Herkes dağıldıktan sonra mezarın kenarına oturup, toprağına sarılıp gücüm tükenene kadar ağladım. Ne kadar süre geçtiğinin farkında değildim. Abim eğilip yanıma oturdu, beni toprağın üzerinden kaldırdı.
“ Güzelim yeter ağladın, ağlamak keşke gideni getirebilseydi, acını dindirebilseydi. Onun da ruhunun rahata kavuşması için kendini toparla. O da senin bu kadar üzülmeni istemezdi. Hadi gidelim artık”
Onu toprağın altında bırakıp nasıl gidecektim, ben bu gerçekle yüzleşmeye hazır değilim. Eğer şu an gerçekleşecek bir dileğim olsa, ya onun yaşamasını, yaşamayacaksa da benim de canımı alıp onun yanına gömülmeyi isterdim. Ama biz masal diyarında değildik ve gerçeğin acı tokadını suratımın ortasına yemiştim.
Abim koluma girip beni kaldırdı, bitmiş vaziyette çıktım o mezarlıktan. 23 yaşımda, hayatımın baharında, kışı yaşıyordum. Benim mevsimim artık hep kış, çünkü ben güneşimi kaybettim…
Uçaktan indiğimizde Kenan abim çıkışta bekliyordu.
Yanıma gelip bana sarılınca, dinmeyen gözyaşlarım dökülmeye başladı. Abime sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladım. Biraz sakinleşince arabaya binip eve geldik.
Annem kapıda bekliyordu, iner inmez sevgisiyle sarıp sarmaladı beni. Artık ağlayacak dermanım kalmamıştı. Annemin arkasında babam kollarını açıp beni sardı. Babam çok duygusal bir adam değildi ya da duygularını bize göstermeyi sevmiyordu. Gözlerindeki kırmızılıktan ve çöken göz altlarından anlaşılıyordu ne kadar üzgün olduğu. Başımı göğsüne gömüp sessizce ağladım. Babam saçlarımı öpüp kokladı.
“ Allah’tan gelene boynumuz kıldan incedir kızım. Senin de yazında bunu yaşamak varmış. Kaderiniz bir yazılmamış. Allah sabrını verecek yavrum. Metanetli ol, isyan etme. Her zaman derdin de daha büyüğü vardır, dermanın da. Acının da mükafatı vardır kızım. Rabbim sana genç yaşında bu derdi verdiyse, elbet mükafatını da sana gönderecektir. Allahtan geleni kabul edip, ona sığınacaksın. Hadi benim kızım, gel”
Babamın sözleri ilaçtı ama bana derman olur muydu?
Odama geçtim, annem beni yıkadı, giydirdi. Saçlarımı öpe öpe taradı. Yatağa uzandım, üstümü örttü. Yanıma uzanıp bana sarıldı. Sanırım gözyaşım bitmişti, artık ağlamam durmuştu. Tüm vücuduma, zihnime bir hissizlik gelmişti. Bir şeylere bakıyor ama görmüyordum.
Annem bana sarılıp yanımda uyuyacağını söyledi. Ne kadar öylece tavana bakıp, yalçınla olan anlarımı düşündüm bilmiyorum.
Uyandığımda annem yanımda yoktu.
Her gününü rutinleri ve planlarını uygulayarak geçiren ben, şimdi bu yataktan kalkıp ne yapacaktım?
Yatakta boş boş tavanı izlerken, Yalçınla geçirdiğim en güzel anımızı düşündüm. Onun olduğum günü…
Tüm bu yaşanacakları bilsem aynı şeyi yapar mıydım?
Evet!
Ben onun olmaktan asla pişman olmadım, Yalçın artık yoksa, bundan sonra zaten benim için aşk ve evlilik defteri kapanmıştı. Ben sadece onun olmuştum ve başkasını asla hayatıma sokamazdım.
Sonra birden Yalçın Ankara’ya gitmeden önce gördüğüm rüya aklıma geldi. Uykudan uyanmışçasına yerimde doğruldum. Bu normal bir rüya değildi. Yalçın o rüyada bana veda etmişti, gitmem gerekiyor, gelemezsem sakın üzülme demişti. Seni yanımda götürmem yasak demişti.
Tüm bunları hatırlayınca duran gözyaşlarım yeniden akmaya başladı.
“Yalçın bana bunu neden yaptın, nedennnnn”
Ben ağlarken annem içeri girdi, ağladığımı görünce hemen gelip sarıldı.
“Anne hatırlıyor musun geçen hafta bir kabus görmüştüm” dedim
“Evet kızım, rengin benzin atmıştı” dedi
“Anne ben o gün rüyamda Yalçın’ı görmüştüm, o gün bana rüyamda veda etti” dedim ağlayarak.
“Bana bir yolculuğa gideceğini ve dönemezse üzülmememi söyledi, beni de götür dediğimde, seni götüremem senin gelmen yasak dedi, gözüm arkada kalmayacak, seni mutlu göreceğim dedi” dedim.
Benimle birlikte annemde ağlamaya başladı.
“O rüyayı boşuna görmedin sen yavrum, o çocuk gerçekten senin üzülmeni istemediği için rüyana gelip bunları söylemiş, sen de artık kendini toplayıp, ağlayıp üzülmeyeceksin. Onun da ruhuna azap vermeyeceksin” dedi
Herkes haklıydı, doğruyu söylüyordu. Bunları ben de biliyordum ama yaşadığım acıyı yok sayamıyordum. O yokken, onun varlığındaki gibi yaşayabilme fikrini beynim kabul etmiyordu.
Ben onu istiyordum.
Ona sarılmayı,
Koklamayı,
Göğsünde huzur bulmayı,
Gözlerinin maviliklerinde boğulmayı…
Ben şimdi bu yataktan çıkıp ne yapacaktım.
Avazım çıktığı kadar bağırarak bunları herkese haykırmak istiyordum, ama yapacak gücüm yoktu.
1 HAFTA SONRA
Yalçınsız 1 hafta geçmişti.
Ne kadar kolay söyleniyor değil mi? Gözyaşlarım durmuştu, zorla da olsa yemek yiyip su içiyordum. Bunları yaparken kendimden utanıyordum. O toprağın altındaydı ve ben yaşıyordum, yaşamak için yiyerek içerek çaba gösteriyordum!
O kadar büyük bir boşluktaydım ki, ne yapacağımı, bundan sonra ne olacağı hakkında ne bir fikrim vardı, ne de hevesim.
Hayat dolu hayalleri olan bir kızken, 1 haftada yaşayan ölüye dönmüştüm.
Ailem de bu hallerimi görüp çok üzülüyorlardı. Fakülteden arkadaşım Şule mezuniyetten sonra memleketi Adana’ya dönmüştü. Tüm bu olanlardan ancak dün haberi olmuş. Beni de Yalçın’ı da sürekli aramış ama ikimize de ulaşamamış. Bu sabah telefonumu açar açmaz onun aradığını gördüm. Konuşacak halim yoktu. Annem açmadığımı farkedince o alıp konuştu. Yanımdan uzaklaşıp olanı biteni anlatmış.
Şule anneme 2 gün sonra geleceğini söylemiş.
Fakülteye başladığım ilk haftadan beri en yakın arkadaşım olmuştu Şule. Bizim evin de ikinci kızı gibiydi. Canım arkadaşım, kim bilir duyunca o da ne hale geldi.
Günler geçiyordu ama ben boşluğumda savrulup duruyordum sanki, sürekli Yalçınla olan anlarımı düşünüyordum. Düşündükçe de onsuz yaşamanın ne kadar zor olacağını her dakika daha da derinden hissediyordum.
Sabaha karşı hava yeni aydınlanırken uyandım. Yataktan kalkıp sessizce aşağı indim. Annem ve babam uyuyordu. Sessizce evden çıkıp arabama yürüdüm. Yollar sokaklar bomboştu. Güneşin kızıllığı yeni yeni belli oluyordu. Arabayı tepeye sürdüm. Her anımıza şahit olan tepeye geldim.
Ağacımızın altına geçip Diyarbakır’ın o eşsiz ve tarihi manzarasına baktım. Burada ne çok anımız vardı. İlk öpüşmemiz, ilk kavgamız, sarılmalarımız, gülmelerimiz, evlenme teklifim…
Hepsine şahitti bu tepe ve ağaç.
Dönüp ağaca sarıldım ve hıçkıra hıçkıra ağladım.
“Ben onsuz yaşayamıyorum, nefes alamıyorum, ne yapacağımı bilemiyorum” dedim.
Tekrar kenara yaklaşıp manzaraya baktım.
Öncemi ve şimdiki halimi düşündüm. Hayal ettiğim hiç bir şeyi yapamayacaktım artık. Çünkü hepsinde Yalçın vardı. Yarım olarak bu hayata devam edemezdim artık.
Ona kavuşmaktan başka seçeneğim kalmamıştı.
Yaşamak ve ölmek arasındaki farkı düşündüm. Yaşarsam bu acıyla zaten nefes alamıyordum.
En iyisi bu acı boşluktan kurtulmak için, kendimi bu boşluğa bırakıp, Yalçına kavuşmaktı.
Dayanamıyorum artık sevdiğim.
Gözlerine bakmadan,
Kokun olmadan,
Sen olmadan, yaşayamıyorum…
kendimi boşluğa bırakacaktım ki belime sarılarak beni tutan ellerle irkilip arkama döndüm, gördüğüm son şey karanlıktı, yere yığılıp bayılmıştım.