Cool Mommy;

1308 Words
Ertesi gün, malikanede gün hızlı başlamıştı. Bugün okulun ilk günüydü ve Alp'i okula Ela bırakacaktı... Standart Katya dadı tiplemesinden bugün sıyrılmıştı Ela, çünkü Yeliz'le buluşacaktı. Üzerine yapışan siyah bir elbise giydi, siyah ten çorap ve bordo uzun çizmeleriyle çok şık duruyordu. Hazırlandıktan sonra, Alp'in odasına girdiğinde Alp'in okul formasını giymiş, çantasını toparlar halde buldu. Lacivert pantolonu, beyaz gömleği ile çok tatlı duruyordu. Ama yüzü düşüktü, gözleri neşesizdi. "Günaydın Alp," dedi Ela neşeyle. "Hazırsın, çok güzel. Hadi aşağı inelim, kahvaltı edelim." Alp sessizce onaylar bir ifadeyle başını salladı. Ama hiçbir şey söylemedi. Ela şaşırmıştı, Alp de bir şeyler vardı. Ama onu kendinden uzaklaştırmak istemediği için, zorlamadı. Aşağı indiler. Geniş yemek salonunda kahvaltı hazırdı. Peynirler, zeytinler, yumurtalar, taze ekmekler... Her şey özenle dizilmişti. Ela ve Alp yavaşça masaya oturdular. Ela, Alp'in tabağına birkaç şey koydu. "Hadi ye bakalım. Okula aç gitme." diyerek gülümsedi. Alp yavaş yavaş yemeye başladı. Ama iştahsızdı. Sadece birkaç lokma aldı, sonra durdu. Ela onu izliyordu. Onu rahatsız eden bir şey olduğunu anlıyordu. Ama ne olduğunu bilmiyordu. "Alp, bir şey mi var?" diye sordu yumuşakça. Alp başını iki yana salladı. "Hayır, bir şey yok." dedi. Ama sesi inandırıcı değildi. Onu üzen bir durum olduğu barizdi. Dün onunla çok sıcak ve samimi bir ilişki kurmuştu. Şimdi bu durumdan rahatsızdı. Ela ona yaklaştı. "Eğer bir şey seni rahatsız ediyorsa, benimle konuşabilirsin. Biliyorsun değil mi?" diye sordu. Alp başını salladı ama konuşmadı. Ela daha fazla ısrar etmedi. Onu sıkıştırmak istemiyordu. Belki yolda konuşur, diye düşündü. Kahvaltıdan sonra malikanenin bahçesinde bekleyen, lüks araca bindiler. Şoför kapıyı açtı, ikisi de arka koltuğa geçtiler ve okula doğru araç hareket etti. Yol boyunca Alp pencereden dışarı bakıyordu. Sessizdi. Ela ona yan yan bakıyor, ne yapacağını düşünüyordu. Sonunda okula vardılar. Araç okulun önünde durdu. Şoför saygıyla eğilerek kapıyı açtı. Ela arabadan indikten sonra durdu, Alp'i bekledi. Alp da arabadan indi. Birkaç adım attı. Sonra donup kaldı. Küçük çocuğun yüz ifadesi iyice değişmişti. Artık üzüntü boyutundan çok, acı çekiyor gibiydi. Ela hemen bir terslik olduğunu anladı. Yanına geldi. "Alp, ne oldu? Konuşmalıyız artık." dedi. Alp'in gözleri dolmuştu. Dudakları titriyordu. Ela diz çöktü, onun seviyesine indi. Ellerini Alp'in omuzlarına koydu. "Söyle bana. Neden üzgünsün?" Alp yutkundu. Gözlerinden yavaşça yaşlar süzülmeye başladı. "Herkes sınıfa girdikten sonra girmek istiyorum," dedi sessizce. "Neden?" "Çünkü... herkes annesiyle geliyor," dedi Alp. Sesi titriyordu. "Anneler sınıfa kadar giriyor, öğretmeni bekliyor ve sonra gidiyorlar. Ben...hep tek başıma giriyorum." Ela'nın duydukları karşısında ruhu sıkılmaya başlamıştı. O an zihninde kendi okul günleri canlandı. Ortaokuldayken Ela da tek başına okula gidiyordu. Ama bunu kendi istediği için değildi. Gülşah bir asker olduğu için, her ne kadar ona annelik yapsa da sabahları okula bırakamıyordu. Ela genelde servisten iner, aynı manzarayı izlerdi. Diğer çocukların anneleri onları öper, saçlarını okşar, "İyi dersler" der, el sallarlardı. Ela ise çoğunlukla neden annesiyle gelmediğini gizlemek için, "Benim annem asker, sabahları askerleri koşturuyor, hizaya diziyor" diye hava atıyor gibi gözükürdü. Ama aslında kendi yalnızlığını gizlemeye çalışıyordu. Bir an hatıralardan sıyrıldı. Alp'e baktı. Çocuğun gözleri dolmuştu. Ela Alp'in yüzünü avuçlarının arasına aldı. "Alp, sana bir şey teklif edebilir miyim?" diye sordu. Alp yutkundu ve yavaşça başını salladı. "Şimdi baban biriyle evlense, senin cici annen olacak, değil mi?" diye sordu. Alp, küçük gözlerini dikti Ela'ya ve biraz düşündü. "Evet. Sınıfta Lidya var, onun annesi öyleymiş." dedi. "Peki ben de sanki babanla sevgiliymişim gibi yapsak? Ben senin neyin olurum?" diye sordu. Alp'in yüzü aydınlandı. Mutlulukla "Annem!" diye bağırdı ve Ela'ya sarıldı. Ela onun saçlarını koklayarak öptü. Yüzünü okşarken mırıldandı,. "Ne dersin, böyle bir oyun oynayalım mı?" Alp'in yüzü mutlulukla aydınlanmıştı, heyecanla, "Evet!" diye bağırdı. "Şşştt! Sessiz ol. O zaman şu andan itibaren, bu söylediklerimi unut. Kimseye söylememeliyiz. Bu aramızda." diyerek kıkırdadı Ela. Küçük çocuk bu durumdan hem çok mutluydu hemde çok heyecanlıydı. "Anlaştık!" diyerek güldü Alp. Ela ayağa kalktı. "O zaman tut elimi, annecim." diyerek hemen role girdi. Alp mutluluktan uçmak üzereydi. Gözlerinin içi gülüyordu. Birkaç adım sonra, Lüks okulun kapısından girdiler. Ela uzun boyu, adeleli vücuduyla, siyah mini elbisesi, altındaki uzun deri çizmeleri ve deri ceketiyle çok cool duruyordu. Kumral uzun saçları omuzlarından düşmüş, beline uzanıyordu. Alp sürekli Ela'ya hayran bakışlarla bakıyordu. Sınıfa geldiklerinde, Alp herkese Ela'yı göstermek istercesine sıkı sıkı Ela'nın elini tutuyordu. Sınıftaki tüm annelerin bakışları bir anda Ela'ya yöneldi ve pür dikkat onu izliyorlardı. Çoğu Range Rover'lı, spor taytlı, uzun sarı saçlı tiplerdi. Ama Ela'nın sert kadınsı aurası ile herkesi yerle bir etmişti. Kıskanç bakışlar çoktan üzerine odaklanmıştı. Alp masasına geçti. Ela güneş gözlüklerini çıkardı. Yavaşça Alp'in yanaklarından öptü. "Derslerine güzelce çalış, tamam mı annecim? Akşam üzeri seni şoförümüz almaya gelecek. Biz babanla bir yemekte olacağız ama sen geldiğinde evde oluruz." dedi sesini biraz yükselterek. Amacı ilgi çekmekti ve başarmıştı. Herkes bir anda fısırdaşmaya başlamıştı. "Fatih Karayel'den mi bahsediyor?" "Şu zengin adam?" "Ne zaman evlendi?" "Sanırım evli değiller ama birlikte yaşıyorlar." diye konuşuyorlardı. Alp de mutlu bir tavırla bağırdı. "Peki annecim, akşam yemeğinde görüşürüz!" dedi. Daha önceki dadılarının hiçbiri böyle değildi. Hepsi robot gibi birer hizmetçi görünümdelerdi. Ama Ela gerçek biri gibiydi. Samimi, sıcak ve tatlıydı. Ela elini uzatıp saçlarını okşadı ve çıkışa doğru yönelerek, el salladı. Kapıya doğru geçtiği anda içeriye Alp'in sınıf öğretmeni geldi. Kısa boylu, uzun saçlı, çekilmiş gözler, şişirilmiş dudaklarıyla estetik manyağı bir tipti. Ela'nın onu görür görmez yüzü buruştu. İnsanları yargılamak istemiyordu ama böyle bir tipin öğretmen olmasına anlam veremiyordu. Öğretmen üstten bakışlarla, "Merhaba, siz kimdiniz?" dedi. Bileğini kıvırıp parmağını uzatarak Ela'yı işaret etmişti.. Ela da aynı şekilde parmağını uzattı. "Alp Karayel'in annesiyim." dedi onu işaret ederek. Kadının bir anda beti benzi aktı. Gözlerinde derin bir öfke ve kıskançlık uyandı. "Ne saçmalıyorsunuz siz? Bu nasıl bir sahtekarlık! Fatih Bey bekar bir baba. Bu yaptığınız nedir?" diye bağırdı. Tüm veliler gözlerini dikmiş, uğultular tekrar başlamıştı. Ama bu sefer Ela'nın sahtekar mı olduğu yönündeydi. Ela göz ucuyla Alp'e baktı. Diğer çocuklar öğretmenin bağırmasına güldüğü için Alp'in yüzü düşmüştü. Alp'in yüz ifadesini gören Ela'nın öfkesi hızla yükseldi, çenesinin kütürtüsü dışarıdan duyulmaya başlamıştı. Başını dikti ve sakin görünmeye çalışarak homurdandı. "Hanımefendi, özel hayatımızın bilgisini size vermek zorunda değilim. Karayel malikanesinde yaşıyorum ve Fatih Karayel benim sevgilim. Alp de benim canım oğlum," dedi Alp'e bakarak. Sonra kadına döndü. "Siz de öğretmensiniz, işinize odaklanın lütfen." dedi. Kadın artık öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Telefonunu çıkardı. "Hayır, böyle bir saçmalığa izin veremem!" diyerek Fatih'in telefonunu tuşladı. Fatih'e büyük şirket yöneticileri bile ulaşamazdı. Bırak şahsi telefonundan aramayı, ancak sekreterinden randevu alıyorlardı. Ama Fatih, Alp'le ilgili kişilerin telefonunu direkt açıyordu. Özellikle bu öğretmeninin aramalarını, "Alp'e bir şey oldu" der ihtimaline karşı hemen açmaya dikkat ediyordu. Kadın arar aramaz telefon açıldı. Ela sinirle kollarını göğsünde bağladı ve dinlemeye başladı. Kadın ukala bir tavırla, "Merhaba Fatih Bey, ben Nilüfer.'' dedi. '' Evet, bir konu var. Burada bir kadın var, Alp'in annesi olduğunu söylüyor. Sizin sevgilinizmiş, aynı evde yaşıyormuşsunuz." diyerek Ela'ya ters bakışlar attı. Fatih şirketteki ofisinde sırtını dayadı koltuğuna. Biraz düşündü. Öğretmenin bahsettiği şeyi anlayamamıştı. Alp'i bugün okula kim götürecekti? Katya? Peki neden anne ve sevgili yalanını söylemişti ki? Sonra Alp'in birkaç hafta önceki hizmetçilerle olan tartışmasını hatırladı. "Benim annem yok, ben okula gitmeyeceğim!" diye bağırmıştı. O an her şeyi anladı. Esmer yakışıklı yüzünde bir gülüş oluştu. Çapkın ve memnun bir gülüş. "Evet Nilüfer Hanım, Alp'i bugün müstakbel eşim getirdi. Bir sorun mu var?" diyerek güldü. Kadın şok olmuştu. Yüzü kıpkırmızıydı. Ela vücut dili okuyabildiği için kadının anlık tepkisiyle çok keyif almıştı. Fatih'in cevabınının olumlu olduğunu net bir şekilde anlamıştı. Derin bir kahkaha attı. Kadın ise bir şey diyemeden telefonu kapattı. Fatih'le tanıştıklarından beri ona yavaştan yürüyor, evlilik hayalleri kuruyordu. Ve şimdi tüm dünyası başına yıkılmıştı. Ela gözlüklerini çıkardı. Kadınla bariz alay eden bir tavırla, "Ben Katya, öğretmen hanım. Tanışmış olalım, Bundan sonra oğlumun yanında böyle saçma konular açmayın. Ve işinize odaklanın." diyerek saçlarını savurdu. Sonra Alp'in yanına döndü ve onu tekrar öptü. Alp'in yüzü şimdi tekrar gülüyordu. Sonra gözlüğünü taktı, kadına son kez ters bakışlar atarak, sınıftan çıktı. Ama bir çocuğun yüzündeki gülüşü silmeye çalışan bu kıskanç kadını, Ela beyninin bir kenarına yazmıştı. Ve Ela'nın deve kinini bu kadın zamanla öğrenecekti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD