Düzeltme yapalım ve hikâyeyi netleştirelim:
6 ay sonra evdeki düzen tamamen değişmişti.
Üvey anne, bir süre sonra babayı da bırakıp gitmişti. Ev yine eski sessizliğine dönmüştü ama bu sessizlik artık huzur değil, yorgunluk taşıyordu.
O sırada Havin 14 yaşındaydı. Çocukluktan çıkamamış ama yetişkinliğe de zorlanmış bir yaşta… arada kalmış bir yerdeydi.
Üvey annenin evden gidişi, Havin’in hayatında yeni bir boşluk yaratmıştı. Çünkü giden sadece bir kişi değildi; evin içindeki denge, bağlar ve zaten zayıf olan düzen de onunla birlikte dağılmıştı.
Babası ise bu boşluğu yine kendi bildiği şekilde doldurmaya çalışıyordu. Köyde konuşulanlar, “ayıp olur”, “el ne der” gibi sözler yeniden evin içine taşınmıştı.
Havin artık şunu çok iyi biliyordu:
Ev değişmiyordu… sadece insanlar gelip gidiyordu. Ama yük hep onda kalıyordu.
6 ay sonra…
Evde hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyordu ama Havin artık eskisi Havin değildi. 14 yaşına yeni girmişti ama içi çoktan büyümüştü. Çocukluğu, sanki sessizce bir odada bırakılmış gibiydi.
Üvey annenin gidişinin üzerinden 6 ay geçmişti. Bu kısa zaman, evin içinde uzun bir boşluk bırakmıştı. Ne tam bir huzur vardı ne de tam bir kavga… sadece alışılmış bir eksiklik.
Babası yine kendi düşüncelerinin içinde yaşıyordu. Köyün sözleri, akraba baskısı, “ne derler” korkusu… hepsi onun kararlarını yönlendiriyordu.
Havin ise artık daha az konuşuyor, daha çok izliyordu. Çünkü öğrenmişti: bazı evlerde konuşmak çözüm değil, daha çok yük getiriyordu.
Ve o 6 ay, Havin’in hayatında yeni bir başlangıcın değil… sessiz bir bekleyişin adı olmuştu.