Toplantı biter bitmez Sevda, Yeliz'in yanına geldi. Yüzü heyecandan kıpkırmızı olmuştu, elleri havada dans ediyordu. Bir sürü soru soruyordu arka arkaya, neredeyse nefes bile almıyordu.
"Şamdanlar kesin yetişir mi? Çiçeklerin kurdeleleri tam olarak hangi tonlarda olacak? Mihrap için özel bir kumaş mı kullanacağız? Işıklandırma sistemi nasıl çalışıyor?"
Ama Yeliz şu an hiçbir şeyi duymuyordu. Hızlı hızlı bilgisayarını toparlamaya çalışıyordu. Ama... Elleri titriyordu, kablolar birbirine dolaşıyor, mouse bir türlü çantaya girmiyordu. Zihninde tek bir düşünce vardı: 'Buradan hemen kaçmalıyım.'
Masanın diğer ucunda ise Başkan Gemici heyecanla işlerden konuşuyordu. Yeni açılacak oteller, genişleme planları, yatırımlar... Akif başını hafifçe sallayarak onu dinliyordu, ara sıra "evet, tabii" diyordu ama bir gözü hep Yeliz'deydi. Yüzündeki o çapkın gülüş ise hiç silinmemişti. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrık, gözlerinde muzip bir parıltı vardı. Yeliz'in telaşını, yüzüne düşen kızıl saçlarını, toparlanırken ki heyecanını, o panik halini izliyordu ve bundan zevk alıyordu.
Yeliz sonunda eşyaları toplamayı başardı. Bilgisayar çantasına, kabloları bir şekilde yerleştirmişti, not defterini koltuk altına sıkıştırmıştı. Şimdi bir an önce buradan kaçmak istiyordu. Yaşadığı stresten olacak ki, Etek sanki artık iki beden dar geliyordu. Nefes alacak, düşünecek, kendini toplayacak zamana ihtiyacı vardı.
Sevda'ya döndü ve yüzüne en profesyonel gülümsemesini takındı.
"Sevda Hanım, sohbetimize benim odamda devam edelim mi? Hem size örnek şamdanı gösteririm canlı canlı. Kumaş örnekleri de var, renk paletlerini de göstereyim size." dedi.
Sevda sevinçle alkışladı. Sanki doğum günü hediyesi almış bir çocuk gibiydi. Ela, Bu yaşta ki bir kadının fok balığı gibi düşük zeka belirtileri göstermesi garip geliyordu ama şuan buna kafa yoramazdı.
Sevda, "Ayy tamam şekerim, hemen gidelim! Ben zaten seninle saatlerce konuşabilirim! Biz çok yakın arkadaş olacağız hissediyorum.!" diye gülüyordu.
Sevda babasına döndü, kolunu sallayarak. "Babacım, ben Yeliz Hanım'ın odasındayım. Sen beni onun odasından alırsın çıkarken.." dedi.
Başkan Gemici elini salladı. "Tamam kızım, git. Ben burada Akif'le takılırım.." diyerek Akif'in omzuna vurdu. Aslında sevda için başından beri gözüne damat olarak Akif'i kestirmişti ama kızı başka birini isteyince ses edememişti. Yinede Akif'i kendi çevresi için istiyordu...
Yeliz ise o ara çoktan koridora kaçmıştı. Hızlı adımlarla yürüyordu, topuklu ayakkabılarının sesi koridorda yankılanıyordu. Nefes almaya çalışıyordu ama göğsü sıkışmıştı.
Aklında sorular dönüyordu. Deli gibi dönen, durmayan, onu çıldırtacak sorular...
''Adamın aracına çarptım. Sakar olduğumu anladı mı acaba? Kesin 'bu kız ne kadar beceriksiz' diye düşünmüştür''
''Ahh bön bön baktım suratına. Ağzım açık kaldı, gözlerim fal taşı gibi açıldı. Kesin 'salak bu kız' diye düşündü.''
''Acaba ilgili davrandığımı anladı mı? Yüzüme baktığımı fark etti mi? 'Sapık' diye düşünüyor kesin hakkımda?''
''Lanet olsun, nasıl patronum olabilir ki! Dünyanın en yakışıklı adamı nasıl benim patronum olabilir?''
Sinirle alnına vurdu ama iç sesi susmuyordu, beynine tüm düşünceler bir anda üşüşmüştü.
''Bir daha manifest yapan kafamı kırarım yeter! 'Adamı tekrar göreyim' dedim ama ne diye detay vermiyorsun ki aptal! 'Patron olmasın' demem gerekirdi!''
''Ve o ayağına basma sahnesi... Lanet olsun! Kesin parmaklarını ezdim. Acıdan ölmüştür, kaç santim topuklu sonuçta. Kesin çok canı yandı ama belli etmemiştir. Kibarlık yapmıştır.''
Bu şartlarda bile hâlâ onu haklı çıkaracak şekilde düşündüğünü farketti, artık beyni alarm veriyordu; ''Kendini bu adama kaptırıyorsun kızım! Kendine gel''
Tam bu esnada, Sevda arkasından koşar adım geliyordu. "Yeliz Hanımmm! Bekleyin beni!"
Ona yaklaştı ve koluna girdi,. "Geldim ben, gidebiliriz Yeliz Hanım. Neden bu kadar hızlı yürüyorsunuz? Spor mu yapıyorsunuz?" diye güldü.
"Evet, antrenman oluyor bana da.'' dedi.
''tabii gidelim. Bu taraftan," dedi Yeliz ve yolu gösterdi. Gülümsemeye çalışıyordu ama yüz kasları gerginlikten tutulmuştu.
Ofise geçtiklerinde Yeliz sabırla tüm sorularını yanıtladı onu memnun etmeye çalışıyordu. Ama kendi kafası hâlâ dağılmamıştı.
Yeliz masasının çekmecesinden kristal şamdanın örneğini çıkardı, kutusundan dikkatle aldı ve Sevda'ya uzattı.
"İşte, bu kristal şamdanın prototipi. El yapımı, her bir detayı ayrı ayrı işlenmiş." dedi.
Sevda şamdanı eline aldı, ışığa tuttu. İçinden geçen ışık duvarlara yansıyor, odayı renkli desenlerle süslüyordu.
"Vayy! Bu muhteşem! Herkes bayılacak buna!" diye çığlık attı.
Sonra kumaş örneklerini gösterdi Yeliz. Masa örtüleri için ipek kumaşlar, sandalye kılıfları için saten seçenekler, peçeteler için ince işlemeli dantel örnekleri...
Sevda her şeyden çok memnundu. Gözleri parıldıyordu, elleriyle her şeye dokunuyor, kokluyordu.
"Her şey içime çok sindi," dedi heyecanla. Sonra sandalyede doğruldu, ve bir anda sanki başka birine dönüşmüş gibi biraz daha ciddileşti.
"Size bir konuyu daha söylemek istiyorum... Ailelerimizin kaynaşma yemeği var haftaya. Çok büyük bir tören olmayacak, babamın birkaç iş arkadaşı ve aileler olacak. Belki toplam kırk, elli kişi. Acaba onu da siz düzenler misiniz?" diye sordu.
Yeliz duraksadı. Yeni başlamıştı, üzerine çok iş almak istemiyordu. Ama Sevda devam etti.
"Söz veriyorum, malikanedekiler her söylediğinizi yapacak. Bizim çok büyük bir malikanemiz var, onlarca hizmetçimiz var. Hepsi sizin emrinizde olacak. Sizi hiç yormayacağız. Sadece organize etmeniz yeterli, tüm iş onlar tarafından yapılacak. Siz sadece planlamaları yapsanız yeterli'' dedi.
Yeliz hayır demek istedi. Ama sonra düşündü. Otel müdürü dahil, koskoca şirket genel müdürü Akif'in bile önünü ilikleyerek saygıyla selamladığı adamın kızını reddetmek saçma olacaktı. Ayrıca bu iyi bir fırsattı, kendini gösterebilirdi.
"Tabii Sevda Hanım, onur duyarım," dedi sonunda.
Sevda heyecanla alkışladı, "Çok teşekkür ederim! Sizi çok sevdim ben. Artık arkadaşız, değil mi?"
Yeliz zoraki bir şekilde gülümsedi. "Tabii, arkadaşız." dedi.
Sonra Sevda ile vedalaştılar. Sevda kapıdan çıkarken bir kez daha döndü.
"Gerçekten çok teşekkür ederim. Sizi ailemle tanıştıracağım yakında," dedi ve çıktı.
Kapı kapandığında Yeliz derin bir nefes aldı. Koltuğuna çöktü, başını arkaya yasladı.
"Ben az önce ne yaşadım?" diye mırıldandı kendi kendine.
Biraz gözlerini dinlendirdikten sonra kapısı çaldı. Hemen toparlandı ''Girin'' diye seslendi.
Kapının aralığından, kısa saçlarıyla orta yaşlı bir kadın başını çıkardı..
"Merhaba Yeliz Hanım, tanışabilir miyiz?" dedi şakalaşarak.
Yeliz kahkaha attı. Kapının arasından kadının gülen yüzünü görmek ona iyi gelmişti. Muhasebe yetkilisi Fatma Hanım'dı bu gelen.
Yeliz iş görüşmesi için görüşmeye geldiği süreçte tanışmıştı onunla. Bir kahve içmişlerdi, sohbet etmişlerdi. Fatma Hanım o kadar sıcak, o kadar anaç bir kadındı ki, Yeliz kendini rahat hissetmişti. O günden beri bu tatlı kadın ona yakın davranıyordu, ilk iş gününde de onu yanlız bırakmak istememişti. Mola vaktinde onun yanına uğramıştı.
"Bugün kimseyle tanışasım yok abla, gel kahve içelim," diyerek dudak büktü Yeliz. Yüzü tekrar asılmıştı, omuzları çökmüştü.
"Ne oldu, yüzün düşmüş senin?" diye sordu Fatma Hanım merakla. İçeri girdi ve masanın önündeki koltuğa oturdu. "İlk günden darbe mi yedin?"
Yeliz hemen kalktı ve onun yanındaki koltuğa geçti. Telefonu açtı, içhattan kahve siparişi verdi.
"İki sade kahve rica edebilir miyim? Evet, Yeliz ben. Teşekkürler." dedi.
Telefonu kapattı ve Fatma Hanım'a döndü. "Abla... bugün öyle şeyler yaşadım ki. Anlatmaya utanıyorum."
Fatma Hanım gülümsedi. "Benim ofis çok sıkıcı, heyecanlı şeylere hasret kaldım. Haydi anlat bakalım. Seni dinliyorum." dedi.
Biraz sonra kahveler geldi. Ofis görevlisi tepsiyi bıraktı ve çıktı. Yeliz kahvesinden bir yudum aldı, sıcaklığın etkisiyle biraz rahatlamıştı.
"Hadi, bahçeye çıkalım. Burada konuşursak duvarlar duyacak diye korkuyorum," dedi Yeliz.
Fatma hanım kıkırdıyordu. ''Tamam bahçeye çıkalım'' dedi.
İki kadın bahçe katındaki ofisin bahçesindeki mobilyalara geçtiler. Beyaz demir masalar, rahat sandalyeler, etrafta saksı çiçekleri... Hava güzeldi, hafif bir esinti vardı.
Yeliz baştan itibaren anlattı. Ela geldiği için biraz geç yattığını, alarm kurmayı unuttuğunu, sonra yanlış saate kurduğunu...
"Sabah kalktığımda saat 08:50'ydi. 08:50! İlk gün, ilk saatimde iki saat geç kaldım!"
Fatma Hanım kaşlarını kaldırdı. "Vayy! Sende tüy dikmişsin, Otel müdürü delirmiştir.!" diyerek güldü.
"Ama daha bitmedi," dedi Yeliz. Sonra kazayı anlattı. Trafikte durduğu, öndeki araca çarptığı, iri korumalarla karşılaştığı, o gün arabadan çıkan adamın Akif olduğunu...
"Sonra... bir adam indi. Ve çok kibardı. Kaşıma dokundu, Yaralı mıyım diye baktı."
Fatma Hanım dinliyordu, ara sıra başını sallıyordu.
"Sonra ben buraya geldim. Toplantı vardı. Gemici Holding'in kızı için nişan organizasyonu sunacaktım. Çok heyecanlıydım, hazırlanmıştım. Ama..."
Sesi titredi.
"Ama toplantıda o adamın ayağını ezdim!"
Fatma Hanım göbeğini tutarak gülmeye başladı. Kahkahası bahçeye yayıldı.
"Adamın ayağını mı ezdin?" Gülüşleri hızını alamadı, kahkahalara dönüştü. Gözlerinden yaşlar geliyordu. "Ah be güzelim, Sen cidden tam bir ayaklı felaketsisn!"
Yeliz gözlerini devirerek baktı. "Abla ayıp şu yaptığın. Adam kim bilir neler düşünüyor hakkımda. Kesin 'bu kız sorunlu' diye düşünmüştür."
Fatma Hanım gülmeyi kesmedi. "Ne düşünecek be! Mis gibi eğlenceli kadın demiştir. Hem sen kimi ezdin? Akif Bey'i mi?"
Yeliz başını salladı. "Evet. Akif Bey. Şirketin genel müdürü. Benim patronum."
Fatma Hanım derin bir nefes aldı, gülüşünü toparlamaya çalıştı.
"Bak Yeliz, Akif Bey çok iyi bir insan. Yaşı üstünde davranır. Otuz yaşına yeni girdi birkaç ay önce, ama öyle olgun, öyle ciddi ki... Herkesi hem mum gibi dizer hem de bir şeye başımız sıkışsa ilk o koşar. Çok adil, çok dürüst bir adam."
Yeliz dinliyordu.
"Fatih Bey ve Akif Bey şirketlerin başına geldiklerinden beri herkes daha mutlu. Bu iş öylesine değil, Yeliz. Onlar gerçekten çalışanlarını düşünüyorlar. Maaşlar arttı, sosyal haklar iyileşti, çalışma koşulları düzeldi. İnsanlar artık burada çalışmaktan mutlu."
Fatma Hanım kahvesinden bir yudum aldı.
"Yani sen onun ayağını ezsen de kızmamıştır. Veya sana gıcık olmamıştır. Aksine eğlenmiştir belki. Çünkü Akif Bey de çok eğlenceli bir adam, eğlenceli şeyleri sever."
Yeliz'in yüzü hâlâ düşüktü. "Umarım öyle olur," diye mırıldandı. "Çünkü bu iş için emek çektim. Birinci günden kovulmak istemiyorum." dedi.
Fatma Hanım ona şefkatle baktı. "Merak etme. Sen işini iyi yapıyorsun. Sunumun mükemmelmiş duydum. Pazarlamada ki kızlar konuşuyordu. 'Yeliz Hanım ilk günden fırtına gibi esti' diyorlar. Başkan Gemici çok memnun kalmış." diyerek uzanıp Yeliz'in elini tuttu.
"Gerçekten mi?" Yeliz'in gözleri parladı.
"Gerçekten. Otel müdürü bile seninle gurur duyuyormuş. Bak, sen şimdi kendine güven. İlk gün hatalar olur, bunlar normal."
Keyifli sohbetlerinden sonra Fatma Hanım kendi ofisine geçti. Yeliz ise kendini işine vermeye karar verdi. Hızlıca tüm işleri çözmeyi ve kendini göstermeyi planlıyordu. 'Akif Bey beni unutsun istiyorum. En azından o ayak ezme olayını unutsun.' diye dua ediyordu kendi kendine.
Odasına döndüğünde bilgisayarını açtı. Maillerini kontrol etmeye başladı. Ama ekrana gelen bir mail gördüğünde nefesi kesildi.
Gözleri yuvasından çıkmak üzereydi. Kalbi göğsünde çılgınca atmaya başladı.
Direkt, aracı biri olmadan Akif Bey'den mail gelmişti...
Maili açtı. Metin içeriği resmen tek satırdı. Ne selam sabah vardı, ne de bir sempatik imla.
"Yeliz Hanım, müsait olduğunuzda ofisime gelebilir misiniz? - Kareyel Holding Genel Müdürü - Akif Kaplan" yazıyordu.
Yeliz kafasını masaya koydu, elleriyle kendini kapattı. Başını masaya vurdu.
"Allahını seven üzerime toprak atsın, yok buradan dönmez bu artık!" diye homurdandı. "Kesin beni kovacak. Kesin 'sen burada çalışmaya uygun değilsin.' diyecek. Lanet olsun!"
Birkaç dakika öyle kaldı. Sonra başını kaldırdı, derin bir nefes aldı. Aynaya baktı. Saçını düzeltti, stresten sürekli ısırdığı dudağında ruj kalmamıştı. Yeniden ruj sürdü, gömleğini düzeltti.
"Tamam Yeliz. Sen yaparsın. Git oraya, profesyonel ol. Ne olursa olsun, dik durmam lazım." diye mırıldandı.
Biraz sonra asansöre bindi. Asansör yukarı çıkarken heyecandan kalbi patlayacak gibiydi. Nefes almaya çalışıyordu ama asansör yükseldikçe göğsü sıkışıyordu.
''Sakin ol. Sakin ol. Sen bir profesyonelsin.''
Asansör durdu. Kapılar açıldı. Yeliz yavaşça çıktı. Koridorda yürüdü. Yönetim katına girdi, Sonra üstünü başını düzeltti. Saçını düzeltti, yakanın düzgün olup olmadığını kontrol etti.
Danışmana doğru yaklaştı. Genç bir kadındı, düzgün giyimli, abartılı makyajıyla süslü bir tipti.
"Merhaba, ben organizasyon müdürü Yeliz Yalçın. Akif Bey çağırmıştı beni," dedi Yeliz. Sesinin titrememesi için çok çaba sarf ediyordu.
Kadın hemen gülümseyerek ayağa kalktı. "Ahh evet, Yeliz Hanım. Hoşgeldiniz."
Onu bir toplantı salonuna yönlendirdi. Kapıyı açtı, içeri davet etti.
"Şu an bir online toplantısı var Akif Bey'in. Saat 14:30'da bitecek. Yanınıza gelir," dedi nazikçe.
"Teşekkürler," diyerek oturdu Yeliz.
Kapı kapandı. Yeliz yalnız kalmıştı. Odaya baktı. Büyük bir toplantı masası, etrafında on iki sandalye, duvarda beyaz tahta, köşede su sebili...
Telefonuna baktı. Saat henüz 14:00'dı. Yarım saat beklemesi gerekiyordu.
"Bilseydim biraz geç gelirdim," diye homurdandı kendi kendine.
Ayağa kalktı. Oturmak içini daha da tedirgin ediyordu. Odayı dolaştı. Duvarlardaki tabloları inceledi.
Sonra balkonun camını gördü. Dışarısı çok güzeldi. Tüm şehri görüyordu. Boğaz, köprüler, gökdelenler... Her şey küçük görünüyordu bu yükseklikten.
Bir nefes almak için iyi olur diye düşündü.
Hemen dışarı çıktı. Balkon genişti ve binanın çevresini sarıyordu. Biraz yürüdü ilerledi balkonda. Sonra kollarını demire dayadı. Şehre baktı.
Şehir manzarasını izlerken aniden ona bakan gözleri ve gülüşüyle, Akif aklına geldi.
Aklında dönen soru ise bu sefer farklıydı. ''Acaba böyle bir durumda karşılaşmasak bir şansımız olabilir miydi?''
Telefonu çıkardı. Ela'yı aramalıydı. Ablasıyla konuşmak onu her zaman rahatlatırdı.
Numarayı tuşladı, telefon çaldı. Bir kere, iki kere, üç kere...
Ela'nın telefonu açıldı.
Yeliz mutlulukla hemen ''Ablaa nasılsıın?'' dedi. Ama telesekreter, ''lütfen mesajınızı bırakın'' diye anons vermeye başlamıştı.
Yeliz belini kıvırmış, demirlere yaslanmış bir halde konuşmaya başladı. Derin bir nefes aldı.
"Abla... bugün öyle bir gün yaşadım ki. Sabah geç kalktım, iki saat geç kaldım işe. Sonra toplantıya girdim, sunumu yaptım, herkes çok beğendi ama..."
Sesi kırıldı.
"Ama sonra bir adamın ayağına bastım. Ve o adam... patron çıktı. Şirketin genel müdürü. Akif Kaplan. Benim geçen gün arabasına arkadan çarptığım adam çıktı! Yine tam bir ayaklı felaketsin diyorsundur.."
"Daha bitmedi abla. Şimdi beni ofisine çağırdı. Kesin kovacak. Kesin 'sen burada çalışamazsın' diyecek." Sonra sesli mesaj süresinin sonuna geldiniz anonsu geldi.
Telefonu kapattı Yeliz. Biraz yürüdü balkonda. Sonra rüzgarın esintisiyle biraz üşümüş bir halde geri çekildi, poposunu cama doğru dayadı ve düşünmeye başladı.
Ama balkon binanın çevresini kaplıyordu ve bilin bakalım Yeliz'in kıvrımlı poposu şu an hangi ofis odasının camını süslüyordu?
Akif koltuğuna iyice kurulmuş, arkasına yaslanmıştı. Bilgisayar ekranında video konferans devam ediyordu. Türkiye'nin en zengin iş adamları, yönetim kurulu üyeleri, hissedarlar... Hepsi ekrandaydı. Konuşuyorlardı, rakamlar veriyorlardı, grafikler gösteriyorlardı.
"Üçüncü çeyrek kar marjımız yüzde on beş arttı..."
"Yeni otel yatırımları için bütçe..."
"Rakip Holding'ler ile ortaklık..."
Ama Akif hiçbirini duymuyordu. Kulağında kulaklık takılıydı, ekranda toplantı vardı ama gözleri başka yerdeydi.
Camda ki kadın silüetindeydi.. Yeliz'deydi.
Dudakları sinsi bir zevkle kıvrılmıştı. Bu kadının şekilli küçük poposunun camında bıraktığı izi izliyordu. Kalem etek vücuduna oturmuştu, kalçalarının hatları belli oluyordu. Beli ince, kalçaları dolgun, bacakları uzundu.
''Ne yapıyor bu kız orada? Farkında mı şuan yaptığının?'' diye düşünüyordu.
Ama Yeliz telefonu kurcalıyor, ekranı bazen inceliyor, bazen kaydırıyordu. O an anladı ki, şuan birinin onu izlediğinin farkında değildi.
Akif izlemeye devam etti. Toplantıyı unutmuştu. Onun dikkati çoktan başka birine yönelmişti.
"Akif Bey? Akif Bey, bizi duyuyor musunuz?" diye bir ses kulaklıktan yükseldi. Akif irkildi, ekrana baktı.
"Evet, evet duyuyorum. Devam edin," dedi.
Ama gözleri yine cama kaydı.
''Bu kız... çok ilginçti ve Çoktan Akif'in dikkatini çekmişti...