7.BÖLÜM

2702 Words
İki gün, koskoca iki gün geçti. Koray gittiği yerden gelmedi, ben bu bilmediğim yerde bebek dışında hiçbir şeyle ilgilenemedim. Gece saat birdi, bebeğin yanında uykuya dalmasını bekliyordum. Çağla ben bebekle ilgilenirken uyuyordu, bana böyle güvenmesi gurur vericiydi. Sonsuza kadar burda olmayacaktım ama burda olduğum süre zarfında bir şeyler yapmalıydım. Bebeği yatağına koydum, uykuya dalması çok kolaydı. Anne kız uyurken telsizin birini alıp odaya döndüm. Uykum gelmişti, işe gitmiyor olmanın sıkıntısı vardı içimde. Aydan hanımı aramıştım, Koray izin vermiyor işe gelmeme dedim ve o bunu anlayışla karşıladı. Yarın gidip çıkışımı verecektim. Koray yokken yatakta yatıyordum, bugün de gelmez sanıyordum. Ben yattım, gözlerimi kapattım o odaya girdi. Işığı açıp etrafa bakmadan banyoya girdi. Su sesini duydum, sonra suyun kapanışını. Odaya geri döndüğünde direk beni gördü, yataktan kalkıyordum. "Kalkma" diye emretti. Üzerini çıkarırken arkamı dönüp yatağa oturdum. "Ben yerde yatarım." Sesi bir hayli yorgun geliyordu. "Ben yatarım önemli değil." "Kes te yat zıbar." Kabaydı, belki de sadece bana böyle davranıyordu. "Aç mısın?" "Hayır." "Bir şey ister misin?" "Sus." Kesin cevaplarına ne çabuk alışmıştım da gülesim gelmişti. Halbuki beni tersliyordu. Oysa ben benim kim olduğumu öğrendiğinde kalbimi kırdığını sanıp pişman olmasını istemiyordum. O gün geldiğinde beni yaralanmamış olursa sindirmek onun için kolay olurdu. Belki o zaman o somurttuğu yüzü gülerdi. Çok değil bir an bile olsa nasıl güldüğünü görmek istiyordum. "Yat" dedi yatağın üzerinden pikeyi çekerken. O an giyindiğini anlayıp döndüm, mavi bir tişört giymişti, beyaz bir eşofman altı. Neyse ki ruhu yüzü gibi değildi. Bu sürekli ciddi olup, her şeye kızan insanların renkleri de sevmediğini biliyordum. Sürekli siyah giyinen insanlar da vardı, mesela Yağmur. Bir ara sadece siyah giyiniyordu. O kadar sıkılmıştık ki siyah olan ne kadar kıyafeti varsa hepsini toplayıp atmıştık. Dila ve ben topladığımız parayla ona renkli kıyafetler alıp dolabına yerleştirmiştik. Tabi bunu görünce öyle bir çığlık atmıştı ki yetimhanede duymayan kalmamıştı. Bizde bir güzel kovalandığımızla kalmadık tabi, Yağmur zamanla renkli giyinmeyi sevmişti. Koray halının üstüne yattığında kalkıp ışığı kapattım. Yatağa geri dönüp yattım. Artık sabah olabilirdi, belki anlamı da olurdu. "Evin içinde şortla dolaşma" dedi pijamamın şortlu olmasını kastederek. "Bir dahakine çıplak gezerim" diye karşılık verdim. "Geri cevap verme." "Olur yarın bir fermuar dükkanına uğrar fermuar da alırım ağzıma." "Kes" dedi öfkelenerek. Gülmemek yüzümü yastığa bastırdım. Ciddi sorunları olmalıydı, bu tür şeylere kolayca kızmak onun için çok zor olmalı. "İyi geceler" dedim kendime hakim olup artık uyku moduna girerken. Bir ara uyandım, Koray homurdanıp duruyordu. Doğrulup yere baktığımda yastığına vuruyordu. Başucumdaki ışığı açtım. Kafasını bana çevirdi, çatık kaşlarıyla neyi yola getirmeyi umuyordu. "Sen yatağa geç" dedim kalkmaya çalışırken. "Hayır" dedi beni durdurabileceğini sanarak. Kalktım, yanına gidip dizlerimin üstüne oturdum. Esniyordum bir yandan. "Ne yapıyorsun?" Pikeyi açıp yanına iliştim, belki rahatsız olup kalkardı. Onun yastığına başımı koyup arkamı döndüm. "Yatak boş" dedim ve gözlerim tatlı bir uyuşuklukla dalıp gitti. Gözlerim uykumu aldığıma karar verip açıldığında ensemde bir nefes, boşluğumda bir ağırlık, karşımda bir cıvıltı vardı. Kafamı arkaya çevirdiğimde gözlerim kocaman açıldı. Bıyıklarına rağmen bebek gibi uyuyordu adam. "Yatağınıza ne oldu sizin?" Sesini duyar duymaz aynı anda fırladık. Koray'la aynı anda önce birbirimize bir bana sonra Çağla'ya baktık. Ben hemen ayağa kalkıp sabahlığımı giydim. Artık rutin olduğunda bebeği kucağından aldım. "Mama yapacağım" deyip hâlâ garip garip bize bakarak odadan çıktı, kapıyı kapatmasıyla kahkaha atması bir oldu. Duyuyorum ama... "Ah" diye inleyen Koray belli ki üstüne yattığı kolunun ihanetine uğramıştı. Bebeği yatağa koydum, hanımefendi boncuk boncuk bakıyordu. "Bu odada niye koltuk yok" diye söylenerek banyoya girdi. O kadar haklısın ki, bende bunu çok merak ediyordum. Sonuçta yerde yatmak her yiğidin harcı değildi. Neyse ki benim bir yerim ağrımıyordu. "Günaydın bebek hanım, nasılsın bugün?" "O bir bebek" diye karşılık verdi Koray banyodan çıkarken. "Ne olmuş, sende bir yetişkinsin ama sana böyle sorular soramıyorum" deyip ayağa kalktım. Banyoya girerken "nedense" diye ima yapmayı unutmadım. Elimi yüzümü yıkayıp odaya geri döndüm. Koray üzerini giyiniyordu. Bebeğin yanına gidip uzandım. "Bir saate çıkıyoruz." Ne! Onunla mı çıkıyordum? Nereye? "Sakın nereye diye sorma" dedi tam ağzımı açacakken. Çağla odaya girince o çıktı. "Ben bir duş alayım canım, bakarsın değil mi?" "Tabi ki." Bebeğin mamasını yedirirken bir şey fark etmiştim. Bugün benim doğum günümdü ve sabaha normal uyanmamıştım. Bir telaşım yoktu, yetişmem gereken bir yer yoktu, bomboş bir kafam yoktu. Üstelik üzgün de değildim. Bir sabah uyandım ve bir şey anlam kazanmıştı. Yıllardan beri ilk defa insan gibi normal bir şekilde uyandım, tabi Koray'la olmasını saymazsak. Ya da onu da sayalım. On beş yıl sonra ilk defa yalnız uyanmadım. Kızlarla doğum günlerimiz yan yana olduğumuz zamanlara denk gelmezdi. Telefonum çalıyordu, kızlar arıyor olmalıydı. Uzanıp sehpanın üzerinden telefonumu aldım, görüntü arıyorlardı. Ben telefonu açar açmaz, "İyi doğdun İpek böceğiii" diye bağırdılar. Gülümsemem geniş bir hal aldı. Her zamanki gibi onlar beni sabahın köründe aramıştı. Bazı rutinlerimiz hiç değişmezdi. Bu da onlardan biriydi. "Ya kendine kanka mı yaptın" dedi Dila, Mina'yı görünce. "Evet, çok tatlı değil mi?" "Maşallah diyelim, bahtı güzel olsun." Bu diyen Yağmur'du. "Kimin bebeği o?" "Koray'ın kuzeni Çağla'nın." "Benim derse yetişmem lazım kızlar, kapatıyorum. İpek akşam ararız son gelişmeleri öyle konuşuruz olur mu canım." "Olur canım, iyi dersler." Yağmur öpücük atarak aramadan çıktı. Dila bir şeyler sormak istedi ama önce onunla konuşursam Yağmur bizi kıtır kıtır keserdi. "Bende kahvaltı yapacağım, görüşürüz canım." "Görüşürüz." Telefonu bırakıp mamasını bitiren Mina'yı kucağıma aldım. Onu omuzuma yatırıp gazını çıkarmak için sırtını sıvazlamaya başladım. Çağla geri döndüğünde bebeğini teslim aldı. Bende hazırlanmaya koyuldum. * Şirkete gelip Aydan hanımın odasına doğru gidiyorduk. Koray elleri cebinde yanımda koruma görevi görüyor gibiydi. Benim yerimde başka bir arkadaşım duruyordu. "İpek, hoşgeldin." "Hoşbuldum, nasılsın?" "İyiyim, sen? Evlenmişsin, kocan mı? Yakışıklıymış." Göz ucuyla Koray'a baktım, o sanki burda değilmiş gibi bakıyordu. "Evet, Aydan hanım burda mı?" "Hayır, dışarıda toplantısı var. Naz hanım da doğum için ayrıldı." Tüh, gelmişken onları görebilseydim keşke. "İmzalayacağın kağıtlar burda, tazminatın on beş güne hesabına yatar." Başımı salladım. Bir buçuk yıllık iş hayatım bir imzayla bitmişti. Buruk bir his oturdu içime. Şimdi böyle mi olacaktı? Ben Aydan hanımı bir daha görmeyecek miyim? Naz hanımı, bana koş diyen sardunyayı bir daha görmeyecek miyim? İmzaları tamamlarken bir yaş düştü gözümden kağıdın üzerine, bir yandan bir şeylere sahip olurken diğer yandan hep mi uzak kalacaktım sevdiğim herkesten. Ben verdiğim kararımın bana daha ne yapacağını sorguladım içimden, herkes bir anda yok olmuş olamazdı. Bir yanım kalabalıktır benim, etrafımda hep sevdiğim insanlar vardır. Orda mutluyumdur... Diğer yanımsa hep yalnız, hep karanlıktır. Orda korkuyorumdur, çok korkuyorumdur. Benim sevdiğim insanlara sıkı sıkı sarılmamın sebebim korkularımdan korkmamdır. Bir şeyin en fenası o şeyin sürekli tekrar ediyor olmasıdır. Bir önce ki hayatımda neler eksikti biliyordum ama bu hayatımda tanıdıpım yüzler uzaklaşıyordu benden, korkuyorum. Yanımda ki bildiğim ama bilmediğim bu adamdan korkuyorum şimdi. Birden bire benden nefret eden o adamın sinsi bakışları altında ezildim. Br kadar savunmasız olduğumu tartışmayalım bence, çünkü bir babam yoksa güvendiğin dağlar karlar altında kaybolmuştur. Annem yoksa soğuktur yüreğin. Elini yüreğinin üstüne koysan donar kalır elin koynunda. Kimseye kızgın olmaya bile hakkın yoktur, çünkü kaderin sillesi sana bir cevabı tokat gibi verir. Sert, acıtan bir tokat. Gidemezsin bir kere, atacağın her adımı düşünmek zorunda kalırsın. Gözlerini kapatırken bile koruman gereken şeyler vardır. Bu hisle uyur uyanırsın. En beteri de ne biliyor musunuz? Bir kabustan uyanırsınız ama aslında uyandığınız yerdir kabusun ta kendisi... Koray'ın yanında oturuyordum artık arabada. Ruhsuzluğu öyle soğuktu dışarıda fırtına kopsa ondan daha fazla acıtamazdı. Bugün doğum günümdü ama biraz önce üzülmeye başlamıştım. "Üzülme" diyen sesiyle başım ona döndü. Umut kısa bir an için yüzüme yansıdı ama "benden boşanınca geri dönersin" dedi. "Hatta istersen bunu hemen yapabiliriz. Şu anda." "Ne diyorsun?" "Boşanmayı kabul edersen bende başında ki beladan kurtulana kadar seni korurum diyorum. Gayet adil bir anlaşma." "Koray, biz gerçekten evli değiliz. Niye büyütüyorsun bunu?" "Babam önceden hep 'kadınlar evlilik meraklısı budalalardan başka bir şey değildir. Bir kere boynuna tasmalarını takarlar sonra sen ölene kadar sıkarlar, her zaman mutlu edilmek isterler, sonra sıkılıp başka heyecanların peşine düşerler. Şansın varsa çocuğun yoktur ama şansın yoksa çoktan ölmüşsündür'derdi. " Kaşlarımı kaldırarak salladım başımı. " Anladım. " " Ne anladın? " " Annenin seni neden bıraktığını. " Frene basarak durdurdu arabayı. Ateş saçan gözlerini yine dikti gözlerime. " Güzel kadınlar hep daha fazlasını hakkettiğini düşünürler. Güzelliklerinin karşılığını almak isterler. Sende güzelsin İpek, adın gibisin. Neyse ki gerçekten kocan değilim." "Senin öfken güzel olmamdan mı kaynaklanıyor, yoksa kendine olan güvensizliğinden mi?" "Kadının her türlüsünü gören gözlerimden." Ben ne gördüm peki. Hiç. Yanağıma bir öpücük bırakan çocuktan başka hiçbir şey görmedi gözlerim. Birinin eline yanlışlıkla bile çarpmadı elim. Haklıydı belki de. Kafamın içinde hep masum bir çocuk olarak canlansa da herkesin bir cehennemi vardı. " Bana göre ise erkekler hep kaçar, geriye bir kere bile bakmadan kaçarlar. Arkalarında karısı varmış, kızı kalmış umurlarında bile olmaz. Her zaman bir korkak gibi kaçarlar." Bunu babama nazaran söyledim aslında. "Anladım" dedi. "Ne anladın?" dedim "Babanın seni neden bıraktığını..." O bu söylediğinden keyif alarak arabayı çalıştırdı. Bense yolumun çok çetin bir savaş alanı olduğunu gördüm. O dakikadan sonra bir daha konuşmadık. O telefonla konuşurken girdik eve, salona girdiğimizde Çiğdem hanım yine karşıma dikildi. "Gelin hanım, tatiliniz bittiyse yemeğe yardım edin" dedi kinaye yaparak. Koray'a baktım, o merdivenleri çıkıyordu. "Üzerimi değiştireyim." Bu evde yardımcı yoktu, Asuman yapıyordu yemeği, evin bütün işini tek başına yapıyordu hatta. Odaya girdiğimde Koray yatağın kenarına oturmuş konuşmaya devam ediyordu. Yoğun çalışıyor olmalıydı. Dolaptan rahat bir şeyler alıp banyoya geçtim. Üzerimi çıkardığım ve rahat bir pantolon giydiğim anda kapıyı açtı Koray, çığlık atarak ellerimle göğüslerimi kapattım. O hemen arkasını döndü kibarlık yaparak. "Sen ne zaman girdin buraya" dedi olduğu yerde. Tişörtümü geçirdim üzerime hemen. "Kapıyı çalsaydın ya." "Odaya girdiğini bile görmedim" dedi kızarak. Eşyalarımı kirli sepetine atıp yanında geçerek banyodan. Utancımdan yanaklarım yanmaya başladığında ona bakmadan odadanda çıktım. Hiç hız kesmeden merdivenleri inip mutfağa doğru yürüdüm. Kapıyı açacakken Çağla'yı duydum. "Baktım yatak boş, bunlar yerde yatıyor. Ay ne güldüm ya." Hala gülüyordu. "Ciddi misin? Desene bizim oğlan kıza kıyamayıp yanına yatmış." O çok öyle olmadı aslında ama fark eden bir şey de olmadı yani. "Ay bırak bizim öküz o kızın kıymetini bilemez, anca bağırsın. Bu kızı da hiç anlamadım, çok güzel, e çokta merhametli. Günlerdir kızıma bakıyor sağolsun, onun sayesinde dinledim biraz. Ne buldu Koray'da, çok sevimli de değil, somurtur durur, doğru düzgün konuşmaz. Ne ara gördü onu, nasıl aşık oldu, niye evlenmek için ısrar etti ben hiç anlamadım. " " Bende anlamadım ama sevdim ben bu kızı. " " Bende çok sevdim, hiç gitmesin vallahi. Zaten giderse ben onunla görüşmeye devam ederim, annem onun yanıma gelmesine karışamıyor. " Artık dinlemeyi bırakıp içeriye girdim. "Kolay gelsin" diyerek önce masanın üstünde, pusetinde uyuyan Mina'nın yanına gidip şakağın bir nefes aldım. "Hoşgeldin canım." "Yardım etmeye geldim." "Emir büyük yerden desene" diyerek elime fasulyeleri tutuşturdu Asuman. "Aynen öyle, zaten bir işimde yok. Başa gelen çekilir yapacak bir şey yok" dedim bu bana hiç koymamış gibi gülerek. Biz üçümüz hummalı bir şekilde yemek yaparken birden bire kahkahalar atar olduk. Sohbet benim sıkılmadığım, içinde olmaktan rahatsız olmadığım türdendi. Onlarla kolayca anlaşmıştım. Bir ara Mina uyandı, mamasını yedi sonra bir daha uyudu küçük melek. Yemek ocakta pişerken Asuman'la tezgahları üzerlerini temizledik. Üçümüze kahve yaptım, mutfak masasında oturmuş sohbet etmeye devam ediyorduk. Koray mutfağa girdi. "Yenge bir kahve yapar mısın?" Asuman ayağa kalkarken elini tutup onu durdurdum. "Ben yaparım." "Bahçedeyim" dedi ve gitti. "Nasıl içtiğini çayı şekersiz içmesinden yola çıkarak şekersiz yapacağım" dedim kızlara. İkisi de manidar bir tavırla başlarını salladılar. "Çayı şekersiz içmesinden değil de yüzünden yola çıkarak yapsan yine yanılmazdın güzelim." Çağla'nın söylediği bize yine kahkaha attırdı. Kahvesini yaptım hızlıca, mutfağın kapısında çıkıp bahçeye baktım. Yan tarafta duran masada oturuyordu bu soğukta. Kahveyi önüne bıraktım. Kulaklığını çıkarıp kafasını kaldırdı. " Sağol "dedi, bu kadar. Bir şey değil, elime yapışmadı. Yapışsaydı o zaman görürdün sen. Ne diyorum ben ya. Mutfağa dönüp kahvemi içmeye devam ettim. " Senin oğlan nerde Asuman abla. " " Gece babası gelecek, heyecanlı biraz uyumak istedi. Gelince kalkacakmış. " "Ya kıyamam. Eşin nerden geliyor ki?" "Görevden" dedi ama anlamadım. Çağla'ya baktım. "Abim özel tim komutanı, görevdeydi." "Vay canına" dedim inanamayarak. Asuman kıkırdadı. "Siz hep burda mı yaşıyordunuz?" "İki sene öncesine kadar hayır. O zaman komutan değildi haliyle görev nereye çağırırsa oraya gidiyorduk. İki sene önce tim komutanı oldu ve İstanbul'a geldik. Annemde bizim ayrı yaşamamızı istemedi, eşim sürekli göreve gidiyor diye. Bizde buraya yerleştik. " Anladım der gibi başımı salladım. Merak ettiğim Çağla'nın durumuna nasıl tepki verdiğiydi. Acaba o da annesi gibi kızgın mıydı? Yeğenine yaklaşıyor muydu acaba? O gelmeden bunu anlamayacaktık sanırım. Akşam yemeği için masayı hazırladık. Mina'yı yatağına bırakmak için yukarıya çıkmıştım. Telefonum çalıyordu o ara. Bebeği bıraktıktan sonra odaya koştum. Kapanmadan yetiştiğim arama yabancı bir numaradandı. Beni bir kaç gün önce değil yabancı numara, kızlardan başka kimse aramazdı, bu arama beni biraz ürkütmüştü. Cevapsıza düşen çağrının ardından ekranda aynı numaranın defalarca aradığını gördüm. Yine aramaya başladı, açacaktım bu aramayı, açmadan kim olduğunu bilemezdim. "Alo?" "İpek merhaba!" "Merhaba, kimsiniz?" "Cenan ben, dayının oğlu" demesiyle şok olmam aynı anda oldu. "Numaramı nerden buldunuz?" "Bu önemli değil, eğer müsaitsen buluşmak istiyorum seninle." "Kusura bakmayın ama eşim-" derken telefon kulağımda çekildi. Saçımın acısıyla döndüm. Koray telefonu kulağına koydu. "Evet" dedi ters bir sesle. "Evet eşiyim... Sana ne kardeşim. Ne vardı?... Hayır, bir dahakine avukatı ara." Ve kapattı. "Niye açıyorsun tanımadığın numarayı" diye bana patladı. Vay arkadaş. "Bir kaç gün önce hayatımda sen yokken de çalışıyordu bu telefon." "Eminim böyle arayan yoktu. Görüşmeyeceksin kimseyle." Kendime engel olamayarak güldüm ağzımın içinden, o da bunu duyunca atacağı adımdan vazgeçip bana döndü. "Komik olan ne?" "Beni korumayacağını söylemiştin?!" "Senden ne kadar çabuk kurtulursam o kadar iyi olur diye düşündüm. Hem ayrıca baksana, eğer burda yaşamak istemiyorsan senin evine gidebiliriz. Yani ben orda bir süre daha seninle yaşarım." Allah Allah, ne oldu da böyle söylüyordu acaba. "Sen normal bir insan olsan bu teklife balıklama dalardım ama yemezler Koray. Burda kalıyoruz." Yanında geçip kapıya yürüdüm. "Kocanım ben senin!" "Bende senin karınım ama sor bakalım ne eksik?" Gülerek çıktım odadan ama onun etkisi altında çıkar çıkmaz asıldı yüzüm. Beni aramaya başladılar, ne olacaktı bundan sonra? Yemeğe indim düşünceler içinde, Koray kısa sürede gelip yanıma oturdu. Telefonu masada ellerimizin arasında duruyordu. Kimse konuşmuyordu. "Bebeği niye odada bırakmadın" diyen Çiğdem hanımın sesine sabır dileyerek gözlerimi kapattım. "Oldu olacak Çağla'yı odaya kilitleyin bebeğiyle, hatta onları orda ölüme terk edin herkes rahat etsin." Çatak, kaşık sesleri de bıçak gibi kesildi. Merak ederek başımı kaldırdığımda herkes bana bakıyordu. Meğerse bunlar sadece içimden geçmemiş. "Gelin hanım sen bayağı bayağı kocan yanında diye bize posta koyuyorsun!" "Kocam değil mi? İşi beni korumak değil mi? Bu evde herkes işine bakıyorsa, o da bana bakmakla yükümlü. Afiyet olsun." Ayağa kalktı masanın başına gittim, Asuman ablanın elinde tepsiyi aldım. "Ben götürürüm abla, otur sen." Yemek odasından çıktığımda Koray'ın sesini duydum. Arkamdan, "Deli herhalde" demesi beni güldürmüştü. Azıcık kendine bakar insan, beni kendine benzetti. Yukarıya çıkıp adını bile bilmediğim adamın odasına doğru yürüdüm. Kapıyı vurup içeriye girdiğimde adam yataktaydı. "Nesi var bu kadının ben anlamıyorum. Torununa biraz sevgi gösteremez mi?" Ayaklı masaya koydum tepsiyi, masayı adamın üzerine çekip rahat yiyebileceği şekilde ayarladım. Eliyle yatağı işaret ettiğinde oturdum karşısına. "Çiğdem'den bahsediyorsun değil mi? " " Evet. İnsanlar neden bu kadar acımasız, yani sonuçta ortada bir bebek var. Bebeklere yapılan zulmü ben hiç kabul edemiyorum, bunu normal karşılayamıyorum. Ben mi çok vicdanlıyım, yoksa onlar mı çok akıllı." "Bunu bu yaşında mı sorguluyorsun? Ah gerçekten çok vicdanlısın." "Sizin içinde konuşmaz dedi Asuman abla, ama siz benimle konuşuyorsunuz!" "Babanım ben senin." Allah Allah, Koray'ın kime çektiği belli oldu. "Bende sizin gelininizim ama sorun bakalım ne eksik?" Bunu şaka olsun diye söylemiştim. Ama o ciddiye aldı. "Ne eksik?" Sordu valla. Gözlerimi kaçırdım. "Parmağında yüzüğün eksik, oğlumun gönlünde adın eksik ama bence tam olarak eksik şey bu değil ha?" "Size bir şey soracağım ama ivedilikle aramızda kalacak." "Ben konuşmuyorum zaten kızım sor." "Ah tamam. Koray on beş yaşında yetimhaneye verildi mi hiç?" Adamın yüzü düştü birden bire. Başını cama çevirip derin bir nefes aldı. "Evet, biz kaza geçirmiştik. Onu hastanedeyken sosyal hizmetler teslim almış, amcası yurt dışında olduğu için yasal vasisi yok diye yetimhaneye verdiler. Tabi bir hafta sonra Özer gidip aldı onu ordan." "Kusura bakmayın sizi üzmek istemedim, sadece bunu merak ediyordum." "Ben konuşmuyorum diye ne yaptığımı sanıyorsun, her gün ama her gün bu odadan bununla yaşıyorum ben." "Bu odaya tıkılıp kalmak zorunda değilsiniz, ben sizi gezdiririm." Tebessüm etti, ilk defa sıcacık bir tebessüm kalbime dokunmuştu bu evde. "Ne kadar kötü bir adam olduğumu bilmiyorsun" dedi gözleri dolarken. "Bu önemli değil, bence siz cezanızı fazlasıyla çekmişsiniz." "Sen hoşgeldin güzel kız, sen iyi ki geldin..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD