Ağaçların ardından bana ait olmadığına emin olduğum bir çıtırdı duyduğum anda durdum.
Hareketsizce bekledim ve ses üst üste tekrarladı. Yaklaşarak devam etti.
Büyükçe bir ağacın arkasına geçip bekledim.
Her sabah rutin olarak koşuya çıktığım bana ait olan ve korunaklı bir ormanlık alandaydım.
Ormanın tüm çevresi gözetimim altındaydı yine de birisi içeri sızmaya çalışsa deneyeceği en muhtemelen yol orman yoluydu.
Adım sesleri yaklaştıkça daha dikkat kesildim. Başımı hafifçe çıkarıp baktım.
Henüz güneş doğmadığından tam olarak seçemedim, tek görebildiğim siyah kapüşonlu birinin koşar adımlarla yaklaştığıydı.
Geriye döndüm ve kalan adımlarını saydım.
Harekete geçmek için ağacın yanından geçişini bekledim.
Nefes sesleri eşliğinde ağacın yanından geçerken bende yaslandığımdan yerden güç alıp hamle yaptım.
Arkasından yakalayıp kolumu boynuna doladım ve nefessiz bırakacak kadar sertçe geriye çektim.
Bağıramadı ama koluma sertçe tutunup debelenmeye başladı.
Dizime vurmaya çalışınca daha da sert sıktım ve hemen karşımdaki ağaca yasladım.
Yüzünü zarzor bir yana doğru çevirebildi. Boştaki elini çekip sırtına bastırdım.
“Kimsin lan sen! Kim gönderdi seni!”
Boynundaki elimin baskısını biraz gevşettiğim anda ince bir öksürük sesi duydum.
Bir erkeğe ait olamayacak kadar ince.
Öksürdükçe başındaki kapüşon kaydı ve sonunda geriye doğru açılıp yüzünü meydana çıkardı.
Katilim olmaya niyetlenen bir ahmak beklerken bir kız çıktı.
Bileğinden tutup hızlıca çevirdim ve göğsüne kolumu bastırarak ağaca tekrar yasladım.
Yüzü tanıdık gibiydi ama…
Gözlerini açtı ve nefes nefese kaldırdı başını.
“Cihangir… abi…” dedi zorlanarak.
Hatırlayamadığımdan göğsündeki baskıyı azaltamadım. Ama o beni tanır gibi rahattı.
Yaşından emin olamadım ama en fazla yirmi falandı heralde. Dalgalı kabarık saçlarını tokası zarzor zapt ediyor gibiydi.
Dolgun dudakları nefes nefese kaldığından kurumuş, yanakları kızarıktı.
Küçük burnu ise ciğerlerini hava doldurmaya yetişemiyor gibiydi.
“Abi…benim Heves” dedi.
Heves…
Benim için hala bir anlam ifade etmiyordu.
“Çetin’in kuzeni” dediğinde hafızamı zorladım.
Hatırlamam birkaç saniyemi aldı.
“Heves…”
Çok silik olsa da hatırlayabildim. Çetin’in küçük kuzeni.
Kolumu göğsünden çekip rahat bıraktım. Öne doğru eğilip dizlerine yasladı elini ve arka arkaya derin nefesler aldı.
“Kusura bakma Heves. Öyle sessiz sessiz yaklaşınca… İyi misin?”
“İyi, iyiyim” dedi hala doğru düzgün nefes almaya çabalayarak.
İyice soluklandıktan sonra kaldırdı başını.
“İyi ki silahın yokmuş Cihangir abi” dedi.
“Umarım bir daha beni böyle takip etmemen gerektiğini anlamışsındır”
“Aslında seni takip etmiyordum”
Derin bir nefes daha aldı ve güldü.
“Ben de koşuya çıkmıştım” dediğinde baştan aşağı süzdüm.
Üzerinde salaş siyah bir kapüşonlu sweat ve altında siyah bir taytla spor ayakkabı vardı.
“Çetin abi burada olduğumu söylememiş miydi sana?”
Adı dahi geçmemişti.
“Kısa bir süreliğine yanında tutmak istedi beni”
“Neden?” diye sorduğumda sıkıntıyla,
“Aslında…” dedi ama devamını getiremedi.
Ya açıklamak istemiyordu ya da açıklanacak birşey değildi.
Ama ben evimde bir yabancı tutacaksam sebebini bilmek istiyordum.
“O anlatsa?”
Heves anlatsa dahi yine de gidip Çetin’e ayrıca hesap soracaktım zaten.
Uzatmadan beraber eve doğru döndük ve tempolu yürümeye başladık.
Heves’i yıllar öncesinden tanıyordum. Çetin’in sahip çıkıp ailesi bildiği tek insandı Heves.
Teyzesinin emaneti olarak sahip çıkmıştı ve herşeyden uzak tutmaya çalışarak büyütüyordu. En son İtalya’ da üniversiteye kazandığını hatırlıyorum. Çetin ‘ailemizin gururu’ diye övünerek anlatırdı herkese.
Heves de Çetin’in övgülerini hakedecek şekilde çalışkan, sevimli, iyi bir kızdı. Derslerden başını kaldırmaz ara ara Çetin’in yanına geldiğinde de bana selam verirdi.
Elimde büyüdü denemez ama büyüyüşünün yakın şahitlerinden biri sayılabilirdim.
Her defasında Heves’in konusu geçtikten kısa bir süre sonra Çetin’in ‘yaşlandık be abi’ geyiği başladığından daha da yer etmişti aklımda.
Şimdi Heves’e bakınca bende Çetin gibi geçirdim içimden.
Heves hala lisede okuyan, üniversite sınavlarına hazırlanan küçük kız çocuğuydu hatıralarımda.
Ama karşımdaki kadın o küçük kıza hem çok benziyor hem hiç benzemiyordu.
Aynı masumiyet ve bakışlar vardı ama daha kadınsıydı yüzü.
Aklımdan bunlar geçerken gözlerine takıldı gözlerim.
Parlak farklı bir kahveydi.
Amber.
Yine amber!
Yine!
Az bulunan göz renklerinden birini birkaç saat arayla görmem nasıl bir tesadüfdü böyle!
Heves o olabilir miydi diye geçirdim içimden kısa biran.
Daha dikkatli bakındım.
Dudakları Amber’in dudakları gibi kalındı.
Gamzesine dikkat etmek yeni gelmişti aklıma. Dudaklarının altına kaydı gözlerim ama düz çizgi olan dudakları gamze olsa dahi ortaya çıkarmazdı zaten.
Amber’in saçları peruk olduğundan Heves’in sarı saçlarına bir yorum yapamadım.
Zaten Amber’in yüzünde ait emin olduğum iki şey vardı.
Kehribar gözleri ve çenesindeki gamze!
Ama ne kadar benzer olurlarsa olsunlar Heves olamazdı.
Olmazdı.
O daha çocuk!
Hem onluk işler de değil.
Vücuduna kaydı gözlerim.
Üzerindeki salaş sweat yüzünden bedenine dair hiçbir detay göremiyordum. Boyu dışında birşeyinden emin olamıyordum. Amber’in ayağında yüksek topuklu ayakkabılar vardı, bu detay karşılaştırma yapmamı engelliyordu.
Baştan aşağı süzmeye devam ederken aniden kendime gelip sinirlendim.
Heves’i bir eskortla karıştırıyordum!
Dün gece sikmek istediğim kadın mı değil mi diye memelerine, beline bakmaya çalışıyordum.
Kendime küfredip döndüm önüme ve daha hızlı adımlarla konuşmadan hatta dönüp bir daha bakmadan eve doğru yürüdük.
Ormanlık araziden çıkar çıkmaz adamlarımın kaldığı küçük evin önüne ulaştık.
Çetin yana döne evin önünde dolanıyordu. Bizi görünce donup kaldı.
Biz ona doğru yürümeye devam ederken Çetin’in de yüzü şekilden şekile girdi.
“Abi özür dilerim. Vallahi söyleyecektim de araya başka şeyler girince konuşamadım”
Koşturarak geldi yanımıza.
“Zor durumda kalmasam yapmam biliyorsun. Getirmeye mecbur kaldım”
“Neden?”
Sinirle Heves’e döndü. Heves omuz silkip gülümsedi.
“Kahraman yüzünden abi” dedi.
Kahraman mı?
Kahraman ve Heves arasında hiçbir bağlantı kuramadım.
Çetin bana dönüp anlatmaya başladı.
“Heves geçen ay geldi İstanbul’a abi. Tatili boş geçirmemek için öylesine bir işe gireyim dedi. Ben de tamam dedim salak gibi.
Gitmiş bir gece clubünde garsonluğa başlamış”
“Garsonluk yapmıyordum Çetin abi. Yönetici asistanıydım, organizasyonla ilgileniyordum”
“Çok fark etti!” dedi sinirle Heves’e.
“Tabi ki fark etti” dedi Heves sakince gülerek.
Çetin yine bana döndü.
“Ben yine salak gibi mekanın adını sormadım.
Meğer Kahraman’ın mekanıymış!”
“Java mı?” diye sordum.
Kahraman’ın en gözde mekanlarından biriydi. O mekanda başlamış, sonra da şimdiki imparatorluğunu kurmuştu. Kahraman için yeri çok farklıydı ve fazla önem verirdi. Gününün çoğunu da orada geçirirdi.
“Ben duruma Kahraman Heves’i eve bıraktığında ayıkabildim”
“Olayları çok büyütüyorsun Çetin abi. Sadece bir yemek yedik ve beni evime kadar bıraktı”
Aklıma ilk gelen Kahraman’ın Heves’i oyuna getirdiği oldu.
Çok severdi böyle aciz oyunları.
“Heves hala sinirim geçmiş değil, bir daha fırça yemek istemiyorsan sus”
“Kusura bakma ama bu kadar haklıyken susamam! Üstelik sizi alakadar etmeyen bir durum”
“Düşündüğün kadar haklı değilsin Heves” diyerek araya girdim.
“Ve Kahramanla yemeğe gitmen tamamen bizi ilgilendirir. Amacı seni kullanarak bize ulaşmaktı muhtemelen”
“Ben de öyle düşündüm abi” dedi Çetin.
“Benim üzerimden size nasıl ulaşabilir. Çetin abiyle kuzen olduğumuzu bile bilmiyordu”
“Biliyordur” dedim.
“Yasal olarak akraba değiliz Çetin abiyle, nereden ulaşabilir! Üstelik İtalya da yaşıyorum, sadece birkaç aylığına buradayım. Beni kullanarak nereye varabilir ki”
“Kahraman’dan bahsediyoruz Heves. Ne oyunlar oynayabileceğini bilmiyorsun. Amacını da ancak oyun bittiğinde öğrenebiliriz” dedim.
İnsanları kullanarak manipüle etmeye bayılırdı. Sonra istediği noktaya getirip maşa ederdi kendine.
“Sizinle hiçbir ilgisi yoktu Kahramanla yediğimiz yemeğin”
Kahraman’a ismiyle hitap etmesi garip geldi.
Kahraman benden birkaç büyüktü yani Hevesle aralarında ortalama on yaş fark vardı.
Zaten bu da Kahraman’ın Heves’e farklı niyetle yaklaştığı fikrimi destekliyordu.
“Üzgünüm Heves ama Kahraman muhtemelen sana sırf benim için ulaştı.
Bir şekilde kandırıp kendi çıkarı için kullanacaktı, bizim hakkımızda bilgi almak veya daha fazlası için”
“Benimle sadece ben olduğum için görüşmüş olamaz mı yani!” dedi.
Heves için gurur kırıcı olduğunu tahmin ediyordum ama yüksek ihtimalle gerçekler bunlardı.
“Kahraman’ı tanısan olamayacağını anlardın. Onun oyunsuz işi olmaz. Derdi ben olduğundaysa herkesi kendine oyuncak etmeyi sever.
Senin gibi küçük, saf kızı da görünce kandırmaya çalışmış”
“Küçük ve saf mı!” dedi alay eder gibi gülerek.
“Öyle tabi! Seni kandıracaktı!” dedi Çetin.
“Canın sonra yanacağına şimdi yansın Heves. Kahraman’ın gerçek yüzünü erkenden gör” dedim.
“Abi Kahraman sonraki gün de almaya gelince Heves’i evde bırakamadım, işten de ayrıldı. Biraz gözümün önünde kalsın istedim, önceki gece getirdim. Bizim küçük evde kalıyor. Birkaç güne yer ayarlarım”
Heves ilgisiz bir gülüşle dinledi sadece bizi.
“Kahraman birkaç güne peşini bırakır zaten. Güvenliğinden emin olana kadar kalsın.
İstersen benim eve alt kata geçin ya da çocukların bir kısmını gönder. Rahat edersiniz”
“Cihangir abi benim gibi saf ve küçük bir kız için düzen bozmaya gerek yok. Birkaç güne gideceğim zaten” dedi Heves gülerek.
Gerçekten söylediklerimizi ciddiye almayarak dalga geçiyor gibiydi. Alaylı gülüşüyle dudakları yukarı kıvrılırken gamzesi çıktı ortaya.
Çetin’in konuştuklarını duyamadım kısa biran.
Yine aynı şüphe düştü içime.
Heves…
Olabilir miydi!
Dün gece buradaydı sonuçta!
Gece kolaylıkla küçük evden benim eve geçebilirdi.
Peki tüm kıyafetler, danslar…
Gözlerim tekrar dudaklarına kaydı.
Amber’in ağzına boşaldım lan!
Bu o dudaklar mıydı yani!
Küçük Heves’in dudakları!
“Haksız mıyım abi?” dedi Çetin yüksek sesle.
“Evet, evet”
Heves’in bana dönen gözlerine baktım.
Yine mi tesadüftü yani.
“Cihangir abi?” dedi Heves gözlerini kısıp bakarak.
Olamazdı.
Bu masum bakışlara o şehvet yüklenemezdi.
Heves benim aklımı başımdan alan kadın olamazdı.
Amber Heves olamazdı!