ON BİR

2505 Words
ON BİR Beynim can sıkıcı düşünceler tarafından işgal edilmiş ufak ama etkili ısırıklarını tenime bırakırken kendimi piranalarla dolu bir akvaryumda taze kana sahip olan tek kişiymişim gibi hissediyordum. Her bir düşünceme bir pirana karşılık geliyordu ve benim piranalarım doyumsuzdu. Küçük bedenlerine tezat olan sivri ve büyük dişlerinin en kesici taraflarıyla bana saldırıyor benden kanlı bir parça alabilmenin tadına varmak için attığım çığlıkları umursamıyorlardı. Canım yanıyordu ama bunu umursamayarak istilalarına devam ediyor ruhumun her bir hücresini teker teker hızlı hamlelerle kemiriyorlardı. Resmen düşüncelerimle kanlı bir savaş halindeydim. Düşünmek o kadar çok acı vermeye başlamıştı ki artık başımı ağrıtıyordu. İçtiğim ağrı kesiciler bir işe yaramıyordu. Ağrı ruhumdaydı çünki. Bedenimin ağrısını geçirmemde ruhumdaki ağrıdan dolayı bir işe yaramıyordu. Yavaş yavaş akış sağlığımı kaybetttiğimi düşünmeye başlamıştım. Deliriyordum. Gördüğüm rüyalarım sürekli gözümün önünde uçuşan karartıların başka bir açıklaması olamazdı. Özgür'le üç gündür konuşmuyordum. Gerçi görebildiğim de pek söylenemezdi. Yine birtakım işleri yüzünden evden çıkıyordu ve saatlerce gelmiyordu. Bende hem o varken hem o yokken sadece düşünüyordum. Bana şu üç günde konuştuğumuz tek anda eğer intikam almak istiyorsam ve ifşa olmak istemiyorsam yanında sadece karısı olarak barınabileceğimi açık açık söylemişti. Ben ise bu ani ve çarpıcı ifadesine cevap vermeden nefretle suratına bakmış ve odaya kapanmıştım. Orta yolu bulmaya çalışıyordum ama Özgür'e göre orta yol denen şey yoktu. İki yol vardı. Ya evlenecektim ya da ifşa olacaktım. Sumur dünyasında başka türlü barınabilmenin başka bir yolu yoktu çünki. Yapabileceklerim sınırlıydı. Özgür beni yanında bir sıfat ile taşıyabilirdi öylece pat diye beliren bir kızı kimse istemezdi. Özellikle bu kişi Sumur’um lideri ise yanında kimse beni istemezdi. Karısı olsam bile kabullenemeyeceklerdi. Benimle resmî olarak evlenerek sadece benim hayatımı ve varlığımı güvenceye alırdı. Tabii birde benimle evlenip tüm Sumur dünyasına bunu ilan ederek onu öldürmek isteyenlerin ve yerine geçmek isteyenlerin açık hedefi haline gelecektim orası ayrıydı. Tabi birde üçüncü yol vardı. İkisi de hoşuma gitmiyorsa malik haneye dönebilir ve Fikret amca tarafından direkt yurt dışına gönderilebilirdim. Beni bulduğu ilk anda elime uçak biletini tutuşturup izimi silecekti biliyordum. Hatta uçağa bizzat kendisi bindirecek daha önce hiç gitmediğim dünyanın herhangi bir yerinde sıfırdan başlamam için itina ile yardımcı olacaktı. Gitmek istemiyordum. Babamın katilini bulmadan, intikamımı almadan gitmek istemiyordum. Hatta hiç gitmek istemiyorum desem yeriydi. Babam buradaydı benim. Ben babamla burada yaşamıştım. Ondan bana kalan tek şey yaşanmışlıklarken nasıl olur da bu yaşanmışlıkların olduğu yeri bırakıp yeni bir hayat kurabilirdim? "Baba, yol göster." diye inledim tavana boş boş bakarken. Şu üç günde tavanla hayli bakışmıştık. Kabus göreceğim korkusuna doğru düzgünde uyumuyordum. E zaten yemek düzenim alt üst olmuştu. Ortalıkta salak gibi gezdiğim yetmiyor beynimde hoşafa dönmüştü. Mantığım beni kendisini piste davet etmem konusunda ısrarla uyarıyordu ama ben yirmi yıllık hayatında hep duygularıyla hareket etmiş bir kız olarak kalbimi pistten alamıyordum. Kalbime söz geçiremiyordum bir türlü. Aslında mantıklı ve soğuk kanlı bir kızdım. Birilerine tavsiye vermek konusunda işin içine duyguyu karıştırmaz hep aklımla konuşurdum ama iş benim yaşantıma gelince mantığım derin bir uykuya dalıyordu. Ya da çok sevdiğim insanlar söz konusu olduğunda mantıklımı harekete geçirmek imkansız ötesi bir şeydi benim için. Dış taraftan sesler geldi. Sesi duyan kulaklarım beynime hemen uyku moduna geçmem için emir yollarken sırtımı gardıroba yüzümü duvara döndüm. Sadece tayt ve sütyenle yattığım için yatak yorganını omuzlarıma kadar çekip gözlerimi yumarken nefesimi yavaşlattım ve kapının açılmasını bekledim. Çok geçmemişti ki kapı açıldı. Ardından tekrar kapanarak oda yine o loş ışığa büründü. Aslında oda aydınlık bile sayılmazdı. Ay ışığının turuncu versiyonunu hayal edebilirdiniz. Özgür'ün üzüm sepetine gizlice giren yılandan daha sessiz olan ayak izlerini duydum. Nasıl oluyordu bilmiyordum ama bu adam yakınlarımda olunca algılarım bir iki kat daha keskin oluyordu. Her şeyimle duyarlı hale geliyor ve bana karşı olacak bir hamlesini bekliyordum. Hala ona karşı güvensizliğimi atamamıştım ki uzun süre içerisinde de ona karşı güven duygusu kazanabileceğimi sanmıyordum. Sonuç olarak onu hala tanımıyordum. Mesela bu evden çıkıp gittiğinde neler yaptığını bilmiyordum. Birde babamın öldüğü gece ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde ne yaptığını bilmiyordum. Kimi ziyaret etmişti acaba? Kimlerle görüşüyordu burada değilken? Ailesi kimdi nasıl biriydi? Asıl evi neresiydi? Gardırobun kapağını açtı. Bir elinde havluyla saçını kuruladığını ve üstünün çıplak beline de rengini bilmediğim bir havlu bağladığını duşa girdiğini bildiğim için biliyordum. Ben duş ve giyinme zamanlarımı hep onun evde olmadığı zamana denk getiriyordum ama o bu konuda benim varlığımı umursamıyordu. Zaten umursayamazdı evden çıkamıyordum. Gittiği zaman her yeri kilitliyor anahtarlarını yanına alıyordu. Kaçmamdan korkuyor gibiydi ama bunun için aldığı tek önlem beni eve kilitlemekti. Gerçi kaçmayacağımı biliyordu. Çıkıp gitsem bile nereye gidecektim ki? Gidecek bir yerim mi vardı artık? Ailem yoktu. Evim yoktu. Sadece acım ve ben vardık artık. Bu acıyı dindirebilecek bir şeyler ya da birileri yoktu. Herhangi bir mekan yoktu. Babamı düşünmediğim tek bir anım bile olmuyordu. Birazdan benim bulunduğum odada çırılçıplak kalıp giyinecek olacağı bilinciyle gözlerimi yanlışlıkla açmamak için sımsıkı yumdum ve o anda derin ama sessiz bir nefes aldım. Anında onun deniz kokusu beni ruhani bir varlık gibi kuşatırken yüzümde belli belirsiz bir tebessüm oluştuğunu hissettim. Sanırım her şeyden önce sırf şu kokusu yüzünden Özgür'den ayrılmak istemiyordum. Ona karşı bir şeyler hissettiğim yoktu ama kokusunda babam vardı. Kokusunu ilk kokladığım andan beri bana yaklaşmasından rahatsızlık duymamaya başlamıştım. Aksine kendimi güvende hissetmeye başlamıştım. Kokusu sanki yanımda babam varmış gibi hissettiriyordu. Yıkılmaz sandığım ama tek bir kurşunla yıkılan kalemin duvarlarını onarıyor beni kuşatıyor ve özlediğim o huzuru bana geri veriyordu. Ama Özgür bedenini benden uzaklaştırdığı anda duvarlarımdaki sıvalar teker teker düşüyor beni yeniden savunmasız bırakıyordu. Ben yirmi yıldır benim yanımda olan Oğuz'a karşı bile böyle güven hissetmemiştim. Bırakabilir misin? diye fısıldadı içimde bir köşeye çekilmiş çocuk Umut. Kollarını birbirine sarmıştı ve gözleri ağlamaklıydı. Her kim olursa olsun sana babanı hatırlatıyor, onu bırakıp kendi hayatını çizebilecek misin? Cevap veremedim. Verilecek bir cevapta yoktu zaten. Ne diyebilirdim ki? Babamın katili diye peşine düştüğüm adamda babamı buldum gidemiyorum mu diyecektim? Yanında güvende ve huzurlu hissediyorum. Babam dışında ilk kez bir adamın bana sarılması huzur veriyor mu diyecektim? Üstelik bu kişi tüm Sumur dünyası tarafından babamın katili olarak ilan edilmiş Özgür Şahin’den başkası değil mi diyecektim? Çünkü olan buydu. Özgür odada biraz gezindi. Ardından gardırop kapaklarını kapattı. Ben ne yapacağını kestirmeye çalışırken yatak birden başka bir ağırlıkla çöktü ve ben gözlerimi faltaşı gibi açmamak için zor durdum. Allah'tan duygularını yansıtmada kendimi frenleyebiliyorum. Yatağın içine girecek diye korkarken o yorganı açmadan yatağa yüklendi ve bir an sonra nefesini suratımın sol profilinde hissettim. Tenim karıncalanırken yorganın içindeki tek avucumu var gücümle sıktım ve kalbimin artan ritimlerinde hamlesini bekledim. Ancak o bir süre sadece yüzümü izledi. Beni izlerken yüzündeki ifade nasıl bir şeydi bilmiyordum ama en sonunda izlemek dışında bir şey yaparak avuç içi başıma kapandı ve yavaşça okşadı. Ben uyanık olduğumu açık etmemek için sakin nefeslerimi almaya devam ederken ise sesini duydum. "Seni ne kadar zamandır beklediğimi tahmin bile edemezsin." diye fısıldadı suratıma. Ardından avucunu bir kez daha başımda gezdirdi ve yataktaki ağırlığıyla birlikte kayboldu. Ben aklıma takılan soruyla az önce dediklerinin etkisinden kurtulmaya çalışırken bir yandanda dediğini anlamaya çalışıyordum. Ben ve beklemekten kastı neydi? Neyden bahsediyordu tam olarak? Beni tanımayan biri nasıl olur da beni bekleyebilirdi ki? “Belki aradığı huzuru sende bulduğu için beklediğinden bahsetti?” İçimdeki çocuk Umut. Evet olabilirdi. Belki de bana karşı bir şeyler hissediyordu ve bu hissettiklerini sonunda bulduğu için bu şekilde konuşmuştu? Belki de bana aşık olmuştu ve sonunda aşık olacağı kadını beklemekten kurtulduğu için bu şekilde konuşmuştu? Ancak tilkilerim “Yalan söylüyor!” diye tıslayarak bana tokat atmaya başladılar. İnanmamam gerektiğini düşüncelerim saf birer genç kız düşüncesi olduğunu sertçe ifade ederken doğruyu bulmam için inatçılardı. Tilkilerime göre hala o bir katildi ve hala onu öldürmem kanımı akıtmam için yeniden hamlede bulunmam gerekiyordu. Onları ancak ve ancak Özgür Şahin gelen ziyaretçi mesajı dışında bir kanıt daha gösterirse durdurabilecektim. Bu kanıta sadece tilkilerimin değil benimde ihtiyacım vardı. Beni o hasteneye götürmeli ve gerçekten orda olduğunun somut bir kanıtını sunmalıydı. O hastanede kiminle görüştüğünü gösterebilirdi mesela. Hastane çalışanlarının görgü şahitliğini dinleyebilirdim. Hastanenin güvenlik kameralarına bakarak anlayabilirdim. Bunun bir çok yolu vardı. Babamın ölmeden önceki son zamanlarında malik hane de sürekli adının geçtiğini hatırladı zihnim yeniden. Babamı oldukça rahatsız eden bu isim Özgür Şahin’in varlığı… Benim bile adını anmamı yasaklamıştı babam. Neler olduğunu bilmeyordum. Babamın işlerine burnumu sokmayı sevmediğim içinde gizli saklı kurcalamamıştım hiç. Umursamamıştım aslında babamı yıllar içinde bir çok isim rahatsız etmişti ve babam hepsinden bir şekilde kurtulmayı başarmıştı. Özgür Şahin farklıydı diye fısıldadım içten içe. Evet farklıydı. Babalı rahatsız etme sebebi farklıydı. Huzurunu kaçırma sebebi farklıydı. Burnuma kötü kokular geliyordu. Ve bu kötü kokuların kesilmesinin tek yolu Özgür Şahin’in bana o gece olduğu yete dair başka bir kanıt göstermesi olacaktı. Hızlı bir hamle ile yataktan fırlarken ellerim hemen gardıroba uzandı ve kapağını açarak içerisinde Özgür’e ait olan siyah tişörtlerden birini çıkardım. Çıplak bedenime tişörtü geçirmem ardından yatak odasının kapısını araladım ve adımlarım direkt ışığı yanan salona yönlendi. Özgür Şahin mutfak masasına oturmuş bir elinde telefon diğer elinde çatal ile vişne reçeli yiyordu. Beni görünce elindeki çatalı bıraktı ve bakışları yine yakıcı bir eda ile yüzümde gezinmeye başladı. Onunla kısa süren bakışmam ardından dayanamayarak bir çırpıda düşüncelerimi kelimeye döktüm. “Babamla aranızda neler geçti?” Sorumu beklemeyen Özgür Şahin kaşlarını çatarak telefonunun ekranını kilitledi ve bana döndü tamamen. Sorgulayıcı bakışları yüzümü tararken “Nasıl yani?” Diye sordu. “Babam,” yutkundum bu gerçeği cümleye dökmek hala benim için zorlu bir şeydi ve söylemeyi bırak düşüncesi bile gözlerimi doldurup yeni bir sinir krizi atağına sürüklüyordu bedenimi. “Ölmeden önce senin adın geçiyordu sürekli. Senden rahatsız olduğu açıkça belliydi. Malik hanede adının geçmesi benim senden bahsetmem yasaklanmıştı.” Özgür’ün yüz ifadesi tamamen kendini şaşkınlığa bıraktı. Söylediklerimi tartarak ayağa kalkarken bana doğru yavaşça adımladı. “Sana benden bahsetmiş miydi?” dedi gözlerinden ışıltılar saçarak. Parıltıları yıldız gibi gözlerime işlenirken neden bu şekilde tepki verdiğini sorgulamaya başladım. “Hayır. Sadece adın geçiyordu. Bende şahit oldum bir gün senden bahsederlerken kim olduğunu sordum ancak babam sinirli bir tepki verdi ve herkese adının geçmesini benimde senden bahsetmemi yasakladı. Sonrası yok.” “Bahsetmedi yani?” “Özgür,” derin bir nefes aldım ve huzura erişebilmek için bunu ağzımla değil burnumla yaptım. Kokusunu tekrar soluyarak yeniden sakinleşirken konuşmaya devam ettim. “Neler geçti aranızda da babam bana bile yasak koydu?” “Düşündüğün türde bir durum değildi. Benim babamla aralarında bir sorun vardı. Babamda sorun yüzünden Meclis toplantılarına kendisi katılmak istemedi beni gönderdi. Babamın işlerinin resmî yöneticisi olmadığım için ise baban beni mecliste istemedi bende ukalalık yapmıştım o zamanlar.” Sözlerini gözlerine kilitlenerek tartarken yalan olup olmadığını anlayabilmek için yüzünün her yerini inceledim. Konuşurken sağ gözü seğirmişti. Ancak yalan mı söylüyor doğruyu mu söylüyor anlayamamıştım. Onu tanımadığım için mimiklerinin ne anlama geldiğini çözemiyorum henüz. “Bu yüzden mi senden bu kadar rahatsız oluyordu. Adını duyunca bile köpürüyordu?” “Dedim ya. Ukalalık yaptım. Saygı göstermedim maalesef. Kendisi benim bu yetkide olmadığımı aldığımız kararlarda fikrimin bir önemi olmadığını söylüyordu sürekli. Bende bunu yediremediğim için onu ciddiye almadığımı ifade ediyordum. Bilseydim bunların yaşanacağını sana yemin ederim sorunumu herkesin içinde değil onunla özel konuşarak halletmeye çalışırdım. Bilemedim. Yaşanan sorunlara meclisteki herkes şahitti.” Herkes şahit ise Fikret amcam da şahit olmalıydı yaşananlara. Şahit olmasa bile babam mutlaka anlatmış olmalıydı. Neden saklamışlardı peki benden bu sorunu da Özgür Şahin’i tamamen yasaklamışlardı? Babam saygısızlığa asla tahammül edemezdi. Özgür Şahin’den nefret etmesi için yeterli bir sebepti saygısızlık yapmış olması. “Kanıtla o zaman.” Dedim kollarımı göğsümde birleştirerek sırtımı destek almak istercesine duvara yaslamış Özgür Şahin’den aldığım bu yeni bilgileri sindirmeye çalışıyordum. “Neyi? Mecliste yaşananları mı? Babanın can dostu Fikret Kızılca’ya sormadın mı?” “Fikret amcam babamın sır küpüdür. Ben ondan herhangi bir bilgi alamam. Bana o gece nerede olduğunu kanıtlaması istiyorum.” “Umut sana gösterdim ya. Yeterli bir kanıt değil miydi?” “Değildi!” diyerek bağırdım birden bire. “Değildi anlasana! Babam öldürüldü benim Özgür! Ailemi kaybettim ben!” Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Yaşlardan biri istemsizce göz pınarlarımdan intihar ederken kendimi tutamadım. İçten içe lanetler savuruyordum kendimi tutamadığım için. “Mesaj ile değil, o gece gerçekten hastanede olduğunu başka bir şekilde kanıtla.” Yutkundum. “Güvenlik kamerası kayıtları, görgü şahitleri ne bileyim bir şeyler bul. Sana katil olmadığın konusunda koşulsuz inanmam konusunda bir kanıt istiyorum sadece.” Özgür duraksadı beyninin içerisinde düşüncelerini tarttığını hissediyordum. Kehribar kıyametleri gözlerime kenetlenmişken ağlayan suratıma öylece acı içinde baktı. Ağlayan bendim ama sanki canı yanan Özgür’dü. “Tamam.” dedi kısaca. “Üzerine bir şeyler geçir gidiyoruz.” Sonraki beş dakika çok hızlı bir şekilde ilerledi ve üzerime geçirdiğim babamın kazağına sarılarak ayaklarıma siyah spor ayakkabılarımı geçirdim ve kendimi Özgür’ün arabasında buldum. Direksiyon başındaki Özgür’de siyah bir mont giymiş altında siyah eşofman siyah spor ayakkabısıyla bana kısa bir bakış atarak arabanın kontağını çalıştırdı ardından gaza basarak yola çıktık. Yolda hiç konuşmasak dahi aramızdaki sessiz gerilim an be an büyüyor içimi daraltıyordu. Arabası tamamen kendisi kokuyordu. Ancak nereye gittiğimizi bilmeyen tarafım güvensizlik içerisinde yolun sonunu merak ediyordu. Belki de beni kandırmıştı şu anda çıkar yolu olmadığını bildiği için beni de öldürmeye götürüyordu. Güvenemiyordum ve bu güvensizliğimin yanında korku da mevcuttu. Ya gerçekten şu anda ölümüne gidiyorsam ne yapacaktım. Ancak hızlı bir sürüşün ardından gecenin karanlığında parlayan hastanenin önüne geldiğimizde içime derin bir nefes çekerek kendimi koyverdim sonunda. Gerçekten kanıtlamaya getirmişti. Arabayı park ettikten sonra durdurdu ve anahtarını çıkarırken “İn.” dedi. Emniyet kemerini çıkarıp indim ve o da indikten sonra yan yana hastaneye adımlamaya başladık. Hastanenin sıcak ortamına adım attığımız anda dışarısının soğuğundan kaskatı kesilen bedenim rahatladı. Resepsiyona doğru adımlarken sarışın kadın Özgür’e bakarak gülümsedi ve hemen konuşmaya başladı. “Özgür Bey hoşgeldiniz. Ancak ziyaret gününüz iki gün sonraydı. Önemli bir durum mu oldu yardımcı olabileceğim?” “Hoşbulduk Füsun Hanım.” Adının Füsun olduğunu öğrendiğim kadın bana içten bir gülümseme bahşederken Özgür devam etti. “Bana bir kasım gecesi yaptığım ziyaretimin kamera kayıtlarını izletmenizi istiyorum. Saat ve dakika olarak.” “Tabii ancak bir ayı geçtiği için arşivden bulmam gerekecek zaman alabilir sizleri şöyle bekleme odasına alayım isterseniz.” “Tabii.” dedi Özgür kibarca ardından eli benim sol kolumu tutarak hafifçe beni yönlendirdi. Geniş ve aydınlık bekleme odasına girdiğimiz zaman gözüme çarpan ilk koltuğa yöneldim ve oturdum. Özgür ise tam karşımdaki koltuğa oturarak gözlerini bana kilitledi. “Seni buraya şimdi getirmeyecektim uygun bir zaman bekliyordum aslında ama güvensizliğin seni rahat bırakmıyor.” Dedi kehribar kıyametleri benim gri mavi intikamlarımı incelerken. “Böyle bir şeyin uygun bir zamanı olmaz Özgür bunu çok önceden yapmalıydın.” dediğimde kısık bir şekilde güldü. “Burası benim mahremim Umut. Ve sen şu an beni mahremimi işgal ediyorsun.” Söylediklerine cevap vermedim. Umurumda da değildi açıkçası. Kimi ziyarete geldiğini merak etsem de ona bunu sorarak daralmayacaktım. Anlatmak istese zaten anlatırdı ki bunu sır olarak sakladığına emindim. Eminim ki kimse bilmiyordu bu hastaneye geldiğini. Her insanın sırları olabilirdi. Özgür Şahin’in sırrı da bu ise saygı duymaktan başka bir şansım yoktu Bekleyişimizin yirminci dakikasında Füsun Hanım elinde bir bilgisayar ile bekleme odasına girdi ve Özgür bilgisayarı aldıktan sonra teşekkür ederek Füsun Hanım’ı yolladı ardından bilgisayar ekranını bana döndürerek yanıma oturdu ve kamera kaydını başlattı On dakikaya sığdırılan iki saatte Özgür’ün hastaneye girişi ve çıkışı mevcuttu sadece. Giriş ve çıkış saatleri ise babamın öldüğü zaman dilimiydi. Doğruyu söylüyordu. Babamı birileri katlederken o bu hastanede sır olarak sakladığı birini ziyaret etmişti. Gerçekten babamın katili Özgür Şahin değilse Özgür Şahin’in silahı ile kim babamı o gece öldürmüştü?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD