ÇİFTETELLİ

1147 Words
Suriye Sınır Hattı — Gece 02:37 Yüzbaşı Dağhan Sertkaya Günlerdir peşinde olduğumuz kansızın izine nihayet ulaştık. Karaçakal, yani Bekir Celal Aslan… Herifin kellesine ulaşmak kolay olmadı. Ama sivil askerimizin gönderdiği yer bildirimi ve fotoğraflar, artık bu işin son perdesine geldiğimizi gösteriyordu. On dakika içinde tam teçhizat sahadaydık. Kaybedecek bir saniyemiz bile yoktu. Edindiğimiz istihbarata göre, bu adam bir yazılım üzerinden ülkenin farklı noktalarında eş zamanlı patlamalar yaratabilecek bir sistem kuruyordu. Eylemin kilit ismi oydu. Ve o sistem, bir tuşa basılmayı bekliyordu. Liderlik ettiği bu projeyi yürütmek için oturmadığı kucak kalmamış, kimin dizinin dibine çökmesi gerekiyorsa çökmüştü. Artık köşeye sıkıştığını biliyor, terk edilmiş binalara saklanıyordu. Ama şunu da biliyordu: Şahin Timi peşindeydi. *** Karaçakal’ın Saklandığı Bina – 03:08 Helikopterin sesi geceyi ikiye yardığında, havada tozun ve barutun kokusu vardı. Bölgeye adım atar atmaz hepimiz biliyorduk: buraya girmek kolay olmayacaktı. Dışarıdan sıradan bir harabe gibi görünen bina, büyük ihtimalle patlayıcılarla dolu bir tuzak yuvasına çevrilmişti. “Zamanla yarışıyoruz,” dedim timime. “Hedef içeride. İstihbarattan gelen son verileri teyit edeceğiz. Hazır olun.” Astsubay Kıdemli Üstçavuş Murat, bomba çantasını yere bırakarak diz çöktü. Kapının altındaki kabloları gösterdi. “Bu basit bir düzenek değil. İçeride daha fazlası da olabilir.” Tuzak öylesine itinayla yerleştirilmişti ki, buraya özel kuvvetler dışında bir birlik girse, tek parça çıkması mucize olurdu. “Gölgesinden korkan it! Her yeri tuzaklamış!” Uzman Çavuş Doruk, kaskını düzeltip yarım bir sırıtmayla seslendi: “İçerisi sürprizli miymiş? Mumla aradığımız heyecan bu işte.” Yüzümü buruşturdum. “Zevzekliği bırakın. Durum ciddi. Bu adamı sağ alacağız. Vereceği bilgiler çok önemli. Tek bir yanlış istemiyorum, anlaşıldı mı?” “Anlaşıldı komutanım. O iş bizde,” dedi Doruk iki saniye önceki goygoyu unutup. Omuz üstü dönüp ekledim: “Doruk… bir tane daha gereksiz cümle kurarsan, seni süresiz birlikte eğitim çavuşu yaparım!” “Allah korusun komutanım! Ben zaten telsizi verecektim… sizi istiyorlar.” O sırada gözüm hâlâ binanın girişindeydi. Doruğun uzattığı telsizi aldım. “Şahin 1 dinlemede” “Şahin 1! Gölge timi komutanı Ateş. Düğün var dediler geldik!” Telsizden gelen sesle dudağımın kenarı kıvrıldı. Eski dostum Ateş… Akademiden beri görüşmemiştik. Evlendiğini duyduğumda “Ormanı andıran yeşil gözlerinde kayboldum, bir daha da yolumu bulamadım… Ondan başka birşey düşünemez oldum Dağhan” demişti bir gün. Asla evlenmem diyen adamı böylesine bağlayan neydi bilmiyorum ama… Ateş’i kelimenin tam anlamıyla değiştirmişti. Telsize basıp cevabımı verdim: “Sefalar getirdiniz Gölge Timi. Özleştik uzun zaman oldu birlikte düğüne katılmayalı!” Cevabı gecikmedi: Telsizin ucunda sırıttığına emindim. “Bunun şerefine karşılıklı çiftetelli oynarız artık!” Sırıttım. “Severim bilirsiniz Ateş komutanım! Zevkle” Bu kod, sadece aramızda bilinen bir şifreydi. “Çiftetelli” dediğimizde, binaya yalnızca biz girerdik. Sessiz, temiz, ölümcül. Kalabalıkla girilirse, kurdukları tuzaklar zincirleme patlamaya yol açabilirdi. İki gün önce görevlendirildiğim sivil askerden gelen fotoğrafta bomba düzeneği Murat’ın dikkatini çekmişti. “Komutanım daha binaya girmeden patlarız” demesiyle Tüm timi rikse atmak istememiştim. Ateş’in desteğe gelmesi bu yönden işime yaramıştı. Daha az risk, daha iyi sonuç! Tüm ekibe talimat verdim, konuşlanmalar başladı. Gölge Timi kuzey hattına yayıldı Üsteğmen Arda, binanın doğusuna siper aldı.
 Keskin nişancı Fırat, yükseltiye çıkıp dürbününü ayarladı.
 Şahin Timi olarak biz de güneydoğudan destekle pozisyon aldık. “Giriş yaptıktan 2 dakika sonra içerdesiniz… Hedefin sağ kolunda çakal dövmesi var. “ Ateş’le göz göze geldik. Başını hafifçe eğdi. “Çiftetelli başlasın!” “Çocukları pistten alalım!” Gülümsedim. “Evlilik sana yaramış. Neydi yengenin adı” “Defne” adını söylerken gözlerinin içi parladı. “Bir gün görürsem, sana ne yatığını soracağım, sırrını bilmek hakkım. “ Kendinden emin bir tavırla gözlerime bakıp “Açık olduğunda tekrar konuşalım” ben ve aşık olmak… “Benim yek aşkım mesleğim…” Sonra sessizliğe gömülüp binaya yöneldik. Loş ışıklar ve gölgeler arasında ilerlerken kulaklıktan gelen ses ortamı böldü: “Binanın dışında hareketlilik var!” Konuşan Doruktu. Görevdeyken, ciddiyetini bir saniye bile bozmayan adam, görev bittiği an goy goya dönüyor! Nasıl bir karakter olduğunu hala çözemedim! “Hallettim!” Uçan kuşu gözbebeğinden vuracak kadar yetenekli keskin nişancımız Gökçe cevap verdi. Onunla yollarımız 3 sene önce, can dostum Fatih’i şehit verdiğim operasyonda kesişmişti. Üç Yıl Önce Bazı geceler vardır… Çıkarken nefes alırsın, dönerken birini bırakırsın. O gece öyle bir geceydi. Fatih’le birlikte defalarca girdik o coğrafyaya. Her defasında ölümle göz göze geldik ama birbirimize sırt verdiğimiz sürece hep sağlam çıktık. Ta ki o geceye kadar… Arazide ilerliyorduk. Sessizlik bile bizi dinliyordu sanki. Telsiz cızırtısı bile nefesimizi tutturuyordu. Fatih önümdeydi. Bir an durdu. Ardına dönüp baktı. Göz göze geldik. O bakışta bir şey vardı… Vedalaşma gibi… İçimi sıkan şey de buydu. Sonrasını hatırlamak zor. Patlama sesi. Toz. Yankı. Ve ben dizlerimin üzerine düşerken onun adını haykırıyordum. “FATİİİH!” Etraf kaosa dönmüştü. Takım dağılmış, telsizden sadece kesik kesik sesler geliyordu. Gözüm kararıyordu ama ayakta kalmalıydım. Fatih’e söz vermiştim, “Ne olursa olsun görevi tamamlayacağız,” demiştik. Onun hatırasına bile olsa… İşte o anda gördüm onu. Gökçe. Yüzü kapkara, kaskı çatlamış, omzu kan içindeydi ama siper almış, üç kişiyi aynı anda koruyordu. Kusursuz bir atış yaptı — düşmanı sessizce indirdi. Telsizden yardım çağırmak yerine yer tespiti yapıp koordinat veriyordu. Yanında bir ekip daha vardı, başka bir birlikte görevliymiş. Ama öyle bir duruyordu ki, sanki yıllardır bizimle savaşıyormuş gibi. Soğukkanlıydı. Netti. Ve doğru yerdeydi. Yanına gittiğimde, yarasına rağmen mevzisini terk etmemişti. “Senin burada ne işin var?” dedim. “Destek göreviyle bölgeye gönderildik. Ama çatışma çıkınca dağıldık. Kendi başıma tutunuyorum,” dedi. “Ne rütbe?” “Üstçavuş.” O an anladım. Bu kadın başka. Sahada sadece emir alan değil, gerektiğinde karar verebilenlerden. İnsan, kaosun ortasında kim olduğunu belli eder. Gökçe o gece kendini belli etti. O gece Fatih’i kaybettim… Ama Gökçe’yi buldum. Onun o çatışmadaki duruşu, cesareti, soğukkanlılığı… Timin eksik olan parçasıydı sanki. Fatih’in yokluğunda doğan boşluğu dolduracak biri değil, o boşluğa sahip çıkacak bir yoldaştı. Operasyonun ardından ilk işim, onu kendi timime aldırmak oldu. Ve o günden sonra, sırtımı dönerken hiç düşünmedim. Çünkü bilirim: Gökçe oradaysa, arkam güvendedir. *** Ateş’le ben kulaklığı kapatıp odaklandık. Adımlarımız Karaçakal’a yaklaşırken daha da sessizleşti. Kapının önünde yerimizi aldık. Baş işareti verdim. Ve kapıya yüklendik. Tahta çatırdadı. Kapı açıldı. İçeride üç kişi vardı. Karaçakal, yanında bir kadın ve genç bir adamla masada oturuyordu. Yarı yenmiş bir tabak, birkaç çatal… Karaçakal gözlerini açtı. Geriye doğru sendeledi. O an gözlerinde gördüğüm şey: Korkuydu. Biz geldiğimizde, oyun çoktan bitmişti. *** Bir saat sonra operasyon tamamlandı. Karaçakal kelepçelenip götürülürken telsiz yeniden cızırdadı. “Şahin 1, acil kod:901 Yeni Görev Tanımlanıyor: Rehine Kurtarma Tek hedef. Konumlar gönderildi. ”Rehine hakkında bilgi var mı?” Diye sordum. “Negatif. Kimlik tespiti yapılamadı. Cinsiyet belirtilmemiş. Sadece bir sivil olduğunu bilgisi mevcut. Bu sivil çok önemli. Pürüz istemiyorum!” Doruk lafa atladı. “Büyük projeleri ile alakalı biri olabilir mi?” “Her şey olabilir. Vakit kaybetmeyelim!” Murat mırıldandı: “Düğünden çıkıp cenazeye mi gidiyoruz?” Gökçe silahını çantasına yerleştirirken; “Umarım hayattadır!” “Öldürmek için almadıkları kesin!” Bu görev onları planlamadıkları noktalara götürecekti. Özellik de Dağhan’ı karmaşık günler bekliyordu!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD