Gündüzleri konakta ağırbaşlı, mesafeli görünürdü.
Fikriye Hanım’a saygılı, Meva’ya korumacı, babasına karşı soğuk ama saygılı…
Ama geceleri?
Telefonu susmazdı.
Mesajlar, çağrılar, davetler…
Hizmetçiler fısıldardı:
“Bozkurt Bey yine gece çıkmış.”
“Yanında bir kız varmış.”
“Soylu konağına bile getirmiş diyorlar.”
Kumru bu fısıltıları duyuyordu.
Her kelime kalbine bıçak gibi batıyordu.
Bir gece Kumru mutfaktan su almaya çıktığında, avluda Bozkurt’u gördü.
Yanında şehirli bir kız vardı.
Kız kahkaha atıyor, Bozkurt ona eğilmiş bir şeyler fısıldıyordu.
Kumru durdu.
Sarı saçları loş ışıkta parlıyordu.
Mavi gözleri karardı.
Bozkurt, Kumru’nun varlığını fark etmedi bile.
Yanındaki kızla konağın dışına çıktı.
Kumru’nun içi yandı.
Ama kimseye söylemedi.
Sadece günlüğüne yazdı.
“Bozkurt Bey bugün yine bir kızla çıktı.
Onu gördüğümde kalbim ağrıyor.
Benim için hiçbir şey ifade etmiyorum.
Zaten o şehirli, zengin, güçlü…
Ben sadece besleme bir kızım.
Ama keşke bu kadar canımı yakmasaydı.”
Altı ay sonra .....
Altı ay geçmişti.
Kumru artık Soylu Konağı’nın bir parçası gibiydi. Başta korktuğu taş duvarlara alışmış, hizmetkârların arasına karışmıştı. Kimse ona kötü davranmamıştı. Selmangazi Ağa sertti ama adildi. Konaktaki kadınlar Kumru’ya acır gibi değil, sahip çıkar gibi davranıyordu.
Ama Kumru’nun kalbi başka birine alışmıştı.
Bozkurt Soylu’ya.
Bozkurt, İstanbul’dan döneli altı ay olmuştu. Konağın en büyük odası onun içindi. Kumru onu her gördüğünde kalbi çarpardı. Uzun boyu, karanlık bakışları, rahat tavırları… Onun yanında Kumru kendini bir çocuk gibi hissederdi ama yine de her nefesini Bozkurt’a bağlamıştı.
O gün Bozkurt’un odasını temizlemek onun göreviydi.
Elinde tepsiyle kapıyı çaldı.
“Bozkurt Bey?” dedi kısık bir sesle.
Cevap gelmedi.
Kapıyı hafifçe araladı.
Oda dağınıktı. Perdeler kapalı, yatak karmakarışıktı. Masanın üstünde boş içki şişeleri, telefon, sigara paketi vardı. Bozkurt aynanın karşısında gömleğini giyiyordu. Kumru’nun geldiğini görünce yüzü anında sertleşti.
“Kim dedi sana içeri gir diye?”
Kumru irkildi.
“Temizlik için… Ağa’nın emri…”
Bozkurt’un gözleri karardı. Bir anda sesini yükseltti.
“Ben sana odama gir dedim mi?”
Kumru’nun eli titredi, tepsiyi zor tuttu.
“Özür dilerim, bilmiyordum…”
Bozkurt birkaç adım attı, Kumru’nun karşısına dikildi. Aralarında sınıflar kadar mesafe vardı. Kumru onun gölgesinde küçüldü.
“Bir daha bu odaya izinsiz girdiğini görmeyeyim. Sen hizmetçisin. Haddini bil.”
Sesini daha da yükseltti.
“Anlıyor musun? HADDİNİ BİL!”
Kumru’nun gözleri doldu.
“Ben sadece temizlik…”
“Kes!” diye bağırdı Bozkurt.
“Benim odama girmeyeceksin. Benimle konuşmaya kalkmayacaksın. Yüzüme bile bakma. Sana acıyacak değilim.Besleme Kumru ! ”
Bu sözler Kumru’nun kalbine hançer gibi saplandı.
Bozkurt yüzünü çevirdi, aynaya baktı. Onun için Kumru yoktu. Sadece görünmez bir hizmetçiydi.
Kumru’nun dudakları titredi. Gözlerinden yaşlar süzüldü ama ağlamamaya çalıştı. Onun önünde ağlamak istemedi. Başını eğip odadan çıktı.
Koridorda adımlarını zor attı. Konağın mermer zemini gözyaşlarıyla bulanıklaştı. Herkesin içinde ağlayamazdı. Koşa koşa müştemilata gitti. Kapıyı kapattı, yere çöktü.
Sonra günlüğünü çıkardı.
Bugün kalbim ilk kez bu kadar acıdı.
Bozkurt Bey bana bağırdı. “Haddini bil” dedi. Yüzüme bile bakmadı.
Ben ona hiç kötülük yapmadım. Sadece temizlik için girdim odasına. Ama bana sanki değersizmişim gibi baktı.
Belki de gerçekten öyleyim. Ben beslemeyim. Bir aşiretin konağında büyüyen sahipsiz bir kızım.
Ama neden kalbim onu böyle seviyor?
İstanbul’da kızlarla gezdiğini duydum. Her gece başka bir kız… O kızlar güzel, zengin, özgür. Ben ise burada duvarların arasında büyüyen bir kuş gibiyim.
Beni asla görmeyecek. Bunu bugün anladım.
Ama yine de onu sevmekten vazgeçemiyorum.Besleme Kumru dedi bana ....Offff ....
Kumru.
Kumru günlüğü kapattı, yüzünü dizlerine gömdü. Sessizce ağladı. Konağın taş duvarları onun sessiz çığlığını yuttu.
O ise bilmiyordu…
Bu bağırış, bu aşağılama, sadece başlangıçtı.
Bozkurt Soylu’nun kalbi soğuktu.
Ama kader, en soğuk kalpleri bile yakacak bir aşk yazmıştı.
Ve Kumru, bir gün o kalbin en derin yarası olacaktı.
Urfa gecesi ağırdı.
Sokaklardan yükselen bağlama sesi, uzun havalar, kahkahalar…
Bozkurt Soylu, sıra gecesindeydi.
Konağın şoförü onu şehrin en gösterişli mekânına bırakmıştı. Gömleğinin birkaç düğmesi açıktı, kol saatinin altını ışıklar parlatıyordu. Yanında Urfa’nın zengin gençleri vardı. Önünde rakı masası, etrafında gülen kızlar…
Bir kız koluna girdi, fısıldadı:
“İstanbul beyefendisi, Urfa’ya alışabildiniz mi?”
Bozkurt gülümsedi.
“Urfa güzel. Ama İstanbul başka.”
Kız kahkaha attı, omzuna yaslandı.
“İstersen Urfa’yı sana sevdireyim.”
Bozkurt kadehini kaldırdı.
“Deneyelim bakalım.”
Kızların kahkahaları, Bozkurt’un rahat tavırları, gecenin karanlığı…
O, yine kendini özgür sanıyordu. Kimseye bağlanmadan, kimseyi umursamadan.
Ama konakta başka bir dünya vardı.
Kumru odasında tek başınaydı.
Yatakta dizlerini karnına çekmiş oturuyordu. Elinde bir kitap vardı. Kitabın arasından bir fotoğraf çıkardı.
Bozkurt’un fotoğrafı.
Gizlice almıştı.
Konakta bir gün Selmangazi Ağa’nın misafirleri gelmiş, fotoğraf çekilmişti. Kumru fotoğrafın bir kopyasını çöpe atılacaklardan almıştı. O günden beri kitabının arasında saklıyordu.
Fotoğrafa baktı.
Bozkurt ciddi bakıyordu. Gözleri sertti ama güzel bir adamdı. Yunan heykelleri gibi yüz hatları, karanlık bakışları, dik duruşu…
Parmağıyla fotoğraftaki yüzünü okşadı.
Fısıldadı:
“Bir gün… beni de sever misin?”
Sesi titredi.
“Beni bir insan gibi görür müsün?”
Fotoğrafı göğsüne bastırdı.
Kalbi hızlı hızlı atıyordu.
Sonra günlüğünü çıkardı.
" Bugün yine sıra gecesine gittiğini duydum.
Herkes kızlarla eğlendiğini söylüyor.
Ben burada, konakta tek başıma fotoğrafına bakıyorum.
Bozkurt Bey, sen beni hiç görmedin. Ama ben seni her gün görüyorum.
Bir gün sende beni sever misin?
Beni küçük bir besleme olarak değil, bir kadın olarak görür müsün?
Eğer bir gün bana gülümsersen, dünyanın en mutlu insanı olurum.
Kumru.
Kumru günlüğü kapattı.
Fotoğrafı tekrar kitabın arasına koydu ama uyuyamadı. Pencereden Urfa’nın ışıklarına baktı. Bozkurt’un şimdi hangi kızla güldüğünü düşündü.
Kalbi acıdı ama umudu sönmedi.
Çünkü bazı kızlar, en imkânsız aşklara bile sessizce tutunur.
Urfa gecesi Bozkurt’a dar gelmişti.
Sıra gecesindeki kalabalık, bağlamalar, kahkahalar… Hepsi bir süre sonra ona sıradan gelmişti. Masadaki kızlardan biri kulağına eğildiğinde, Bozkurt dudaklarında tembel bir gülümsemeyle ayağa kalktı.
“Beni biraz boğdular,” dedi.
“Gel,” diye fısıldadı kız. “Sessiz bir yer biliyorum.”
Şoförüne haber vermedi.
Ailesine, konağa, kimseye söylemedi.
Urfa’nın en lüks otellerinden birine girdiler. Resepsiyondaki görevli Bozkurt Soylu adını duyunca başını eğdi, oda anahtarını sessizce uzattı. Soylu aşiretinin veliahtı için kimse soru sormazdı.
Asansör sessizce yükseldi.
Kız kolunu Bozkurt’un ceketine dolamıştı.
“Urfa’da sıkıldın mı?” diye sordu.
“Biraz,” dedi Bozkurt. “Ama sıkıldığım yerden her zaman kaçmayı bilirim.”
Oda kapısı kapandığında şehir geride kaldı.
Pencereden Urfa’nın ışıkları görünüyordu, ama Bozkurt’un aklında konak, ailesi, töre yoktu.
Bu onun kaçış gecelerinden biriydi.
Kimsenin bilmediği, kimsenin konuşmadığı bir gece.
Bozkurt ile kız sevişti... Kız sabaha kalktı Bozkurt yüzüne bile bakmadı
" Paranı hesaba mı atayım , burda mı vereyim dedi kıza ." kız gözleri doldu taştı ve çıktı ordan ....