Kızıl Serçe;

1281 Words
Ela, gece geç saatte olsa otele dönmüştü. Bir gece bile olsa ailesinin evinde kalmak istemedi. Kendini işine odaklamak ve dikkatini dağıtmamak istiyordu. Ve ailesiyle olmak onu ister istemez duygusal düşüncelere itiyordu. Koltuğa biraz uzandı ve nefeslendi. Gün güzel geçmişti ama çok yemişti, adeta midesinde taş var gibi hissediyordu. Mini bara yaklaştı ve bir maden suyu açtı. Sonra masaya bilgisayarını çıkardı. Bilgi toplamak için, Fatih'in şirketine sızmayı planlıyordu bu gece. Bu yüzden hazırlık yapmalıydı. Ama öncesinde bugün Yeliz'in anlattıkları aklına geldi, çaptığı adamın korumaları vardı demişti. İstanbul'da korumayla dolaşmak şimdilerde modaydı, azıcık ünlü olan tipler bile hemen koruma tutuyordu ama Yeliz'e bir şekilde iletişime geçen biri hakkında öylece boşveremezdi. O kardeşiydi, Önemsiz bir şeyse bile içini rahatlatmalıydı. Ela, ülkede değilken bile ailesinin güvenliğini takip etmek için, her birinin şahsi telefonuna casusluk yazılımı yüklemişti. Gülşah ve Mehmet Yüzbaşı bu durumu biliyordu. Ama Yeliz "Beni kontrol mu ediyorsun?" diyeceği için ondan gizli yüklemişti. Bilgisayardan programı açtı ve aktif etti. Bugün kebapçıya gelene kadar olan tüm konumu inceledi ve sonunda konumun beklemeye başladığı noktayı buldu. "Demek ki burada kaza yaptın," diye mırıldandı. Sonra harita sistemlerini hackledi ve mobese kayıtları dahil birçok veriye ulaştı. Kaza görüntüsü şimdi ekranına inmişti. Yaklaştı ve zoom yaptı. Arabadan çıkan adama dikkatli baktı. "Hımm, Yeliz abartmıyormuş. Tam bir baby boy! Yine senlik birinden etkilenmişsin," diyerek güldü. Sonra adamın plakasını, yüzünü tüm sabıka sistemlerinde arattı ama herhangi bir veri yoktu. Temizdi, hatta haddinden fazla temiz. Sonra adamın yüzünü istihbarat bilgi sisteminde arattı. Burada da temizdi. Şimdi kaşları çatılmıştı. Çünkü Milli İstihbarat biriminde saçma sapan çektiğiniz bir selfie bile yer alırdı. Bu adama dair hiçbir şey olmaması imkansızdı. Sanki hiç varolmamıştı, yada öylesine üretilmiş bir kimlikti. "Kimsin sen yakışıklı prens?" diye homurdandı. Derin bir nefes aldı. Belki de fazla paranoyak davranıyordu. Ama yılların verdiği içgüdü, bir şeylerin ters olduğunu söylüyordu. Bu adamın hayalet gibi kayıtlarda görünmemesi, profesyonel birinin işiydi. "Neyse, şimdilik başka işlerim var," dedi kendi kendine ve bilgisayarı kapattı. Hemen hazırlandı, sırt çantasını taktı ve aşağı indi. Bir taksi çevirdi, holding binasının biraz uzağında araçtan indi... Gece Yarısından Sonra - Karayel Group Binası Çatısı ; İstanbul'un göbeğindeki gökdelen, gecenin karanlığında dev bir gölge gibi yükseliyordu. Şehrin ışıkları binayı aydınlatıyor, camları yıldızlar gibi parlıyordu. Ama en üst katta, Fatih Karayel'in ofisinin olduğu yerde, karanlık hakimdi. Ela, gecenin içinde simsiyah giyinmişti. Siyah çelik tulumu vücuduna yapışmış, her kasını belirginleştiriyordu. Yüzünde siyah maske, saçları sıkı bir topuzda, gözlerinde ise soğuk bir kararlılık vardı. Ellerinde özel üretim eldivenleri, belinde ise operasyon ekipmanları asılıydı. Yangın merdivenlerinden sessizce tırmanıyordu. Her adımı hesaplı, her nefesi kontrollüydü. Atletik vücudu merdiven basamaklarını kedi gibi çıkıyordu. Bir eli demire sıkıca tutunmuş, diğeri ise belindeki ipte hazır bekliyordu. Çatıya vardığında bir an durdu. Gözlerini kapattı ve nefes aldı. Kalp atışları sakin, zihni berraktı. Önceden ödevine iyi hazırlanmıştı. Binanın her alanından kameralar ve birçok lazer alarm sistemi vardı. Açık olabilecek tek yer olarak Ela çatıyı düşünmüştü. Şansı varsa çatı katından havalandırma sistemine girebilirdi. Amacı Fatih'in odasına girebilmekti. Onun hayatına sızmak için yeterli bilgi erişimi yoktu, bu yüzden bulabileceği her bilgiye muhtaçtı. En önemlisi ise, hata yapmamalıydı. Bu sinsi yılanı bir kez ürkütürse, bir daha kimsenin ona yaklaşamayacağının farkındaydı. Çatı kilidine yaklaştı. Belinden ince bir kilit açma seti çıkardı. Parmaklarının ucu hassastı, her pimin sesini duyuyordu. Bir, iki kez hassas darbelerle vurdu ve kilit açıldı. Havalandırma kapağını kaldırdı ve içeri süzüldü. Karanlık, dar bir geçitti. Metal yüzey soğuktu. Elleri ve dizleri üzerinde ilerlemeye başladı. Her hareketi sessizdi, neredeyse hayalet gibiydi. Fatih'in odasının yerini ezberlemişti. Haritalar, plan şemalar, hepsi zihninde canlanıyordu. Doğrudan odasının üstündeki havalandırmaya indi. Odadaki alarm sistemlerini iptal edebilmesine imkan yoktu. O da kapatamadığı şeyi tetiklemeyi seçti. Elini belindeki küçük çantaya attı ve bir sis bombası çıkardı. Havalandırma ızgarasını açtı, aşağıya baktı. Karanlık bir odaydı, kimse yoktu. Mükemmel. Sis bombasını içeri attı. Saniyeler sonra, beyaz yoğun bir sis odayı kaplamaya başladı. Alarmlar anında çaldı. Gürültülü, tiz, kulak tırmalayan bir sesti. Ama en azından sis bombası sayesinde, odaya kim girdi ve ne yaptı bilemeyeceklerdi. Ela bir anda aşağıya atladı. Ayakları yere değdiğinde hafifçe büküldü, sesi emmek için. Sonra hemen kapıya koştu ve bir sandalye dayadı. Bu onları biraz olsun oyalardı. Doğrudan kasaya yöneldi. Elindeki kasa kilidini patlatıcı ekipmanı nazik bir şekilde kasaya yapıştırdı. Geri sayım başladı, otuz saniye. Bu onun için yeterli olurdu. Sonra hemen çekmecelerde ki dosyalara yöneldi. Yasadışı bir şirket, ittifak kurulan bir aile... Her şey olurdu. Yeter ki onun, Fatih'in kurt inine girmesine yardımcı olacak bir bilgi olsun. Ama bulduklarının içinde iç açıcı bir şey yoktu. Standart şirket evrakları, sözleşmeler, faturalar... Birkaç saniye sonra güvenlik ekipleri kapıya dayandı. Sandalye kapıyı tutuyordu ama fazla dayanmazdı. Dosyaları milimetresine kadar aynı şekilde yerleştirdi. İzini belli etmemeliydi. Sonra kasayı kontrol etti, kasanın kilidi patlamıştı. Sıradan bir soygun gibi gözükmesi için sırt çantasına bütün kasayı boşalttı. Mücevherler, paralar, altınlar ve kriptolar... Bu arada vurdukları darbelerle kapı yarısından çatlamıştı. Saniyeler sonra içeride olacaklarını artık biliyordu. Sırt çantasını taktı ve kemerinden bir çelik halat kancası çıkardı. Odaya göz gezdirdi. En sağlam duran, tavandaki avizeyi tutan çelik kancaydı. Tavana sabitlenmişti. Hemen yukarı sıçradı ve kendi halatını o kancaya bağladı. Tam o anda kapı açıldı. Ela kendini residansın büyük camına doğru itti. Vücudu ok gibi fırladı, cam yaklaşıyordu. Tam aşağı süzüleceği anda bir el ayak bileğini kavradı. Dönüp baktığında ise gerçekten şok olmuştu. Çünkü bu, Yeliz'in baby face yakışıklısıydı. Adamın gözleri ona dikilmişti. Sert, soğuk, tehlikeli bir bakıştı. Eli güçlü bir hamleyle onu tutuyordu. Bir an afalladı. Sonra arkadaki güvenliklerin ona doğru atıldığını gördü. Onlar gelmeden kurtulmalıydı, yoksa yakalanabilirdi. Hemen yakışıklının suratına sert bir tekme savurdu. Adam acıyla geriye savruldu. O birkaç saniyelik arada, Ela kendini binadan aşağı bıraktı. Saniyelik bir ivmeyle çelik halat ipi onu aşağı taşıdı. Rüzgar yüzüne çarpıyor, şehrin ışıkları bulanık bir çizgi haline geliyordu. Düşüş hızından kalbi hızla çarpıyor, adrenalin damarlarında dolaşıyordu. Zemine yaklaştığında, iyice sersemlemişti. Başı dönüyordu ama bekleme lüksü yoktu. Halattan onu çekemesinler diye hemen kemeri söktü ve şehrin arka sokaklarına doğru ilerledi. Birkaç sokak koştuktan sonra, Polis devriyelerini fark etti. Üzerindeki kıyafetler onu tıpkı bir hırsız gibi gösteriyordu, Ayrıca sırtında koca bir servetle yakalansa asla açıklayamazdı. Onu istihbarat subayı olması bile kurtaramazdı. Hemen bir kuytu karanlık sokakta üstündeki tulumu çıkardı. İçinden küçük bir şort ve salaş bir t-shirt elbise çıkmıştı. Saçlarını da dağıttı. Sırt çantasını taktı. Şimdi sıradan bir genç kız gibi duruyordu. Önüne gelen ilk taksiyi çevirdi ve otele geçti... Odasına çıktığı anda üstündeki salaş t-shirt'ü üzerinden sıyırdı ve yatağa attı kendini. Yaşadıklarını analiz ediyordu. Bu yakışıklının Fatih Karayel'le bağı neydi? Neden onun binasındaydı? Ayrıca neden o ülkeye döndüğü gün Yeliz'le karşılaşmışlardı? Tüm bunlar rastlantı mıydı? Telefonuna ulaşmak için sırt çantasını açtı. O an gözüne çarpan bir şey dikkatini çekti. O kadar paranın, mücevherin arasında bir evrak vardı. Neden kasaya bir evrak kapatsın ki diye düşünüyordu. Kağıdı açıp inceledi. Bir tapu veya mal beyanı değildi. Bu bir iş talep formuydu. Ama isimleri okuduğu anda şok oldu. Gözleri bir anda açıldı. Kızıl Serçe Birliğiydi bu! Rusya'nın sadece kadınlardan oluşan suikastçi akademisi. Bu kadınlar normalde anne, abla veya çok zarif, hatta savunmasız gözükebilirdi. Ama dünyanın en iyi suikastçilerinden oluşuyorlardı. Hedef daha nereden darbe yediğini anlamadan, işine evine sızabilirlerdi. Veya, mükemmel kamuflaj yetenekleriyle, sorumlu oldukları kişileri hiç göze batmadan koruyabilirlerdi. (Gösteri Kızı kitabımın okuyucuları, hemen Lilya için saygı duruşu!) 🤭 Biraz daha inceledi ve sonra gördüğü ibareyle gözleri sinsi bir ateşle parladı. "8 yaş çocuk. Görev: Güvenlik ve bakım. Çalışma biçimi: 6/24 DADI!" yazıyordu. Bir an düşündü. Fatih Karayel bir hayalet gibiydi, ne yüzü biliniyordu. Ne de özel hayatı ama devlet kayıtlarındaki dosyasında bir oğlu olduğuna dair bilgi okumuştu. Resmiyette ne evlilik yapmıştı ne de çocuğun annesinin adı duyulmuştu. Ama şuan resmen Ela'nın yeteneklerinde birini arıyordu. Dahası evine sızması için mükkemmel bir kılıf olurdu bu.! "Size seve seve dadı olurum Fatih Bey," diye homurdandı ve kahkaha attı. Bu gece farkında olmadan, en önemli bilgiyi elde etmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD