunda otururken kapının sertçe açılmasıyla irkildi. Üzerinde haki renkli üniforması, belinde silahı olan iki jandarma içeri girdi. Arkalarında da hastane güvenliği vardı. Başçavuş öne geçti. Ciddi, ifadesiz bir yüzle Zeynep’e döndü. “Zeynep Çetin siz misiniz?” Zeynep ayağa kalktı. “Benim…” Başçavuş elindeki defteri açtı, kalemini çıkardı. “Dün akşam yaşanan taşlı saldırı ve darp olayıyla ilgili ifadelerinizi almak ve resmi zabıt tutmak üzere geldik. Görgü tanığı sizsiniz, kardeşiniz mağdur.” Zeynep’in kalbi hızla atmaya başladı. Resmiyet... artık geri dönüşü olmayan bir yolun başındaydılar. Emine hemen yanına geldi, kolunu tuttu. “Yanındayım,” dedi usulca. Zeynep lafa girdi. ‘’Dışarda konuşsak kardeşim uyanmasın.’’ Boş odaya geçtiler. Jandarma personeli küçük bir masayı çekti, sandalyeyi Zeynep’e gösterdi. “Lütfen oturun. Her şeyi sırayla anlatın: Ne zaman başladı? Saldıranlar kimdi? Nerede oldu, kaç kişiydiler?” Zeynep ellerini dizlerinde kenetledi. Derin bir nefes aldı, sonra konuşmaya başladı. “Öğle saatleriydi…Biranda dışardan bağırma sesleri geldi. Köydeki bazı kadınlar bana hakaret edip bağırıyorlardı. Ben mutfaktaydım kardeşim ve annem iç odadaydı. Evimizin camlarını indirdiler. İri iri taşlar attılar bu köyden gideceksiniz diye tehdit ettiler attıkları taşlardan biri kardeşimin kafasına isabet etti. Sonrası malum sağolsun Hasan bizi hastaneye yetiştirdi.’’ Başçavuş hızlıca not alıyordu. ‘’Kadınlar evi niye taşladı daha önce bir husumetiniz oldu mu?” “Olmadı. Ama o gece… taş atanlar köyde benim hakkımda çıkan dedikoduları duyup bana bilenmişler ağza alınmayacak laflar söylediler bana .” Başçavuş başını salladı. “Devam edin.” “Komşular dışarı fırladı. Arkadaşım Emine ve annesi de yardımcı oldular. Annemin aklı yerinde değil o yüzden o evde kaldı. Sonra Halil’i arabayla hastaneye yetiştirdik.” O anda kapı yeniden aralandı. Kürşat içeri girmişti. Elinde kahve vardı, Zeynep’e getirmişti. Ama jandarmaları görünce durakladı. Başçavuş başını kaldırdı. ‘’Siz kimsiniz’’ ‘’Ben Kürşat Karadağ’’ “ Kürşat Karadağ? Karadağlar’ın büyük oğlu mu?” Zeynep yutkundu. Kürşat’ın yerine o cevap verdi “Evet… ta kendisi olur” Başçavuş hemen Kürşat’a döndü. “Sizi de ifadeye alacağız. Bekleme salonunda birkaç dakikanızı alacağım. Bu olay ciddi bir saldırıdır. Soruşturma açıldı. Savcılığa intikal edecek. Gerekirse gözaltılar yapılacak.” Zeynep’in gözleri büyüdü. Kürşat ise başını salladı. “Ne gerekirse yapın. Bu olay cezasız kalmasın.” Başçavuş son olarak Halil’in yattığı yatağa yöneldi. “Mağdurun bilinci açıldığında resmi ifadesi alınacak. Yaşı küçük olduğu için psikolog gözetimiyle konuşacağız. Şu an durumu stabil ama şok etkisi olabilir. Gerekirse adli tıptan rapor istenecek.” Zeynep ifadesini verdikten sonra tedirgindi. Kürşat yanına geldi, cebinden sigara çıkaracak gibi oldu ama vazgeçti. “Mahkemeye kadar uzanır bu iş,” dedi. “Seninle uğraşanlar artık devletle uğraşacak.” Zeynep ona bakmadı. “Sence bu köy buna hazır mı? Herkes sırt döndü , kimse şahit olmaya yanaşmaz. Tek başımayım.” Kürşat başını salladı. “Artık değilsin.” Zeynep adamın gözlerinin içine baktı. “Senin soyadın korur belki. Ama benimki hedef tahtası.” Sabahın ilk ışıkları hastane koridoruna vurduğunda, gecenin sessizliği hâlâ duvarlardaydı. Hem Hasan hem de Kürşat, gece boyu hastanenin soğuk banklarında oturmuş, Zeynep ve kardeşi için kıpırdamadan beklemişti. İkisinin de gözlerinde uykusuzluk, içlerinde tarifsiz bir ağırlık vardı. Ne konuşacak hâlleri vardı ne de konuşulacak kelime. Zeynep ise, kardeşinin yanındaki sandalyeye kıvrılmış kalmıştı. Sabaha karşı doktorlar geldi, test sonuçları açıklandı. Küçük çocuğun birkaç gün gözetim altında kalması gerekmediğine, ancak dinlenmesi ve ağır aktiviteden uzak kalması gerektiğine karar verdiler. Doktor, Zeynep'e gözlüklerinin üzerinden bakarak yumuşak bir dille konuştu: "Birkaç hafta okula gitmesin. Hem vücut yorgunluğu hem de yaşadığı travma çabuk geçecek şeyler değil. Rapor yazdım. Evde dinlensin, moral bulsun." Zeynep başını salladı. Gözlerinde ne minnettarlık ne de öfke vardı. Hiçbir şey yoktu artık. Donuktu. Duygusuz bir boşluğun içine düşmüştü sanki. Artık ne köy umurundaydı ne de konuşulanlar. Zaten konuşulacak hiçbir şey kalmamıştı. Kürşat, hastane koridorunda Hasan’a yanaştı. Kürşat: “Bana bak Hasan Zeynep’le fazla ilgileniyorsun benim canımı sıkma o kız sana gelmez kardeşim .Zaten benim yüzümden mağdur oldu bide sen yaklaşma kıza’’ Hasan sinirle yükseldi “Sen benim işime karışma herkes hayatındaki insana baksın abiciğim.” Diye kinayeyle konuştu. İki ağa oğlu arasında soğuk savaş başlamıştı ve bunun kazananı olmayacaktı. Tabii şimdilik. Hastane çıkışında Zeynep başta gitmek istemese de mecburen Karadağların arabasına bindi. Artık kendine söz vermişti hiçbir şeyi önemsemeyecekti. Sadece kendisi ve kardeşi vardı artık. Arabanın ön koltuğuna Kürşat oturdu. Zeynep ve kardeşi arkada Emine’de arkaya yanlarına oturmuştu, Ortam sessizdi. Hasan direksiyondaydı. Arabada konuşulmadı. Sadece camdan dışarı bakıldı. Herkes kendi zihninde bir yolculuktaydı. Arabanın motor sesi dışında duyulan tek şey, kardeşinin derin uykusuydu. Köy yoluna girdiklerinde Hasan aynadan Zeynep’e baktı. Göz göze gelmediler. Zeynep başını cama dayamış, gözlerini kapatmıştı. Evin önünde durduklarında Hasan motoru kapattı. Zeynep kardeşinin elinden tutup indirdi , hemen ardından kendisi indi. Evin bütün camları yerine takılmıştı. Kürşatla göz göze geldiğinde bunu adamın hallettiğini anladı. Sanki o olay olmamış gibiydi. Normalde dışarıda cam kenarlarında mahalle kadınlarının onları gözetlemesi gerekirdi ama çıt çıkmıyordu ve etrafta kendilerinden başka kimse yoktu. Emine Halili alıp kendi evlerine götürdü. Hasan arka planda kaldığını fark edip lafa girdi. "Yavaş olsun Zeynep. Doktor, çocuğun kalabalıktan uzak durmasını söyledi." Zeynep başını salladı. Ses çıkarmadı. Sadece kısa bir “Sağ olun” mırıldanması duyuldu. Sonra sessizce Eminelerin evine girip kapıyı kapattı. Hasan ve Kürşat hızla arabaya atlayıp konağın yolunu tuttular. Sabah olmuştu ama içlerinde gece hâlâ devam ediyordu. _______________________________________
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD