Balkanlardan Aşk Esintisi;

1581 Words
Sabahın ilk ışıkları doğalı çok olmuştu. Ela'nın aksine, tatlı yatağında dışarıda kuşlar uçuşurken uyuyan biri vardı: Yeliz... Telefonunun alarmı defalarca çalmıştı. Ama her defasında ertelemişti. Şimdi ise "kesin uyanırım ama ne olur ne olmaz" diye kurduğu çalar saati ötmeye başlamıştı. Ama bu şaşkın kızımız yaklaşık bir saat geç kurmuştu saati. Sonunda kafasını yastıktan kaldırdı ve saati kapattı. "Uff yine yanlış saatte çalıyorsun, salak şey!" diye homurdandı. "Daha telefonumun alarmı çalmadı." Ama yanlış saatte, yanlış yerde olan kendisiydi.. Çarpraz yattığı yataktan başını kaldırıp komodinde telefonu aradı ama yoktu. Sonra yatağa bakındı ve fark etti ki, üzerine yatmıştı. Telefon ekranını açtı. 08:50 yazıyordu. "Al işte, daha on dakika var uyanmama," diye homurdanarak kendini yastığa bıraktı. Hemen sonra gördüğü görüntüyü algılayan beyni bir uyarı verdi. Aniden gözlerini açtı ve dağılmış saçlarını savurarak telaşla telefonun ışığını açtı. Gördüğü rakamlar 07:50 değildi. Tam tamına 08:50 idi ve an itibariyle bu kız ilk iş gününe yaklaşık 1 saat geç kalmıştı bile. "Lanet olsun, lanettt! Uyumuş kalmışım! Kahretsin aptallll!" diye bağırarak ayağa kalktı. Banyoya koştu. Aksiyonlu da olsa, Yeliz'in ilk iş günü böylece başlamış oldu. Yeliz banyoya girdiği anda dişlerini fırçalamaya başladı. Aynı anda musluktan yüzüne su çarpıyor, saçlarına hızlıca fön çekmeye çalışıyordu. Saçları darmadağındı, gözlerinin altında hafif morarmalar vardı. "Hayır hayır hayır!" diye çığlık attı. "İlk gün geç kalınmaz ki!" Duşa girmeye bile vakti yoktu. Hızlıca kolonya döktü üzerine, deodorant sıktı. Dolabını açtığında, dün akşam hazırladığı takım elbisesi asılıydı. Koyu lacivert bir etek takım, altına beyaz bir gömlek. Aynanın karşısında hızla giyinirken, düğmeleri iliklemekte zorlanıyordu. "Tamam, tamam, oldu!" diye mırıldandı kendine. Ayakkabılarını ayağına geçirdi. Topuklu, rugan, ciddi görünümlü. Ama üzerini silmeye bile vakit yoktu. Çantasını kaptı, telefonunu cebine attı ve anahtarlarını alıp evden fırladı. Merdivenleri koşarak indi, neredeyse takılıp düşecekti. "Nolur kimse farketmesin!" diye tekrarlayıp duruyordu. Arabaya atladı. Pembe Micra'sı park yerinde duruyordu. Anahtarı kontağa soktu, motor çalıştı. Hemen gaza bastı ama arabayı vitese almayı unutmuştu. Motor yaralı bir kedi gibi hırıltıyla bağırıyordu. "Ahh vitesss!" diye bağırdı. Sonunda vitese taktı ve hızla çıktı. Trafiğe girdiğinde, İstanbul'un sabah trafiği başlamıştı bile. Korna sesleri, motosiklet gürültüsü, insanların aceleyle yürüyüşü... Her şey çok hızlıydı. Yeliz direksiyonda iki elini sıkıca tutmuş, gözleri yola kilitlenmişti. Kalbinin atışları hızlanmıştı. İçinden sürekli "geç kalmadık, geç kalmadık. Sakin ol Yeliz" diye tekrarlıyordu. Ama anksiyetesi çoktan tavan yapmıştı. Birkaç kırmızı ışıkta takıldı. Her seferinde sinirden direksiyon başında dans eder gibi kıpırdanıyordu. "Hadi be, değiş artık! Değişşş!" Sonunda şirket binasına vardığında saat 