Evdeydik. İlk geldiğim gün ki gibi sorgulanmak için kapıya en yakın sandalyede oturuyordum. Halil İbrahim, bana sarıldıktan sonra hiçbir şey söylemeden beni arabaya bindirip eve getirmişti. Şu an öfkeli miydi, endişeli miydi, benden nefret mi ediyordu, hiçbir şey bilmiyordum. “Hayatımızdan çıkıp gitmeyi bile beceremiyorsun,” dedi İpek ilk konuşan kişi olarak. Başımı eğdim sadece. Gülendam ablanın yüzüne bakamıyordum, onu zor durumda bırakmıştım. Sabah takındığım tavır silinip gitmişti. Benim duygu durumumdan, İpek’in laf sokuşlarından daha önemli meseleler vardı. O yüzden lafa nasıl gireceğimi düşündüm bir süre. Artık hiç kimse hesap sorma evresine geçmiyordu, sadece açıklamamı bekliyorlardı. “Sizinle konuşacaklarım var,” dedim cesaretimi toplarken. “Eğer bölüp saçma sapan yorumlar ya

