ON DÖRT

1393 Words
Nefes nefese gözlerimi araladığımda kabusumdaki gibi üzerimde incecik bir gri elbise varmış gibi üşüyordum. Çevreme bakındım ve elim üstümden sıyrılan yorgana gittiğinde ağlamaklı bir ses çıkartarak yatakta doğruldum. Uyku mahmuruydum ama gördüğüm kabus yüzünden başımı yastığa koymaya korkuyordum. Üstümdekilere baktım. Siyah dar paçam beni oldukça rahatsız hissettirirken kısık gözlerimle dar paçayı üzerimden sıyırdım. Bacaklarım çıplak kaldığında yeni bir şey giyemeyecek kadar sıkıntılıydım. Üzerimdeki gömleğin düğümünü çözüp bacaklarımın bir kısmını ve kalçamı kapattım. Gömlek kırışmıştı ama asaletinden bir şey kaybetmemişti. Boğazımı sıkan düğmelerden ilk ikisini açtıktan sonra yataktan kalktım ve odanın dışına ilerledim. Mantığım hâlâ gördüğü kabusa kafa yorarken odadan çıktım ve mutfağa ilerledim. Cam bardaklardan birine su doldurup tek dikişte içerek kuruyan boğazımı ve dudaklarımı ıslattığımda bardağı tezgaha koydum ve adımlarım mutfakla bir olan salona gitti. Kanepenin önüne geçtiğimde Özgür'ü üstü çıplak ve altında eşofmanla uyuyorken bulmuştum. Koyu kahverengi battaniyesi dizlerine kadar sıyrılmıştı. Üşümüyordu çünkü ev sıcaktı. Onu sağlam olan kolundan dürttüğümde yaptığım şeyin mantıksız olduğunu biliyordum ama umursamadım. Şu an ihtiyacım olan bir şey varsa o da Özgür'ün bana babamı hatırlatan kokusunu solumaktı. Onu bir kez daha dürttüm ve çatallaşan sesimle "Özgür," diye mırıldandım. Kabusumu düşündükçe yüzüm ağlamaklı bir ifadeye bürünüyordu. Üçüncü dürtüşümde gözleri aralandı ve uykulu bakan kahverengileri benim kısık mavilerimi bulunca kaşları çatıldı. Aşağıya doğru kıvrılmak için can atan dudaklarımı sabit tutmakta zorlanırken bakışlarımdan anlamış olacak ki koltukta kaydı ve koltukla kendi arasında bir boşluk yarattı. Hiç düşünmeden ayağımın birini Özgür'ün üstünden o boşluğa attığımda diğer ayağımla da çıktım ve yan dönerek boşluğa sığmaya çalıştım. Ancak daracık koltuk yüzünden vücudumun yarısı Özgür'ün üstünde kalmıştı. Kolunu altımdan geçirerek beni sanki aramızda mesafe varmış gibi kendine iyice yaslarken burnu saçlarımın arasına girdi ve bende fırsattan istifade yüzümü boynuna sakladım. Derin bir nefes aldığımda ise burnumdan tüm vücuduma enjekte olan deniz kokusu beni sakinleştirmeye yetmişti. Kolumu beline sardığımda, daha rahat hissedeceğim için üsteki bacağımı büktüm ve Özgür'ün bacaklarının üzerine yaydım. "Özgür," diye mırıldandım bir süre sonra. Konuşurken dudaklarım boynuna sürtmüş, Özgür'ün kasılmasına sebep olmuştu. "Hmm," dediğimde genizden gelen erkeksi sesi kısa bir an dünyamı ters yüz etsede toparlandım. "Dediğim şartı kabul edecek misin?" Aldığı nefes kesildi ve göğsü bir an hareketsiz kalınca göğsüne vurarak nefes almasını sağlamak istedim. Ancak tek yaptığım konuşmasını beklemek oldu. "İstediğin şey benim mahremim, Umut." Hangisinde daha çok etkilendiğimi bilmiyordum. Bana hatun dediğinde mi yoksa ismimi fısıldadığında mı? "Aklıma şüphe kalmamalı Özgür. O gece tam olarak nerede ne yaptığını bilmeliyim. Yoksa sonunda ifşa olacakta olsam seninle evlenmem." Evet, isteğim basitti. Babamın öldüğü gece nerede olduğunu kanıtlamalıydı. Ona inanıyordum lakin yine de içimdeki şüpheye söz geçiremiyordum. Özgür derin bir nefes aldı ardından sağ eli benim göğsümün üstündeki elime kapanınca bu sefer ben nefesimi tuttum. Avucu içine elimi alıp parmaklarımı okşamaya başladığında mırıldandı. "İspatlayacağım. O gece olduğum yere götüreceğim seni, sende inanacaksın bana. Şimdi, uyu." Tamam dercesine gözlerimi yumduğumda bir daha açmadım ve kokusuna odaklanarak uykuya dalmaya başladım. Tek başıma uyuduğum günlere nazaran daha çabuk uykuya dalarken huzurlu olduğum bilinci varlığımı yokladı. ??? "Hatun!" diye bağırdı Özgür ben kelimenin üzerimdeki ağırlığını atmaya çalışırken. İrkilerek ona döndüğümde kaşlarım çatılmıştı. "Ne bağırıyorsun be?" cırlaması eşliğinde ayakkabı bağacığımı bağlayıp büktüğüm dizlerime ayağa kalkması için emir verdim. "Duy sende, sağır mısın?" "Duyma problemim var belki nereden bileceksin ki?" Külliyen yalan. Hele Özgür'ün olduğu bir ortamda duymakla ilgili bir problem yaşamak? Sağır olsamda duyardım Özgür'ü. Fısıltısını bile. "Kes laga lugayı, dolaptaki reçeli sen mi yedin?" Gömleğimi düzeltirken bakışlarımı ona çevirdim. Regl oluşumun ve uzun zamandır bir şey yememenin acısını sabah ilk iş dolaptaki üzüm reçeline saldırarak çıkarmıştım. Üstelik o reçel evdeki son reçeldi. "Evde ikimiz yaşıyoruz sadece. Sen yemediysen?" Özgür derin bir nefes alarak dudaklarını birbirine bastırdığında reçeli yememe sinirlendiğini biliyordum. Ama elimde olan bir şey yoktu. Evdeki tek tatlı oydu. Çay şekeri bile yoktu ve sabahın altısında kendisi uyurken aklıma yapacak başka bir şey gelmemişti. Ve reçel çok güzeldi. "Hem reçelimi yiyor, hem kelime oyunu yapıyor hatuna bak ya?" diye konuştu kendi kendine. Gözleri dudaklarıma alev almışçasına bakıyordu. Sanırım yediğim reçeli ağzımdan nasıl çıkaracağını düşünüyordu. Valla o reçel bana gerekli insülin hormonunu salgılamış, çoktan bağırsaklarıma gitmişti. Çıkarmasına imkan yoktu. "Altı üstü beş kaşık reçel Özgür. Abartmıyor musun?" "Abartırım!" diye kükredi bir anda. Farkında olmadan yerimde sıçrarken parlak mavilerim anlamazlık girdabında kahverengilerine baktı. Beş kısa adımda yanıma gelip tam karşımda dikildiğinde kehribar beneklerinin odağı dudağımdı. "O reçelin acısını çıkartacağım." diye mırıldandı bakışlarını dudaklarıma kenetlerken. "Nasıl?" diye sordum. Farkında olmadan benimde gözlerim dudaklarına inmişti. Yeni tıraş olmuş yüzünün dokunmasamda kaymak gibi olduğunu biliyordum. Yutkundum ve bana eğik duran başının yakınlığından etkilenmemeye çalıştım. "Seni öperek." dediğinde bir an vücudumdan tüm kanın çekildiğini hissettim. Artçı şok edasıyla mideme giren kramp canımı yakarken kalbim mengenelerin arasında kalmış gibi ağrıyordu. Kısa süreliğine de olsa, dudaklarıma bakarak kurduğu iki kelime beş hecelik bu cümle tüm yaşamsal fonksiyonlarımı etkisiz hale getirmişti. Allah biliyor ya dediği an onunla öpüştüğümü hayal etmiştim. "Yanlış kulvarda koşuyorsun Özgür." dedim fısıltıdan farksız bir sesle. Tekrar yutkundum ve dudaklarımı birbirine bastırdım. "Yanlış kulvarda koşmuyorum, yanlış gökyüzüne uçuyorum." Bunu derken gözlerime bakması... Bilmiyorum farklı hissettirmişti. Tuhaf. Vücudumu karıncalandırmıştı. Bu bakışmanın, konuşmanın sonu olmadığının bilincine vararak kendimi geriye çektim ve elim önünde dikildiğimiz sokak kapısına gitti. Bakışlarımı ondam kaçırırken "Haydi," dedim. "İşlerimiz var." Özgür üstelemedi ve açtığım kapıdan çıkarken o da çıkıp kapıyı kilitledi. Hemen ardından önden yürümeye başladığında kuyruk gibi onu takip ettim. Araba yolculuğumuz sandığımdan biraz daha uzun sürdü. Yeraltı'nda gündüzleri boğuk bi turuncu olan görüntü gözlerimi rahatsız ederken bu şehrin gecesini daha çok sevdiğimin bir kez daha farkına vardım. Sadece Sumur'da hava böyle oluyordu. Geceleri siyah gündüzleri boğuk turuncu. Kışlar set ve soğuk. Arabadaki ısıtıcı sayesinde ısınan bedenim Özgür arabayı durdurur durdurmaz yerini soğumaya bırakmıştı. Gece boyu yağan kar sonunda dursa da yerde tabakasını bırakmıştı. Arabayı durduran Özgür bir kaç dakika öylece durdu. Film kaplamalı camlardan çevreme bakınsamda büyükçe bir bina ve donmuş yeşil parktan başka bir şey görmemiştim. "Burası neresi?" diye sordum Özgür'e dönerek. Bana değil dümdüz karşıya bakıyordu. Beni götüreceği yer burası mıydı? Babamın öldüğü gece burada mıydı? "Gel." dedi. Bir saniye bile duraksamadan kapısını açıp dışarı çıktığında bende durmanın mantıksız olduğunu anlayarak kapımı açtım ve soğuk havaya çıktım. Üzerimde yine babamın ipek gömleği ve siyah pantolonum vardı ve soğuktan korumak için yetersizdi ama umursamadım. Soğuk havaya dayanıklıydım. Özgür'ün siyah kazak ve bordo pantolonun içine sakladığı bedenine arkasından baktım. Asker botları içinde kara bata çıka ilerliyordu. Benim başka ayakkabım olmadığımdan siyah sporlarımla ilerlemekten başka çarem yoktu ama gümüş rengi postallarım yanımda olsa fena olmazdı. Neredeyse koşarak ona ilerledim ve tam yanına vardığımda az önce gördüğüm büyük binadan içeriye giriyorduk. Girmeden önce dış cephesi beyaz olan binaya bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sumur Akıl Hastanesi mi? Özgür'ün burada ne işi vardı? Daha da önemlisi, kim burada kalıyordu? Binadan içeri girdiğimizde, bizi hastane kıyafetleri içinde kahverengi saçlı beyaz tenli bir hemşire karşıladı. Özgür'ü görür görmez kocaman gülümsedi. "Hoşgeldiniz Özgür Bey, sizi beklemiyorduk." dediğinde Özgür'ün buraya sık sık geldiğini anlamıştım. Özgür başıyla bir selam verdi ve "Müge, ziyaret kayıt bilgilerini görebilir miyiz?" diye sordu. Sesi hiç olmadığı kadar kibardı. Müge bana da bir baş selamı verdi ama benden aynı karşılığı alamadı. Yine de tavrıma bozulmadığında "Tabii," dedi Özgür'e. Özgür'le yan yana resepsiyona ilerlediğimizde Müge resepsiyonun arkasına geçmiş bilgisayardan kayıtlara bakmaya başlamıştık. Bir kaç sabırsız beklemenin ardından Müge aradığı kayıtları bularak Özgür'e döndü. Özgür ise kayıtları bana gösterdiğinde "Bir Kasım tarihine git Müge." dedi. Sesi yine düzdü. Müge bir onay nidasının eşliğinde kayıtta geriye gitti. Ben yüreğim ağzımda bilgisayar ekranını izlerken sonunda aradığım tarihe gidildiğinde ekranda yazılana baktım. 11/01/2016. Gelen ziyaretçi: Özgür Şahin. Geldiği saat: 21.30 Çıktığı saat: 01.30 Ve geldiğine dair bir parmak damgası. Yine aşağıda yeni bir kayıt. 11/02/2016 Gelen ziyaretçi: Özgür Şahin. Geldiği saat: 21.30 Çıktığı saat: 01.30 Ve geldiğine dair bir parmak damgası. Ve liste böyle uzayıp gidiyordu. Haftanın en az iki günü Özgür hep aynı saatte buradaydı. Bilgisayar sistemine de kayıtlıydı. En önemliside babamın öldüğü gün ve saatte Özgür buradaydı. Bu binanın içindeydi. "Bu kadarı yeterli mi efendim?" diye sordu hemşire Müge Özgür'e ithafen. Özgür bana döndüğünde oldukça gergindi. "Oldu mu?" Konuşamadığımdan başımı olumlu anlamda salladığımda nedensizce şaşkındım. Ayakta durabilmek için resepsiyon tezgahına yasladın kolumu. "Hanımefendiyi görmek istiyor musunuz efendim?" Özgür başını olumsuz anlamda salladı. "Şimdi değil Müge. Ben akşam uğrarım." Eli elime uzandı ve tuttuktan sonra benide sürükleyerek çıkışa yöneldi. Her ne kadar onu durdurmak ve kimi ziyarete geldiğini öğrenmek için can atıyor olsam da ona karşı gelemeyecek kadar şaşkındım. Beni arabaya sürüklemesine izin verdim. Bilinmezliğe sürdüğü arabasında ikimizde sessizken aklımda iki soru vardı etimden et koparan. Babamın katili kimdi? Özgür kimi ziyarete geliyordu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD