İnsanın kendini dik tutması da çok zordur. Başına gelen her şeye bir katlanma sınırı vardır ve henüz yıkılmamışsan sınıra gelmemişsin demektir. Bileğimi sıkıyordu, eminim bu şekilde boğazımı sıkmak isterdi. Canımı yakıyordu ama bu defa gevşetmeye niyeti yoktu. Yarım saattir tek kelime etmeden yol aldık birlikte. Şimdi devasa bir bahçede arabadan inmiş karşımda duran kaleye benzeyen eve doğru yürüyorduk. O büyük adımlar atıyor, ben koşmak zorunda kalıyordum. Kocaman kapıya geldiğimizde eliyle kapıyı kırar gibi yumruklamaya başladı. İçim titriyordu. Konuşmamak için dudaklarımı ısırıyordum. O haklıydı, ben orta yerine yerleştim hayatının. Karar bana aitti ve ben bunu kendim için kabul etmiştim.
Kapı açıldı, bizi gören kadın panikle yana çekildi.
"Amca" diye bağırdı Koray. Güçlü sesi kulak yırtıyordu. "Amca" dedi bir daha biz çoktan salonun ortasındaydık. Özer bey bir kapının ardından çıktı. Bileğimi tuttuğu elini kaldırdı. "Bak gelinin" dedi beni göstererek. "Düzenbazlık yapıp imzayı atmamı sağladığın nikahlı karım." Beni öne doğru savurarak bıraktı. Elim bileğime gittiğinde bir kalabalık toplandı etrafımıza.
"Koray!" Özer beyde bağırdı. Kulaklarım yırtılıyordu. Ben bir tek Yağmur bağırdığında korkmazdım.
"Ne oldu? Karımı yaşayacağımız eve getirdim diye kızdın mı yoksa!"
"Yeter, ne yaptığını sanıyorsun? Kimse sana bunun gerçek bir evlilik olduğunu söylemedi. Ne bu öfke!"
"Ne fark eder! Sonuçta nikahlı değil miyiz? Şimdi o da bir GÜNGÖR değil mi?"
"Sesini alçakt, arkadaşın yok karşında." Kolumda hissettiğim elle soluma baktım. Kapıyı açan kadındı, yüzüme üzgün ama anlayışla bakıyordu.
"Ben bu kızın koruması değilim, ne düşündün bilmiyorum ama oturduğum yerde ateşler içinde yanacağımı bilsem onu korumayacağım. Anladın mı? Başına ne gelirse gelsin umurunda bile olmayacak."
"Onu göreceğiz. Asuman, İpek'i odasına çıkar."
"Tabi baba. Gel canım." Ona ayak uyduracaktım ama o engel oldu.
"Yok yok, ben karımı odamıza çıkarırım." Bu defa sağ bileğimi tuttuğu gibi beni sürüklemeye başladı. Merdivenleri çıkıyorduk, trabzanlara tutunarak ayak uyduruyordum ona. Üst kata çıkıp sol taraftan ilerleme başladık. Salona bakan dair şekilde ki koridoru yürüyorduk. Çok dönmeden başka bir koridora girdik, ordan geçip tek kapıdan içeri girdik. Beni yine savurdu. Düşmedim, ben kolay kolay düşmezdim.
"Bak karıcığım odamız, bak bu yatak, şurda da banyo var. Dolapların da hazır merak etme, Aydan anneciğin her şeyini düşünmüş" diyerek dolabı açtı. Kıyafetleri birer çıkarıp odanın ortasına atmaya başladı. Çok öfkeliydi. Terden sırılsıklam olmuştu, sinirden yüzü seyriyordu. Saçı başı birbirine girmişti." Ne bakıyorsun? Al işte yeni hayatın karıcığım beğenmedin mi yoksa. Neyi beğenmedin söyle hadi. Yatağın örtüsünü mü" deyip eliyle çektiği gibi yere savurdu. " Yoksa bu "deyip aynalı konsolun önüne gitti." Bunu mu yoksa "demeye kalmadan aynanın önünde ki her şey ama her şeyi elleriyle yere savurdu. Şişeler kırıldı." Ayna mı rahatsız etti seni yoksa "deyip eline geçen vazoyu aynaya fırlattı. Ayna şangırtılarla birlikte kırılıp odanın dört bir yanına dağıldı. Öylece izliyordum sadece. Karşıma geçti. Bu defa kollarımı tutup sıktı. Öfkeli yüzünü yüzüme yaklaştırdı." Hadi söyle, neyi beğenmedin "dedi tıslayarak. Gözlerine bakıyordum, tavrım bozulmuyordu. Ondan korkmayı istedim ama yapamadım. Kaşlarını çatarak geri çekildi.
" Bitti mi? "diye sordum. Nefes nefese kaldı, hiç hareket etmeden odanın içinde kalakaldı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan bakıyordu.
" Senin cezan bitmez "dedi başka bir ses. Sese aynı anda döndük. Kapının ağzında bir kadın duruyordu. Yorgun, yıpranmış haliyle bize bakıyordu." Bu evde uyumayan bir bebek var Koray. "O an bu karmaşaya sebep olduğum için utanmıştım." Sesini kesip neden ortalardan kaybolup başını belaya sokmuyorsun? " Bebek sesi tuttu evi. Kadın kapıdan uzaklaşarak kayboldu. Başımı yavaşça Koray'a çevirdim. O ise hareket ederek kapıyı çekip çarparak odadan çıktı. Dağınık odanın ortasında bir başıma kalmıştım. Ellerim nihayetinde yüzüme gittiğinde dizlerimin üstüne çöküverdim.
Kapı açıldı, içeriye giren kadın adının Asuman olduğunu öğrendiğim kadındı. Önüme çöküp kollarımı tuttu. Acıyla irkildim o an. Korkarak çekti ellerini.
"Kalk canım." Ellerimi tutup yerden kalkmama yardım etti. Yatağa oturmamı sağladıktan sonra odaya baktı. "Ben temizlerim şimdi" deyince elini tutarak durdurdum onu.
"Ben hallederim" dedim.
"Emin misin?" Başımı salladım. Asuman odadan çıktığında kalkıp yatağın örtüsünü aldım yerden, yatağın üzerine serdim onu önce. Sonra kıyafetleri topladım birer birer. Asuman elinde kova ve elektrikli süpürgeyle geri geldi. Kırılanları kovanın içine toplamaya başladığında,
"Lütfen bırak ben yaparım" diye ikaz ettim ama beni dinlemedi. Bende diğer tarafa geçip ayna parçalarını toplamaya başladım. Kısa sürede büyük parçaları topladık, süpürgeyi çalıştırıp odanın içini çekmeye başladım. O an ince bir yaş düştü yüzüme, hemen sildim. Bu dayanamayacağım bir şey değildi.
"Bunu çıkarırız yarın" dedi konsolu kastederek. Başımı salladım. "Dolabında her şeyin var, eşyaların dün geldi. Evinden alacağın şeyleri seninle bir ara gidip alırız." Elbette gidecektim, elbette evimden eşyalarımı alacaktım ama sonrası için evimi boşaltmayacaktım. Orası hep kalacaktı, ben bir gün oraya mutlaka dönecektim.
" Anne "diye seslendi bir erkek çocuğu.
" Burdayım oğlum. "Asuman odadan çıktı. Odanın her yerini çektikten sonra süpürgeyi kapattım. Odanın içinde göz gezdirdim. Oturacak bir şey yoktu koca odada. Yatağın üzerine oturup bir sonra ki kaosu beklemeye koyuldum. Akşam olmuş meğer, daha bir kaç saat önce uğurladım arkadaşlarımı. Henüz ikisi de aramamıştı. Yağmur birazdan arardı, Dila'nın yolu ondan biraz daha uzundu.
"İpek, yemeğe gel canım." Seslenen yine Asuman'dı. Canımın bir şey alacağını hiç sanmıyordum. Yine de yerimden kalktım. Odandan çıkıp geldiğimiz yoldan aşağıya indim. Gidenleri takip ederek masanın hazır olduğu odaya girdim. Özer bey masanın başındaydı. Bu evde tanıdık bir yüz görmek içimi rahatlattı sadece bir an için.
"Gel kızım, otur şöyle." Gösterdiği yere oturdum.
"Hoşgeldin kızım" dedi Özer beyin sağ yanında oturan kadın. "Ben Özer'in eşiyim, adım Çiğdem" dedi. Başımı salladım. "Asuman gelinim" dedi. Bu şaşırtıcı olmadı. "Oğlu yani torunum Erdinç." On yaşlarında bir erkek çocuğuydu gösterdiği. "Kızım Çağla " dedi bebeği olan kadını göstererek. Başını eline koymuş oturuyordu sadece, yorgundu demiştim.
"Memnun oldum" gibi bir şey çıktı ağzımdan.
"Gürültülü bir giriş oldu ama bizde memnun olduk İpek" dedi Çağla. Eşleri yoktu sanırım burda Çağla ve Asuman'ın.
"Asuman, amcanın yemeğini verdin mi?" diye sordu Çiğdem hanım. Amcası!?
"Şimdi götürüyorum anne."
"Sen hazırla gelini götürsün, tanışırlar hem." Koray'ın babası burda mıydı? Neden masaya gelmiyordu?
Asuman bana baktı, anlamadım ama onayladım. Biraz sonra elinde tepsiyle geldi. Ayağa kalkıp tepsiyi elinden aldım.
"Ben sana odayı göstereyim."
Birlikte ordan çıktık. Salonu geçip merdivenleri tırmandık. Benim çıktığım odanın iki kapı ilerisinde ki bir kapının önünde durduk.
"Endişelenme, amcam konuşmaz." O daha kötü değil mi? Kapıyı çalıp açtı. Yine beraber odaya girdik. Yaşlı adam tekerlekli sandalyede oturmuş camdan dışarıyı izliyordu.
"Amca bak gelinin." Adam başını usulca bize çevirdi. "Adı İpek." Asuman yanına gitmemi işaret ettiğinde adımladım. Tepsiyi yanında duran masanın üzerine bıraktım. Adam beni izliyordu. "Ben sizi yalnız bırakayım." Asuman kapıyı çekerek çıktı. Ne yapacağımı bilmiyordum o an. Ellerimi önümde kavuşturup beklemeye başladım. Adam ciddi yüzüyle yüzüme bakıyordu. "Hoşgeldin" dedi kısık sesiyle. "Ama hiç iyi etmedin" diye ekledi. Bir ağlama istediği dayandı boğazıma.
"Afiyet olsun." Hızla çıktım odadan, o hızla ancak merdivenlerin başına kadar gidebildim. Gücümün kırıldığı ilk an bir basamak inip yere oturdum. Çaresiz ellerim trabzanı tuttu. Bütün bedenimi bir titreme dalgası esir aldığında korkularımla burun buruna geldim.
Aman Allah'ım neredeyim ben?
*
Gecenin bir yarısı odada dört dönüyordum. İçimi paramparça eden bebek sesi kalbimi deşiyordu. Biz henüz on yaşındayken yetimhaneye bir bebek getirdiler. Hemen karşı odaya aldılar onu. Bebek öyle çok ağlıyordu ki, gece sorumlu annenin elinde canı çıkmıştı ağlamaktan. Kadın öyle vicdansızdı ki bebeği bir başına bırakıp yatmaya gitmişti. O ağladıkça bende ağladım, Dila ağladı. Yağmur bizim gibi değildi, üçümüz bebeğin başına gidip sabaha kadar onunla ilgilendik. Acıkmıştı, sürekli bacaklarını karına çekip durduğu için karnının ağrıdığını anlamıştık. Dila mamasını yaptı, Yağmur altını değiştirdi, ben bir havlu ısıtıp beline ve karnına sardım. O gece ilk defa bebek bakmıştık, sonunda uyutmayı da başardık ama ertesi gün sosyal hizmetler geldi ve bebeği alıp başka bir yere götürdüler. Bize kalansa aylarca onu merak etmek olmuştu. Acaba nerde? Nasıl bakıyorlar? Ağlıyor mu? Sonra bir gün müdüre hanım artık sormayalım diye mi bilmem onun evlatlık verildiğini öğrenmiş, zengin ve çocuğu olmayan bir aileye. Bizim sürekli soruyor olmamızdan yola çıkıp yeni hayatında bir fotoğraf bile almıştı.
Çok güzel bir odada, genç bir anneyle çekilmiş fotoğraf, çocuk yüreğimize ferahlık vermişti. Onun için mutlu olmuştuk. O günden beri de bebek sesine duyarlılık kazanmıştık. Nerde ağlayan bir bebek sesi duysak yüzümüz asılırdı. Bizim gibi olmayan bilmez bir bebeğin ağlamasının nasıl acı verdiğini. Şimdi olan da buydu, Çağla'nın bebeği sürekli ağlıyordu. Sonunda odadan çıktım. Işıklar kapalıydı, koridorda kısık lambalar yanıyordu. Sesi takip ederek koridorun başına kadar gittim. Kapıda tereddüt edip kaldım biraz ama vazgeçmedim. Kapıyı tıklattım usulca.
"Gel" dedi ağlamaklı ses. Kapıyı sessizce açıp ışığı açık odaya girdim.
"Afedersin, yardıma ihtiyacın var mı?"
"Anlar mısın bebek bakmaktan?"
"Biraz."
"Orda durma İpek, gelsene."
Kapıyı kapatıp yatağa yürüdüm. Bebeğin yanına oturdum, ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu.
"Nesi var?"
"Bilmem, henüz kırk beş günlük. Gazını çıkardım, altı temiz, karnı tok ama huzursuz işte."
"Kimse yardım etmiyor mu?"
"Annemin bana cezası bu, kimsenin gelip yardım etmesine izin vermiyor."
"Ama neden?"
"Karnımda bebeğimle sevgilim tarafından terk edildim, bebeği aldırmak yerine doğurmayı tercih ettim. Annem çok kızgın hâlâ, bu senin cezan tek başına başa çıkacaksın diyor." Aklıma Yağmur düştü birden. Canım benim, keşke onun annesi de böyle yapsaydı.
"Ama bu vicdansızlık."
"Anneme göre ceza. Neyse işte."
"Neden kucağına alıp gezdirmiyorsun?"
"Dikişlerim iyileşmiyor, uzun süre ayakta kalamıyorum."
"Anladım, izin verirsen ben alabilirim. Çok uykusuzsun değil mi?"
Başını salladı. Bebekle ağlıyor olduğu da bir gerçekti. Bebeği usulca kucağıma aldım. Yavaş yavaş gezmeye başladım odanın içinde. Çağla gözleri bizdeyken uzandı biraz.
"Adı ne?" diye sordum pembeler içinde ki bu çiçeğe bakarken.
"Mina." Ne kadar güzel bir adı vardı. Ve bence çok şanslıydı. Annesi onu yanındaydı.
"Merhaba Mina" dedim minik elini tutarken. Kucağımda biraz olsun ağlamayı durdurup sadece bakmaya başladı. Güzel ela rengi gözleri bana bakıyordu ama ne görüyordu kim bilir. Odanın içinde bir oraya bir buraya gezerken seslerin dikkatini çektiğini anladım.
"Sana şarkı söyleyeyim mi? Annem bana hep böyle yapardı." Küçük kafasını sesi görmek ister gibi çevirip duruyordu. Onunla konuşmamı sevmişe benziyordu. Erkin Koray'ın çok sevdiğim bir şarkısı var. Annem bana söylediği için bu kadar seviyordum belki de.
"İnaaaaan kiiii" diye başladım kısık sesle. "Senden başka, senden başka, senden başka hiiiiiç kimse yok içimde." Sallanarak yürüyordum şarkı söylerken. "Yüzüme bakmasan da, başını çevirsen de seni her gördüğümde, seni her gördüğümde. İnaaaaan kiiii, senden başka, senden başka, senden başka kimse yok içimde..."
Onu annesinin yanına bıraktım, ne zaman uykuya daldığını anlamamıştım bile. Üzerlerini örttüm.
" Teşekkür ederim İpek "diye mırıldandı uykunun arasında. Tebessüm ettim, onları bırakıp odadan çıktım. Odaya doğru yürürken Koray'ı gördü gözlerim. Ayakta durmakta güçlük çekerek yürüyordu hemen önümde. Hızlanıp ona yetiştim.
" Neyin var senin? Bir yerine bir şey mi oldu "diye sordum ama yanına varınca aldığım koku sarhoş olduğunu açıkça belli etmişti.
" Oooo" diye bağıracak olduğu sırada elimle ağzını kapattım.
"Şşş bebek uyuyor." Bir an için durup gözlerime daldı. Ben çekinerek elimi çektim. "Gel hadi." Kolunu tutup onu odaya soktum. Yatağa getirip bıraktım.
" Beni mi bekledin sevgili karım."
"Hayır" dedim ayakkabılarını çıkarırken.
"O zaman beni özledin."
"Hayır."
"Aaa çok ayıp, insan kocasıyla böyle konuşur mu?"
"İnsan karısının yanına ilk günden sarhoş gelir mi?" Önüne oturup kollarını tuttum. Onu kendime çekip üzerinde ki siyah deri ceketini çıkarmaya başladım.
"Kalbimi kırıyorsun ama, seni güzel karşıladım kabul et."
"Hı hı." Başını omuzuma yatırdı birden.
"Senden nefret ediyorum" dedi başı omuzda dururken. Sarhoşken doğruları söyler insanlar, belki bağırmaya takatleri kalmaz kimisinin ama ağzından çıkanlar doğrudur genellikle. "Git bu evden" dedi kendini geri atarken. Başı sehpaya çarpacakken aniden tuttum. Onu yatağa doğru itip başını yastığa yatırdım. Üzerine dolaptan bir pike çıkarıp örttüm. Diğer yastığı elime aldım ama ben nerde yatacaktım? Dolapta sadece bir tane pike kalmıştı. Onu aldım ve yere halının üzerine uzandım. Başa gelen çekilirdi. Ben ilk defa yerde yatmıyordum ama bu yıllar sonra ilk defa olacaktı. Evimi, yatağımı istedim o an.
"Yerde yatma, gel yanıma" dedi sarhoş ve uykulu sesiyle. Onu duymamazlıktan gelip kapadım gözlerimi. Bu gece elbet bitecekti, önemli olan yarındı, yarınlardı.
*
Bebek sesiyle açıldı gözlerim. Sağ omuzdaki ağrıyla doğruldum. Odaya vuran gün ışığına baktım. Sabah olmuş, bugün işe gidecektim. Ayağa kalktığım sırada kapı vuruldu. Gözlerim yatağa gitti, Koray uyuyordu. Yastığı ve pikeyi yatağın üzerine atıp kapıyı açtım. Çağla bebekle karşımda duruyordu.
"Mama yapacağım biraz bakar mısın?"
"Tabi, senin odandayız" dedim Mina'yı kucağıma alıp odadan çıkarken. O hızlıca indi aşağıya. "Günaydın Mina, acıktın öyle mi?" Ben koridoru yürürken Çiğdem hanım belirdi karşımda.
"Ne yapıyorsun sen?"
"Ne yapıyor muşum?"
"Bırak o bebeği yatağına, sonra odana dön."
"Kusura bakmayın ama siz bana ne yapacağımı söyleyemezsiniz."
"Efendim?!"
"Duydunuz, annesi yorgun. Takdir edersiniz ki bir anne yorgun olursa bebeğine doğru düzgün bakamaz. Siz isteseniz odanıza dönebilirsiniz ama ben dönmeyeceğim."
Kadın mıh gibi çattı kaşlarını, sözüne karşı çıkmak hiç hoşuna gitmemişti. Biz hâlâ orda dikilirken Çağla elinde biberonla geri döndü.
" Alabilirim canım, sağol. "
Bebeği annesine teslim ettim, biraz daha iyi görünüyordu. Hâlâ yorgundu ama biraz olsun uyumak ona iyi gelmişti. Kadın bana kızgın bakışlar atarken geri döndüm, Koray arkamdan bizi izliyordu. Üstelik o ciddi bakıyordu. Yengesi o yüzden bir şey demedi zaar. Odaya girdim, peşimden girdi.
"Ben duş alacağım" dedi.
"Ben sen duştan çıkmadan hazırlanıp çıkarım." Hiçbir tepki vermedi ama onayladı herhalde. Banyoya girince bende hazırlanmaya başladım. Çantam yanımdaydı Allah'tan. Burdan işe gitmenin bir yolunu bulurum diye düşünüyordum. Benim için hazır olan kıyafetlere bakıp mevsime uygun olanlarından seçip giyindim. Çantamı takıp odadan çıktım. Merdivenleri inip dünkü yemek yenilen odaya girdiğimde hazır olan masada sadece Özer bey oturuyordu. Omzumun acısını düşünmemeye çalışıyordum.
"Günaydın kızım."
"Günaydın."
"Nereye?"
"İşe" dedim sanki bilmiyordu.
"Koray'a söyledin mi?" Ona neden söylüyorum şimdi ben bunu?
"Hayır."
"Sen ona söyle istersen."
"Neden? Çalıştığımı biliyor zaten."
"Söyle kızım, delirmesin yine." Pes ederek omuz silktim. Çantamı bırakıp odaya gerisin geri çıktım. Kapıyı tıklattım.
"Ne var" diye bağırdı. Allah'ım sürekli bağırıyordu.
"Müsait misin?"
"Hayır."
"Bir şey söyleyeceğim ama." Ses vermedi, bir dakika sonra kapıyı açtı. Gözlerim fal taşı gibi açıldığında üstü çıplak bir şekilde karşımda duruyordu. Ellerimi gözlerime kapattım hemen.
"Ne oldu?"
"Ben... İşe gidiyorum" dedim biraz tedirgin olarak.
"Hayır" dedi yine.
"Ne?" dedim ellerimi indirirken. "Ama ben çalışıyorum biliyorsun!" Elimden tuttuğu gibi beni içeriye çekip kapıyı kapattı.
"Hayır diyorum ben, sen beni anlamıyor musun? Hayır işe gitmiyorsun! Evden dışarıya çıkmayacaksın! Ben ne diyorsam onu yapacaksın! Evlenmeyi sen istedin, kocanın sözünü dinleyeceksin!" Git gide yükselen sesi bütün damarlarımı germeye yetmişti. Sözleri ağırdı belki ama dayanamayacağım kadar değildi. Kendi kendine ceza vermek böyle bir şey olsa gerekti. Çağla haklıydı, benim cezam bitmezdi. Gözüm göğsünün arasında asılı duran kolyemi gördü. Bu beni mutlu ediyordu.
" Peki "dedim yine. Bana düşen ona ayak uydurmaktı ama o yine kızdı. İki adım atıp karşıma dikildi, gözlerimde bir şey görmek ister gibi baktı. Bir şey arıyordu sanki orda.
" Ne biçim bir kızsın sen" dedi hayrete düşerek. "Ben sana bir şeyler söylüyorum ama senin hiç zoruna gitmiyor. Seni kendimden kaçırmaya çalışıyorum, bırak bir adım geri gitmeyi gözünü bile kırpmıyorsun. Sabahlara kadar ağlaman gerekmez mi? Bilmediğin bir dünyaya girdin, nerden biliyorsun burda iyi olacağını da gözlerin bile dolmuyor!"
Benim başımda geçenler beni zamanından bir hayli zaman sonra, artık dayanamadığımda, kaldıramadığımda yıktı. Kendisi bilmiyordu ama şu an o benim için küçük bir fırtınaydı. Elbette savrulacaktım ama ben inatla tutunmayı seçiyordum.
" Bunlar benim dayanamayacağım şeyler değil. Sen o tatlı canını benim hiç sıkma. Ben başımın çaresine bakmayı çok küçük yaşta öğrendim."
Başını benimle uğraşamayacağını belirttir gibi iki yana salladı. Yatağın yanına gidip üstünü giyindi.
"Beni bekleme" dedi ve çıktı gitti. Bir daha ki gelişine kadardı benim zoraki yalnızlığım. O kolye onun boynunda olduğu müddetçe ben ona tutunacaktım. Bir erkeğe hiç tutunma gereği duymadım, hiç beni güvenden tutacak kişinin bir erkek olduğuna inanmadım, zaten onunla bunu düşünerek evlenmedim.
Ben ona beni unutma dedim, unutmamıştı. On beş yıl geçti ama biz bugün aynı çatının altındaydık. Ona bağlı olduğum şeyler aşktan, sevgiden çok farklıydı. Ne kadar korumayacağım derse desin bir gün bunu yapacaktı. Beni önce kendinden korumayı öğrenecekti.
Korkuyorum ne olmuş, siz insan değil misiniz? Siz hiç mi korkmadınız!...