09:45'ti. Neredeyse iki saat geç kalmıştı. Aracını çarpık park etti, aynaya bile bakmadı. Çantasını kaptı, kapıyı çarptı ve binaya koştu. Bina girişinde durdu. Derin bir nefes aldı. Takım elbisesinin eteğini çekiştirdi, gömleğini düzeltti. Saçlarını çekiştirdi ama kalbi deli gibi atıyordu. Hem organizasyon müdürü pozisyonunu aylarca kovalamış, hem de ilk günden işe iki saate yakın geç kalmıştı. "Sakin ol Yeliz, sakin ol," diye fısıldadı kendine. Sonunda kendini sakinleştirip içeri girdi. Nazikçe güvenliği ve danışmayı selamladı ve kendini asansöre attı. Şimdi tek dileği, işe geç geldiğini kimsenin anlamamasıydı. Asansörden indi ve hızla odasına girdi. Kapıyı kapadı ve arkasında birkaç saniye nefeslendi. Gözlerini kapadı, elini göğsüne koydu. Kalbi hâlâ çılgınca çarpıyordu. Ama sonunda ofise ulaşmıştı. "Tamam, nefes al. Kimse fark etmedi. Her şey yolunda." diye kendi kendine mırıldandı. Başını çevirdiği anda, onun koltuğunda oturan birini fark etti. Koltuk döndü ve otel müdürü karşısındaydı. Yeliz derin bir nefes verdi ve yutkundu. Ama içinden "işte şimdi sıçtın" diye bağırıyordu. Müdür orta yaşlarda, kır saçlı ve sert görünümlü bir tipti. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, ona bakıyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. "Erken geldiniz, Yeliz Hanım," dedi soğuk bir sesle. "İsteseniz şirket genel müdürü geldiğinde sizde direkt toplantıya teşrif etseydiniz." Yeliz hemen ellerini önünde bağladı. Boğazı düğümlenmişti. "Biraz rahatsızdım, müdürüm. Biliyorum bahanesi yok, çok ama çok özür dilerim," dedi. Adamın yüzünde mimik oynamamıştı. Sandalyeden kalktı ve ona doğru yürüdü. Yeliz'in yanından geçerken durdu. "Holding Genel müdüre sunacağın şey, iyi bir şey olsun. Seni affedeyim. Yoksa direkt muhasebeye uğra, çıkışını al. İş bilmez insanlarla uğraşamam kızım." dedi. Yeliz'in başından kaynar sular dökülmüştü. "Şey... ben... tabii efendim," diyebildi. Müdür suratsız bir ifadeyle odadan çıktı. Yeliz sinirden ölmek üzereydi. Eliyle ağzını kapattı ve çığlık attı. "Kariyer yapıcam diye katlandığım şeylere bak, lanet olsun!" diye homurdanıyordu. Tüm modu düşmüş, resmen şuan 'Yer yarılsa da, içine girsem' ruh halindeydi. Sonra hemen üzerindeki ceketi çıkarıp astı ve masasına geçti. Maillerini kontrol etti. Toplantı saat 11:00 gözüküyordu. Henüz bir saat daha vardı. "Üzerinden geçmem lazım," diye düşündü. Sunum dosyasını açarak üzerinden geçti. Her bir slaytı inceledi, notlarını okudu. Gemici Holding'in kızının nişanı için hazırladığı organizasyon planı mükemmeldi. Ama yine de bir kez daha gözden geçirmek istiyordu. Sonra laptobunu aldı ve toplantı odasına çıktı. İçeriye girdiğinde çoğunluk yerini almıştı. Otel müdürü, satış müdürü, misafir ilişkileri müdürü ve birkaç satış danışmanı. Herkesle selamlaştı. Yeliz hemen sunumu hazırlamaya başladı. Projeksiyon bağlantısını hazırladı, ses sistemini kontrol etti. Ellerinde hafif bir titreme vardı ama bunu belli etmemeye çalışıyordu. Biraz sonra, nişan töreninin sahibi olan büyük köklü aile gelmişti. Büyük Gemici Holding'in başkanı, onun koluna girmiş kısa boylu, sarı saçlı ve sürekli gülen bir tip olan kızı ile içeri adım attı. Otel müdürü hemen ayağa kalktı, selamladı. Sonra diğer müdürler de ayağa kalktı. Başkanın kızı ise direkt Yeliz'i gördü ve koşar adım yaklaştı. "Ahh merhaba! Telefonda detayları konuştuğum sizdiniz sanırım," dedi neşeyle. Yeliz hemen elini uzattı. "Merhaba, ben organizasyon müdürü Yeliz Yalçın. Evet, bendim sizinle görüşen. Görüşmeyeli nasılsınız, Sevda Hanım?" diye sordu. "İyiyim, çok teşekkür ederim. Benimle çok ilgilendiniz. İlk kez biri bu kadar ince davrandı ve anlattığım her ayrıntıyı dinledi." dedi Sevda. "Böyle hissetmenize çok sevindim. Tüm kriterlerinizi yansıtmaya çalıştım, umarım beğenirsiniz," diyerek gülümsedi Yeliz. Biraz sonra herkes yerini almıştı. Başkan Gemici, otel müdürüne döndü. "Neyi bekliyoruz başlamak için?" Müdür hemen ceketini ilikledi. "Şey efendim, şirketimizin genel müdürü gelecekti bugün. Size özel burada olmak istedi ama geç kaldı sanırım." Başkan başını salladı. "Akif mi geliyor? Yoksa Fatih Karayel mi?" "Akif Bey gelecekti, başkanım." "Tamam, Akif bana darılmaz. Hadi başlayalım, o gelince katılsın," dedi başkan. Bunun üzerine otel müdürü "başla" dercesine başıyla işaret etti Yeliz'e. Yeliz dar bir kalem etek giymişti, yürümekte zorlanıyordu ama bozuntuya vermedi. Üzerindeki beyaz ipek gömleğini düzeltti ve pencereye uzanıp perdeleri kapattı. Sonra projeksiyonu açtı ve odanın ışıklarını kapattı. Şimdi her şey hazırdı. "Merhaba, sayın misafirlerimiz. Ben organizasyon müdürü Yeliz Yalçın. Sevda Hanım ve değerli eşi Mert Bey için hazırladığım nişan organizasyon temasını sunuyorum," dedi. Ve fotoğraflar kaymaya başladı. "Salonun girişinde misafirlerimizi anı tabloları karşılayacak. Çiftimizin yıllar içindeki anılarının fotoğrafları..." İlk slayt göründü. Sevda ve Mert'in çeşitli anlarından oluşan kolaj çalışması vardı. "Yolların kenarlarında leylaklarla donatılacak. Sevda Hanım'ın en sevdiği çiçek ve bu çiçekler salona ilk intiba olarak güzel kokular da yaymış olacak." Sevda ellerini birleştirdi. Gözleri ışıldıyordu. Yeliz devam etti. "İçeriye geçtiğiniz anda yüzen tavanı göreceksiniz. Hem üç boyutlu yansıtma hem de tavandan görünmez bir düzenekle sarkıtılmış çiçekler olacak." Ekranda muhteşem bir tavan dekorasyonu belirdi. Kristal avizenin etrafında yüzer gibi duran çiçekler, üç boyutlu yıldız projeksiyonları... "Masa düzeni beyaz ipek üzerine lila ve yeşil ağırlıklı süslenecek. Şamdan seçeneklerimiz gold ve silver'dı ama Sevda Hanım'la konuştuktan sonra gözümde canlanan buydu," dedi ve fotoğrafı değiştirdi. Sevda'nın ağzı açık kalmıştı. Tam karşısında kristal, çok ince detaylara sahip şamdanlar vardı. Her biri sanki el işçiliğiyle oyulmuş gibi zarif kıvrımlar taşıyordu. İçlerindeki mumlar etrafına yansımalar yapacak şekilde tasarlanmıştı. "Bu kristal şamdanları İstanbul'da el yapımı ürünler üreten bir atölyede buldum. Eğer şimdiden sipariş geçersek yetiştirilebileceğini söylediler. Açıkçası sizi yansıtanın bu olacağını düşünüyorum." diyerek gülümsedi Yeliz. Başkan Gemici memnun bir şekilde başını salladı. Özenle çalışıldığını anlamıştı... Yeliz tekrar görüntüyü değiştirdi. "Sahne ve diğer detayları sizinle konuşmuştuk." Sonra resmi değiştirdi. "Nişan seremonisi için bahçede mihrap düzeni oluşturuyoruz, yine leylaklarla süslenmiş olacak. Böylece bu güzel anıyı mistik bir ortama dönüştürmüş olacağız." dedi. Ekranda, gökyüzüne açılan bir mihrap düzeni vardı. Etrafı sarmaşıklarla, leylaklarla süslü. Zeminde yürüyüş yolunu kristal taşlar çevreliyordu. Gece görüntüsü verilmiş, ışıklandırma muhteşemdi. Sevda artık dayanamadı. Ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Babası da katıldı ona. Sonra birden ayağa kalkan, herkes alkışlamaya başlamıştı. Yeliz gülümsedi. İçindeki gerginlik tamamen eridi. İlk gün belki geç kalmıştı ama işini mükemmel yapmıştı. "Teşekkür ederim," dedi. Sonra kapıya ilerledi ve ışıkları açtı. Işığı açtıktan sonra perdenin önüne dönmek için ilerleyeceği anda, sanki birinin ayağına basmış gibi hissetti. Arkasına baktığı anda suratının dibinde gördüğü görüntüyle irkildi ve arkaya doğru dengesini kaybetti. Tam o anda, şirket genel müdürü Akif onu kollarının arasında havada yakalamıştı. Yüzünde ise tam anlamıyla "yakaladım seni" bakışı vardı. Yeliz'in kalbi durmak üzereydi. Bu adamla tekrar karşılaştığına mı şaşırsın, yoksa böyle rezil bir durumda karşılaştığına mı şaşırsın bilemiyordu. Akif çapkın bir gülüşle, "İyi misiniz?" diye sordu. Yeliz yutkundu. "Evet, evet iyiyim," diyerek geri çekildi. Hemen üstünü başını düzeltti. Yüzü kızarmıştı, kalbi çılgınca çarpıyordu. Tam bu utanç anını bölen ise Gemici Holding'in başkanının sesiydi. "Ooo yetişmişsin Akif'cim, gel! Neden orada kaldın, otur!" Akif hemen saygıyla önünü ilikledi ve yüzünde samimi bir gülüşle yaklaştı. "Geldiğimde sunum yeni başlamıştı. Perdenin önünden geçmek istemedim, kapıda izledim Başkanım.." diyerek yaklaştı. Herkes Akif'in karşısında hazırol'da duruyordu. Otel müdürü ayağa kalkmış, satış müdürü dik durmuştu. Akif'in odadaki otoritesi netti. Yakışıklılığı bir yana, duruşu bile insanı etkiliyor, saygı uyandırıyordu. Akif, başkanın yanına oturdu. Bacak bacak üstüne attı ve rahat bir tavırla etrafına baktı. Sonra gözleri Yeliz'e takıldı. Birkaç saniye ona baktı, sonra hafifçe gülümsedi. Yeliz afallamış halinden sıyrılmaya çalıştı ve sonunda lafa girdi. "Merhaba müdürüm, ben Yeliz Yalçın. Yeni organizasyon müdürüyüm." diyebildi. Sesi titriyordu ama dik durmaya çalışıyorduç Akif'in dudakları yavaşça kıvrıldı. "Memnun oldum, Yeliz Hanım. Hoşgeldiniz," dedi. Sesi derin ve yumuşaktı. Ama gözlerinde bir çapkınlık parlıyordu. Yeliz bunu fark etmişti. Ve bu bakış onu başına gelecekler konusunda hem korkutuyor hem de... bir şekilde heyecanlandırıyordu. Anlaşılan bu otelin iklimi biraz değişiyordu, Belki de balkanlardan hafif çekişmeli Aşk esintisi , şiddetli lodosa çevirmiş yaklaşıyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD