PROLOG : Külün Hafızası.➰️
"Sonra bir kişi veda edecek; tüm şehir gitti sanacaksın..."
İnsan bazen birini hayatında öyle bir noktaya koyar ki, gidişi kendi kıyameti olur. Bu; olduğu yerde saatlerce, yıllarca çakılı kalanların hikayesi... Yarım hayatların, sevdanın hem en dibini hem de en zirvesini aynı anda tadanların hikayesi.
Sahi, sevgi neydi? İyilikti... Emekti... Ama sevda öyle haindir ki; yakar, kül eder. Kavuşamamak da sevdadır; yarım kalmışlıktır, tükenmişliktir. Bir 'Merhaba' ile bir 'Hoşçakal' arasındaki o daracık, o uçurumlu mesafedir.
İnsan hayatında binlerce şeyi sevebilir; kitapları, çiçekleri, gökyüzünü... Ama kör kütük, deli divane olacak şekilde sadece bir kez aşık olur. O hissi sadece bir defa yaşar ve bir daha asla geriye dönemezsin. Koşulsuz peşinden gidersin; minicik bir umuda tutunup, sana bir parça sevgi kırıntısı verecek diye tüm yıllarını gözünü kırpmadan heba edersin.
Peki, niye yapıyoruz bunu kendimize? Önümüzde binlerce seçenek, binlerce başka yol varken, neden şartsız koşulsuz o cehennem çukuruna doğru yürüyoruz? Üstelik sonunda mutluluk da yok, biliyoruz. Mutluluk bir yere kadar... Öyleyse ne tutuyor bizi o yangının tam ortasında?
Şahin Karacadağ o yangının ortasında sevdiğine kavuşmanın beklentisiyle kül oluyordu. Günlerden yine Nefes, yine Nefes idi onun için; saatler Nefes’i Nefes geçiyordu... Baktığı yer, gördüğü göz oydu ve Nefes onun gönlünde öyle bir taht kurmuştu ki, kimsenin gücü yetmezdi onu oradan kıpırdatmaya. İstanbul’un yetimhanesinden Beyoğlu sokaklarına uzanan bir yaşamda Nefes, Şahin’e nefes olmuştu, yuva olmuştu. Kimsesiz Şahin’ken, Nefes’in Şahini olmuştu.
Şahin, yetimhaneden koruyucu aile olarak evlat edinilmiş, o aile Beyoğlu’nun en mütevazı muhitlerinde büyütmüştü onu. Ama Şahin on sekizine girdiği gün, maalesef ki büyük bir kaza sonucu hayatlarını kaybettiler ve Şahin tekrar yetim kaldı... Ama Nefes ona daha on dördünde, o karanlık günlerinde canına can, yoluna yoldaş olmuştu.
Ama gelgelelim ki mahallenin delikanlılarından Bekir dükkana adım atmış ve o hayatının cehennemi olacak sözleri fırlatmıştı:
"Şahin abi, Nefes ablayı babası satmış! Adamlar yaka paça, saçlarından sürükleyerek götürüyorlar!"
Kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Nefes’in o üvey babası olacak lanet herif yüzünden kızın çekmediği kalmamıştı, hâlâ da çekiyordu. Reva mıydı bu?
Şahin üstüne başına, yağına kirine bakmadan koşarak Nefes’e yetişmeye çalıştı. Nefes’e vardığında arabaya bindirilmeye çalışılıyordu. Araya girdi:
"Dokunma ona!"
İtti Nefes’e dokunan o kirli elleri. Mahallenin delikanlıları toplandı Şahin’in yanına, destek verdiler. "Sorgusuz sualsiz yanındayız," demelerine gerek olmadan varlıklarını belli ettiler... Geri adım attı o kirli eller, mahallenin o dik duruşu karşısında arabaya binip kaçmaktan başka çareleri kalmamıştı.
Nefes, titreyen bacaklarıyla Şahin’in göğsüne yığılırken ağladı içi sökülürcesine. Ama Şahin’in göğsü oradaydı, en büyük sığınağı... Şahin kafasını kaldırdı, alnına ufak bir öpücük kondurdu:
"Güzelim bana bak... Senin gözünden akan her damla için onları daha çok ağlatırım. Ağlama boncuk gözlüm, bana güven, her şey yoluna girecek..."
Bu belirsizliğin içinde Şahin’in güven veren sözleri içini az da olsa rahatlatmıştı Nefes’in. Şahin elinden tuttu; o lanet olası Haşmet’le yüzleşmek, hesaplaşmak için Nefes’in de elini tutarak yola koyuldu. Peşlerinden gelen mahallenin delikanlılarına Şahin durun diye bir el hareketi yaptı:
"Bu benim meselem, siz karışmayın. Ben kendim halledeceğim."
Her ne kadar istemeseler de delikanlılar oldukları yerde kaldılar ve arkalarından bakabildiler sadece. Şahin ve Nefes o belirsizliğin içinde kayboldular.
Eve geldiklerinde Haşmet olacak o lanet, elinde rakısını yudumluyor, elindeki paraları neşeyle sayıyordu. Annesi olacak, her şeye susan, sessizce kabullenen Feriha Hanım da yanında oturmuş bir şey söylemiyordu. Karşı da koymuyordu; kızının satılmasına bile bile sessiz kalmış, "kaderimiz buymuş" demiş, başını eğmişti...
Şahin kapıyı kırarcasına içeri girdiğinde Haşmet’in gülen yüzü solmuş, elinde olan paraları saklamaya çalışıyordu. Şahin, Haşmet’in yakasına yapıştı. Haşmet ise o iğrenç üslubuyla alay ediyordu:
"Sen kimsin ulan kimsesiz yetim? Parasını aldım o kızın, sülaleni sikerim senin! O kız o adamla evlenecek, gidecek. Bırak seni ilgilendirmeyen konuya burnunu sokma!"
Şahin güldü acı acı. Haşmet’in yakasından tutan eli daha da sıklaştı:
"Bilirsin biz sevdalıyız. Benim yarimi nasıl başka ele verirsin? Gerçi ben olmasam bile senin bu kıza bunu yaşatmaya ne hakkın var Haşmet! Kumarına seslenmedik, gece hayatına ağzımızı açmadık ama benim sevdiğime dokunan o ellerini kırarım! Öz babası bile değilken sen benim efulimi kime satıyorsun ulan şerefsiz? Bir de adamım diye geziyorsun ortada!"
Haşmet ellerini itmeye çalıştı ama Şahin öyle bir tutmuştu ki, Haşmet’in o alkol tutan ellerinden güç çıkmamıştı. Feriha ise sadece olan biteni bir köşeden izliyor, ağzını bıçak açmıyordu; açsa da zaten yine Haşmet’e arka çıkardı.
O sırada Haşmet beline uzandı ve silahını çıkardı:
"Sen kimsin lan piç! Benim evimde benim kararlarımı sorguluyorsun."
Şahin geri adım atmadı, aksine silahın üzerine doğru yürüdü. Haşmet’in silahı tutan elleri daha da sıklaştı, kurşunu namluya doğru sürdü:
"Geri bas yoksa vururum! Senin gibi aç köpeğe acımam bile, geri bas diyorum sana!"
Haşmet’in sesi duvarlarda yankılandı. Nefes ise duvara sırtını yaslamış, ağlamaktan helak olmuş halde, "Şahin dikkat et! Geri çekil Şahin! Sana bir şey olacak!" diyerek haykırıyordu telaşla...
Şahin, Haşmet’in elinden silahı almaya çalışıyor; Haşmet bırakmamak için direniyordu. O arbede sırasında silah patladı... Ve birkaç saniye geçmeden Haşmet olacak şerefsiz, kanı boydan boya gömleğini sararak yere yığıldı. Gözleri açıktı ama nefes almakta zorlandığı her halinden belliydi.
Şahin nefesini tutmuş gibi olduğu yerde kalmış, bir adım dahi kıpırdayamıyordu. Nefes çığlık çığlığa bağırıyor, gözlerinden yaşlar akıyordu. Feriha ise gözleri fal taşı gibi açılmış, olduğu köşede donup kalmıştı.
Hayat bazen istemediğin noktalara getirebilir insanları, istemediği şeyler yapmak zorunda kalabilirler. Ve o gün Şahin’in, istemeden de olsa ellerine kan bulaşmıştı.
Sevdiği kadın için bir erkek daha ne kadar ileri gidebilirdi ki?