ON BİR

1799 Words
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Hala uyuyordu Safir. Onun başucunda saçını okşayarak oturuyordum. Düşünmekten kafayı yemek üzereydim. Yardım edeceğimi bilirdi, niye bu zamana kadar gelmemişti? İçimde beni parmakla gösterip suçlayan sesi susturamıyordum. Belki yeterince güvende hissettirememiştim ona. Bugün ki çıldırışımda bunu kanıtlamıştı zaten. Derin bir çektim. Salon kapısı gıcırtıyla açıldığında biraz öne kayarak içgüdüsel olarak kendimi siper ettim Safir’e. Önce Alparslan’ın kafası gözüktü, yere bakıyordu. “Müsaitse gelebilir miyiz?” diye fısıldadı. Bakışlarım önce Safir’e döndü, sonra yeniden kapıya. “Önemli bir şey var,” diyerek bana pek seçenek bırakmadı. Safir’in üzerindeki battaniyeyi biraz yukarı çekerken “Gelin,” dedim. Alparslan, Cihat, Akif, Tuğrul ve Halil İbrahim tespih boncuğu gibi döşeğe dizilip oturdular. Koca koca adamların ses çıkarmamak için parmak uçlarında hareket ettiğini görünce gülecek gibi oldum, gülemedim. Bakışlarım Safir’e kaydı. O böyleyken gülmek haramdı bana. Onlara döndüğümde hepsi başka yere bakıyordu. Kapı hafifçe aralandı kimse konuşmadan. Gülendam ablanın kahverengi saçları girdi görüşüme, ardından çipil çipil bakan gözleri. “Leyla’yı uyuttum, uyuyamadım. Geleyim mi bende?” “Gel, abla sende gel.” O da masanın önündeki sandalyelerden birini bize çevirip oturunca “Teşekkür ederim,” dedim. Hiçbirinin yüzüne bakamıyordum. Safir’i kabul etmişlerdi ne olursa olsun. Boynumun borcuydu. “O ne demek gülüm?” dedi Gülendam abla hemen. “Mazluma yüz çevrilir mi? Mazluma yüz çevirenin zulmedenden ne farkı kalır?” Bakışlarımı çevirdim ona. Sözlerde iyi değildim. Anlasın istedim, ne kadar minnettar olduğumu. Anladı. Uzandı oturduğu yerden, başımı okşadı. Elimi onun elinin üstüne koydum. Kalbim çırpındı, anne dokunuşu vardı bu kadında. O anaçlık her zerresinden yayılıyordu insana. “Safir’in endişelenmesi gerek kalmadı,” dedi Tuğrul. Duygusal anımız bölününce ona döndüm ister istemez. “Nasıl yani?” derken kaşlarım çatıldı. Birkaç saniye duraksadı. Sağ bacağı şiddetle sallanıyordu. “Arkadaşı,” dediğinde doğru kelimeyi aradığını anladım. “Başka şehre gitmeye karar vermiş.” “Ne anlatıyorsunuz siz?” dedim bir şey düşünecek durumda olmadığımdan. “Şöyle oldu,” diyen Tuğrul öne eğildi. Sol dirseğini bacağına dayadı. Duraksadı. “Gerçekten Tuğrul açıklamak zorunda mı?” diyen kişi Akif’ti. “En iyi konuşmacımız sayılmaz.” “Bırak,” dedi Cihat. “Girişi yaptı, dört gözle gelişme ve sonucu bekliyorum ben.” Sabırla derin bir nefes aldım. “Geyik muhabbeti yapmaya mı geldiniz? Eğer öyleyse hiç havamda değilim.” Bir anda herkesin bakışı melek gibi uyuyan Safir’e kaydı. Herkes aynı anda suratındaki gülümsemeyi sildi. “Şöyle ki,” diye tekrar konuştu Tuğrul. “Biz arkadaşı bulduk. Bir konuşma yaptık. Kendisi de bu şehirde kalmak istemediğini beyan edip taşındı.” “Herifi paket ettiniz yani?” diye lafa atladı Gülendam abla. “Oh, eliniz kolunuz dert görmesin. Gelin eşek sıpaları buraya alnınız öpeceğim hepinizin.” “Paket etmek derken?” Benim sesimi duyunca doğrulduğu sandalyeye geri oturmak zorunda kaldı Gülendam abla. Tuğrul gözlerini kırpıştırdı. “Paket etmek demeyelim de icra ettik diyelim.” “İcra mı?” derken akıl tutulması yaşıyordum artık. “İkna demeye çalışıyor,” diye açıkladı Alparslan. Sonra ayağa kalktı, yavaş yavaş yürüdü bana doğru. Yere çömeldi. Ben koltukta oturuyor olduğumdan göz göze gelebilmemiz için başını biraz geriye yatırdı. “Bana güveniyor musun?” diye sordu. “Konumuzla ne alakası var?” dedim bakışlarımı kaçırarak. Sol elime uzandı, avuçlarına aldı. “Güveniyor musun?” “Bilmiyorum.” Gülüşünü duydum. Tekrar baktım gözlerine. Şimdi bal rengi değildi, daha koyuydu. Oda fazla ışıksız olduğundan öyle görünüyordu muhtemelen. Pencereden yansıyan sokak lambasının ışıltısı dışında aydınlatma yoktu şu an. Dudakları aralandı, doğru kelimeleri bulmaya çalıştı. “Bu sefer silah adilin elindeydi.” “Adalet getirdi,” diye tamamladım cümlesini. Parıldayan gözlerinde farklı bir ışık gördüm. Dudakları iki yana kıvrıldı. Midem burkuldu. Başını salladı ağır ağır. “O adam bir daha hiçbir kadına zarar veremeyecek.” Avuçlarında ısınan elimi çektim hırsla. “Siz polis misiniz? Hangi adalet, hangi hesap? Ne güzel ya! Hadi, kapatalım tüm kolluk kuvvetlerini. Herkes istediğine istediği cezayı kessin o zaman nasıl fikir?” “Bence çok okey,” diyen Cihat’tı. “Bende kabul ederdim bu arada,” diyen kişi de Tuğrul. Halil İbrahim bile başını sallayarak ayak uydurdu bu saçmalığa. “Kafayı mı yediniz siz ya?” Safir uyanmasın diye sesimi alçak tutmak istiyordum ama onlarla konuşurken çok zordu. “Ne yapsaydık?” diyen Akif gözlerini kıstı. “Rica ederiz, Hüma. Öfken geçince teşekkür edersin belki.” Ayağa fırladım, beş adım sonra Akif’in karşısında dikiliyordum. “O adamın geberip gitmesini her şeyden çok istedim ben ama yolunuz yol değil. Yarın darp raporu alırdık, polise giderdik. Uzaklaştırma kararı çıkarttırırdık. Çözüm adamı paket edip başka şehre göndermek mi?” “Kaç yıl ceza alırdı sence?” Sakinledim o an. Geri dönüp koltuğa otururken Alparslan’da kendi yerine geçmişti. “Kızacak demiştim,” dedi omuz silkip. “Onun arkadaşı için yaptık!” “Olan olmuş,” diye parladım. “Bundan sonra benim veya arkadaşım için bir şey yapmaya kalkışmadan önce bize sorun.” Herkes başka yöne bakarken Gülendam abla elime uzandı. Bu sefer o tuttu beni sımsıkı. “Gülüm, onlar…” “Biliyorum abla, biliyorum. Onların suçu yok, o şerefsiz başına gelecek her şeyi hak etti ama yanlış geliyor işte. Engelleyemiyorum.” Anlarcasına başını sallayıp geri çekildi. “Bitirdiyseniz çıkın, Hüma ile konuşacaklarım var.” Halil İbrahim ilk defa konuşmuştu geldiklerinden beri. Herkes kalkmaya hazırlanırken “Niye utanıyor musun onların duymasından?” diye kışkırttım onu. “Bence kalabilirler.” “Fesuphanallah.” Tuğrul ne zaman eline aldığını anlamadığım kısa tespihi uzattı Halil İbrahim’e. “Sabır çekerken lazım olur, dayıoğlu.” Cümlesini tamamlayınca pat pat vurdu sırtına. Halil İbrahim tespihi alıp parmaklarının arasından boncukları geçirmeye başladı. “Madem Hüma Hanım kalmanızı istiyor, kalın o halde.” “İsabet olur,” dedim göz devirerek. Halil İbrahim le yalnız konuştuğumuzda sonuçlar pek iç açıcı olmuyordu. Ne kadar kızarsam kızayım, içime yayılan ferahlık engelleyemeyeceğim boyuttaydı. Safir’i ben değil, onlar kurtarmıştı. “Neden insan seninle normal konuşamıyor?” dedi kaşları çatılırken. “Böyle sinirlerime bir şeyler oluyor, kaşıntı tutuyor sen konuşunca.” “Uyuz olmuşsundur ondan tutuyordur kaşıntın.” “Ben aklıselim bir adamım,” dedi kendi kendine. Ofladım. “Konuya gelecek misin artık?” İçim daralıyordu böyle dayılık yaptıklarında. “Gelelim bakalım,” dedi sert bakışları üstüme döndüğünde. Safir huzursuzca kıpırdanınca saçlarını okşadım. Hemen durdu. Sesini yükseltmesin diye Gülendam ablanın yanındaki sandalyelerden birini çektim. Daha yakınına oturdum, tam karşısına. “Söyle.” “Ben… Annenin vefat ettiğinden haberim yoktu benim.” “Yani?” dedim boş boş bakarak. “Ben seni terk etmedim, Hüma.” Sinirlerim bozuldu, güldüm. “Sen beni terk etmedin, çok komikmiş. İsmimi bilmiyordun sen benim be. Neye benzediğimi bilmiyordun. Yolda görsen tanımazdın beni ama sen terk etmedin. İstediğin kadar açıklama yap, ben senin ömrün boyunca göğsünün orta yerinde taşıyacağın yüküm artık. Senin ödemen gereken bedel de bu Halil İbrahim. Ailemizin günahlarının bedelini sırtlanıyoruz madem, senin de ödemen gereken bedel bu.” “İnsanı hiç dinlemiyorsun.” “Ben seni dinlemiyorum, seni. Sadece sen biliyordun beni ya. Baban öldüğünde hiç demedin mi? Bunlar ne yapıyor? Ne yiyip içiyor? Annemi söylemiyorum hadi. İçin almadı onu diyelim. Bende kardeşin değil miydim? Aynı kandan değil miydim?” Bakışlarına gölge düştü. Biliyordum, vicdan rahatlatmaya gelmişti buraya. Onun yüküne yer kalmamıştı benim sırtımda. Altında ezildiklerim yeterdi. Bundan sonra herkes kendi yükünün altında debelenmeliydi. “On üç yaşındaydım babamın anneme ihanetini öğrendiğimde.” “Dramatize mi edelim? Bana uyar,” dedim öfke içimde kanımı kaynatırken. “On yaşındaydım kimsesiz kaldım Halil İbrahim. Bir yıl yetimhanede pencere kenarında seni bekledim, sırf babam o seni bulur ve korur dediği için. Beni dövenlere abim var, o gelince göreceksiniz dedim. Daha çok dayak yedim, çünkü o abi hiç ortaya çıkmadı. Sen gelmedikçe benim üstüme geldiler.” Bakışlarını kaçırdı benden. Hesaplaşmam bitmiyordu, susturamıyordum kendimi. “Çok mu yandı canın ihaneti öğrendiğinde? Ben o ihanete doğdum, Halil İbrahim. Ben o günahın ta kendisiyim. Bir aile fotoğrafınız var. Siz hatırlamıyorsunuz bile. Ben hepinizin giydiği kıyafetten bakışınıza kadar veririm detayları. Ezbere biliyorum o fotoğrafı. Yetimhanede o fotoğrafa sarılıp ağladım, niye biliyor musun? Çünkü benim kendi ailemle bir fotoğrafım bile yoktu. Ne tek, ne ailemle. Annemin yüzünü hatırlamıyorum ben.” Gözlerime dolan yaşları geri iteledim. Ağlamayacaktım, o yaşı çoktan geçmiştim. “On üç yaşındaydım öğrendiğimde,” diye patladı o da. “On üç. Seni görmemiştim bile. Babam söylediğinde görmek istedim, zamanı değil diye oyalayıp durdu beni. Annenin öldüğünü bilsem gelmez miydim sanıyorsun? Suçsuz günahsız çocuktan nefret eder miydim sanıyorsun? Bilmiyordum, babam ölünce izinizi kaybettim.” “Hayır,” dedim gözümden düşmek üzere olan yaşa inat gülümseyerek. “Sen benim izimi kaybetmek istedin. Sen beni yoksaydın.” “Soyadını bile bilmiyorum, Hüma. Babam kütüğüne almamış seni, bulamadım. O öldüğünde on altı yaşındaydım. Gücüm sınırlıydı.” Sırtımı yasladım sandalyeye. Alayla güldüm. “Niye söylemedin onlara? Annene, İpek’e?” “Babamız ölmüştü, bir de bu durumu öğrenirlerse…” “Ben bir durum değilim, Halil İbrahim. Ben insanım. Kanlı canlı bir insan…” Babamın tıpatıp aynısı olan gözleri dolmuştu. İçin soğumadı. Bende zamanında çok ağlamıştım. O yüzden üzülemedim ona. “Babamın beni terk ettiğini kabullendim yetimhanede. Seni kabullenemedim ama. Çok düşündüm, büyüğümde bile. Babamı kabullenip seni niye sindiremedim diye. Seninle bir kere yüz yüze gelmişliğimiz yoktu. Sonra anladım. Babam hep seni anlatırdı.” Gözümden akan yaşı tutamadım artık. “Aslan oğlum derdi ağzını doldura doldura. Çok büyük adam olacak, aslan yürekli oğlum. Bir şey olursa korkma Hüma. Dağ gibi abin var. Babamın cümleleri bunlar. Kendisi beni kütüğüne alacak kadar sevmedi ama seni her geldiğinde bana anlatacak kadar sevdi Halil İbrahim. Bende tutanacak hiçbir dalım kalmayınca sana tutundum. O sevdi diye sevdim seni. Kafamın içinde bir abi yarattım, senin gölgende hayaletinle birlikte yaşadım yıllarca. O aslan yürekli adamın da beni terk edeceği gerçeğini kabullenemedim. Bilendim sana.” Yere bakarken yüzümü ıslatan gözyaşlarını sildim elimin tersiyle. Gözlerimi tavana çevirdim. Dudaklarımda küçük bir tebessüm vardı. “Yetimhane gibi bir çukurda yaşayabilmek için hayalin olması lazım. Aylarca kapıya baktım o yüzden. O kapıdan girip elimi tutup çıktığını hayal ettim, öyle hayatta kalabildim. Sonra da büyüdüm. Kendi kendimi korumayı öğrendim. Dayak yediğimde acıtmadı, kimsesiz dediklerinde üzmedi, varlığını unuttum senin. Zerren bile kalmadı içimde. Yirmi üç yaşında zar zor kurduğum dünyayı başıma yıktın, Halil İbrahim. Fırat mıdır nedir, beni nereden buldu bilmiyorum. Niye sana getirdi beni, bilmiyorum. Bu yaşananlar hiçbir şeyi değiştirmez. Sen benim için hayallerimde bile kapanmış bir deftersin. Bundan fazlası da olamazsın. İçin rahat olsun.” Sandalyemden kalkmaya yeltendiğimde sağ elimi bileğimden kavradı. Bir damla gözyaşının yanağına düştüğünü görünce gözlerimi kaçırdım. “Seni yeni buldum, bırakır mıyım sanıyorsun?” “Beni yeni kaybetmedin. Tutmadığın bir insanı bırakamazsın. Bu da benden sana hayat tavsiyesi olsun.” Bileğimi tutuşundan kurtardım bir şekilde. Ayağa kalkıp sandalyeyi yerine yerleştirdim. Bana sarılmak için doğrulan Gülendam ablayı sol elimi havaya kaldırarak durdurdum. Safir’in başucuna oturup başımı koltuğun sırt yaslama kısmına dayadım. Gözlerimi kapattım. Mesajı almalarını umdum. Herkes usulca odadan ayrılırken görmesem de biliyordum, Halil İbrahim gitmemişti. Bakışlarının yoğunluğunu hissediyordum. O döşekte gözünü bile kırpmadan bana bakıyordu. Umursamadım. Bu gece silah benim elimdeydi; öfkem silahım, kelimeler kurşunumdu ve düşündüklerinin aksine ben ona adil değil, zalimdim. O yüzden zulmü olmuştum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD