Bozkurt'un dikkatimi Çeken Kumru 🪶

1066 Words
O sırada konakta herkes Bozkurt’un sıra gecesinde olduğunu sanıyordu. Selmangazi Ağa misafirlerle oturmuş, Bozkurt’un İstanbul hikâyelerini anlatıyordu. Fikriye Hanım oğlunun erken döneceğini düşünüyordu. Meva odasında ders çalışıyordu. Ve Kumru… Müştemilat odasında lambayı yakmış, yine günlüğüne yazıyordu. Bu gece sıra gecesinde. Belki gülecek, belki eğlenecek. Ben burada seni düşünmekten vazgeçemiyorum. Fotoğrafı kitabın arasından çıkardı. Yatağın üstüne uzandı, fotoğrafı göğsüne koydu. “Bozkurt Bey…” diye fısıldadı. “Şimdi neredesin? Beni hiç düşünür müsün?” Bilmiyordu. Bozkurt o anda başka bir odada, başka bir dünyadaydı. Otel odasında Bozkurt pencereye yaklaştı. Sigara yaktı, dumanı şehre üfledi. Bu hayat ona kolay geliyordu. Kimseye bağlanmamak, kimseye hesap vermemek. Ama içinde bir boşluk vardı. Adını koyamadığı, kaçtıkça büyüyen bir boşluk. Otelin soğuk ışıkları yüzünü sert gösteriyordu. Aklına konaktaki sessiz kız geldi mi? Hayır… henüz gelmedi. Kumru onun dünyasında yoktu. Ama kader, bazı insanları birbirine yavaş yavaş yaklaştırırdı. 2 sene sonra 🔥 Kumru on sekiz yaşına girdiğinde, Soylu konağı onu tanıyamaz hale gelmişti. Artık müştemilatta kalan, başı eğik, gözleri yere bakan küçük kız değildi. Saçları uzamıştı… belini geçmişti. Sarı değil, neredeyse güneşte parlayan bir altın rengindeydi. Dalga dalga sırtına dökülüyordu. Beyaz teni porselen gibi pürüzsüzdü. Gözleri maviyle yeşil arasında, bakana bir daha baktıran türdendi. Giyimi de değişmişti. Fikriye Hanım ona düzgün elbiseler almış, Meva ondan küçük olmasına rağmen modaya uygun giyinmeyi öğretmişti. Artık konağın içinde çalışan bir besleme gibi değil, evin genç hanımlarından biri gibi görünüyordu. Ama içindeki kız hâlâ aynıydı. Sessiz, kırılgan, gizli gizli seven… İki yıl sonra Bozkurt İstanbul’dan döndü. Artık yirmi beş yaşındaydı. Daha olgun, daha karanlık, daha tehlikeli bir çekiciliği vardı. İstanbul onu daha da soğutmuştu.Ama hala aynı adamdı , çapkın, kız avcısı ... Siyah arabası konağın önünde durduğunda, herkes avluya çıktı. Selmangazi Ağa gururla oğlunu karşıladı. Fikriye Hanım sarıldı. Meva gülümsedi. Kumru ise mutfakta tepsi hazırlıyordu. Ama kalbi hızlandı. Bozkurt Bey gelmişti. Tepsiye kahveleri dizdi. Ellerinin titrediğini fark etti. Derin bir nefes aldı. Artık çocuktum değilim. Artık beni çocuk sanmaz. Avluya çıktığında güneş saçlarına vurdu. Bozkurt tam sigarasını yakmıştı. Gözleri bir anda ona takıldı. Kumru başını eğdi, tepsiyi tuttu. Ama Bozkurt bakmayı kesti. Bir anlık sessizlik oldu. Bozkurt’un bakışı değişti. Bu kız… Bu, o sustuğu küçük besleme miydi? Saçları beline kadar uzanıyordu. Yürüyüşü yumuşaktı ama özgüvenliydi. Elbisesi bedenine oturuyor, ince beli ve uzun boyu ortaya çıkıyordu. Yüzü masumdu ama bakışlarında artık bir kadın vardı. Bozkurt bir daha baktı. Sonra bir daha. “Kim o?” diye sordu Meva’ya. Meva hafif gülümsedi. “Kumru. Hatırlamıyor musun? Besleme kız.” Bozkurt’un kaşları hafifçe kalktı. “Bu mu , nasıl olur ? ” Meva başını salladı. “Evet. İnanılmaz değişti.” Bozkurt sigarasını söndürdü. Bakışlarını Kumru’dan ayıramadı. Kumru tepsiyi Selmangazi Ağa’nın önüne koydu. Sonra Bozkurt’un önüne eğildi. “Hoş geldiniz, Bozkurt Bey,” dedi sessiz bir sesle. Bozkurt’un gözleri onun yüzüne kilitlendi. Mavi gözleriyle göz göze geldi. Bir saniye. İki saniye. Bozkurt ilk kez onun gözlerine gerçekten baktı. Bu kız… Güzel kızları çok seven bir adam olarak, göz ardı edemeyeceği kadar güzeldi. “Teşekkür ederim,” dedi soğuk ama dikkatli bir tonla. Kumru’nun parmakları tepside hafifçe titredi. Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Bozkurt onun yürüyüşünü izledi. Saçlarının sırtında dalgalanışını, ince boynunu, omuzlarını…kalçasını, küçük göğüslerini ince ve uzun beyaz bacaklarını... Bu kız ne zaman böyle oldu? İstanbul’da sayısız kız görmüştü. Modeller, sosyetikler, gece kulübü kızları… Ama Kumru’nun güzelliği başka bir şeydi. Doğal. Masum. Ama tehlikeli. Bozkurt kadınları severdi. Güzel kadınlara zaafı vardı. Ama bağlanmazdı. Ve şimdi, kendi evinde büyüyen bir kızın böyle bir kadına dönüşmesi… İlginçti. Tehlikeliydi. Ama çekiciydi. O gece Kumru müştemilata döndü. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Günlüğünü açtı. Bugün seni ilk defa gerçekten gördüm. Gözlerin bana baktı. Belki sadece bakıştı ama ben yıllardır bunu bekliyordum. Sen beni fark etmedin sanıyordum. Ama bugün fark ettin. Ve ben bundan korktum… Çünkü seni sevmek benim kaderim oldu. Ama sen beni sevmeyeceksin. Bunu biliyorum. Fotoğrafını kitabın arasından çıkardı. Ama bu kez fotoğraf eski değildi. Yeni bir fotoğraftı: Bozkurt’un İstanbul’dan döndüğü gün, uzaktan gizlice çektiği bir kare. Fotoğrafa baktı. “Bir gün… beni sever misin?” diye fısıldadı. Ama fotoğraf cevap vermedi. Bozkurt odasında gömleğini çıkarırken aynaya baktı. Ama aklında kendi yansıması yoktu. Aklında avluda duran sarı saçlı kız vardı. Mavi-yeşil gözlü. Masum ama tehlikeli. “Besleme Kumru…” diye mırıldandı. Bu hikâye… Yeni başlıyordu. Bozkurt’un dönüşünden sonra konakta bir şey değişmişti. Kumru bunu hissediyordu. Artık avludan geçtiğinde Bozkurt’un bakışlarını üzerinde hissediyordu. Bazen koridordan yürürken, bazen mutfakta tepsi taşırken, bazen bahçede çiçek sularken… Bozkurt oradaydı. Sessiz, gözleriyle izleyen bir gölge gibi. Bozkurt bunu bilinçli yapıyordu. Bir öğleden sonra Kumru avluda nar ağacının altında çamaşır asıyordu. Beyaz bir elbise giymişti. Rüzgâr saçlarını savuruyor, ince kumaş tenine yapışıyordu.Etegi rüzgar ile havalanıyor, beyaz bacakları görünüyordu ... Bozkurt verandada oturuyordu. Elinde kahvesi, gözleri ise sadece Kumru’nun üzerindeydi. Kumru eğildi. Bozkurt bakışlarını kaçırmadı.Kalçalarını izledi iç çekti ,dudağını yaladı. " Çok seksi " diye fısıldadı. Bu kız… Farkında olmadan bile dikkat çekiyordu. Bu evde büyüdü, diye düşündü. Ama artık bir kadın. Bozkurt’un bakışları uzun sürdü. O kadar uzun ki Meva fark etti. “Abi, bakmayı kes istersen,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. “Gözlerini dikecek bir şey bulmuşsun.” Bozkurt kaşlarını kaldırdı. “Saçmalama.Ne ara abin ile böyle konuşmaya başladın lan sen ! ” Ama bakmayı kesmedi. Kumru onun baktığını hissediyordu. Sırtında bir ağırlık gibi. Bir an başını çevirdi. Göz göze geldiler. Bozkurt bakışlarını kaçırmadı. Gözlerini kısmadan, saklamadan, açık açık baktı. Kumru’nun kalbi hızlandı. Yanakları kızardı. Beni görüyor, diye düşündü. Gerçekten görüyor. O an içinden geçen tek şey buydu. Akşamüstü Bozkurt koridorda Kumru’ya denk geldi. Kumru elinde çarşaflarla yürüyordu. Bozkurt yolunu kesti. “Yeni elbise mi?” diye sordu, sesi sakin ama dikkatliydi. Kumru başını eğdi. “Evet… Fikriye Hanım aldı.” Bozkurt onu baştan aşağı süzdü. Kumru bunu hissetti. Sanki üzerindeki kumaşı, saçlarının tel tel parlaklığını, gözlerinin rengini inceliyordu. Göğüs dekoltesine baktı sırıttı “Yakışmış,” dedi kısa bir cümleyle. Bu tek kelime, Kumru’nun içini titretti. Bozkurt odasına çıktığında aklı hâlâ Kumru’daydı. Bu kızın masumluğu ona tehlikeli geliyordu. İstanbul’daki kızlar gibi değildi. Bakışları temizdi. Ses tonu kırılgandı. Ve bu, onu daha çekici yapıyordu. Ama Bozkurt bunu kendine bile itiraf etmiyordu. O gece Kumru günlüğünü açtı. Kalemi titriyordu. "Bugün bana baktı. Sadece baktı ama sanki beni görüyordu. Belki bir gün beni sevebilir. Belki kaderim değişir. Ama korkuyorum. Çünkü bakışlarında bir şey var… Hem sıcak hem de soğuk. Bozkurt Bey beni izliyor. Ve ben bundan kaçmak yerine umutlanıyorum." Günlüğü kapattı. Fotoğrafını çıkardı. Yastığının altına koydu. “Bir gün bana bakarken kalbin de bakar mı?” diye fısıldadı. Ama Bozkurt’un kalbi henüz kimseye bakmıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD