Siz hiç tutunamamak ne demek bilir misiniz? Hiç yalnızlığınız azıcıkta olsa terk edecek sizi deseler buna sevinir miydiniz? Ben her seferinde otogarda onları beklerken böyle yüreğim ağzıma geliyordu. Bütün gece heyecandan uyuyamamıştım. Koray özel korumam olarak evimde kalınca koltukta bütün gece uyumuştu. Gün bizim aramızda tek kelime geçmeden akşamı getirdiğinde otogarda aldık soluğu. Önce hangisinin otobüsü gelecek diye düşünürken Muğla otobüsü yanaştı. İçinden çıkan Dila'dan başkası olamazdı. İnsanların arasından sıyrılınca çocuk gibi zıplayarak koştum. Aynı şekilde beni görünce depar atan arkadaşımla ortada buluşup sımsıkı doladık kollarımızı birbirimize. Kan bağınız olmayan birini gerçek kardeşinizmiş gibi seviyor olmanız ayıp değildir. Bu bütün dünyaya örnek olması gereken bir sevgi biçimidir.
"Yol bitmek bilmedi ya" diye yakındı.
"Hoşgeldin" diyerek daha sıkı sarıldım. Korna sesiyle başımızı çevirdik. Koca otobüsün yanaşacağı yerde duruyor muşuz meğer. Otobüsün ön canımından görünen yüz Yağmur'un onsuz hasret giderdiğimiz için bize kızgın bakışlar atan yüzüydü. İzmir otobüsü biz çekilince yanaştı. Kapılar açılınca Yağmur indi. Hızla atladı üstümüze.
"Ben size sarılmak için beni bekleyin demedim mi?" derken ikimize de aynı anda sarılıyordu.
"Affet kardeşim" dedi Dila. Üçümüz birbirimize üç ayın acısını bir anda çıkarmak ister gibi sarılıyorduk.
"Hoşgeldiniz canlarım, sizi çok özledim."
"Bana bak, sakın ağlama." Yağmur sarılmamız bitince azar turuna geçti. Normalde bu kadar kolay ağlamamam lazımdı ancak bugün benim için başkaydı ve onlar bunu bilmiyordu.
"Hadi hadi çantalarınızı alın eve geçelim."
"Ay evet lütfen, soğukmuş bayağı."
Onlar çantalarını almak için uzaklaştığında Koray dibimde bitiverdi.
"Evlenince onları istediğin zaman göremeyeceksin" dedi. Beni vazgeçirmek istiyordu bunu anlıyordum ama bilmediği bir şey vardı. Bizi hiçbir güç ayıramazdı. Ben onlara gidemiyorsam onlar bana gelirdi. Bunu anlamayacak kızlar değillerdi.
"Evlenince sen neler yapamayacaksın onları düşün bence."
Çattı kara kaşlarını, yine kızdı kendini efendim sanan adam. Benim kolay lokma olduğumu sanıyor olması ne acı.
"Bu kim?" dedi Dila.
"Sen kimsin?" diye direkt ona sordu Yağmur.
"Arkadaşınız söylemedi mi? Koray ben, yarın nikahlanacağı kocası."
Kızların bakışları bana dönünce Koray'a bakmadım. Güya canımı acıtacağını düşünüyordu ne yazık.
"Bahsettim ya kızlar, Koray."
"Ah evet, burda görünce şaşırdık" dedi Yağmur hiçbir şeyden haberi olmadığı halde bozuntuya vermeden.
"Şimdiden peşinde geziyor, Allah'ım çok romantik" diyerek ellerini birleştirip melankolik bir tavırla Koray'a gol atanda Dila oldu. O an yine gülecek gibi oldum ama tuttum kendimi.
"Arabadayım" diye tısladı ve çekildi yanımızdan. Yine kızdı.
"Ne demek bu?" diyerek kolumu tuttu Yağmur.
"Anlatacağım canlarım, hadi eve gidelim."
"Burnuma hiçte hoş olmayan kokular geliyor. Neyse."
Hep beraber Koray'ın arabasına bindik. Üçümüzde arkaya oturduk tabi. Yanında yerim yoktu şimdilik. Evime geldik, Koray eşikten geçmedi.
"Benim bazı işlerim var."
"Tamam."
"İzin almıyorum, haber veriyorum." Ben bu adamın her şeye kızıyır olmasını neden anlamıyorum.
"Tamam." Yani ne değişti şimdi. İkisinin de cevabı bu. Sabır diler gibi kapattı gözlerini.
"Katlanılır gibi değilsin" diyerek homurdanıp merdivenleri inmeye başladı. Kendine bakıyor mu acaba?
"Manyak" diyerek kapattım kapıyı. Arkamı döndüğümde kollarını bağlamış iki kardeşim bana hesap soran kısık gözleriyle bakıyorlardı.
"Dökül" dedi Yağmur.
"Neler oluyor?" Dila biraz yumuşak sordu evet.
"Bana bir miras kalmış, dedemden."
Yağmur ;"Ney ney? "
Dila;"Pardon pardon?"
"Meğer çok zengin olan dedem varlığının yarısını bana bırakmış. Aile fertleri karşı çıkıyor ve benim mirası reddetmemem karşılığında dayımın oğluyla evleneceğimi falan düşünmüşler. Benim patronum olan Aydan Sayar da benim Koray'la evlenmemi istiyor."
"Kardeşim saçmalama, başın dertteyse reddet mirası, sen deli misin?"
"Tam olarak öyle olmuyor işte Yağmur. Patronum mirası reddetmemi istemiyor, hal böyle olunca da güvende olmadığımı düşünüyor. Haksız da değil daha bir gün önce evime girmişler."
"Anlamıyorum, şunu yavaş yavaş ve tane tane anlat." Dila elimi tutup beni koltuğa çekti. Yan yana oturduk ve ben başladım anlatmaya. Onlara bildiğim her şeyi anlattım ve karşılığında koca bir sessizlik aldım. Yağmur ayağa kalktı. Elini beline koydu işte geliyor.
" Evlilik 25 yaşında yapacağımız bir kuraldı İpek!"
"Evet ama kolyemi verdiğim o çocuk olabilir."
"Ne fark eder? Öyle bile olsa kurallarımız vardı. Mesela ilk öpüşmemiz 22 yaşında olacaktı, bu kuraldı. Yaptın mı?"
"Hayır" diye hiddetle ayağa kalktım. Gözlerimiz Dila'ya gitti. Ellerini kavuşturmuş koltuğa siner gibi yaslanmıştı.
"Dila" diye bağırıyordu Yağmur. "Sen 21 yaşındasın."
"Ya ben öpmedim yemin ederim, o öptü. Vallahi bak, ben karşılık vermedim."
"Ben sana ne diyeyim ya, özellikle senin için konuştuk bunu. Hızlı yaşamayacaktık hiçbir şeyi, pişman olacağımız şeyler yapmayacaktık. Başka hangi kuralı bozdun söyle bana?"
"Şey -"
"Of Dila, Yağmur haklı. Sen çok duygusalsın, senin bir acıyı sindirmen bizim ki kadar kolay değil. Başka ne yaptın söyle hadi."
"Arkadaşlar çok ısrar ettiler, bizde tekneyle açıldık."
"NEEEEEE?"
Yağmur'un cırlamasıyla kulaklarımızı kapattık. On sekiz yaşında yurttan ayrılmadan önce bazı kurallar koyduk. Hata yapacaktık ama en birinci kuralımız bedenimize saygı duymak olacaktı. Birine aşık olsak bile el ele tutuşmak, öpüşmek gibi eylemleri yaşımız gelince yaşayacaktık. Otobüsten başka bir taşıt kullanmayacaktık, bunlar bizim en özel anlarımızı paylaştığımız zamanlarda olacaktı. Anı biriktirmek istiyorduk. Başka arkadaşlar edinsek bile birbirimizi ve birbirimize verdiğimiz sözleri unutmayacaktık. Kaldı ki mecbur kaldık, arayıp haber verecek onay alacaktık. Dila iki kural ihlali yapmıştı ve cezası belliydi.
"Önümüzdeki altı ay boyunca Muğla'da toplanmayacağız."
"Ya ama?!"
"İki kural ihlal ettin ve cezan bu, ayda bir kez ya İstanbul'da İpek'in evinde, ya da İzmir'de benim yanımda toplanacağız. Biletini durumunun olmadığı zamanlarda biz karşılarız." Yağmur bir hışımla mutfağa doğru yol aldığında Dila'nın üzgün haline kıyamayıp yanına oturdum.
" Güzel miydi bari "dedim onu kollarımın arasına alırken.
" Hangisini soruyorsun? "Kahkahayı bastık aynı anda.
" Sizi duyuyorum. "
Sesimizi kestik anında. Dila bir şey söylemek için bana baktı.
" Yağmur aşık olduğundan beri bir tuhaflaştı değil mi? "
Evet bu gözle görülen bir detaydı. Üniversiteye başladığından beri kankası olduğuna inandığı çocuğa aşık olmuştu ama bunu fark edince onunla arkadaşlığını kesti, o gün bugündür de her zamankinden daha asabi.
" Bir kere daha konuşmaya çalışalım bakalım."
Kalkıp mutfağa geçtik bizde. Çay demliyordu canımın içi. Bende dolaptan var olan yemekleri çıkardım. Onları ısıtmak için ocağı açarken Dila masayı hazırlamaya başladı.
"Yağmur'cuğum, okul nasıl gidiyor?" diye sordum önce.
"İyi." Kısa ve öz bir cevap. Topu Dila'ya attım.
"Sınavların nasıl?"
"İyi."
Konuşmaya niyeti yoktu, böyle anlarda o konuşmak isteyene beklemek zorunda kalıyorduk. Zaten zor bir kızdı, bir derdi olunca iyice zorlaşıyordu.
"Bir derdin mi canım?" Omuzuna dokunup bana dönmesini sağladım. Belliydi, bizim bilmediğimiz bir derdi olmalıydı.
"Annem beni bulmuş, geçen aradı."
Dudağımı ısırdım, bu onun bu halini açıklıyordu.
"Ne yapabilirim onun için! Yıllar geçti, on beş yıl. İnsan kolay kolay atlatamıyor. Beni özlediğini, bana ihtiyacı olduğunu söylemek onun için ne kadar kolaymış. Benim bir kalbim var, kırılıyor."
Doldu gözlerim, elini tutup gülümsedim yine de.
"Sen ne hissediyorsun peki?"
"İstemiyorum tabi ki de. Benim ailem sizsiniz. Onun için beni bırakmak kolaydı, istememek de öyle. Kendimi suçladığım o günlerin acısı geçmedi. Bir anneye ihtiyacım yok, çalışıyorum, okuyorum, düşüyorum, kalkıyorum, arada bir saçımı okşayıp geçti diyebiliyorum. "
İşte bu acıların en büyüğü olabilirdi. Kendi saçımızı ellerimizin okşaması. Üçümüz yine sarıldık birbirimize. Onun için ağlamak hiç kolay değildi, kız gibi zırlamak ona ölümüne tersti.
" Aynen öyle, kimseye ihtiyacımız yok bizim "diyen pürüzlü ses Dila'nındı. Bu kızı bizi en olmadık anlarda fazla duygusallığıyla gülme krizine sokuyordu. O anlarda onu en sevmediği şeyi yapıyorduk. Onu katılana kadar gıdıklıyorduk. Bizden kaçıp kendini salonda koltuğa attı, bizde üstüne atladık. Altta kalanın canı çıksın oynadık orda ama, Dila nasıl üste çıktı, ben nasıl altta kaldım anlamadım bile. Yağmur üzerime serilip ellerini yüzüme koydu. O anda kapı çaldı ama ben Yağmur'un ısırığına maruz kaldığım sırada çığlık atacakken onunla göz göze geldim.
Koray, kocama açılan gözleriyle bir bana, bir yanağımı ısıran Yağmur'a, birde üst üste olduğumuz için Yağmur'un bacaklarımın arasında kalan haline bakıyordu.
Koray içeriye girip girememekte kararsız kalınca Dila çığlık attı.
"Yakalandık" dedi. Yağmur üzerimden kalkınca hızla ayağa kalktım. Üstümü düzelterek kapıya gidiyordum.
"Kim o demeden niye açıyorsun kapıyı Dila, adam gördü bizi." Yağmur dalgaya almış konuyu uzatırken Koray'ın karşısına geçtim ama o kaşlarını çatmış kızları dinliyordu.
"Demek ki buraya kadarmış, adam evleneceği kızın şey olduğunu öğrendi" diyen Dila koşarak mutfağa gitti. Peşimden de Yağmur. Ben Koray'a o bana bakıyordu. Öksürük tuttu adamı birden.
"Yok yok şaka yapıyorlar. Gelsene içeriye."
Mutfaktan kahkahalar yükseldi birden. Koray bunu duyunca öksürüğü kesti.
"Nasıl şakalar bunlar" diye homurdanıp içeriye geçti neyse ki.
"Yemek yiyeceğiz, mutfağa gel."
Kapıyı kapatıp mutfağa geçtim. Kızlar yemekleri koymuştu. Biz oturduk, Koray mutfağa girip tezgaha baktı.
"Çay var" dedim önüme bakarak. Kapağında cam olan dolabı açıp kendine bir bardak aldı, çayını koyup masada ki boş sandalyeye oturdu. Kızlar kıkırdaşıp duruyordu. Eğer şimdi gülecek olursam yıkılacaktık gülmekten.
Sessizlik içinde yemeğimizi yedik, masayı topladık. Bulaşıkları makineye koyduktan sonra kızlar odama geçti. Üzerlerini değiştirip yatacaklardı, keza bende öyle. Yarın sabah çok erken kalkacaktık.
"Ya ben çay demlemiştim" dedi Yağmur mutfağın kapısına yapışırken. "Dila bilgisayarını al gel, yarın nikahta ne giyeceğiz onu düşünelim." Telefonuna bakarken, ağzında çay bardağı varken Koray garip bir şey yaptı. O an onun neden bu kadar rahat tavırlar sergiliyor olduğunu düşünmeye başladım. Doğru ya bir kaç saatte onun için bir şeyler değişmiş olmalıydı, çünkü Yağmur'un söylediği şey onu alay edercesine güldürdü.
Telefonumu alıp salona geçtim. Aydan hanımdan bir cevapsız çağrı vardı. Telefonum sessizde kalmıştı. Geri aradım hemen.
"Aydan hanım kusura bakmayın telefonum sessizde kalmış. Bir şey mi oldu?"
"Evet canım, Koray sabaha karşı beş buçuğu uçak bileti almış. Nikaha gelmeyecekti yani."
Belki de zorlamamak lazımdı. Belki de istemiyorsa istemiyor deyip vazgeçmeliydim.
"Belki de zorlamanın bir anlamı yoktur, istemiyorsa bende vazgeçmeliyim."
"Canım biliyor musun ben Emir ve Naz'ın nikahını bir kağıt parçasıyla kıydırmıştım. Sende çarşamba günü akşam şirketten çıkmadan önce bunu yaptın. Yani siz şu an resmen nikahlandınız. Sadece Koray'ın haberi yok bundan."
"Ne?"
"Sana emin olup olmadığını sorduk, ivedilikle istediğini söyledin. İmzaladığınız kağıtla nikah defteriniz işlendi, birazdan elinde olur. Ayrıca Koray'a söyleme, kendi öğrensin. İstiyorsa gidebilir."
"Bunu neden yapıyorsunuz?"
"Seni koruyabilecek tek kişi kocan olacaktı, Koray da en iyi aday şu an. Şu miras olayı çözüldüğünde boşanırsın, söz veriyorum yine avukatın ben olacağım."
"Peki" deyip telefonu kapattım. Bunu biraz sindirmem gerekiyordu.
Bazen bir hikayenin tam olarak nerde başladığını anlamazsın, öyle ansızın yakalanıverirsin. Bir bakarsın ki hayatın her zaman olduğundan daha farklı görünür gözüne. Ya birinin hayatını mahvediyorsun, ya da onu bir şeyden kurtarıyorsun. Ben onu hayatını mahvettiğimi hissediyordum. Pişman olmak için daha ne bekliyorsun diyordu içimden kararlı bir ses. İnatla tutundum hatalarıma her zaman. Beni ben yapan şeyler kolay şeyler olmadı. Neden hayatımdaki bu üç insana bu kadar bağlıyım biliyor musunuz? Koray için sol yanağıma bir tokat yediğim için, Yağmur'un bir suçunu üstlenip yetimhanenin soğuk kazan dairesinde tam iki gün boyunca aç kalıp korktuğum için, gece korkudan altına işeyen Dila'nın dayak yemesin diye ben yaptım deyip bize bakan anneden ölesiye dayak yediğim için.
Hiç acıtmadı o dayak, o tokat, o aç kalış. Hiç pişmanlık hissetmedim bunlar için. Dila çok ağlayarak sildi yüzümdeki kanları, Yağmur pişman olup beni elleriyle besledi orda onun için ceza alıp hasta olduğum için. Koray, yanağıma bir öpücük kondurdu acıdığını düşündüğü için. Ve ben hiç yanlış yaptığımı düşünmedim. Hiç pişman olmadım. Peki bu yolculuk bana ne verecekti, neyi umut ederek kabul etmiştim evlenmeyi.
Şimdi evliyim öyle mi? Hemde onunla. Peki ben neresindeyim bu hikayenin.
Biraz sonra yattık. Koray salonda, yine koltukta yatıyordu. Gözüme uyku girmiyordu. Ortamızda yatan Dila Yağmur'a sarılmış uyuyordu, Yağmur'un yüzü duvara dönüktü. Benim yüzümse her zaman olduğu gibi tavana. Aklımda Koray'ın nasıl gideceği vardı. Ben duyacak mıydım gidişini peki?
Diye düşünürken duydum içerden gelen tıkırtıları. Uykum çok hafiftir benim, en küçük sese açılıverirdi gözlerim. Adımlarını dinledim bir süre, sonra sessizce açmaya çalıştığı kapının açılıp kapanışını. Yataktan kalkıp karanlık evde salona geçtim. Gitmişti. Usulca kapıya gidip arkasına oturdum. Bacaklarımı kendime çekip kollarımı sardım. Başımı dizlerime yasladım, bir anı canlandı kafamda.
Size babamın nasıl gittiğini anlatmış mıydım? Dinleyin bir hikayemin yanışını daha. Annem beni yatırdıktan sonra odasına gitti, gece uyumak için yatakta dönüp duruyordum. Normalde annem şarkı söylerken uyurdum ama o gece öyle olmadı. Gece saat kaçtı bilmiyordum. Salondan gelen sesleri duyup kalktım yataktan. Evin ışıkları kısıktı ve ben babamı izliyordum kapının kenarından. Alelacele bir şeyler topluyordu, üzerinde ceketi vardı bir yere giderken giydiği. Bu defa çok gergin ve heyecanlıydı. Salonun ortasında durup bekledi biraz, sonra hızlı adımlarla çıktı evden. Onun peşinden gidip kapattığı kapıya bakakaldım. Hiçbir şey hissetmedim, gittiğini bile. Babamın gidişi anlamadım ben, ne yaptığını anlamadım. Yere oturdum ve sabaha ordan kapıyı izledim. Babam sabah olunca gelmedi... Akşam oldu gelmedi ve yine sabah oldu yine gelmedi.
Annem ağlıyordu sadece, çok ağlıyordu... Ben ağlamadım babam gitti diye. Ben annem gidince yandım, bir daha da sönmedim.
Usulca kalktım, yerime yattım, Dila'ya sarıldım ve uyudum sadece. Yine olacaktı, ne yaparsak yapalım, ne kadar sabah olmasın diye gözlerimizi karanlığa dikersek dikelim olacaktı. Sabahlar hep olacaktı. Belki bir gün bu sabahların bir anlamı olurdu. Kim bilir...
*
Cumartesi sabahı güzel bir kahvaltı yaptık. Gelen giden olmadı. Kızlara nikahtan bahsettim, onlar garip bir şekilde hiçbir şey söylemediler. Bu beni huzursuz etmişti. O gün evden çıkmadık, sadece birbirimizle vakit geçirdik. Yarın öğlen otobüslere binip gideceklerdi.
"Yeter ya, söyleyeceğim" diye çıkıştı birden Dila. "Ne yapıyorsun İpek sen? Kendine ne yapıyorsun kardeşim? İçine siniyor mu şimdi bu?"
"Dila" diye ikaz etti Yağmur.
"Hiç beni susturmaya uğraşma Yağmur, sende biliyorsun ki bu çok saçma."
"Sonuna kadar saçma ama karar İpek'e ait. Başının çaresine bakacak. Hem gerçek bir evlilik bile değil bu. Adam yeğeninin ipini tutmak istiyor, bizde İpek'in güvende olmasını istiyoruz. Bak kardeşim" dedi bana dönerek. Bir elimi Yağmur, diğerini Dila tuttu. "Kendini hiçbir şey için mecbur hissetme. Bizim üzüntülerimizi kimse pamuklara sarmadı, bizi bizden başka kimse anlamadı. Biz kolay büyümedik. Sen kendini korumayı bilirsin ama oldu ki koruyamıyorsun, hani oldu ya çok çaresiz kaldın... Hiç düşünme bile atla otobüse, birimizin yanına gel. Biz üçümüz birbirimizi her zaman buluruz, yeter ki isteyelim. "
Dila ;" Evet aynen öyle, o adam seni üzerse eğer, canını yakarsa bize söyle. Her şeyini paylaş bizimle. Sakın üzüleceğimizi düşünme. Eğer kendini bizden ayrı düşünecek olursan bizi kırarsın. "
" Asla, sizi hiçbir anımda uzak tutmam. Benim ailem sizsiniz."
Sarıldık... Ben bir tek dostluğumuza çok güveniyordum. Başım dara düşse diyorum ki benim kardeşlerim var. Kalbimde olmaları bile yeter beni güçlü kılmaya. Biz içten içe hep yalnızız ama yan yana gelince dünyanın en kalabalık insanlarıyız.
*
Otogardan önce kalkacak olan Dila'nın otobüs saatini bekliyorduk. Söyleyecek çok şeyimiz vardı ama biz susarak bunu kolaylaştırıyorduk sanki. Dila'nın otobüsü çalışınca kalktık yerimizden. Dila çoktan açtı muslukları. Birde cezası vardı tabi. Gelecek ay İzmir'de buluşacaktık.
"Güle güle çiçeğim" diyerek sarıldık yine üçümüz.
"Kendinize çok iyi bakın kardeşlerim. Sizi çok seviyorum tamam mı? Gelecek ay görüşeceğiz inşallah."
Bizden ayrılıp geri geri gitti bir müddet, sonra gidemedi. Koşarak gelip tekrar sarıldı bize.
"Sizi çok seviyorum, çok seviyorum."
"Bizde seni çok seviyoruz canım. Kendine dikkat et. Varınca ara."
"Dila, ağlayıp durma kızım. Saçımı başımı yolacağım ya."
"İyi be tamam, görüşürüz."
Otobüse binerken "sakın arkamdan ağlamayın sizi döverim" deyip yerine oturdu. Bize sulu gözleriyle birlikte gülerek el salladı. Sanki her şey ağır çekimde oluyordu. Gülümsüyordu. Bu ayrılık hep aynı yerde, aynı şekilde yaşanıyordu. Üzüyordu.
" Ah Dila, üzümlü kekim" dedi Yağmur. Onun yanında güçlü durur, sonra o gidince bütün gardı düşerdi. O bizden bir sene daha ayrı kalacaktı. Yağmur'un bu sene okulu bitince İstanbul'a gelecekti, bir sene sonra da Dila. Bir sene daha hasret kalacaktık onun çilli yüzüne.
Yarım saat kadar sonra da Yağmur'un otobüsü hareketlendi.
"İner inmez arayacağım İpek böceğim, kendine iyi bak. Seni üzene ben ne yaparım biliyorsun."
"Biliyorum canım. Kendine dikkat et."
Sıkı sıkı sarıldık. O da otobüse bindi, kısa sürede yola çıktı. Göğsümün ortası yine yalnızlığın acısıyla sızladı ama ben gülümsedim. Otobüs otogardan çıkana kadar el salladım. Artık eve dönme zamanı gelince taksi görmek için etrafa bakındım. Dolan gözlerime takılan sert bakışlar tam karşımdaydı. Bedeni öfkeden kaskatı kesilmiş, gözleri ateş saçıyordu. Bastığı yeri titreten adımlarımı üzerime doğru gelirken bir hikayenin başladığı yerdeydim...