Demirhanlı Konağı’nın üst katındaki çalışma odasında ağır bir sessizlik vardı.
Kalın taş duvarlar bile bu sessizliği yutamıyordu.
Azer Demirhanlı pencerenin önünde duruyordu.
Sigara dumanı odada ağır ağır yükseliyordu.
Masada tek bir dosya vardı.
Üzerinde resmi bir mühür: DNA RAPORU.
Devran kapının yanında ayakta bekliyordu.
Sesi kısık çıktı:
“Sonuç geldi.”
Azer dönmedi.
Sadece elini uzattı.
Dosyayı aldı.
Mührü yavaşça açtı.
Raporu tek tek okudu.
Babalık olasılığı: %99,98
O an Azer’in yüzünde hiçbir duygu belirmedi.
Ne öfke.
Ne şaşkınlık.
Ne rahatlama.
Sadece soğuk bir kabul.
Sigara parmaklarının arasında titredi.
Söndürdü.
“Sonuç belliydi zaten ! ,” dedi.
Devran nefesini tuttu.
“Ne yapacağız?”
Azer raporu masaya koydu.
Bakışları karardı.
“Şimdi asıl mesele başlıyor.”
Ertesi akşam aşiret büyükleri yeniden toplandı.
Bu kez hava daha ağırdı.
Çünkü artık şüphe yoktu.
Artık gerçek vardı.
Selmangazi Soylu masanın başında oturuyordu.
Yüzü sertti ama gözlerinde bir baba korkusu vardı.
Azer karşısındaydı.
Gözlerinde merhamet yoktu.
Yaşlı ağa bastonunu yere vurdu:
“Sonuç kesin. Çocuk Soylu’nun oğlundan.”
Avluda mırıldanmalar yükseldi.
Selmangazi ayağa kalktı.
Sesi kararlıydı:
“Bozkurt benim oğlum.
Hatası büyük ama kaçmaz.”
Azer’e baktı.
“Ceylin ile nikâh kıyılır.
İki aşiret akraba olur.
Bu iş kanla değil, nikâhla kapanır.”
Bazı ağalar başlarını salladı.
“Bu en akıllıca yol.”
“Kan dökülmez.”
Azer ayağa kalktı.
Sessizlik çöktü.
“DNA sonucu gerçeği değiştirmez,” dedi.
“Bu adam ! benim namusuma uzandı amına koyduğum pezevengi ! .”
Selmangazi’ye yaklaştı.
Bakışları buz gibiydi.
“Demirhanlı kızı nikâhla temizlenmez.”
Masaya hafifçe vurdu.
“Ben hükmümü verdim.”
Yaşlı ağa araya girdi:
“Bu coğrafyada töre ağırdır ama kan davası daha ağırdır.”
Azer gözlerini kısarak konuştu:
“Ben kan davasından korkmam.”
Avluda bir uğultu yükseldi.
Bozkurt içeri getirildi.
Elleri kelepçesizdi ama iki adam arasında yürüyordu.
Yüzü solgundu.
İlk kez bu kadar sessizdi.
Selmangazi oğluna baktı.
“Doğru mu oğlum bebek senden mi ?”
Bozkurt başını eğdi.
“Evet.”
Azer gözlerini ondan ayırmıyordu.
“Bir kelime daha de lan piç! ” dedi.
Bozkurt yutkundu.
“Çocuk benden.”
O an meclisteki bazı yaşlılar derin nefes aldı.
Artık geri dönüş yoktu.
Azer bir adım öne çıktı.
“Ben kız kardeşimi kimseye kurban vermem.”
“Soylu’nun oğluyla nikâh istemiyorum.”
Selmangazi’nin sesi sertleşti:
“O zaman savaş istiyorsun.”
Azer’in dudakları kıpırdadı.
“Ben savaşla büyüdüm.”
Yaşlı ağa bastonunu yere vurdu:
“Bu iş burada bitmez.”
“Demirhanlı nikâh istemez.
Soylu ölüm istemez.”
“Bu iki hüküm çarpışırsa şehir yanar.”
Sonra ağır ağır konuştu:
“Gençler ayrılır.
Nikâh şimdilik askıya alınır.
Bozkurt Demirhanlı’nın elinde kalır.
İki aşiret savaş hazırlığı yapar ne diyelim ! ”
Azer dişlerini sıktı ama başını salladı.
Selmangazi ise oğluna baktı.
İlk kez çaresizdi.
Toplantı dağıldı.
Ama karar yoktu.
Sadece fırtına öncesi sessizlik vardı.
Azer arabasına binerken Devran’a döndü:
“DNA sonucu her şeyi kolaylaştırdı.”
Devran şaşırdı.
“Nasıl yani?”
Azer karanlığa baktı.
“Artık öldürürsem herkes haklı der amına koyayım iyi oldu bu çok iyi oldu .”
Soylu Konağı’nın en üst katındaki çalışma odasında gece lambası yanıyordu.
Urfa’nın ağır sıcağı bile bu odanın içindeki gerilimi eritmeye yetmiyordu.
Selmangazi Soylu pencerenin önünde durmuş, avluya bakıyordu.
Konağın taş duvarları, yılların gücü, kanı ve töresini taşıyordu.
Ama bu kez mesele aşiret değil, oğluydu.
Bozkurt Demirhanlı’nın elindeydi.
Ve Azer’in bakışlarında merhamet yoktu.
Selmangazi bastonunu yere vurdu.
“Bu çocuk burada ölür,” diye fısıldadı.
Yanında en güvendiği adamları vardı.
Baş koruması Halil, eski kurt İbrahim Ağa ve genç ama zeki danışmanı Aras.
“Demirhanlı ölüm hükmünü geri çekmez,” dedi İbrahim Ağa.
“DNA çıktı. Artık töre onların yanında.”
Selmangazi gözlerini kapadı.
“Ben töreye değil, akla bakarım.”
Aras öne eğildi.
“Ceylin Demirhanlı da risk altında. Azer onu koruyor ama töre geri adım atmaz.”
Selmangazi ağır ağır başını salladı.
“Ceylin ölürse bu şehir yanar.”
Halil fısıldadı:
“Ne yapacağız ağam?”
Selmangazi gözlerini açtı.
“İkisini de bu şehirden çıkaracağız.”
Oda sessizliğe büründü.
“Bozkurt’u Demirhanlı’dan alacağız.”
“Ceylin’i Demirhanlı’dan alacağız.”
İbrahim Ağa kaşlarını çattı.
“Bu… savaş demek.”
Selmangazi dudaklarını sıktı.
“Bazen savaş çıkmadan kazanılır.”
Masaya eğildi.
Elinde Urfa’nın ve çevre ilçelerin haritası vardı.
“Demirhanlı’nın adamları her köşe başında.”
“Ceylin konakta. Bozkurt onların misafiri.”
Aras sakin konuştu:
“Direkt baskın olmaz.”
Selmangazi gülümsedi.
“Direkt olmayacak.”
Parmağı haritada uzak bir noktaya dokundu.
“Suriye sınırı.”
Herkes anladı.
“Bir konvoy düzenleyeceğiz.”
“Ceylin’in sağlık kontrolü bahanesiyle şehir dışına çıkmasını sağlayacağız.”
“Bozkurt ise Demirhanlı’dan ‘aşiret görüşmesi’ bahanesiyle alınacak.”
Halil şaşırdı.
“Azer izin vermez.”
Selmangazi’nin sesi soğuktu:
“Azer’e izin istemeyeceğiz.
Azer meclisle uğraşırken biz işimizi bitireceğiz.”
Selmangazi sandalyesine oturdu.
“Demirhanlı’ya barış görüşmesi mesajı yollanacak.”
Aras başını salladı.
“Onlar güvenmez.”
“Güvenmek zorunda kalacaklar,” dedi Selmangazi.
“Çünkü ben aşiret meclisini toplayacağım.
Bozkurt’u teminat olarak gönderecekler.”
“Ceylin için sağlık raporu bahanesi,” dedi Aras.
“Doktor İstanbul’dan gelecek.”
Selmangazi hafifçe gülümsedi.
“Doktor Soylu’nun doktoru olacak.”
Selmangazi ayağa kalktı.
Bastonunu aldı.
“Bozkurt benim oğlum.”
“Ceylin masum bir kız.”
“Bu şehir töreyle yanacaksa, ben töreyi çalarım.”
Adamlarına baktı.
“Bu gece hazırlık başlasın.”
Kapıya yöneldi.
“Kimse bilmeyecek.”
“Azer bile.”
Urfa’da o gece iki aşiret değil,
iki zihin savaşa hazırlanıyordu.
Ve Selmangazi Soylu, hayatındaki en büyük kumarı oynuyordu.
Urfa geceye gömülmüştü.
Şehrin üstüne çöken karanlık, taş konakların gölgelerini daha da sert gösteriyordu.
Demirhanlı Konağı’nda her şey sakin görünüyordu.
Azer Demirhanlı o gece aşiret meclisinde uzun süren bir toplantıdaydı.
Kan davası konuşuluyor, töre tartışılıyor, Bozkurt’un akıbeti için son karar şekilleniyordu.
Ve tam da Selmangazi’nin istediği gibi…
Azer konakta değildi.
Demirhanlı Konağı’nın kapısına siyah camlı bir ambulans yanaştı.
Üzerinde İstanbul’dan gelen özel bir hastanenin logosu vardı.
Doktor önlüklü iki adam indi.
Belgeleri gösterdiler.
“Riskli gebelik.Saglik ocağında test yapılmış acil müdahale lazım . İstanbul’da ileri tetkik gerekli.”
Demirhanlı’nın yaşlı annesi tereddüt etti.
Ama aile doktoru raporu onayladı.
Kimse Selmangazi’nin imzasını taşıyan bu belgelerin sahte olabileceğini düşünmedi.
Ceylin odasından çıktı.
Yüzü solgundu.
Karnına dokundu.
“Abim bilmiyor mu?” diye fısıldadı.
“Bilmiyor,” dedi hemşire kılığındaki kadın.
“Seni korumak için.”
Ceylin bir an tereddüt etti.
Ama bu, kurtuluş gibi görünüyordu.
Arabaya bindi.
Kapı kapandı.
Ambulans siren çalmadan, sessizce konağı terk etti.
Demirhanlı Konağı’ndan çıkan araç, geceyi yararak şehir dışına yöneldi.
Ve kimse Ceylin Demirhanlı’nın kendi evinden kaçırıldığını fark etmedi.
Bozkurt, Demirhanlı misafir evinde tutuluyordu.
Koruma vardı ama misafir gibi davranılıyordu.
Gece yarısına doğru kapı çaldı.
“Soylu Ağa’dan haber var,” dedi gelen adam.
“Barış görüşmesi. Aşiret meclisi toplandı.”
Demirhanlı adamları tereddüt etti.
Ama Selmangazi’nin imzası ve aşiret mühürü vardı.
Bozkurt’a döndüler.
“Ağa seni istiyor.”
Bozkurt şaşırdı.
“Babam mı?”
“Evet. Hemen.”
Bozkurt montunu aldı.
Arabaya bindi.
Araç Demirhanlı Konağı’ndan çıktı.
Ama aşiret meclisine değil…
Şehrin dışına, ıssız bir yola yöneldi.
Bozkurt şüphelendi.
“Nereye gidiyoruz?”
Şoför aynadan baktı.
“Ağanın talimatı.”
Bozkurt’un telefonu çekmiyordu.
Bir süre sonra araç durdu.
Başka siyah araçlar geldi.
Halil indi.
“Bozkurt Bey, hoş geldiniz.”
Bozkurt anladı.
“Babam mı gönderdi seni?”
Halil başını salladı.
“Evet.”
Bozkurt arabadan indirildi.
Başka bir araca bindirildi.
Demirhanlı adamları durumu fark ettiğinde çok geçti.
Konvoy geceye karışmıştı.
Azer toplantıdan çıktığında saat gece üçtü.
Telefonuna onlarca cevapsız çağrı düştü.
Annesi arıyordu.
Koruma şefi arıyordu.
Telefonu açtı.
“Ceylin yok,oğlum nerde bu kız ” dedi annesi titreyen bir sesle.
Azer durdu.
“Ne demek yok?”
“Ambulansla gitti. İstanbul’a.Sağlık ocağında test yapılmış gebeligi riskliymis ! ”
Azer’in gözleri karardı.
Aynı anda adamı geldi.
“Bozkurt da alınmış. Soylu Ağa’nın adamları aldı.”
Azer’in eli telefonu sıktı.
Bu bir kaçırma değildi.
Bu savaş ilanıydı.
Azer arabaya bindi.
Şoföre tek kelime söyledi:
“Soylu Konağı.”
Yolda sigarasını yaktı.
Gözleri karanlığa kilitlendi.
“Selmangazi,” dedi kendi kendine.
“Benim kız kardeşimi benden çaldın.”
Telefonunu çıkardı.
Devran’ı aradı.
“Adamları topla,” dedi.
“Bu şehir bu gece uyumayacak.”
Urfa’da o gece töre değil,
zeka konuşmuştu.
Ama Azer Demirhanlı için bu, sadece başlangıçtı.