Fatih masaya geri döndü ve koltuğuna yerleşti. Arkasına yaslanarak burnuyla işaret etti ''Otur!'' demek istercesine. Bu kadını köşeye sıkıştırmış olma düşüncesi keyfini yerine getirmişti.
Ela ise süt dökmüş kedi görünümündeydi. Gözleri yere inmiş, omuzları çökmüştü. Yavaşça yaklaştı ve oturdu. Elleri titriyordu, sanki her an ağlayacak gibiydi.
Fatih yüzünde zafer kazanmış bir gülüşle kollarını göğsünde birleştirdi. Kadını köşeye sıkıştırmıştı ve şimdi gerçeği öğrenme zamanıydı.
"Anlat bakalım, bu işe neden mecbursun?" dedi. Sesi yumuşak ama kararlıydı.
Ela gözlerini ürkek bir tavırla ona çevirdi. Ellerini önünde bağladı ve kırılgan bir kadın gibi boynunu eğdi.
"Ailem için bu işe girmeliyim," dedi. Sesi titriyordu, neredeyse fısıltı gibiydi.
Fatih'in kaşları, zevk alan bir bakışla kalktı. Bu sebep oldukça ilgisini çekmişti, çünkü Fatih için hayatındaki en önemli şey aileydi. Alp'i düşündü, oğlunun masum yüzünü... Aile için yapılmayacak şey yoktu.
"Açıkla biraz," dedi Fatih.
Ela derin bir nefes aldı. Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Hemen elinin tersiyle sildi.
"Son görevimde bir hata yaptım, hem de çok büyük bir hata." Sesi kırıldı. "Eğer bu işi alamazsam, Moskova'ya geri çağırılırım ve infazımı yaparlar. Ama kara leke tek başına temizlenmez..."
Başını kaldırdı, gözleri dolmuştu.
"Kızıl Serçe birliğini biliyorsunuzdur," dedi.
Fatih başını salladı. Tabii ki biliyordu. Rusya'nın en tehlikeli örgütlerinden biriydi. Kadın suikastçiler ordusu. Hataları affetmezlerdi.
Ela devam etti. Sesi çatladı, gözyaşlarını yavaşça sildi.
"Kardeşim... Benim canım kız kardeşim, o da bir Kızıl Serçe... Hain damgası yersem, benim aileme ait herkes öldürülür. Kanunlarımız keskindir. Asla acımazlar."
Fatih kollarını masaya dayadı ve ona doğru yaklaştı. Ela'nın göz bebekleri bile titriyordu. Onun gerçekten bir şeylerden korktuğuna inanmıştı. Bu kadının gözlerindeki korku sahte değildi, gerçekten korkmuş bir kadının gözleri böyle parlardı.
"Peki planın ne?" diye sordu Fatih.
Ela yutkundu. Ellerini stresle önünde birleştirdi.
"Kızıl Serçe birliği asla müşterilerine müdahale etmez. Sizin yanınızda kaldığım sürece dava askıda kalır. Ne zaman ki teslim oldum, o zaman dava görülür. Sizden istediğim tek şey zaman."
Nefes aldı.
"Görevimde bir hata yaptım ama hain değilim. Kanıt toplayana kadar sizin yanınızda görevimi hakkıyla yaparım. Böylece kanıtları ele geçirdiğimde beni gönderebilirsiniz."
Fatih kaşlarını çattı. Bu kadının hikayesi mantıklıydı ama yine de bir şeyler eksikti.
"Çok farklı yeteneklerin var. Kaçmayı neden denemiyorsun?" diye sordu.
Ela başını iki yana salladı. Güçlü görünmek istercesine duruşunu dikleştirdi.
"Yeteneklerim birliğimle kıyaslanamaz. Peşime düşerler. Eğer sadece kendim olsaydım, çoktan kaçardım. Ama kardeşimi bilerek Moskova'da tutuyorlar. Onu oradan öylece çıkaramam. Benim geri dönmem ve aklanmam şart."
Sesi kesildi.
"Ama elimde haklılığımı ispatlayacak şeylerle dönmeliyim."
Fatih geriye yaslandı. Bu kadının hikayesine inanmaya başlamıştı. Ailesini korumaya çalışan bir kadındı... Bunu anlayabilirdi.
"Peki nasıl kanıt bulmayı planlıyorsun?" diye sordu.
"Birliğimizin en kıdemli liderlerinden biri benim suçsuzluğumu araştırıyor. Mutlaka kısa sürede bulacaktır. Ben sadece bekleyeceğim," dedi Ela. Sesi daha sakinleşmişti.
"Yani tamamen işine odaklanacaksın?." diye sordu Fatih.
Ela, "Evet," diyerek başını salladı. Mavi gözleri ürkek bakışlarla ona bakıyordu.
Fatih'in o an düşündüğü tek şey vardı. Ailesi için savaşan bir kadını öylesine görmezden gelemiyordu. Ayrıca şu an tamamen ona muhtaç olması, sadık bir hizmetkar olacağını ona kanıtlıyordu. Alp için iyi bir bakıcıya ve korumaya ihtiyacı vardı. Kızıl serçe kadınlarının yetenekleriyle sıradan bir korumayı karşılaştıramazdı bile. Böylece iki işi birden rahatlıkla yapabilirdi...
Ve bu kadın... belki de en iyisiydi.
"Peki, Fatih Bey'i tanıyor musun? Zor bir kişiliktir," dedi Fatih. Sesinde alaycı bir ton, gözlerinde ise çapkın bir bakış vardı.
İşte o anda Ela'nın gözleri parlamıştı. Bir anda profesyonel bir tavra büründü. Sırtını dikleştirdi, göğsünü gerdi.
"Her koşula uyum sağlarım. Kendisini hiçbir konuda hayal kırıklığına uğratmam," dedi. Sesi kararlı ve netti.
Fatih yüzündeki çapkın gülüş daha da genişledı. Bu kadın... ilginçti. Bir an kırılgan, bir an güçlü. Hangi yüzü gerçekti, bilmiyordu. Ama şimdilik işine yarayabilirdi.
"O zaman, saat on'da yarın malikanede uğrayın Katya Hanım! Bakalım küçük bey sizi kabul edecek mi," dedi.
Ela'nın gözlerinde oyunbaz, zevk alan bir gülüş oluşmuştu ama Fatih görmeden hemen sakladı. Yüzüne tekrar o yumuşak, itaatkar ifadeyi takındı.
Ayağa kalktı, gömleğini düzeltti ve "Çok teşekkür ederim. Yarın görüşmek üzere. Bu arada isminiz neydi?" diye sordu.
Fatih de ayağa kalktı. Yüzünde alaycı bir gülüş vardı.
"Akif diyebilirsin, Ben Fatih Bey'in yardımcısıyım," dedi.
Ela başıyla selamlayarak ayağa kalktı. "Teşekkür ederim Akif Bey. İzninizle ben ayrılıyorum," dedi.
Fatih kapıya doğru yürüdü ve açtı. Ela geçerken son bir kez ona döndü. Başını hoşçakalın dercesine eğerek selamladı.
Bir kaç adım attıktan sonra Fatih ona seslendi. Yüzünde tam bir sinsi gülüş vardı.
"Hoşçakalın Katya Hanım. Mümkünse yalnız kadınları korumak için kahramanlığa soyunmayın. Yarın sizi sağlam görmek isterim," dedi Fatih. Sesinde alaycı ve zevk alan bir ton vardı.
Ela sahte bir gülümsemeyle başını salladı ve kapıdan çıktı. Koridorda ilerledi ve asansöre bindi. Kapılar yüzünü kapatır hale geldiğinde yüzündeki gülüş büyüdü. Gözlerinde zafer parıltısı vardı.
"Ahh seni küçük düzenbaz! Cin olmadan, şeytan çarpmaya çalışıyorsun.!" diye fısıldadı kendi kendine.
Biraz sonra, Lobiye indi ve danışmayı selamlayarak dışarı çıktı. Birkaç sokak ötede yürürken telefonu çaldı. Bu Ela'nın iş için kullandığı istihbarat telefonuydu.
"Efendim," dedi açarken.
"Yüzün güldüğüne göre görev başarılı," diyen Niko'nun sesiydi bu.
Ela artık yeterince şirketten uzaklaşmıştı ve yüzündeki gülüş kahkahaya dönüştü.
"Sen varyaaa bir tanesin! Sen olmasan kesin batıracaktım işi. Nereden öğrendin bu adamla tanıştığımızı? Fatih Karayel'e dair hiç görsel bir istihbarat verisi bile yoktu," dedi.
Niko güldü. "Meslek sırrı, onu söyleyemem," dedi. "Eee, senin hakkında ne düşünüyor?"
Ela çok keyifli bir sesle güldü. "Benim ailem için savaşan, savunmasız ve muhtaç bir kadın olduğuma inanıyor. Bana bir bakışı vardı ki, ben bile kendime acıdım." dedi.
Niko kahkaha attı. ''Güzel tam da planladığımız gibi, Karşısında yönetebileceği bir kadın olduğuna inanmalıydı.'' dedi.
Ela, görüşmeye gelmeden dakikalar önce Niko aramıştı. Aslında tam anlamıyla ramak kala yetişmişti. Ela, bu dosyadan bahsedince biraz araştırma yapan Niko, bir rus istihbaratı belgesi yakalamıştı.
Fatih karayel, otele görüşme için geldiğinde ki bir fotoğraf. Açıkca yüzü görünüyordu. ''Demek şu çok gizli, Fatih karayel sendin.!'' diye homurdandı.
Sonra dikkatini bir detay çekti, bu zamana kadar farklı yerlerde olsalarda Niko her zaman Ela'yı korumak için onun tüm adımlarını izlerdi. Masada ki peçetelikte otelin sembolünü gördü.
''Bu Ela'nın kaldığı otel'' diye mırıldandı ve ipin ucunu o zaman yakalamıştı.
Niko'nun detaycı tavrı, Ela'nın görüşmeye gittiğindeki rotasını oluşturdu.
O gün şirkete görüşmeye gelen Ela'ya, Hızlıca telefonda olanı biteni anlattı.
''Ela, otelde tanıştığın masada gazete okuyan adamın adı, Fatih karayel! Güvensiz ve aşırı korumacı bir tavrı var. Ne kadar profesyonel gözüksen de seni o gün otelde asi bir tavırla gördüğü için, seni yönetemeyeceğini düşünecek. Defalarca birçok kişiyi bu yüzden yanına almadı. Yüzünde ifşa oldu, tipik bir kızıl serçe suikastçisi gibi rol yapamazsın..'' dedi.
Ela, şok olmuştu. ''Ne öneriyorsun, görevi iptal edemem. Bu benim tek şansım!'' diye homurdandı.
Ama Niko'nun gülüşü telefondan net bir şekilde duyuluyordu. ''Görevi iptal etmemize gerek yok, seni avucunda tutabileceğini ve yönetebileceğini düşünmesi yeterli.'' dedi.
İşte o an plan, tıkır tıkır işlemeye başlamıştı.
Ela, görüşme sonrası caddeden karşıya geçerken saçındaki tokayı çıkardı ve kumral saçlarını omuzlarından dökerek salladı. ''Yarın için ne düşünüyorsun, çocuk hakkında bilgimiz var mı?'' diye telefonun diğer ucundaki Niko'ya sordu keyifle.
Niko çıkarcı bir gülüşle, "Eee, bir kahve ısmarlarsan yarın neler yapacağını planlarız." dedi.
Ela birden heyecanla etrafına dikkatle baktı. "Yok artık, burada mısın?" diye sordu.
"Saat on iki yönüne bak güzellik," dedi Niko.
Ela başını çevirdiğinde onu gördü. Kafenin dışarıdaki masalarından birinde oturuyordu, el sallıyordu. Uzun boylu, sarışın, yakışıklı, gri takım elbiseli bir adamdı. Yunan asıllıydı ama İstanbul'u çok iyi bilirdi. İstihbarat biriminde ise, Ela'nın en yakın dostu olmuştu hep...
Ela gülümseyerek ona doğru yürüdü. Masaya yaklaştığında Niko ayağa kalktı ve ona sımsıkı sarıldı.
"Hoşgeldin prenses," dedi.
"Hoşbulduk," dedi Ela ve oturdu.
Niko da rahat bir tavırla, karşısına oturdu.
Anlaşılan sızma operasyonunun ilk adımı başarılı olmuştu...