MİRAN ''Miran...'' Efsun’un dudaklarından dökülen ismim, kalbime dokundu. O kadar nazik ve içten söylüyordu ki, sabaha kadar Miran dese, asla bıkmazdım. “Söyle, Efsun.” Dedim, ona nazik bir şekilde ismini söylerken, sanki her kelimeyle ona daha da yakınlaşıyordum. “Barınağa gidebilir miyiz?” diye sordu, başını omzuma yaslayarak. Gözlerinde, sıradan bir isteğin ötesinde bir anlam vardı. Onun bu isteğini nasıl reddedebilirdim ki? Başımı yavaşça salladım. “Olur, gidelim.” dediğimde, dudaklarını ısırarak gözlerinde beliren o mutluluk beni sarmaladı. İçimde bir sıcaklık yayıldı. “Hadi kalkalım o zaman, gecikmeyelim.” diyerek yerimden kalktım. Cüzdanımdan çıkardığım parayı, tabağın altına yerleştirirken, Efsun’un heyecanı beni de sardı. Efsun, sabırsızca kalktı ve heyecanla yanımda yürüdü.

