* * * * * “Bilerek mi yaptın bunu?” diye haykırdığı anda sesinin tınısı yüzüme bir tokat gibi çarptı. Öyle ani, öyle keskin ve suçlayıcıydı ki dilim damağıma yapıştı, tek kelime edemedim. Şaşkınlığım geçmeden bir anda diğer kolumu da kavradı; sert, aceleci ve öfkeden titreyen parmakları tenimde iz bırakacak gibiydi. Sarsmaya başladı beni. Bedenim, onun iradesiyle savrulan bir nesneye dönüşmüştü. Rüzgârın önünde çaresizce sürüklenen bir yaprak gibi hafif, zayıf ve güçsüz hissediyordum. “Varis… sen ne diyorsun?” diyebildim ancak, sesi çıkmayan biri gibi fısıltıyla. Ama o beni duymuyordu bile. Gözlerinin arkasında bir şeylerin koptuğu, çoktan kararının verildiği belliydi. Bir kere aklına koymuştu; düşüncesi kar gibi sert, taş gibi ağırdı. Fikrini değiştirmem mümkün değildi. Belki de evet…

