Yatakta daha fazla oyalanamadım. Özgür gittikten yarım saat sonra bende ona ait olan yarım kollu tişörtlerden birini giymiş kendimi koridora atmıştım. Adımlarım yavaştı ama yıkılmadım ayaktayım imajı veriyordu. Gözlerim önce amerikan tarzı salondaki koltukların üzerinde Özgür'ü aradı bulamayınca başım sola döndü ve onu yemek masasında yine reçel yerken buldu.
"Uyanmışsın." dedi bir elindeki tatlı kaşığını beyaz kasede dolaştırırken. Onu onaylar anlamda başımı salladım ve lavaboya ilerledim. Artık yerlerini öğrendiğim dolaptan cam bir su bardağı çıkartıp içini suyla doldurduktan sonra kuruyan boğazımı mutlu etmek için hemen suyu içtim.
"Bir şeyler almıştım. Yemiyorsun doğru düzgün bir şey, ye."
Bardağı tezgahın üstüne bıraktıktan sonra bedenimi Özgür'e döndürdüm ve onun düz bakan kahverengilerine odaklandım. Bakışları benim üstümdeydi. Saçları uzamıştı ve banyodan yeni çıktığı için nemli, dağınıktı.
"İştah mı bıraktın insanda?" dedim iğneleyici bir tavırla. Gözlerimden akan acıyı ona göstermek istedim ama anlayabileceğimi sanmıyordum.
"Sevdiğin bir şey mutlaka olmalıdır poşette. Ye, zayıfladın."
Onunla tartışmaya girmeye zahmet etmeden güçsüz ayaklarımı kalabalık olmayan poşetlere yönlerdirdim ve göz gezdirdim. İçine baktığım poşette gözlerim benden bağımsız irileşirken şaşkınlığımı sesime yansıtmadan konuşmaya başladım.
"Ama bu," dediğim esnada poşetten sütü çıkartıp tezgahın üstüne koydum ve poşetteki diğer şeye yöneldim.
"Ne?"
"Gevrek." Elime büyük mısır gevreği paketini aldım ve sanki ayıcığa sarılıyormuş gibi sarıldım. Yüzümde benden bağımsız çocuk gülüşü oluşmuştu.
"Gevrek paketiyle sevişiyorsun şu an farkında mısın?" dedi Özgür hafif şaşkın bir ifadeyle. Onu umursamadım ve sarı paketi sıkarken ilk kez iştahımın açıldığını hissettim.
"Ya ben mısır gevreğine aşığım. Sadece babam bilirdi ne kadar sevdiğimi o alırdı bana. Nereden bildin?"
Özgür çarçabuk "Ne bileyim sevdiğini." dedi ve bakışları hızlıca reçel kasesine düştü. Hızlıca kaşığına doldurduğu reçeli ağzına attı ve yutkunurken adem elması hareketlendi.
Onu izlemeye son verdim ve poşetlerin diğerine bakarken peynir, salam, çokokrem gibi ıvır zıvırları es geçip birde muz ve mandalina bulmanın mutluluğunu yaşadım.
"Resmen muz almışsın ya!" dedim sapsarı muzlara bakarken. Her şeyi yemeden önce muzdan bir tane kopardım ve kabuğunu soyarken kalçamın sağ tarafını tezgaha yaslayıp Özgür'e dönerken sağ bacağımı çarprazladım.
"Onuda mı seviyorsun?" diye sorarken ayağa kalkmıştı.
"En sevdiğim meyve." diyerek bir ısırık aldım ve yemeye başladım. "Nereden buldun bu mevsimde?"
"Ben bulurum." dedi sadece dudaklarını oynatarak. Gözleri gözlerime değil dudaklarıma bakıyordu. Muzdan bir ısırık daha aldım ve ağır ağır çiğnerken tadını daha fazla alabilmek için gözlerimi yumdum.
"Tadıda çok hoş." dediğim sırada nefesini yakınımda hissettim ve gözlerimi araladım. Özgür hemen karşımda sadece gri bir eşofman altıyla bana bakarken gözlerine bakan gözlerim o kahverengilerin içine saklanmış kehribarlarda kıyametler koptuğunu gördü. Gözleri öyle koyulaşmıştı ki cam öbeği gibi parlak olan göz bebeklerinde kendi gözlerimi çok net görebiliyordum.
"Sorun ne?" diye sordum yutkunup ağzımın içinde muz bırakmazken. Benim yutkunmamla o da yutkundu ve gözlerim ile dudaklarım arasında mekik dokuyan bakışları içime işledi.
"Şunu dilimleyerek yesen?" dedi. Sesi ilk kez düz değildi. Hatta onu tanıdım tanıyalı ilk kez sesinden içime akan duyguyu hissedebilmiştim. Sesinin tadını tanımlayabilseydim kesinlikle diyebileceğim şey kahve olurdu. Kış mevsiminde pencerenizden yağan karı izlemek için kanepenize kurulduğunuzda avucunuzda tuttuğunuz favori kupanızın içindeki kahve kadar sıcak ve yoğun bir tadı vardı sesinin. Düz düz konuştuğu zamanlar o kahveyi henüz ılımamışken içmişim gibi ağzım yanıyordu ama şu an... Her şeyiyle tam kıvamında bir kahve tadındaydı sesi.
"Neden?" diye sordum umursamazca. "Böyle tadı daha güzel." diyerek bir ısırık daha aldım ve gözlerinin içine bakarak yemeye başladım.
Özgür derin bir nefes aldı ve nefesiyle çıplak kaymak gibi olan göğsü kabardı. Omuzlarının genişliği bir kez daha gözüme çarparken gözlerini kapattı ve bir kadını kolaylıkla çileden çıkartacak kadar güzel olan kıvrık ve uzun kirpikleri birbirine girdi. Burnundan derin bir nefes daha alırken kesinlikle 1.75'ten uzun olduğunu düşünüyordum. Benim boyum zaten 1.75'ti ve alnım tam olarak Özgür'ün köprücük kemiği hizasındaydı.
Kirpiklerinin savaşına son vererek gözlerini araladı. Kıyameti büyümüş kopan her fırtınanın ardında bir ruhun uçuruma düşerken kopardığı vaveyla göz bebeklerine oturmuştu.
"Sen beni öldürecek misin hatun?" diye sordu sert bir şekilde. Benim ince ve yüzüme yakışan kavisli kaşlarım hafifçe çatıldı ama hemen eski haline döndü. Ama aklıma takılan şey sorduğu sorunun son kelimesiydi. Hatun. İlk kez biri bana hatun demişti ve kelimenin dilimin üzerinde bıraktığı tat uzun bir süre yok olmayacak gibiydi.
"Tam olarak amacım buydu ama katil olmadığına göre?"
"Yok yok, senin cidden öldürmek için bir silaha ihtiyacın yok. Sen zaten başlı başına öldürücü bir tuzaksın." dediğinde "Ha şunu bileydin." dedim alayla. Hep o alay edecek değildi ya?
"Bitir şu muzu konuşmamız gerekiyor delirtme beni daha fazla."
Bana arkasını döndü ve ben onun sırtına bakmaya başlarken bir adım atmıştı ki yine ani bir hareket yaparak yine bana döndü. Çok kısa bir an gözlerimin içine bakmıştı ki sağ eli benim yarısı yenmiş muzumu tutan sağ bileğimi kavradığı gibi kendine çekti. Bu vahşi hareketi karşısında yaptığım tek şey onu izlemek olurken muzdan büyükçe bir ısırık aldı ve kalktığı sandalyeye ilerledi. Bana bir kez bile bakmadan ağzındaki muzu çiğneyerek eline telefonunu aldı ve göremediğim bir şeylerle uğraşmaya başladı.
Ben ise aralık dudaklarımla onu izlemeye devam ediyordum. Telefona parmakları sinirle tap tap vuruyordu ve çenesi kasılmıştı. Yüzünde yeni yeni yeşerek sakalları vardı yine. Burnundan derin derin nefesler alıyor her birinde göğsünü kabartıyordu. Kaslı kolları gerilmişti. Bakışlarım göğsünden dümdüz olan karnına indi ve orada bir süre oyalandı. Kesinlikle vücudu düzgün ve bakımlıydı.
Tam gözlerimi Özgür'den çekiyordum ki farkında olmadan karnından daha aşağıya bakmaya başladım ve aynı anda gözlerim irileşti. Gri eşofmanından bile gördüğüm şişkinlikle ne yapacağımı şaşırırken parmak uçlarımda tuttuğum muzu sıkmaya başlamıştım.
Adamı çok feci bir şekilde tahrik etmiştim.
Yavaş yavaş Özgür'e arkamı döndüm ve kalan muzu tezgaha bırakıp iki elimi de tezgaha yasladım. Hızlanan kalp ritmimi yavaşlatmak için sakin sakin nefesler alırken gözlerimi sımsıkı yumdum ve ellerim yasladığım tezgahı sıkmaya başladı.
Manyak mısın kızım? diye azarladı sinsi tilkilerim beni. Kuyruklarıyla beni tokatlarken iğrendirici bakışlarını atıyorlardı.
Tahrik olan o sakinleşmeyen sensin kendine gel!
Tilkilerime hak vererek gözlerimi açtım ve yavaş hareketlerime son verdim. Poşetten hızlıca iki muz daha çıkarıp tezgaha koydum ve sonra dolaplarda derince bir kap aramaya başladım.
Arayışımın ikinci dakikasında istediğim kabı bularak tezgaha koydum ve mısır gevreği paketini açıp paketin yarısını kaba boşalttım. Sütü açmadan önce elime meyve bıçağı aldım ve iki muzuda dörde bölüp kabın içine attıktan sonra bol miktarda süt ekleyip elime yemek kaşığı alarak masada Özgür'ün yanına oturdum.
Bana kısa bir bakış attı ve bakışlarında siniri gördüm ama bu sinirin bana olmadığının bilincindeydim. Büyük ihtimal şu an kendine kızıyordu. Büyük ihtimal muz yiyen bir kızdan nasıl böyle tahrik olabildiğini düşünüp bu kadar mı iradesizim diye sorguluyordu.
Yani ben erkek olsam böyle düşünürdüm.
Mısır gevreğinden ilk kaşığımı aldım ve resmen babam öldüğünden beri bu tadı tatmadığımın bilincine vardım. Tadı eskisinden de güzel gelirken damağıma sessiz sessiz yemeğimi yedim ve Özgür'de büyük bir iyilik yaparak konuşmadı.
En sonunda bir aydır ilk kez karnım tıka basa dolup şişerken son kaşığımıda ağzıma alıp sonra kaşığı masaya bıraktım ve kasenin içinde kalan kakaolu sütü kafama diktim. İndirip masaya koyduğum esnada ise Özgür'le göz göze geldim.
"Bıyığın çıkmış." diye fısıldadı dudaklarını oynatarak. Bunu o kadar basit bir şeymiş gibi söylemişti ki sanırsınız karşısında bir kız yokta ayakkabıcı Metin Usta vardı.
Bir an utanacağımı düşündüm ama hemen ardından utanmanın mantıksız olduğunu düşünüp gözlerine sertçe baktım.
"Münasip olmayan yerlerden element uydurma lazere gittim ben bir kere çıkması imkansız." dedim savumaya geçerek. Sekiz ayımı vermiş dünyanın parasını dökmüştüm lazer epilasyona, çıkarsa gittiğim yeri basardım çünkü acılı bir işlemdi.
Özgür'ün bakışları yumuşadı. Hemen ardından belli belirsiz tebessüm ederken baş parmağını uzattı. Kısa tırnaklı baş parmağı dudağımın hemen üstüne kapanırken bir noktasından bir noktasına kadar sürttü. Tenim dokunuşuyla buzun içine hapsolmuş bir kor parçası gibi çırpınmaya başlarken kendimi geri çekmeyi anca o parmağını çektiğinde akıl etmiştim.
"Bundan bahsediyordum." diyerek baş parmağına aldığı kakaolu sütü gösterdi ve hemen ardından baş parmağını emince gözlerimin.irileştiğini hissettim. Ahenkle parmağını emdikten sonra kısık gözleriyle benim surat ifademe alaycı bir bakış attı ve telefonunu masanın üzerine bıraktı.
"Yemeğin bittiyse, konuşmaya başlayalım."
Dokunuşundan etkilenen vücudum hâlâ olayın şokunu yaşarken konuşamayarak başımı olumlu anlamda salladım ve masadan kalkıp kaseyi lavobonun içine koydum. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışırken gözlerimi yumdum ve kısa bir süre sonra açtığımda gözlerimin yandığını hissettim.
Sakin kalmaya çalışarak ona doğru döndüm ve ona bakmadan masaya oturdum. Ancak onun bakışları benden bir an olsun uzaklaşmıyordu.
"Konuşalım." dedim bakışlarımı ince, uzun parmaklı ellerimden çekip onun kahverengilerine dikerken. İçine derince bir nefes doldurduktan sonra dudaklarını sımsıkı kapadı ve ardından aralayarak konuştu.
"Artık harekete geçmemiz gerekiyor."
Kafamı olumlu anlamda salladım. "Biliyorum."
"Ve harekete geçmek için insan içine çıkmalıyız."
"Çıkalım o halde, neyi bekliyoruz?" dediğimde karşısında dünyanın en aptal insanı varmış gibi baktı. Bu bakışları sinirimi bozduğu esnada ona düşmancıl bir bakış attım.
"Senin kararını. Ya teklifimi kabul edersin ya da katili tek başıma bulurum."
"Senin bahsettiğin şey çok mu kolay sanıyorsun Özgür?" diyerek sesimi yükselttiğimde masanın üzerindeki ellerimi yumruk yapmış, tırnaklarım etime batacak kadar sıkmıştım.
"Evlenmekten bahsediyorsun. Bundan daha ciddi bir şey olabilir mi?"
"Seni başka türlü nasıl yanımda taşımamı düşünüyorsun peki? Yeraltı dünyasında bir adamın yanındaki kadın nikahında olmadıktan sonra ne gözle bakılıyor bilmiyor musun?"
Evet, biliyordum. Fahişe, sürtük, kaşar, metres. Bla bla bla. Adamakıllı bir sıfata koymak yerine bir kadına konulabilecek en ağır sıfatlarla adlandırıyorlardı. Buda Yeraltı dünyasının başka bir kuralıydı. Yanındaki kadın ciddi bir şeyin değilse bir sürtüktü. Ötesi yoktu.
Babamda sırf bu yüzden yanında hiç kadın bulundurmamıştı. Ne olursa olsun.
"Her şeyi geçtim," diye devam etti Özgür. "Soyadın Gümüş. Kimsenin ifşa etmesine gerek kalmadan ifşa olursun sinsi panter."
"Başka bir yolu olmalı." diyerek nefes aldığımda aslında başka bir yolu olmadığını biliyordum. Karısı değilde nişanlısı olarak tanıtılsaydım bu sefer soyadımdan ifşa olacaktım. Üstelik on sekiz yıl gibi başka bir Atalay Gümüş'ün nüfusunda da değildim.
Özgür cevap vermedi ve aramızda uzayıp giden sessizlik baş kaldırdı.
Sonunda sessizliğn sessiz baş kaldırışına meydan okuyan kişi Özgür oldu. Kendinden emin bir şekilde ayağa kalktı ve ben ne yaptığını izlemezken gözlerim manikürsüz ellerimi irdeledi. Ojesiz tırnaklarım hayli uzamış ve biçimsizleşmeye başlamıştı. Görüntüsü beni.rahatsız etti ve tırnaklarımın kenarındaki etleri tırnaklamaya başlamıştım.
Ne yaptığı gözlemlemiyordum ama her zamanki gibi varlığında kesinleşen algılarım arkamda olduğunu fısıldayıp duruyordu. Kulaklarım onun keskin nefes alış verişlerini beynime ezberletirken kokusunu ilk aldığım andan beri durmadan burnumdan nefes aldığım için yine kokusu sarıyordu her tarafımı. Kokusu ruhani bir varlık gibiydi. Aramızdaki mesafeyi her kapattığında bedenimin her bir zerresinde onun kokusunu soluyor, aklımdan hiç gitmeyen babam sanki yandaymış gibi hissediyordum. Sanki babam giderken kokusunu Özgür'e bırakmış gibi hissefiyordum.
Ensemde sıcak nefesini hissettim ve vücudum ürperdi. Onun verdiği nefesle ben nefesimi tutarken gözlerim irileşti ve sert dudaklarını sağ kulağımın üzerinde hissettim. Parmaklarım hareketini keserken o iki kolunu da kollarımın yanımdan uzattı ve ellerimin yanına avuçlarını bastırarak koydu. Gözlerim benden bağımsız ellerini incelemeye başlamıştı. Tırnakları düzgün elleri fazlasıyla erkeksiydi.
"Bulabildin mi o başka yolu, sinsi panter?" dediğinde dudakları kulağımdan bir an olsun çekilmemişti. Dudaklarının kulağımda olsa tenime değişinden etkilenen bedenim tepkisini midemi çalkalayarak vermiş, üstüne hiçte adil olmayan bir şekilde kalp ritmimi değiştirmişti.
Cevap vermeden soluklandığımda bir yarım dakika sonra dudaklarının yukarıya kıvrıldığını kulaklarımla temas halinde olmasından kavrayabilmiştim. Ardından kısık gülüş sesi kulaklarımı uğuldattı ve tüm vücuduma uyarı gönderirken geri çekilerek kollarınıda bedeninin arkasından sürükledi. Tam arkamda dikildiğinde "Bende öyle düşünmüştüm." diyerek sessizliğimin verdiği en büyük cevapla alay etti.
Yoktu. Allah kahretsin ki başka bir yol yoktu. Olsada aklıma gelmiyordu.
Arkamdan çekildi ve önümden geçip giderken bedenini karanlık koridora teslim etti. Ardından onun koridordan gelen tok sesiyle sanırım her şeye nokta konuldu.
"Hazırlan, evlilik işlemlerine başlamalıyız."