Gece karanlıktı. Gece gizdi. Gece sığınılabilecek en güzel limandı.
Sanırım gecenin saklayamayacağı tek şey seslerdi. Birde varsa eğer ışık. Ama kesinlikle sesleri saklayamıyordu.
Şu an bizi saklıyordu mesela. Ama altımızdaki arabanın yolda akıp giderken tekerleklerinin çıkardığı sesi saklayamıyordu. Siyah Maserati usulca akıp gitsede ikimizin üzerindeki gerginliği taşıyordu sanki.
Ellerim taytımın sarılı olduğu bacaklarımın üstünde birbirine girili ve yumruk yapılmış şekildeyken gözlerimin önünden akıp giden yolu göremesemde izliyordum. Saçlarım yeni duştan çıktığım için nemliydi ve karnımdaki sızı büyüktü. İlk kez Özgür evdeyken duş almak zorunda kalmıştım ama almak zorundaydım. Biraz sonra gidip ayrılacağımız yerden sonra nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı bilmiyordum. Tedbirli olmak lazımdı.
Yağız'a attığım mesaj sayesinde tedbirimi önceden aldığım için rahattım. Kanamam ilk gün çok şiddetli olmazdı ama ikinci günü nasıl atlatacağımı bilemiyordum.
Karanlığın yansıdığı cam sayesinde gözlerimin odağında direksiyonu yöneten Özgür Şahin vardı. Dudaklarımı birbirine bastırarak konuşmamaya ant içmiş gibi sessizce Özgür'ü camdaki yansımasından izlerken arabanın içini onun kokusu doldurmuştu. Kokusunu içime çektiğimi farketmesin diye sakin ve kesik nefesler alıyordum. Odağı tamamen yoldaydı. Bir süre sonra yolda sıkıntısız ilerlemesini sağlayan farları söndürdü ve hızını yavaşlatarak bir sokaktan saptığında nedenini sorgulamadım. Büyüdüğüm yer sayılan malikhaneye geldiğimizi yanmayan sokak lambalarından anlayabilmiştim. Sokak kimsesizdi. Çevresindeki evler boşalıp harabeye döneli yıllar olmuştu. Kimse yaşamazdı burada. Yaşamaya korkarlardı. Sumur şehrinin belki de yaklaşılmaya en çok korkulan yeriydi. Babamın beni burada tutmasının sebebi buydu. Kimse yaklaşamayacaktı ve ben güvende olacaktım. Basitti.
Arabanın motoru durduruldu ve karanlıkta Özgür'ün gözlerinin bana döndüğünü hissettim. Karanlığa alışık gözlerim kısa zamanda çevresini seçebilirken bende bakışlarına cevap vermek için mavi gözlerimi ona diktim.
"Çok geç kalma." dedi gece kadar karanlık bir sesle. Ses tonunun bende yarattığı etki bir yutkunuşa bedel olmuştu.
Başımı yavaşça tamam anlamında salladım ve elim kapıya giderken gecenin içinde yankılanan bir tak sesiyle kapıyı araladım anında aralık ayının soğuğu kındırdığım kapıdan içeriye girip iliklerimi titretirken yüzümü soğuğa karşı ifadesiz tuttum. Kapıyı açtığım sağ elimle iyice itekleyerek aralarken bedenimin geçeceği kadar boşluk bıraktım ve sağ bacağımı soğuğa teslim ettim. Ancak sol bacağıma aynı işlemi tekrarlamak nasip olamadan Özgür'ün sert ve erkeksi parmakları farketmeden etimi sızlatacak biçimde koluma dolandı ve kendisime çevirdi. Uyguladığı gücün aksine nazikçe ona döndüğümde kahverengi gözlerindeki kehribarlar parıldıyordu.
"N'oldu?" sorusu benim dudaklarımın arasından çıkmıştı. İfadesiz suratıma baktığı her an kehribarları kahveringilerini geri plana atıyor içimi huşu içinde bırakıyordu. Basit bir kahverengi göz nasıl hu kadar dikkat çekici ve güzel olabilirdi bilmiyordum ama güzeldi işte. Babamdan sonra gördüğüm en güzel erkek gözlerine sahipti Özgür. Kirpikleri de cabasıydı.
Belkide diye fısıldadı şimdiye kadar varlığının bir kez bile farkına varmadığım içimdeki farklı bir ses tonu. Mesele göz değilde, anlattıklarıdır. Gözlerini hissetmeyi denedin mi hiç?
"Kimliğini almayı unutma." diye fısıldadı ama içimden bir ses beni durdurmasının amacının bu olmadığını söylüyordu. İçimdeki sesinde dediği gibo gözlerine hissederek bakmayı denedim. Gözlerinde asıl amacı okumaya çalıştım ama başaramadım. Onu sadece iki haftadır tanıyordum ve Özgür Şahin'in gözlerini hissedebilmek için iki haftanın yeterli olmayacağından adımın Umut Gümüş olduğu kadar emindim.
"Ta-mam." dedim duraklayarak. Konuşmama Özgür gibi bende şaşırmıştım. Ardından gözlerim gözlerinden koluma kaydı ve Özgür mesajı alarak kolumu serbest bıraktı.
Kendimi hızlıca dışarıya attım ve sessizce Maserati'nin kapısını kapattım. Kollarım benden bağımsız birbirine dolanıp malikhaneden ilk çıktığım gün giydiğim spor ayakkabımın içindeki ayaklarım tüy kadar hafifçe malikhaneye ilerlerkem gözlerimi karanlık gökyüzüne çevirdim. Yeraltındaki tek beyaz şey, kar hafif hafif yağmaya başlamıştı. Usulca yere dökülen ama beyazıyla kara zemini kaplayamamış olan karlardan biri alnıma düştüğünde gözlerimi kısarak bakışlarımı tekrar malikhanenin olduğu sokağa çevirdim. Sokakta ben ve Özgür'den başka kimse yoktu. Çıkan tek ses ise rüzgarın havaya uğultulu çarpışlarıydı.
Sessiz adımlarım babamın ölümünün ardından iyice ruhsuzlaşan malikhaneye adımladı. Yakalanma ihtimalime karşı tedbirli olarak sessizce arkasını dolaştım ve çöp bidonlarının oradaki ızgarayı bulunca hemen dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimin kirlenmesini umursamadan ızgaranın demirlerini oynattım. On beş on altı yaşlarında her şeye meydan okuyan bir ergenken geceleri Oğuz'la malikhaneden kaçar sonra ön kapıdaki korumalara yakalanmamak için bu ızgaradan malikhaneye dönerdik. İlk başta ızgarayı yerinden sökmek çok zor olmuştu ama sonrasında sökülen ızgara hiçbir zaman yerine tam olarak oturmamıştı. Şimdi bunum avantajını kullanarak kolayca ızgarayı kaldırdım ve hemen oluşan boşluğun yanına koyduktan sonra bedenimin rahatlıkla gireceği boşluktan önce bacaklarımı sarkıttım. Ardından tek bir an duraklama ve korku yaşamadan nefesimi tutarak kendimi yere attım ve bir panter edasıyla vücuduma zarar gelmeyecek konumda yere tutundum.
Açık ve ıslak saçlarım yüzümün iki yanından dökülürken vakit kaybetmeden başımı kaldırdım ve hemen doğrulurken esneyen kaslarımı rahatlatmak için beş saniye kadar hareketsiz durdum. Ardından rutubetli mahsende kapıya doğru ilerlerken bir yandanda toz olan kalçamı sessizce silkeliyordum. Kapıya vardığımda kilitli olması elbette beni şaşırtmamıştı ama Oğuz zamanında anahtarın bir kopyasını çıkartmış ve onu gözümün önünde bizzat soba kurmak için duvar içine yapılan boşluğa saklamıştı.
Ancak anahtarın hâlâ orada olduğuna emin değildim.
Hızlanmaya başlayan nefeslerimle olan boşluğa ilerledim ve görmeden elimi içine soktum. Parmaklarım anahtarın metal varlığını hissetmek için hırsla pütürlü boşlukta gezinirken sinirlenerek bir nefes aldım ve içimden bir küfür savurdum.
Tam umudu kesecekken parmaklarım soğuk metale değince hızlıca elime aldım ve kısacık mesafeyi koşarak aşıp anahtarı deliğe soktum. Sessiz olmaya özen göstererek kilidi açtığımda anahtarı kapının arka deliğinde bıraktım ve kapıyı usulca kapatıp kendimi malikhanede bana ait olan odaya yönlendirdim. Sokaktayken babamın kazağına sarılı olan bedenim üşüsede şu an sıcak sıcak terlemiştim.
Mahsenden çıktığım andan itibaren çevreme dikkatle bakarak ilerliyordum lakin malikhanenin içide sokak gibi karanlık ve kimsesizdi. Bir an içimde acaba burası terkedildi mi düşüncesi geçti ama aklıma Fikret amca gelince rahatlayarak bir nefes aldım. Fikret amca asla izin vermezdi. Sumur'da yıkılmayacak bir şey varsa o da bu malikhaneydi.
Sonunda kendimi koridorda bulduğumda etrafıma bakındım ve hızlıca koridora girdiğimde neredeyse sonuna kadar koştum. En sonuna vardığımda kendimi duvarlarını babamla birlikte boyadığımız odaya attım. Ardından kapıyı kapatıp iki elimde kapı kulpundayken bacaklarımda dahil tüm vücudumu kapıya yaslayarak gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Yaklaşık iki dakika gözlerim kapalı soluklandıktan sonra sonunda işe koyulmam gerektiğini farkederek gözlerimi araladım ve sadece ay ışığının altında aydınlanan odama bakındım.
Her şey aynıydı. Bıraktığım gibi. Telefonum bile kımıldamamıştı yerinden.
Anılar bir bir zihnimi istila etmeye başladığında onlarla uğraşacak vaktimin olmadığının bilince hepsini kışkışladım ve toprak tonlarındaki gardırobuma ilerledim. Üst taraftaki gözünü açarak aniden Damla'ya gitmem gerektiği zamanlar valiz yerine kullandığım büyük gümüş rengi çantamı elime aldım ve yatağımın üzerine koyarak fermuarını açtım. Çantama neler koyacağımı önceden belirlediğim için hızlıca çekmecelere yöneldim ve iç çamaşırımı takımlarımı hızla içime attım. Ardından çekmecelerde kimliğimi ve pasaportumu buldum ve onları da çantanın ön gözüne attıktan sonra Özgür'ün asıl isteğini yerine getirmiş oldum. Çekmeceden siyah bir iç çamaşırı takımı daha çıkardım ve yatağın üzerine attıktan sonra alt çekmecedeki ped paketlerimide çantaya attım. Elim çekmecenin üstüne gittiğinde ise bir an kararsızca telefonuma baktım.
Ellerim beyaz telefonumu kavradığında ise farkında olmadan ekranını aydınlatmıştım.
Bir sürü çağrı ve mesaj vardı. Ve hepsi tek arkadaşım Damla'dandı.
İçim buğulandı. Bir yumru boğazıma pat diye oturduğunda yutkunamadım ve kendime ne kadar hayırsız bir arkadaş olduğumu hatırlattım.
Telefonumu, şarj aletimi ve kulaklığımı kimlikle pasaportumu koyduğum yere koymadan önce hattımdan kurtuldum. Aramam gereken tek kişi Damla'ydı ve onunda numarası aynı babamın numarası gibi ezberimdeydi.
Hızlıca ayağa kalktım ve banyoma resmen uçtum. Kirlenen ellerimi yıkadıktan sonra kurutarak banyodan çıktım ve makyaj aynamın önünden siyah bir tokayı alıp bileğime geçirdim. Şu iki haftada saçlarımı toplayacak bir toka bile bulamadığım için görünce hemen almıştım. Üstümdekileri soyduktan sonra temiz iç çamaşırı takımımı giydim ve gardırobumdan çıkardığım üç kottan ikisini çantama atıp siyah olan dar paçamı bacaklarımdan geçirdim. Ayaklarıma temiz çoraplar geçirdikten sonra siyah sporlarımı tekrar giydim ve babamın gümüş kazağınıda çantama koydum. Ardından fermuarı kapatmadan ve üzerime bir şey geçirmeden odamdan çıktım ve ilerlemeden önce koridorun başına baktım.
Herhangi bir hareket ve ses gelmeyince hızlıca kendimi babamın odasına girdim ve kapıyı kapattım.
Koku hâlâ terketmemişti babamın odasını. Kimse dokunmamış, kimse bozmamıştı babamın son dokunuşlarını.
Sanki odada o vardı. Kokusu o kadar dolu doluydu ki ancak vücudundan gelir sanıyordum ama değildi. Babamın odası buram buram babam kokuyordu.
Gümüş rengindeki çantamı babamın yatağının üzerine bıraktım ve hızlıca gardırobuna yöneldim. Şu an bu odadayken duygusallığın zirvelerine tırmanmak babamın kokusu içinde haykırarak ağlamak istiyordum ama bırakın ağlamayı gözlerimin dolmasına bile vaktim yoktu.
Gardrobun kapağını kaydırarak açtım ve ellerimi babamın ipek gömleklerinde gezdirdim.
"Oysa bunları sen giydiğinse ne kadar asil dururdu üzerinde baba." diye mırıldandım malikhaneye geldiğimden beri ilk kez dudaklarım aralanarak.
Daha fazla oyalanmadan ipek gömleklerden siyah olanı askılarından çektim ve hemen üzerime geçirdim. İpek gömlek bedenimde usulca kaydığında bol ve uzun gelen kollarımı kıvırarak kedi kol boyumla eşitledim ve önümü ilikleyerek gömleğin etek uçlarını bağlayıp yüksek bel pantolonumun başlangıç çizgisiyle eşitledim. Ardından bir kaç üstlük kıyafetide çantamın içine attım ve son bir şey için babamın yatağının yanındaki şifonyere ilerledim.
Yerde çömeldim ve çekmeceyi açmadan önce kısa bir an bakarak derince nefes aldım. Ardından ilk çekmeceyi açtığımda çekmecedeki tek şey olan kadife gümüş rengindeki kutuyu çıkardım. İçine bakmadan orta boylardaki kadife kutuyuda çantamın içine attığımda işim bitmişti.
Çantamın fermuarını çektiğimde resmen içi dolmuştu. Yataktan kaldırdım ve kolluklarından kollarımı geçirip çantayı sırtladım. Ağırdı ama taşıyamayacağım gibi değildi.
Kapının önüne geldim ve çıkmadan önce arkamı dönüp babamın odasına son bir kez baktım. Her bir ayrıntıyı hafızama kazıdım. Kokusunu bir kez daha çektim ciğerlerime. Son bir kez daha baktım yatağın başındaki dev fotoğrafımıza.
Ardından arkamı dönüp isteksizce kapı kulpunu kavradım. Bıraksalar burada ölene kadar yaşayabilirdim ama bırakmıyorlardı işte.
Kapıyı sakince açtım ve tamamen araladığımda adım atacakken adımlarımı durduran şey bir çift kahverengi göze ev sahipliği yapan beden oldu.
Adımım havada asılı kalırken ifadesiz yüzüme yansıyan şaşkınlık tepkisiyle dudaklarım aralandı ve elim kapı kulpundan çekilirken karşımdaki beden konuştu.
"Babanı ziyarete mi geldin, Umut?"
"Oğuz?" dedim aralık dudaklarımla. Gözlerim kısıldı ve tehlikenin farkına varan vücudum hazırola geçti.
"Yakalanmayacağını mı düşündün?" sorusunu sorarken başını bana doğru eğmişti. Varlığını ve hareketlerini seçmeye başlarken umursamazca konuştum.
"Evet."
Oğuz güldü. Gülüşünün alaycı sesi koridor boyunca yankı yaparken farkıma varan tek kişinin o olmasına sevinmiştim.
"Ne yapmaya çalıştığını sanıyorsun Umut? Babam her yerde seni aratıyor. İntikam almak için gittin ve geri dönüşünde sırtında bir çanta görüyorum. Üstelik Özgür Şahin'in öldüğüde yok."
Özgür'ün adını tükürürcesine söylemesi dikkatimden kaçmamış olsa da bunu babamın katili olduğunu sanıyor olduğu mantığına vurarak fazla irdelemedim ve Oğuz'un mat kahverengi gözlerine baktım.
"Geri döndüğüm falan yok Oğuz. Bir kaç eşyamı alamaya geldim, döneceğim."
"Dönmemelisin Umut. Tehlikenin kucağına atlıyorsun. Babamında dediği gibi gitmelisin buralardan."
Göremeyeceğini bilsemde tek kaşımı kaldırarak Oğuz'a baktım. Ardından sert çıkan sesimle noktayı koyacağını umduğum bir cümle kurdum.
"Asla Oğuz. İntikam almadan asla. Şimdi izninle."
Önünden geçip gitmeye çalışsamda daha bir adım bile atamadan beni omuzlarımda ittirerek babamın odasına girmemi sağladı. Sırtımdaki çantanın ağırlığı dolayısıyla dengemi sağlayamadan yalpaladığımda Oğuz'unda odaya girmek için adımladığını görünce gözlerim dehşetle irileşti. Hemen ona doğru koşup babamın odasına girmesine izin vermeden onu var gücümle iteklediğimde sendeleyerek bir kaç adım geri gitti ve bende arkamı dönmeden kapıyı kapatıp Oğuz'un üzerine çullandım.
"Sen kim oluyorsunda bu kirli ayaklarınla Atalay Gümüş'ün odasına girmeye çalışıyorsun?" diye sessizce tısladığımda ellerim Oğuz'un boğazına dolanmış olanca gücüyle sıkıyordu. Parmaklarım soluk borusuna baskı uygularken nefesi kesildi ve ellerimi kollarımı tutarak indirmeye çalıştı. Ancak öfkeden dönen gözlerim bırakmayı aklının ucundan bile geçirmiyordu.
Girmeye çalışmıştı. Babamın odasına gözlerimin önünde girmeye çalışmıştı.
"Sakın Oğuz," dedim hırlayarak. Tırnaklarımı var gücümle boğazına bastırırken inlemesini sağladım. "Sakın benim sinirimi bozacak bir davranışta bulunma ve işime karışma."
Gözlerine bakarken babam ölmeden önce ne kadar iyi anlaştığımızı düşündüm ve bu içimi acıtırken sadece acımı içte yaşayıp dizimi kaldırarak bacak arasına sertçe tekme attığımda Oğuz inledi ve ellerimi boğazından çektiğimde bir elini boğazına diğer elini erkekliğne koyarak öksürükler içinde derin derin nefesler almaya başladı.
Onu ardımda bıraktığımda koridorun başına ilerlemeye başladım ve hızlıca adımlarla mahsene ilerlemeye başladığımda arkama bakma gafletinde bulundum.
Oğuz öfkeli gözleriyle bana doğru koşuyordu.
Koştuğunu kavrayan mantığım bacaklarıma koş emrini verdiğ an koşmaya başladım ve gece olması dolayısıyla kimsenin görünmediği malikhanede mahsene doğru koşmaya başladım. Normalde hızlı koşardım ama sırt çantası hızımı yavaşlatıyordu.
Mahsen kapısıyla aramda çok az bir mesafe kaldığında Oğuz'la da aramda çok az bir mesafe vardı. Beş bilemedin altı adım uzağımdayken elim telaşla mahsen kapısının kulpumu kavradı ve açıp kendimi içeriye atarken ufacık kındırıktan Oğuz elini soktu.
Çocuk resmen şizofren gibi kovalıyordu.
"Çek elini!" diye tısladım sadece onun duyabileceği ses ayarında. Oğuz hırıltılı bir sesle "Hayır!" dediğinde kapı biraz daha araladı ve bende tekrar gücümle ittirdim. Koşmaktan ve Oğuz'la uğraşmaktan nefes nefese kalmıştım.
"Oğuz daha fazla canını yakmak istemiyorum, çek elini!"
"Zaten yıllardır yakıyorsun canımı şimdi mi çekiniyorsun?" diye sorduğunda afallamak istedim ama ittirmesi buna izin vermedi. İçimdeki sabırsız kişilik eh yetti ama diye cırladığında omzumla kapıyı ittirdim ve Oğuz'un eli arada sıkışınca inleyerek elini çekmeye çalıştı. Çekmesini fırsat bilip kapıyı kapattıktan sonra kilitledim ve anahtarı eski yerine koyduktan sonra ızgaranın altına koştum. Oğuz'un sesi kesilmişti. Büyük ihtimal şu an ızgaranın olduğu yere geliyordu. Acele etmeliydim.
Sırt çantamı dışarıya atarak ellerimi ızgaranın çizgilerine koydum ve ayaklarımı duvara tırmandırarak kendimi yukarıya çektim. En sonunda bacaklarıma kadar dışarı çıkabildiğimde tamamen çıktım ve kaslarım uzun süren antrenmansızlığım yüzünden feryat ederken dişlerimi sıkarak ızgarayı yerine koydum. Vakit kaybetmeden ayağa kalkıp sırt çantamı taktığımda ayak seslerini işitmiştim.
Gerizekalı Oğuz tüm malikhaneyi ayağa kaldırmıştı.
Bacaklarıma son bir kuvvet için ha gayret dedikten sonra artık zemini beyaza boyama görevini başarıya ulaştırmaya yaklaşan karlara basarak koşmaya başladım. Sokakta koşarken arkamda kaç kişi vardı bilmiyorum ama birileri "Dur!" diye bağırmıştı.
Karanlığa güvensemde ne olur ne olmaz diyerek yüzümü onlara dönmedim ve bir el silah sesi duyduğumda irkilerek koşmamı hızlandırdım. Ardından bir el daha duyduğumda silahın namlusundaki hedefin ben değilde gökyüzü olduğunu anladım.
Yine de havaya sıkılan ve sonunda yere dönecek olan yorgun kurşunlardan birinin hedefi benim kafatasım olabilirdi. Bu yüzden ayaklarım kıçıma vura vura malikhanenin köşesini döndüm ve o anda karanlıkta parlayan kahverengilerin içindeki kehribarları gördü gözlerim. Anında içime serin bir su serpilirken yüzümde benden bağımsız kısa süren bir tebbessüm oluştu ancak bunu Özgür görmedi.
Bana doğru koştuğunda arabanın iki kapısıda açık motoru çalışıyordu. Arabadan bir iki metre uzaklaşmıştı ki onun yanına vardım ve elleri anında kafamı kavrarken benimde ellerim kollarını kavradı. Kolundaki sargının varlığı onu vurduğum geceyi hatırlatırken bir an bu gaddarlığıma içim sızladı.
"Silah sesi duydum, iyi misin?" diye sordu telaşlıca. Parlayan gözlerindeki endişe tohumlarını bir bir kalbime bırakırken nefes nefese "İyiyim." dedim. Bir el silah sesi daha geldi ve yaklaşan adım sesleri peşimizdekilerinde köşeyi döndüğünü anlamamızı sağladı.
Özgür sımsıkı tuttuğu kafamı bıraktı ve bende onun kolundan ellerimi çekince elimi tuttu. Birbirimize komut vermeden koşmaya başladığımızda artık koşmaktan dalağım şişmişti.
Ben kendimi yolcu koltuğuna Özgür ise yanındaki sürücü koltuğuna attığında saçlarımın arasından gelen adamlara baktım. Saydığım kadarıyla beş kişilerdi ve göz renklerini göreleceğim kadar yakındaydılar.
Soluğumu tuttuğum esnada Özgür gaza yüklendi ve tekerlekler asfaltı ağlatacak bir hızda dönerken ben kendi tarafımdaki kapıyı kapatamamıştım bile.
Hızla sokaktan uzaklaşırken düşmemek için arabanın konsoluna tutundum ve kapıyı sertçe kapattıktan sonra sırtımdaki çantayı çıkartıp arka koltuğa fırlattım. Sonunda kendimi oturduğum koltuğa attığımda nefes nefeseydim.
"Vurulmadığına eminsin değil mi?" diye sordu Özgür. Bir gözü araba farıyla aydınlattığı yoldayken diğer gözü bedenimde geziyordu. Hasar kontrolu yaptığı her halinden belliydi.
"Hayır vurulmadım, havaya ateş ettiler."
"Nasıl yakalandın peki? Gizli bir yerden gireceğim demiştin."
Elimi göğüs kafesimin üstüne koyup derin derin nefesler alırken şu soğuk kış gününde terlediğim için camı hafifçe açtım ve soğuk havayı içime doldurdum.
"Hatun, cevap ver!" diye bağırdığında ikinci kez hatun demesinin bedenimde bıraktığı etki birincisiyle aynıydı. Gözlerim onu görme isteğinde kıvranırken başımı ona çevirdim ve kasılmış çehresini izledim.
"Oğuz tam çıkarken farkıma vardı.. Gitmemi istemeyince çıkan arbededen adamlar peşime düştü." diye kestirip attığımda direksiyonu sıkmaya başlamıştı.
"Oğuz kim?" dedi dişlerinin arasından. Cidden takıldığı tek şey Oğuz'un kim olduğu muydu?
"Çocukluk arkadaşım."
Cevap vermedi. Sonunda adamları atlatarak hızını azalttığında bende gözlerimi kapatarak bedenimi dinlendirdim.
Gidiş yoluna oranla geliş yolu kısa sürdü ve eski mahalleye yakışmayan mazzereti usulca durduğunda ben uyku ile uyanıklık arasındaki kavşakta yönümü bulmaya çalışıyordum.
Yorgun bedenim gözlerimi açmamamı direttiğinde ona uyarak gözlerim aralanmadı. Ardından kapı açılma sesini duydum ve sürücü koltuğunun olduğu kısımdan gelen soğuk hava ipek gömleğin içindeki tenimi ısırdı. Tekrar bir kapı açıldı ama bu arka kapıydı.
Yaklaşık bir dakika sonra kendi tarafımdaki kapı açıldığında hâlâ gözlerim kapalı ve uyku sersemiydi. Soğuk hava tekrar içeriye doluştuğunda boynumda sıcak bir nefes hissettim ve içim gıdıklandı.
Özgür bir kolunu bacaklarımın altına diğer kolumu ise sütyenimin altına dolayıp beni dikkatlice arabadan çıkarttığında ona engel olmadım. Kollarım ters bir açıyla bükülüp yere sarkarken saçlarımda başım gibi salındı ve yüzümde bir kaç tane kar tanesi hissettim.
Sumur'a kış gelmişti. Ve bu kış çok sert geçecekti.
Özgür kolayca bedenimi odaya taşıdı ve beni yatağın içine yatırdıktan sonra ayaklarımdaki siyah sporlarımı çıkardı. Vücudumda başka bir şeye dokunmazken üstümü yorganla örttü ve odadan çıktığını kapanan kapıdan anladım.
???