MİRAN Berçelan Yaylaları’nda geçirdiğimiz kısa sürenin ardından, küçük ama şık bir restoranda bulduk kendimizi. Dağlardan gelen serinlik içeri sızıyor, etrafta mırıldanan konuşmaların arasında Efsun’un huzursuzluğu adeta tok bir zil gibi çınlıyordu. Sürekli etrafa tedirgin bakışlar atıyor, oturduğu yerde rahatsızca kıpırdanıp duruyordu. Ara sıra bakışlarımız çakıştığında, bana çocukça bir masumiyetle gülümsüyor, hemen ardından gözlerini kaçırıyordu. Bu sahte rahatlık, üzerindeki gerginliği daha da çırılçıplak bırakıyordu. Garson, elindeki tepsiyle siparişleri masaya yerleştirirken Efsun, titrek bir nefes verdi. “Avukatım...” diye fısıldadı sonunda. İçimden hafif bir öfke kabardı. Adımı söylemek bu kadar mı zordu? Miran. Sadece bu kadar. “Efsun,” dedim, onun adını vurgulayarak. “

