1.BÖLÜM

712 Words
Sabah ezanı, henüz yeni yeni köyün yumuşak yamaçlarından yükseliyordu. Güneş daha doğmamıştı; hava hafifçe pusluydu, serin ve taze bir rüzgar esiyordu. Zeynep, eski püskü örtüsünü omuzlarından attı .Derin bir nefes alan genç kız uyku mahmurluğunu üstünden atmaya çalıştı. Biran önce kahvaltıyı hazır edip çalıştığı tarlaya gitmesi gerekiyordu, hayat genç kıza pek iyi davranmış sayılmazdı. Genç yaşına rağmen hem evi çekip çevirmeye çalışıyor hem de ekmek paralarını kazanmak için tarla işlerine gidiyordu. Babası öleli 6 ayı dolmuştu. Kendi yasını bile tutamamıştı. Annesini , küçük kardeşini ayakta tutmak için dişini tırnağına takıyordu. Babası öldükten sonra annesi akli melekelerini kaybetmişti. Zavallı kadın evin içinde kendi kendine konuşuyor kafasına estiğinde kendini köyün ıssız yamaçlarına vuruyordu. Genç kızın aklı çıkıyordu annesine de bir şey olacak diye . Her zaman annesinin yanında olamıyordu, birinin çalışıp eve ekmek getirmesi gerekiyordu . Daha geçen köylüler annesini son anda köyün azgın nehrine atlarken kurtarmışlardı zavallı Fatma kadın ‘’Cemilim orda bırakın beni’’ diye rahmetli kocasının adını sayıklaya sayıklaya biçare az daha kendini atacaktı .Daldığı düşüncelerden hızlıca çıktı genç kız, sabah sabah iyi tembellik yaptın diye de kendini hasıllamayı ihmal etmedi . -Hızlıca köhnemiş dolabımın kapağını açıp her zaman giydiğim iki parça kıyafetimi üstüme geçirdim. Hemen yüzümü yıkayıp işlerimi halledip küçük mutfağımıza girdim. Hızlıca evdeki birkaç parça kahvaltılıkları siniye yerleştirip yere sofra kurdum, zaten dolapta pek bir şeyimiz yoktu. Tarla yevmiyemle anca geçiniyorduk ama buna da şükür ediyordum . Hemen kardeşim Halil ‘i kaldırmak için anamın odasına girdim, zaten iki göz evimiz vardı.Anam da sedirin üstüne oturmuş gözleri kızarmış sallana sallana oturuyordu. ‘Ahhh dedim içimden çakırların Fatma kadın sen bu hallere düşecek kadın mıydın ? Hemen kardeşim Halil'i usulca kaldırıp doyurdum, sofrayı kaldırmadım ama anamın yemeyeceğini de biliyordum . Halil kasabadaki ortaokula gidiyordu. Annemin durumuda iyice kötüleşince bir nevi küçük anne olmuştum, her şeyiyle ben ilgileniyordum. Muhtarımız sağ olsun birkaç çocuğu okula kendi arabasıyla getirip götürüyordu. Halil'i bıraktıktan sonra hızlıca Melahat ablanın evinin oraya doğru yol aldım Melahat abla köyün dayı başısıydı kadınlardan gözünün kestiğini yanına alır beylerin tarlalarına çapaya, çeşitli işlere götürürdü. Beni pek bir severdi ve halime acıdığından üç kuruş kazanırsın kızım gençsin, iyi çalışırsın diyerekten beni de götürüyordu . Nihayet evin önüne vardığımda Melahat abla ve diğer kadınlar toplanmış traktörün kasasına yerleşiyorlardı. Bende hemen bir köşeye yerleştim, köyümüzün tozlu eğri yolları traktörü sallıyor sabahın serin rüzgarı yemenimin oyalarını uçuşturuyordu. Kadınlar şen şakrak kendini aralarında muhabbet ederken ben sadece dinliyordum ki Hamide teyze bana laf attı. "Kızım sende böyle gencecik yaşında harcanıyorsun, baksana ellerin hep yara olmuş gel seni benim Oğuzuma alayım" diye zibilyonuncu kez dinlediğim lakırtıları sıraladı. Üstelik dediği adam benim abi dediğim ve köyde adı çıkmış ayyaş bir adamdı . Nihayet Karadağların tarlalarına gelmiştik. Kasadan atlarken onu gördüm, gönül yangınımı içimin gittiği adamı . Namı taa öte köylere duyulmuş anlı şanlı Kürşat Karadağlı, herkesin saygı duyduğu köyün kızlarının düşlerini süsleyen Karadağların biricik varisi Kürşat ağa .. Babası Mehmet bey onu taa şehre tahsil almaya yollamıştı ziraat mühendisi olmuş binlerce dönümlük tarlaların başına geçmişti. Hem şehri hem köyü iyi bilen sert görünümlü kalıplı bir adamdı. Hani yolda görenleri bir daha dönüp baktıracak cinstendi. Esmer kirli sakallı çıkık elmacık kemikli kara kaşlı kara gözlü bir adamdı. Yanıktım ben ona, hem de öyle böyle değil onu düşlerimde yaşattım hep. Gözünün altındaki bene uzun kirpiklerinin şakağına düşürdüğü gölgesine kadar aşıktım. Kaliteli kumaştan olduğu belli olan koyu renk bir gömlek vardı üstünde iri bedeni hareketlendikçe neredeyse üzerindeki gömlek patlayacaktı. Gömlekleri sade olurdu ama yakası her zaman düzgün, düğmeleri hafif açılmış,yanık ve kaslı bağrı belli olurdu. Yaz aylarında gömleklerini hafifçe dirseğe kadar sıvardı, bileklerindeki altın saat dikkat çekerdi. Babası Mehmet beyin hediyesi olduğu söylenirdi ,pek bir göz alıcıydı. Altına giydiği pantolonlar her zaman temiz ve düzgündü. Koyu tonlu kot ya da kumaş pantolonlar giyerdi, ayaklarına ağaların kullandığı çizmelerden çekerdi. Toprağa uygun ama gösterişli deri çizmeleri, hem sağlam hem de ağır başlı bir görünüm verirdi. Ayakkabısı hiçbir zaman çamura bulanmış görülmezdi; sabah erkenden uyanır, temizliğine özen gösterirdi.Ama ihtiyaç olduğunda tarlaya yardım etmekten de gocunmazdı. Adama resmen ağzı açık ayran budalası gibi bakıyordum biri fark ederse ayvayı yerdim. İşte bendeki de cahil cesaretiydi. "Ahh Zeynep dedim, ahh bu adam sana bakar mı hiç?" Sonra bir şey oldu gizli gizli gözetlediğim içim de tuttuğum sevdam Kürşat ağayla ilk defa göz göze geldim, o an dedim ki içimden Allahım şimdi zaman dursun, nolur şimdi al canımı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD