bc

Besleme Kumru+18 🔥

book_age18+
1.4K
FOLLOW
16.6K
READ
billionaire
dark
family
forced
heir/heiress
drama
bxg
city
highschool
small town
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Blurb

Kumru daha on beş yaşındaydı…Hayat onu büyütmek için acımadı.Urfa’nın kavurucu sıcağında çıkan bir ahır yangınında annesini ve babasını kaybetti.Dünyada tek dayanağı olan abisi Yılmaz ise hapisteydi.Kimsesiz, savunmasız, yalnız…Ve bir gün, Urfa’nın en büyük ve en kudretli aşireti olan Soylu ailesine besleme olarak verildi.Bir kız çocuğunun kaderi, bir aşiretin taş duvarları arasına teslim edildi.Soylu konağı, Kumru için hem sığınak hem de kafesti.Masumiyetiyle girdiği bu evde, töreler, sırlar ve yasaklı duygular onu bekliyordu.Bir çocukken geldiği bu konakta ya bir kadına dönüşecek…ya da paramparça olacaktı.Abisi Yılmaz dışarı çıktığında, kardeşini artık tanıyamayacak kadar değişmiş bir Kumru bulacaktı.Çünkü bazı kızlar büyümez…onları kader büyütür.“Kumru, bir aşiretin gölgesinde büyüyen bir kuştu.Ama kimse onun uçmayı öğreneceğini hesaba katmamıştı.”...

chap-preview
Free preview
Tanışma ❤️
Kumru on beş yaşındaydı. Sarı, güneşin altında parlayan uzun saçları vardı; rüzgâr estiğinde bu saçlar omuzlarına dökülür, yüzünü yarı yarıya kapatırdı. Beyaz teni, Urfa güneşinde bile kolay kolay yanmazdı. Mavi gözleri ise bu topraklara ait değildi sanki; fazla masum, fazla berrak, fazla yabancıydı. Bahçede eğilmiş, süpürgeyle toprağı temizliyordu. İnce parmakları süpürgenin sapına sarılmıştı, tırnaklarının altına toprak dolmuştu ama umurunda değildi. Üzerindeki eski elbise annesinin diktiği, defalarca yamalanmış bir elbiseydi. Dizlerinin üstünde toz lekeleri vardı. Evleri küçük, kerpiçten yapılmış, avlulu eski bir Urfa eviydi. Avlunun bir köşesinde nar ağacı, diğer köşesinde kümes, karşı tarafta ise ahır duruyordu. Ahırın taş duvarları yılların yorgunluğunu taşıyor, kapısı paslı bir menteşeyle zor tutunuyordu. Annesi Fadime sabah erkenden babası Seyfi ile birlikte ahıra girmişti. Seyfi sessiz, içine kapanık bir adamdı; gözleri hep yerde, omuzları hep düşüktü. Yılmaz’ın cezaevine girdiği günden beri konuşmaz olmuştu. Fadime ise sertti; yoksulluğu ve hayatı kabullenmiş, duygularını içine gömmüş bir kadındı. Kumru süpürgesini savururken, annesinin sesini ahırdan duyduğunu sandı. “Yavaş ol Seyfi, korkuyor hayvanlar…” Sonra babasının boğuk bir homurtusu geldi. Kumru içini çekti. Yılmaz abisi olsaydı, şimdi burada olmazdı. Onun yanında gülerdi, onu korurdu, babasına karşı dik dururdu. Ama Yılmaz yoktu. Yılmaz demir parmaklıkların arkasındaydı. Kumru süpürgeyi bir kenara bırakıp ahıra doğru yürüdü. Kapının önünde durdu, içeri baktı. İnekler yemlerini yiyor, keçiler huzursuzca yer değiştiriyordu. Fadime, Seyfi’ye bir şey anlatıyordu ama Kumru duyamadı. Tam geri dönecekti ki burnuna garip bir koku geldi. Duman kokusu… Önce önemsemedi. Köyde herkes odun yakardı. Ama birkaç saniye sonra koku keskinleşti. Gözleri yandı, boğazı kurudu. Sonra bir çıtırtı duydu. Sonra bir başkası… Ve sonra… çığlık. “SEYFİ!” Annesinin sesi yırtıcıydı. Kumru’nun kalbi duracak gibi oldu. Koşmaya başladı. Ayakları çıplaktı, taşlara bastı ama acıyı hissetmedi. Ahırın kapısına vardığında içeriden siyah duman yükseliyordu. “ANA!” diye bağırdı. Kapıyı açmaya çalıştı ama kapı çok sıcaktı. Eli yandı, geri çekildi. İçeriden hayvanların böğürtüsü, tahta çatırdamaları, alevlerin uğultusu geliyordu. “BABA!” Ama cevap gelmedi. Komşular bağırarak koşmaya başladı. “Yangın var!” “Su getirin!” “İtfaiyeyi arayın!” Ama köyde itfaiye uzaktı, telefon çekmezdi. Herkes kovalarla su taşıdı. Kumru’nun elleri titriyordu, kovayı doldurup ateşe döktü ama alevler daha da büyüyordu. Fadime’nin sesi tekrar duyuldu. “Kumru!” diye bağırıyordu, ama sesi boğuluyordu. Seyfi’nin sesi hiç duyulmadı. Bir anda ahırın çatısı çöktü. Büyük bir gürültü koptu. Kumru dizlerinin üzerine çöktü. Çığlık attı ama sesi kendi kulaklarına bile ulaşmadı. Duman gökyüzüne yükselirken, köy sessizleşti. Alevler söndüğünde, geriye yanmış bir ahır ve iki cansız beden kaldı. O gün Kumru’nun çocukluğu da yandı. O yangının nedeni hiçbir zaman tam olarak öğrenilemedi. Kimi gaz lambasını suçladı, kimi kaderi, kimi de bilinmeyen bir düşmanı. Ama Kumru için sebep önemli değildi. Annesi Fadime ve babası Seyfi artık yoktu. Abisi Yılmaz cezaevindeydi. Ve Kumru dünyada tek başına kalmıştı. Cenazeden sonra ev sessizleşti. Nar ağacı bile sanki daha az meyve verdi. Komşular acıdı, başlarını okşadı ama kimse onu yanına almak istemedi. Çünkü Kumru fakirdi, yük olurdu, töre vardı, söz vardı. Yangından sonra köy günlerce konuştu. Fadime ile Seyfi’nin ölümü, ahırın kül oluşu, Kumru’nun bahçenin ortasında diz çökmüş hali… Ama konuşulan şey acı değildi. Konuşulan şey kaderdi. “Yazık oldu kıza.” “Tek kaldı.” “Abisi de hapiste.” Ve en sonunda biri fısıldadı: “Soylu aşiretine haber uçuralım… Besleme olarak alsınlar. Kız sahipsiz kalmasın.” Bu cümle Kumru’nun kaderini mühürledi. SEL MANGAZİ SOYLU GELİYOR Üç gün sonra köye siyah arabalar girdi. Toz kaldırarak, sessizliği yırtarak… Kumru avluda oturmuş, dizlerine sarılmış ağlıyordu. Sarı saçları yüzüne yapışmıştı, mavi gözleri şişmişti. Annesinin eski yazmasını kokluyor, gözyaşlarıyla ıslatıyordu. Arabadan ilk inen adam, herkesin susmasına yetti. Selmangazi Soylu. Urfa’nın en korkulan, en saygı duyulan aşiret reisi. Uzun boylu, geniş omuzlu, sert bakışlı bir adamdı. Saçları kırlaşmış, yüzü taş gibiydi. Konuşmadan bile hüküm verirdi. Yanındaki adamlar başlarını eğdi. Köylüler sessizce kenara çekildi. Selmangazi avluya girdi. Kumru’ya baktı. Bir çocuk… ama gözlerinde büyümüş bir acı vardı. KUMRU’NUN ALINIŞI “Kız bu mu?” diye sordu soğuk bir sesle. Muhtar başını salladı. “Evet ağam. Fadime’nin kızı.” Selmangazi Kumru’nun önüne çömeldi. Kız korkuyla geri çekildi. “Ağlama,” dedi adam sert ama sakin bir sesle. “Kader ağlayanları sevmez.” Kumru titreyerek baktı. “Anam… babam…” dedi boğuk bir sesle. Selmangazi ayağa kalktı. “Artık benim emanetimsin.Ben köylümü ortada bırakmam ” Köylüler birbirine baktı. Bu söz, töreye göre sahiplenmek demekti. Kadınlar fısıldadı: “Besleme olacak.” “Soylu konağına gidecek.” Kumru’nun kalbi sıkıştı. Evi, bahçesi, nar ağacı, kümesi… hepsi arkasında kalacaktı. Selmangazi yanındaki adama döndü. “Bozkurt’a haber verin,” dedi. “Oğlum , okulu bitirince buralar hep onun .” Köylüler irkildi. Soylu aşiretinin veliahtı… İstanbul’da üniversite okuyan Bozkurt Soylu. Henüz yirmi üç yaşında ama adı şimdiden efsane gibi dolaşıyordu. Ama Bozkurt burada değildi. Kumru onu henüz tanımıyordu Kumru avludan ayrılırken nar ağacına son kez baktı. Toprağı avucuna aldı. Gözyaşları toprağa karıştı. “Yılmaz abi…” diye fısıldadı. “Gelsen de kurtarsan beni…” Ama Yılmaz demir parmaklıkların ardındaydı. Ve Kumru, Soylu konağının arabasına bindirildi. Araba hareket ettiğinde, Kumru’nun çocukluğu köy yolunda kaldı. Selmangazi Soylu, kızı konağa getirdi. Karısı Fikriye Soylu otorite ve sert bir kadındı ama kalbi yumuşaktı. Kimseyi kırmazdı . Kumru arabadan iner inmez, büyük konağın ihtişamı karşısında gözleri faltaşı gibi açıldı. Taş duvarlar, yüksek kapılar, ön bahçedeki çeşmeler… Her şey onun köyde bildiği dünyadan farklıydı. Ayakları çıplak, elbiseleri toz içindeydi. Sarı saçları rüzgârda savruluyor, mavi gözleri korku ve merak arasında titriyordu. Selmangazi Soylu, kararlı adımlarla Kumru’nun yanında yürüdü. “Burası artık senin evin,” dedi soğuk, ama keskin bir sesle. Kumru kafasını salladı, kelimeler boğazına düğümlendi. Konağa girdiklerinde, içeride Fikriye Soylu karşısına çıktı. Orta yaşlı, sert ama bir o kadar da sıcak bir kadın… Gözlerinde otorite vardı ama gülüşünde yumuşak bir ışık saklıydı. “Hoş geldin Kumru,” dedi, sesi nazik ama kararlıydı. Kumru başını öne eğdi, kelimeler hâlâ boğazında düğümlüydü. Konağın arkasında, küçük bir müştemilat vardı. Kumru oraya götürüldü; odası sade, toprak zeminli ve biraz karanlıktı. Ama kendi başına kalabileceği, bir nebze güvenli bir yerdi. Ellerini yıkadı, saçlarını taradı; bakışları odanın köşelerinde gezinirken kalbi hâlâ sıkışıyordu. Tam o sırada içeri küçük bir kız girdi. Küçük, gülümseyen bir yüz, temiz ve samimi… “Merhaba! Ben Meva,” dedi neşeyle. Kumru şaşkınlıkla baktı, gözleri hâlâ kırmızı ve şişti. “Ben… ben Kumru,” dedi boğuk bir sesle. Meva yaklaşarak elini tuttu. “Üzülme, burası kötü bir yer değil. Sana yardım ederim,” dedi. Kumru hafifçe gülümsedi; uzun zamandır hissetmediği bir sıcaklık, kalbinde küçük bir kıvılcım yaktı. Fikriye Soylu araya girdi. “Kumru, burada çalışman gerekecek. Müştemilatt senin yerin , konakta temizlik yapacaksın, evin işlerine yardım edeceksin. Ama sakın unutma, bu ev sana da ev… Yavaş yavaş alışacaksın.” Kumru başını eğdi. Evet, artık burası onun evi olacaktı. Ama hâlâ içinde büyük bir boşluk vardı. Yılmaz yoktu. Köydeki bahçesi, annesi, babası geride kalmıştı. Meva, Kumru’nun gözlerindeki hüznü fark etti. “Hadi, sana gösteririm. Burada yalnız değilsin,” dedi, elini uzatıp Kumru’yu odasının dışına çıkardı. Küçük kız, Kumru’ya konağı, arka bahçeyi ve müştemilattaki diğer bölümleri gösterirken, Kumru yavaş yavaş kendini biraz daha güvende hissetmeye başladı. Ama aklının bir köşesinde hâlâ Yılmaz vardı, dışarıda, uzaklarda… Ve Kumru, Soylu konağının taş duvarları arasında büyüyen yalnız bir kuş gibi titreyerek yeni hayatına alışmaya çalışıyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.0K
bc

Sessiz Çığlık

read
10.5K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
27.2K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
34.7K
bc

İNFAZ

read
4.8K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.7K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook