“Suçu annenize atacak.” Ölüm sessizliği gibi bir şey olmuştu. Nefes sesi yoktu salonun içinde. Dışarıdan bile herhangi bir ses girmiyordu içeri ya da ben öyle hissediyordum. Saniyeler mi dakikalar mı geçti bilemedim. Her şey bir anda oldu. Halil İbrahim ayağa fırladı. “Gülendam abla,” diye bağırdım diğerleri sakinleştirmesi için. Halil İbrahim’e koştum. “Geberteceğim o şerefsizi,” diyordu. “Sürüm sürüm süründüreceğim köpeği.” Tüm gücümle sarıldım vücuduna. Kapıya yürümeye çalışıyordu, gözüne perde inmişti sanki. Yüzü kıpkırmızıydı, boynundaki damarlar patlayacak gibi görünüyordu, bıraksalar gerçekten şimdi gidip Fırat’ı öldürebilirdi. Asıl öfkeli hali buydu, bana bir kere bile öfkelenmemişti, o an anladım. Ayaklarım geri kayarken onu kendine getirmek amacıyla adını bağırdım defalarca.

