Kartal’ın dudakları yavaşça yukarı kıvrıldı. Gözleri nihayet direksiyondan ayrılıp bana döndüğünde, o kara irislerin içinde parlayan zeki ve karanlık bir ışık vardı. Gözlerindeki ifade, benim 'psikopat' kelimesini kullanmamdan dolayı eğlenmiş gibiydi.
“Hayır, Neva. Diyorum ki, sen acıyı zevke dönüştürmeyi biliyorsun. Bu, psikopatlık değil! Bu kontrolün en uç formu. Teslimiyetin, tamamen kendi isteğinle seçtiğin bir dünyaya açılan bir kapı…”
Beni, tam da olmak istediğim yere konumlandırmıştı. Onun dünyasını anlayan, bilen ve isteyen bir kadın. İşte bu, onun hayatına sızmak için ihtiyacım olan anahtardı.
“Bu kadar büyük çıkarımlar yapmak için ne kadar gözlem yeteneğine sahip olmak gerekiyor acaba?” diye sordum, sesimde hayranlık tınısını yakalamaya çalışarak. “Gazeteciliğin temel taşı da gözlemdir, Kartal Bey. Ama ben sadece gördüğüm gerçekliği yazarım. Siz ise gördüğünüz gerçekliğin arkasındaki arzuyu okuduğunuzu iddia ediyorsunuz.”
Gözlerimi kısıp onu inceledim. Kartal, arabayı yavaşlatıp sağa çekti. Arka aynadan takip araçlarının da usulca durduğunu gördüm. Burası şehrin gürültüsünden uzak, ağaçların ve yüksek duvarların başladığı bir yerdi. Yolun sonu nereye çıkıyordu merak ettim. Evine mi? Yoksa bir mahzene falan mı?
“Sanırım kendi dünyanın, içindeki karanlık tutkunun farkında değilsin. Bense gördüğümden eminim. Sana kendini bulmanda yardımcı olabilirim.”
Başımı hafifçe yana eğdim. Kendini bulma, karanlık tutku? Bunlar, kurbanlarını tuzağına çekmek için kullandığı bir yol muydu? Kardeşimi de bu tür felsefi yalanlarla mı kandırmıştı?
“Bana kendimi bulmamda yardım edeceksiniz? Doğru mu anladım Kartal Bey?” diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Sesimdeki alaycı tonu gizlemedim. “Bu, bir milyarderin hobi olarak kendini kişisel gelişim koçu ilan etmesi gibi bir şey mi?”
Kartal, yorumuma güldü fakat gözleri gülmüyordu. O gözlerdeki karanlık, beni yutmak üzereydi.
“Senin gibi bir kadın, bir koça ihtiyaç duymaz. Sen, sadece bir kılavuza ihtiyaç duyuyorsun bence. O gözlerinin dibindeki kıvılcımın alev alması için seni doğru karanlığa götürecek birine.”
Elini vites kolunun üzerinden uzatıp, avucunu koltuğun üzerinde, benim bacağıma yakın bir yere koydu. Dokunmadı fakat oradaydı. Fiziksel bir tehditten ziyade psikolojik bir kuşatma gibiydi.
“Ayrıca ‘Bey’ kısmını çıkarabilirsin, Neva,” dedi, aradaki mesafeyi kendi kuralına göre ayarlayarak. “Ben, oyunlarımda resmiyetten hoşlanmam.”
Bana doğru hafifçe eğildi. Nefesi, tenime değdi. Derin, erkeksi kokusu burnuma dolarken heyecanımı bastırıp, yakınlığından etkilenmemeye çalıştım. Bir anda tüm mantık duvarlarımı yıkıp, intikam arayışımı basit bir arzuya indirgemesine izin veremezdim. Selin'in yüzü, gözlerimin önüne geldi.
“O halde ben de seninle ilgili gözlemimi söyleyeyim. Sen, insanları etiketlemeyi ve onları kendi kalıplarına sokmayı seviyorsun. Benim acıdan zevk aldığımı iddia etmen de bence kalıbın bir parçası.”
Kartal bakışları üzerimde gezinirken nefesi yüzüme çarptı. Beni oynadığım bir oyunun, farkında olmadığım gerçekliğine inandırmaya çalışıyordu adeta.
“İddia etmiyorum, kanıtlayabilirim. Ya da daha doğrusu, sen kendine kanıtlayacaksın.” Gözleri bir avcı gibi parladı. “Merak etmiyor musun? O kadar inkar ediyorsun, o kadar direniyorsun ki… Ya yanılıyorsan? Ya o ilk kıvılcım gerçekten içindeki bastırılmış bir arzuysa? Denemek istemez misin? O hissettiğin zevki derinlikleriyle tatmayı?”
Cevabım aslında netti. İntikamın yolu buysa, elbette deneyecektim. Ancak henüz onun, bundan haberi yoktu.
“Eğer sen, benim içimde karanlık bir tutku olduğuna bu kadar eminsen, kanıtla.”
Kartal'ın yüzüne muzaffer bir ifade yayıldı. Beni, kendi tuzağına düşürdüğünü sanıyordu.
“Güzel.” dedi ve elini koltuğun üzerinden bacağıma yaklaştırarak hafifçe okşadı.
“Öncesinde bana dürüstçe vereceğin cevaplara ihtiyacım var. Seni çözmem için bu gerekli.” Gözleri, sorgulayıcı bir ifadeyle bana odaklandı. “Seks sırasında, daha önce hiç fiziksel acının zevki tetiklediği bir deneyimin oldu mu?”
Derin bir nefes aldım. Sakin kalmalıydım.
“Hayır,” dedim, net bir sesle.
“Peki, partnerinle aranızdaki güç dengesi?” diye sordu. Konuştukça sesi daha da derinleşiyordu. “Seks sırasında hiç bağlandın mı? Kontrolü tamamen bir başkasına bıraktın mı?”
Aklıma Selin'in dalıp dalıp gittiği, tuhaf bir şekilde heyecanla ışıldayan bakışları geldi.
“Hayır. Kontrol her zaman karşılıklı olmuştur,” dedim. “Şu an neden bahsediyoruz biz?” Şaşırmış görünmek için elimden geleni yaptım. Cahil olduğumu düşünmesi gerekiyordu sonuçta.
Kartal'ın yüzündeki keyifli ifade, yavaşça bir şaşkınlığa dönüştü. Beklediği cevaplar bunlar değildi bence.
“Seninle konuşmamız gereken şey,” dedi sabırlı bir öğretmen edasında. “Seks hayatının ötesinde, içgüdülerin. Restoranda gösterdiğin o anlık tepki, senin özündü.”
“Özümde böyle bir eğilim olsaydı, sence neden farkında olmayayım?” diye sordum, kaşlarımı çatarak.
Dudaklarının kenarındaki ince kıvrım, beni aşağılar gibiydi.
“Çünkü bazı gerçekler, kabul edemeyeceğin kadar büyük bir zevk vaat eder. Ve toplum, bu tür zevkleri bastırmayı öğretir. Hadi itiraf et! o an, o adam kolunu sıktığında, bir an için kendini güçlü ve arzulanan hissetmedin mi?”
Psikopattı. Sadistti. Bence bir akıl hastanesinde tedavi olmalıydı. Böyle sözcüklerle süsleyip kaç kişinin hayatını mahvetmişti?
“Fiziksel acı, bana zevk vermez,” dedim kendimden emin bir sesle. Kartal, koltuğa geri yaslandı. Gözlerindeki baskı hafiflemişti ama avcı bakışı hala oradaydı.
“Peki, şaplak? Kırbaç? Küçük de olsa bir doz ceza oyunu falan? Bunları hiç denemeye cesaret etmedin mi?”
“Şaplak belki ama kırbaç ne? Benim dünyamda bunlar yok.” Kartal, cevabım üzerine kısa bir an sessiz kaldı. Sessizliği gerilim doluydu.
Ben daha ne bahaneler, ne sözler uyduracak diye beklerken bir hamlede elini boynuma kenetleyip beni kendine çekerek, dudaklarıma yapışması bir oldu..